Cevat Yurdakul – 12 Eylül dönemi cinayetler ve tuhaf yargılamalar

Paylaş:

Cevat Yurdakul

Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul[1] nasıl öldürülmüş? Önce onu inceleyelim, daha sonra soruşturma ve yargılamalara göz atalım.

İncelediğim tüm belgelerde ve kaynaklarda cinayet şu şekilde anlatılıyor:

Cumhuriyet Caddesi ile Adalet Caddesi’nin kesiştiği kavşakta, makam otomobili yavaşladığı sırada, pusuda bekleyen bir otomobil yolu kapatıyor, bu otomobilin içinden inen iki kişi makam otomobilini yaylım ateşine tutuyor. Cevat Yurdakul vücuduna isabet eden dört kurşunla olay yerinde hayatını kaybediyor. Makam aracında bulunan Yurdakul’un kayınpederi ve makam şöförü ağır yaralanıyor. Olay esnasında dükkanının önünde oturan yaşlı bir adam da hedefini şaşıran kurşunlarla hayatını kaybediyor. Yaylım ateşini gerçekleştiren iki kişi, olaydan sonra ters istikametlere doğru koşarak kaçıyorlar. Bu durumda, cinayeti gerçekleştiren iki kişi; bu kesin. Cinayete yardım eden en az bir kişi daha var. O da aracı kullanıp yolu kapatan sürücü. Cinayeti tasarlayanları saymazsak bu davadan en az üç kişinin yakalanıp ceza alması gerekiyor; ama öyle olmuyor. Her siyasi cinayet davasında olduğu gibi, bu davada da gizli eller devreye giriyor, cinayetin üstü örtülüyor, yargılama usulleri değiştiriliyor, sanıklar yakalanıyor, bırakılıyor, tekrar yakalanıyor, afla çıkarılıyor, ceza indirimleri getiriliyor. Yargı paketleri açılıyor, kişilere özel aflar çıkırılıyor, kamuoyu vicdanı karartılmaya devam ediyor.

Yıllar süren yargılamalar sonucunda Adana yöresindeki hızlı ülkücüler yargılanıyor, soruşturma kapsamında ifade veren ülkücülerin bazıları ölüm emrini Başbuğ Türkeş’ten aldıklarını söylüyorlar. Bunun üzerine dönemin MHP  Kurucu Genel Başkanı Alpaslan Türkeş de ölüm emrini vermekten  yargılanıyor, uzun yargılamalar sonucunda  tüm sanıklarla birlikte o da  beraat ediyordu.

Adana Emniyet Müdürünü öldürmek suçu sonradan tek bir kişinin üstüne,  Muhsin Kehya’ya yıkılıyordu. Muhsin Kehya, CHP Adana ve Kayseri il başkanlarını öldürmek suçlarına ilaveten Cevat Yurdakul cinayetinin de bir numaralı sanığı olarak yargılanmış ve ağırlaştırılmış müebbet cezası almış. Olayın gerisini 13 Temmuz 2012 tarihli Milliyet Gazetesindeki haberden takip edelim:

12 Eylül öncesinde Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ile CHP Adana İl Başkanı avukat Ahmet Albay ile CHP Kayseri İl Başkanı avukat Mustafa Kulkuloğlu’nun öldürülmesi olaylarına karıştığı gerekçesiyle mahkûm olan Muhsin Kehya, 3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest bırakıldı. Cezasının bitmesine 13 yıl kalan Kehya, serbest bırakıldıktan sonra dün akşam yakınları tarafından Elbistan Cezaevi’nden alınıp, memleketi Elazığ’a getirildi. Muhsin Kehya, Malatya– Elazığ sınırında bulunan Elazığ’a 50 kilometre uzaklıktaki Kömürhan Köprüsü’nde karşıladı. Karşılama sırasında ’Bozkurt Muhsin’ sloganları atıldı. Yaklaşık 50 araçlık konvoyla karşılanan Muhsin Kehya, uzun araç konvoyu ile ağabeyinin yaşadığı Elazığ’ın merkeze bağlı Koparuşağı Köyü’ne gitti.

 

Televizyonda canlı yayına katıldı

Köyden Elazığ’da yerel yayın yapan bir televizyon kanalının canlı yayına katılan Muhsin Kehya, cezaevinde kaldığı sürede Saidi Nursi’nin kitaplarını okuyarak geçirdiğini, Kur’an okumayı öğrendiğini ve kendini ibadete verdiğini söyledi. “Son yıllarımı genellikle Risale-i Nur üzerine yoğunlaştırdım” diyen Kehya, tahliye olup olmayacağı konusunda bir beklentisinin olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:

“Sayın Erdoğan’dan böyle bir beklentimiz vardı. Sözünde durdu sağ olsun. Kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca bütün Ak Partililere, Bülent Arınç’a, Selçuk Özdağ’a, Haluk İpek’e ve tabi genel kurulda desteklerinden ötürü MHP’ye hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Hala daha heyecanım devam ediyor benim. Kendi köyüm, sevdiklerim ve aileme kavuştuğum için mutluyum.”

 

“Bir  pişmanlık duymuyorum”

BBP’nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun, “O dönem gençler kullanıldı” sözlerine katılmadığını belirten Muhsin Kehya, “Bu rahmetlinin kendi görüşü. Ben özellikle şunu söyleyeyim. O kullanma kelimesini biraz abartılı buluyorum. Ben kullanılmadım şahsen. Ama bir başka ülkücü ağzıyla konuşmak da istemiyorum. O günün şartlarında öyle gerekiyordu, öyle bir mücadele verdim. Dolayısıyla herhangi bir pişmanlık falan da duymuyorum. Allah rahmet eylesin o öyle düşünmüşse kendi fikridir, kendi görüşleridir. Bu anlamda ben kullanıldığımı sanmıyorum” dedi.Türkiye’nin geleceği konusundaki düşüncelerini anlatan Muhsin Kehya, “Vallahi AKP doğrultusunda ülkenin gidişatı şimdilik gayet iyi. Biz memnunuz şahsen. Ben aslında siyasetten uzak bir insanım. Ben ülkücüyüm. Ülkücü ile MHP’nin çizgisi farklı bana göre. Benimki daha farklı. Ben İslami ağırlıklı bir ülkücüyüm. İslamiyet’e gönül vermiş bir insanım” dedi.

İnanması zor ama gerçek. Türkiye’de işlenen bütün siyasi cinayetlerin öncesinde hedef seçiliyor, sonra bu hedef açık açık gösteriliyor. Nerdeyse kurbanlara  mumlu bir davetiye göndermedikleri kalıyor. Sözünü ettiğimiz kitapta, Cevat Yurdakul’un nasıl tehdit edildiği şu cümleyle açıklanıyor. Bu tehdit, bir basın toplantısıyla açıkça kamuoyu ile paylaşılıyor.

Cevat Yurdakul görevi bıraksa da, yurt dışına kaçsa da yakasını elimizden kurtaramayacak.

Bu sözleri kim sarfediyor? Dönemin MHP milletvekilleri Cengiz Gökçek ve Ali Gürbüz. Tehditler bu kadarla sınırlı kalmıyordu.

MHP yanlısı Hergün Gazetesinde  Yurdakul hedef gösteriliyor,  tehdit ediliyordu; tehditlerin dozajı günden güne artıyordu.

Yurdakul, Adana’da neler yapmış, kimlerin tekerine çomak sokmuştu? Sorunun yanıtını kaynağımızdan aktarmaya devam edelim.

Ve Yurdakul hızla çalışmaya başladı. 6 ay gibi kısa bir sürede 17 cinayeti aydınlatıp 50’den fazla sağ ve sol eylemciyi yakaladı. Yalnız terörün üzerine gitmiyordu Yurdakul. Adana’daki yağ sıkıntısına yağ fabrikalarının stok yapmasının neden olduğunu anlıyor ve yaptığı baskınlarla 500 ton margarin ve on bin ton ham yağ stoku ele geçiriyordu. Böylece Yurdakul’a cephe alanlar arasına yeni çevreler de katılıyordu. Yurdakul ayrıca büyük boyutlu bir ehliyet yolsuzluğunu ortaya çıkarıyor, olaya adı karışan emniyetçilerle Adana Belediye Başkanı Selahattin Çolak’ın akrabalarını gözaltına aldırıyordu.

Emniyet müdürünün bu çalışmaları, Adana Sıkıyönetim Komutanlığının tepkisini çekmişti. Ortaklaşa iş yapması gereken devletin iki kurumu birbirine güvenmiyordu. Sıkıyönetim komutanlığının güvensizliği o kadar açıktır ki, Cevat Yurdakul’u takip ettirmektedir. Asker, polisi takip ediyor. Ne garip? Ülkemizde bunlar dün olduğu gibi bugünde oluyor. Fakat bir farkla, şimdi polis, polisi; polis, askeri takip ediyor.

Sıkıyönetimin denetimindeki cezaevinden telefonla Cevat Yurdakul tehdit edilmektedir. Hem de açık kimlikle, bu tehditi yapan mahkumun adı Yunus Uzun’dur. Elde edilen bilgilere göre, Yunus Uzun cezaevinden gardiyan elbisesi ile çıkıyor, çeşitli eylemlerde bulunup tekrar cezaevine dönüyormuş.

Uğur Mumcu’nun Tüfek İcad Oldu adlı kitabında, 29 Eylül 1979 tarihli yazısı yer alıyor. O yazıyı Mumcu şöyle bitiriyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’deki terör Adana’dan yönetiliyor, terörün vurucu gücü Adana’dadır. Adana’da terörün kaynaklarına inmek isteyen bir Emniyet Müdürü böylesine öldürülüyorsa, devlet Adana’da teröre boyun eğiyor demektir.

Aylardır, “Devlet nerede?” diye soruyoruz. “Adana’dadır” diyecek devlet yetkilisini Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’un tabutu başında saygı duruşuna çağırırız…

[1]  28 Eylül 1979 sabahında ülkücü bir grup tarafından aracı kurşunla taranarak öldürülen Adana İl Emniyet Müdürü. Cinayetin sanıklarından Muhsin Kehya, cezaevinden iki kez firar ettikten sonra Almanya’ya kaçtı. 1997’de idam edilmeme koşuluyla Türkiye’ye iade edildi ve 36 yıl hapis cezasına mahkûm oldu. Üçüncü Yargı Paketi olarak bilinen yasal düzenleme doğrultusunda 12 Temmuz 2012’de tahliye edildi.

 

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum