221B Baker Sokağı | Sherlock’un Komşusuyum

Paylaş:

“O KADIN”

Olmayan bir evde, bulunmayan bir adresde, hiç doğmamış ve asla ölmeyen biriyle komşuluk etmek ender rastlanan bir durum. Orası muhakkak. Bu açıdan kendimi şanslı addettiğim doğrudur.

Söz konusu adres Baker sokağı, 221B numaralı müstakil ev. Söz konusu komşum ise hepinizce malum. İkinci katta oturan özel dedektif Sherlock Holmes. Sherlock’un özel hayatını, başından geçen maceralar kadar öğrenmek isteyen çok sayıda hayranı var. Ben de onlardan biriyim. O nedenle bu satırlarda okuyacaklarınız, Baker sokağı 221B adresinde olup biteni hayattaki tek meşgalem gibi gösterebilir size. Hatta belki mahalleye sadece bu yüzden taşındığımı söyleyenler de çıkacaktır aranızdan. Öyle düşünüyorsanız çok da yersiz sayılmaz.  Ama bu mesele aramızda kalsın. Komşumun gördüklerimi, öğrendiklerimi sizlerle paylaştığımı duyması hoş olmaz. Dedikodu yaptığımı düşünür. Bu da aramızı bozar. Zaten bildiğiniz gibi cinsime güvenmediğini açıkça, sağda solda, eline her fırsat geçtiğinde dobralığıyla dile getiren biri. Ama yanlış anlamayın. Onun bu tavrından gocunduğum filan yok. Aslında bu muameleye cinsim itibarıyla yabancı olduğumu da söyleyemem. Mamafi o dedektif cinsinin en iyilerinden. Orası kesin. Dolayısıyla kadınlar hakkındaki genel tavırları ona duyduğum hayranlığı azaltmıyor. Ayrıca Bohemya’da Skandal adlı hikayesi bu teşhisimde haklı olduğumun kanıtı. Sherlock’un tek yenilgisi “o kadın.” Hazırladığı muhteşem planı -ilk ve de son defa- bir tek o kadının aklı boşa çıkarır.

Her seferinde erkeklerin başını döndüren, sade bir vatandaş olduğu halde, Kral’dan üstün, soyludan çok daha soylu, kılıktan kılığa girip, kılık değiştirmenin ustası bir kadın “o kadın”. Sherlock’u bile faka bastıracak kadar akıllı. Kendi seçtiği bir adamla evlenen ve Sherlock’un kalbini çalıp götüren kendi başına buyruk. O günden beri ona ismiyle hitap etmedi Sherlock. Onu herkesten ayrı tuttu.

Bohemya kralının minnetle ona bağışladığı paha biçilmez yüzüğe metelik vermeyip Kral’dan ödül olarak çok daha kıymet verdiği “o kadının” resmini alıp, resmi odasının başköşesine yerleştirir.

Mantık yürütme ve gözleme meziyetlerinin mükemmelliği sayesinde duygudan mahrum bir makinaya benzemesine rağmen. “O kadın”ın dışındakilere erkeklerin amaçları üzerindeki peçeyi açan özellikleriyle hayranlık duyar o.

Her türlü sosyal dünyaya gerçek bir bohemin ruhuyla başkaldıran da odur. Kendini evine, kitaplarına, kemanına ve araştırmalarına gömen de o.

Kusursuzluğu değil onu en iyi mertebesine oturtan. Peşine düştüğü tehlikelilerin zafiyetini, alaleladeliğini kendinden tanıyan, bu şekilde başkalarını da tanıyabilen zihni. Bir haftasının öteki haftasını tutmadığı da malum. Birinde aşırı enerji ile durmadan çalışan da o. Bir sonrakinde kendini kokaine teslim eden, uyuşturucunun etkisiyle başı buğulu, rüyalar alemine dalıp dünyadan elini ayağını çeken de o.

Uyuşturucudan yakasını kurtardığı zamanlarda evin ikinci katında bütün ışıklar yanar. Aklını sıkılmaktan kurtaracak bir meşgale bulmuş demektir. Onun ince uzun silueti pencerenin önünde bir kaybolur bir görünür. Bir sır peşinde odasını arşınlar durur. 1891’de basılan “Kırmızı Başlılar Ligi”nde, “Hayatım,” diye hayıflanır, “varoluşun alalade ortamlarından kaçmak için harcadığım uzun bir çabadan ibaret. Gustave Flaubert’in George Sand’e yazdığı gibi. İnsan bir hiç, bütün mesele yapılan iş! O kadar.” İşte bu sözleri kadınlar konusunda onu ele veren en önemli ipucu.

İlk dedektif Auguste Dupin sayesinde ona dedektifliği öğreten, ilk polisiyenin yazarı şair Amerikalı Edgar Allen Poe gibi, onun da Fransız yazarı George Sand’in hayranı olduğunu ifade eder bu sözleri. Asıl adı Aurore Dupin olan George Sand’den o da Poe kadar etkilenmiştir. Beğendiği bir başka Fransız yazarı, burjuva düşmanı, yine bir bohem olan Gustave Flaubert gibi. Mektuplarında, Sand’e “Sevgili Hocam” diye hitap eder Flaubert.

Sand, aristokratlığı hariç, aynı Sherlock’un aşık olduğu “o kadın” gibi erkek kılığında dolaşarak, Paris sosyetesini, yazarlığı, bohem yaşantısı ve aşıklarıyla allak bullak edip birbirine katmış cesur bir pipo düşkünüdür.  Küçük yaşta kaybettiği erkek kardeşinin adı Auguste Dupin’dir. Bana kalırsa edebiyatın ilk dedektifinin ismi hakkındaki en önemli ipucu da bu.  Sand’in kaybettiği erkek kardeşi ve de erkek kimliği. Kendine yazarlık adı olarak George Sand gibi bir erkek adı seçmesinde, ayrıca hem erkek hem kadın kimliğini doğallıkla üstlenmesinde kaybettiği kardeşinin payı büyük.  Sherlock’un arasıra erkek cinse de romantik ilgi duyabileceğini ima eden ikili karakterine yansır Sand’in ikili kimliği. Bohem karakterine siner.  Poe’nun bohem dedektifine Auguste Dupin ismi yakıştırmasındaki gibi. Sherlock’un “O kadın”ı tanıdığı hikayeye bohem sözcüğü böyle girer. Hikaye Bohemya’da Bir Skandal adıyla yayınlanır.

Ansiklopedileri kopyalayan kırmızı saçlı katipleri konu alan Kırmızı Başlılar Ligi adlı hikayesi, Sherlock’un bu ruhunu sergileyerek son bulur. Flaubert ve Sand arasındaki mektuplardan yaptığı “İnsan bir hiç, bütün mesele yapılan iş! O kadar” alıntısı ile.

www.sebnemsenyener.com

ŞEBNEM ŞENYENER

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum