Dragos Cinayeti

Paylaş:

Dragos cinayeti, bundan beş yıl öncesine ait bir olaydır.  Bu olayı, cinayetin soruşturmasını üstlenen Komiser Mitat’tan dinliyoruz…

İstanbul’un, çapkınlıklarıyla tanınan ünlü kuyumcusu Agop Melekyan, Dragos’daki evinde bıçaklanarak öldürülmüştü. Ceset, çalışma odasındaki kapağı aralık olan büyük çelik kasa nın önünde, antika bir İran halısının üzerindeydi. Olay yerine geldiğimde adam öleli aşağı yukarı bir saat olmuştu. Bu da cinayetin öğleden sonra saat ikide işlendiğini gösteriyordu. Nitekim, Melekyan’ın bileğindeki saat, yere çarpınca tam 13.57’de durmuştu.

Çalışma odasında herhangi bir boğuşmanın izleri görülmüyordu. Belli ki katil, adama sinsice arkadan yaklaşmış ve hızla üst üste boyun bölgesine bıçak darbelerini indirmişti. Doktorun söylediğine göre cesette tam dört kesik vardı. Bunlardan biri şah damarına isabet ettiği için, ölüm çabuk ama bol kanlı gerçekleşmişti.

Maktulün sırtı, bahçeye açılan camlı kapıya dönük olduğundan, katil buradan gelmiş olmalıydı. Kapı kapalı ama kilitli değildi. Kapı kolundaki parmak izleri ise silinmişti. Kasadaki 4 altın külçesi ve 60 bin Amerikan doları kayıptı. Muhtemelen katil tarafından alınmış olmalıydı. Kasadaki tahvil ve hisse senetleri ise yarinde duruyordu.

Burası bahçeli, iki katlı büyük bir evdi. Agop Melekyan burada, kendisinden hemen hemen 30 yaş küçük olan dördüncü karısı Anita ile birlikte oturuyordu. Daha önceki evliliklerinden dört oğlu bir de kızı olmuştu. Üniversitede okuyan 19 yaşındaki oğlu Yerçanik hariç, diğerleri evli ve yurt dışındaydılar.

Öğrendiğime göre baba ile oğulun arası hiç iyi değildi. Fazla para harcadığı, okulu ihmal ettiği için baba-oğul sık sık kavga ediyorlardı. Ama söylenenlere bakılırsa bu kavgaların asıl nedeni üvey anne Anita’ydı. Diğer kardeşleri gibi o da bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış, babasına karşı açıkça cephe almıştı. Üvey annesiyle aralarındaki sürekli geçimsizlik, Agop’un onu sık sık uyarmasına neden oluyor, bu da delikanlının gururunu kırıyordu.

Anita’nın kendisinden bu kadar yaşlı bir adamla evlenmesi -Melekyan 64 yaşındaydı-,   dedikodulara sebep olmuştu. Herkes onun parası için ünlü kuyumcuyla evlendiğini, ama büyük aşkı, televizyon dizilerinin ünlü oyuncusu Cem Vargın’ı hâlâ unutamadığını ve onunla gizli gizli görüşmeye devam ettiğini söylüyordu. Bu söylentiler, Agop Melekyan’ın da kulağına gelmiş, bu yüzden karı koca arasında birkaç gün önce tatsız bir münakaşa yaşanmıştı.

Bu gece, Agop’un Macaristan’dan önemli konukları gelecekti. Bunlardan biri Profesör Norbert’ti. Prof.  Norbert, Budapeşte’de bulduğu Agop Melekyan’ın büyük dedesi tarafından yazılmış, eski bir kitabı yanında getiriyordu.   Agop, 60 bin  doları bunun için hazırlamış ve kasasına koymuştu. Bu parayı profesöre emeklerinin karşılığı ve ona duyduğu minnet dolayısıyla verecekti.

Ceset, saat 14.25’te Anita tarafından bulunmuştu. O sırada evde Yerçanik’ten başka bir de evin emektarı Elise vardı.  Hepsini teker teker sorguya çektim. Bana şunları anlattılar:

Anita: Cem’le nişanlıydık ama bozuldu sonradan nişanımız. Medeni insanlarız, tabii ki görüşeceğiz. Ne var bunda. Ben Agop’u severek evlendim. Yerçanik başta olmak üzere herkes onu bana karşı kışkırtmak için ellerinden gelini yaptılar. Ama Allah şahidimdir benim alnım ak. Bu gece kocamın bir Macar ahbabı ve onun iki dostu bize yemeğe geleceklerdi. Kocam ondan bir kitap satın almış. 60 bin dolara hem de. Parayı bugün sekreteri sarı bir zarfın içinde getirdi. Kocam da zarfı kasaya koymak için çalışma odasına gitti. Onu bir daha görmedim. Canlı olarak yani. Bir saat sonra merak edip odasına gittim. Yerde yatıyordu. Her taraf kan olmuştu.

Elise: Otuz yıl oldu burada çalışmaya başlayalı. Artık aileden biri sayılırım. Yerçanik’i de ben büyüttüm. Evin her işi benden sorulur. Akşam yemeğe Macarların geleceğini öğrenince gulaş yapmaya karar verdim. Tabii bizim usul. Fakat kör olasıca kasap istediğim kuzu butlarını öğleden sonra gönderdi. Saat neredeyse iki olmuştu. O yüzden kasabın çırağına bağırdım durdum. Sonra da pişman oldum tabii. Ama gulaşın akşama yetişmesi neredeyse imkansızdı. Bunu Agop efendiye nasıl söyleyeceğimi kara kara düşünürken Anita’nın çığlığını duydum. Butları mutfakta öylece bırakıp koridora koştum. Çalışma odasının kapısı açıktı. İçerden Anita’nın sesi geliyordu. Ağlıyormu gülüyor mu anlayamdım. O sırada Yerçanik geldi ve benden önce kapıdan içeri baktı. Bana gelme dedi ama gittim baktım ve herşeyi gördüm.

Yerçanik: Anita babamın dördüncü karısı. Onun babamı sevdiğine asla inanmadım. Babamın da inandığını sanmıyorum. Herhalde zamanı gelince sepetleyecekti başından. Babam çok çapkındı. Ama izini hiç belli etmezdi. Anita gibi neler geldi geçti babamın kucağından. Son tartışmamızda bana “Sen okulunu bitirmeye bak, her şeyin zamanı, sırası var, zamanı gelince ben gerekeni yaparım, bana güven evlat,” demişti. Babamın kasasında her zaman değerli bir şeyler olurdu. Kasa şifreliydi. Babamdan başka kimse açamazdı. Şifrenin yazılı olduğu kağıt, ….. bankasının kasasında duruyordu. Babamın sekreteri o gün sarı bir zarf getirmiş. İçinde para varmış. Ben görmedim. Ben o sırada mutfakta Elise ile kahve içiyordum. Annem ben küçükken ölmüş. Trafik kazasında. Bana Elise baktı. Sonra, kasabın çırağı etleri getirince odama kaçtım. Ben vejeteryanım. Omuzunda butları görünce midem bulandı. Ne yapayım elimde değil. Odamda bilgisyarımı açıp maillerime bakmaya başlamıştım ki, Anita’nın o cırlak sesini duydum. Aşağıya inip “Kes sesini be” diyecektim ama durum başkaymış. Gerisini biliyorsunuz.

***

Gerisini bildiğimden pek emin değildim. Anladığım kadarıyla evdeki 3 kişi ağız birliği etmişçesine bir şey görmediklerini ve duymadıklarını söylüyorlardı. Birden kasabın çırağı aklıma geldi olatın olduğu saatte oda evin yakınlarında olmalıydı. Belki o bir şey görmüş ya da duymuş olabilirdi.

Kasap dükkanı Cevizli’deydi. Sahibi iriyarı, kel kafalı, neşeli bir adamdı. Müşterilerinin çoğu zengin insanlarmış. Genellikle telefonla sipariş verirlermiş. O da soğuk hava depolu kamyonetiyle götürürmüş. O gün Agap beylerden sipariş çok geç bir saatte gelmiş. Kendisi meşgul olduğundan yardımcısı Hasan gitmiş onun yerine.

Yirmi beş yaşında, ince uzun bir  genç olan Hasan’ın anlattıkları da şunlardı.

Hasan: Patron, hemen gitmemi söyleyince aceleyle üstümü bile değişemeden çıktım. Oraya daha önce de gittiğimden adresi biliyordum. Mutfakta evin oğlu kahve içiyordu. Beni görünce tiksinerek baktı ve kaçtı. O cadı kadın da neden geç geldim diye bağırıp çağırdı. Sanki kabahat bendeymiş gibi. Sonra bana kahve ikram etmek istedi ama kabul etmedim. Çıkarken, bahçeden geçiyordum, bir kadını pencerelerin önünde gördüm. Camlı bir kapıyı açıp içeriye girdi. Ama mesafe bir hayli uzaktı. Kadın olduğunu havada uçuşan saçlarından anladım. Tabii uzun saçlı bir erkek te olabilirdi.

***

Kısa bir araştırmadan sonra, maktülün vasiyeti hakkında biraz bilgi sahibi oldum. Karısıyla evlilik sözleşmesi yaptığı için Anita bir miktar paradan başka bir şey alamayacakmış. Elise’ye de aylık gelir ile  Arnavutköy’deki bir apartman dairesi kalıyormuş. Ölene kadar da Dragos’daki evde –isterse- oturabilecekmiş. Geri kalan bütün mal mülk ise çocuklarının olacakmış.

Ceset çoktan kaldırılmıştı ama ben yine cinayetin işlendiği odaya gittim. Kasanın kapısı hâlâ aralıktı. Katil buradaki değerli kağıtları niye almamıştı acaba?  Hasan’ın gördüğü kim olabilirdi? Anita’nın saçları uzundu. Elise topuz yapmıştı saçlarını. Yerçanik’in saçları kısaydı. Tabii katil, tanınmamak için peruk da takmış olabilirdi. Birden kafamın içinde bir şimşek çaktı. Allah kahretsin bu neden daha önce aklıma gelmemişti ki? Bu cinayeti bir tek kişi işlemiş olabilirdi. O da…..

 

Bu cinayeti işlemesi mümkün olan tek kişi kim?

Katilin kim olduğunu tahmin ediyorsanız,  elinizdeki gerekçelerle (kanıtlarla) birlikte bize yazınız.

Doğru cevabı veren 3 okurumuza birer polisiye kitap hediye edeceğiz.

Polisiye Bulmaca’nın cevabını gelecek sayımızda okuyabilirsiniz.

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum