Bir dedektif kızının anıları – Diploması olmayan okul ÖDD mezunu

Paylaş:

Aslında sizlere “Dedektiflik Maceralarım” adını verdiğim, oldukça heyecanlı, çokça komik ve aynı zamanda her daim bir parça sıkıcı hikâyelerimi anlatacaktım. Hikâye dediysem, elbette hepsi bizzat yaşadığım, içinde bulunduğum işlerle ilgili anılardan ibaret.

Öncelikle dedektiflik işinin perde arkasındaki durumu anlatarak başlamayacağım. Bir “Dedektif Kızı” olarak bir süre dedektiflik maceralarını dışarıdan izleyip, bazı işlerde kobay olarak kullanılırken gözlemlediğim ve uzun süre babamın deyimi ile “Diploması Olmayan Okul ÖDD / Özel Dedektifler Derneği”’nin faaliyetlerine aktif olarak katıldıktan sonra kaçınılmaz son olarak bir gün ben de bu işin içindeki yerimi aldım.

Özel Dedektiflik, Analıtık düşünce Yapısına sahip olmakla birlikte dikkat ve sabır gerektiren bir meslektir.

İsmail Yetimoğlu

ÖDD BAŞKANI

 

Söylemem gereken en önemli şeylerden biri, bu meslek tam anlamıyla başlı başına bir adrenalin deposu. Evet! Ama her işte olduğu gibi, bu işte de bir hayli sıkıcı taraflar var. Ben ilk takip işlerimden birinde bu sıkıcı halin tam ortasına düştüm. Sabahın çok erken saatinden, gecenin  geç vaktine kadar, bir sokağa park etmiş arabamızın içinde bekleyerek. Ah evet, çok sıkıcıydı.

Eğer iki kişilik bir ekipseniz şanslısınız. Biriniz wc ye giderken, diğeriniz nöbete devam edebiliyor. Acıktın mı? Arabada yersin, çünkü o arabadan ayrıldığın an hedef şahıs çıkarsa göremezsin! Kitap okumak mı? Tabi ki olmaz, ya kafanı kitabına gömdüğünde onu kaçırırsan? Telefonla konuşmak mı? Olmaz! Olmaz, olmaz! Dikkatini dağıtacak hiçbir şey yapamazsın. Bir anlık bir dalgınlık, bütün günün ziyan olmasına yeter.

O yüzden, sadece beklersin. Ve bu işin en sıkıcı tarafı işte bu bekleme anlarıdır. Bazen günlerce, gecelerce beklersin. O bekleme aşamasında kafanda delice senaryolar kurarsın. Mesela,  “Şu gelen kırmızı araba, belki de kadının sevgilisidir!” “Aaa, yoksa bizi fark etti de başka bir araçla mı çıktı?” Hımm, yoksa o da bizi mi takip ettiriyor?” Sorular, sorular…

Bu arada çalışma bölgesinin iyi analiz edilmesi ve bölgede kamufle olmanın yollarını bulmak gerekiyor. Uzun süre bekleme yapılan yerlerde “Balkondaki teyzeden, mobese kameralarından” gizlenmek ve deşifre olmamak en önemli faktörlerden biridir.

Ve işte o an gelir, hedef şahıs bulunduğu yerden çıkar ve siz onca tetikte beklemelere, onca dikkate rağmen hazırlıksız yakalanırsınız. Bu işler böyledir. Bütün planlar, bütün varsayımlar, “şöyle yapalım, böyle yapalım”lar uçar gider. Araç kullanan gaza basarken, bir diğeri telefona sarılır, ekibin diğer üyelerine haber verilir. Ne yani? Tek bir ekiple takip yapılabileceğini mi düşündünüz? Yok artık! Film mi çeviriyoruz?

Evetttt, işte her şey tıkır tıkır yoluna girmiştir. Hedef şahıs birkaç araç önden giderken, ardındaki en az iki araç, bir motorlu ekipten haberi yoktur. Çantada keklik değil mi? Ne kadar yanılıyorsunuz!  Bir trafik ışığına bakar, ya da birkaç hatalı sollamaya… Hooop, kuş kaçıverir elinden. Tüm o beklemeler, tüm o çekilen açlık ve wc çileleri, hepsi boşa gider. Pes etmek yok tabi, ertesi gün sabahın körü, yine aynı konumda, sar başa, tekrar yaşa. (Sonuç istediğimiz gibi olana kadar;)

Ama aynı araç olmaz, hatta bazen aynı kişiler bile olmaz. Değiştirmek gerek, sürekli yenilemek, yenilenmek. Kış olsa şanslıyız, atkı, bere, bazen peruk yetişir imdadımıza. Soğuk mu? O da nesi? Takip, istediğimiz gibi gitmişse, işte o zaman her şey keyifli olur. Ekip olarak araştırmanın yapıldığı bölgede en popüler aktivite ne ise o yapılır ve stres atılır.

Gün sonunda, ister olumlu ister olumsuz geçsin, tüm ekip bir araya gelip, beyin fırtınası dediğimiz o heyecanlı sohbetlerimiz saatlerce sürer. Birimizin kaçırdığı bir ayrıntıyı bir başkası yakalamış olur. Çektiğimiz görüntüleri, detaylarıyla inceleriz, belki farklı bir şey vardır diye. Keyiflidir evet ama asla kolay değildir.

Bazen, ultra lüks bir otelde kalman gerekir ancak otelin hiçbir aktivitesinden faydalanmaya zamanın olmaz. Bazen en popüler plajda güneş altında durup denize giremezsin, bazen bir sokakta ayakta dikilmen, bazen oranın elemanıymışsın gibi bir restaurantta çalışman gerekir. Bazen de çok pahalı bir Nişantaşı butiğinden alışveriş yapman… Bazen ünlü bir gece kulübü veya pavyonda meyve suyu içmen.

Bazen yat kiralayıp en güzel koylarda denizin tadını çıkartırsın, bazen de açık termal havuzda soğuk meyve suyunu yudumlayıp keyfini çıkara çıkara hedef kişiyi takipte tutarsın…

Yani, uzun lafın kısası her işte olduğu gibi bu işte de iyi ve kötü yönler var. Ve ben bundan sonrası için, eğer okumak isterseniz Dedektif Kızının Anıları başlığı altında yaşanmış dedektiflik hikâyelerimle buralarda olacağım.

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum