ERCAN AKBAY’DAN AKILÇELEN

Paylaş:

Ercan Akbay’ın Oğlak Yayınları tarafından 2015 yılında yayımlanan Nadia Groza Dosyası’nı ve 2016’da yine aynı yayınevi tarafından ilk basımı yapılan Akılçelen’i bu yıl içinde okudum.

Ercan Akbay’ın Tilki Tilki Saat Kaç? ile başlayan hali hazırdaki üçlemesinden okuduğum ilk romanı Fotoğrafçılar Kulübü Nadia Groza Dosyası’ydı.  Karanlık, boğucu bir atmosferde geçen, son ana kadar sırrını koruyan cinayet öykülerinden biri Nadia Groza Dosyası. Karakterlerden empati kurabileceğiniz kimsenin olmaması farklı bir roman okuduğunuz hissine yol açıyor, bu his öykülemedeki atmosferin karanlığıyla birleşince İskandinav polisiyelerini anımsatıyor. Ezcümle soğuk, mesafeli ve fakat tüm bunlarla birlikte sürükleyici bir roman Akbay’ın Nadia Groza Dosyası.

Maceraperest Kitaplar ve Benim Yaşlı Gözlerim

Ercan Akbay kitapları hakkında bir şeyler yazmaya başlarken ve yeri gelmişken bir konu hakkında küçük bir serzenişte bulunmak istiyorum.

Ferhan Şensoy’un öz yaşam öyküsünü yazdığı kitaplarından birindeydi sanırım. Kalemimin Sapını Gülle Donattım olabilir. Usta tiyatrocumuz, okuma konusunda en hazzetmediği durumun, kitaplardaki yazı fontlarının küçüklüğü olduğunu söyleyip kendi kitaplarının fontlarının büyük seçilme nedenini açıklıyordu. Ferhan Şensoy’un ne demek istediğini ve bu söylediğinin nasıl bir sıkıntı olduğunu -yaklaşık 15 yıl önce- okuduğumda anlamaya çalıştığımı ve anlayamadığımı hatırlıyorum. Şimdi aradan geçen yıllardan sonra ne dediğini anladım. Oğlak Yayınları’nın Maceraperest Serisi sanıyorum cep kitap boyutunu seçerken daha genç okuyucuyu hedefliyor. Peki, sadece soruyorum; yaşımız kemale erdi diye polisiye okuyamayacak mıyız?  Okumadan duramayacağım kitaplar yayımlıyor bir taraftan da. Yayımladığı tüm kitapları ısrarla okumayı sürdürürsem yakında sesli kitaplara geçmek zorunda kalacağım bunu söyleyeyim.  Gözlük numaramı bu kadar hızlı ilerleten yayınevidir kendileri. Dixi et salvavi animam meam. ( Söyledim ve ruhumu kurtardım. )

Akılçelen- Dr Sinan Us Dosyası

Uzak doğu kökenli bir spor olan Sidoju’nun Türkiye’de otorite haline gelmiş ustası Anton Şihan’ın bir grup kadın “müridi” tarafından taciz ve tecavüzle suçlanmasıyla açılıyor roman. Suçlayanlar aynı zamanda Anton’un iş ortakları ve hatta birisi, sevgilisi de olan Deniz.

Rus-Gürcü kökenli bir Türkiye vatandaşı olan Anton Cemali Uzakdoğu’da aldığı Sidoju eğitiminden sonra Şihan- Büyük Usta mertebesine gelmiş ve Türkiye’ye yerleşmiştir.  Yerleşmekle kalmamış tabir caizse binlerce yandaşa, savunucuya, öğrenciye ulaşmış bir işletmeler zincirinin “efendisi” durumuna gelmiştir.

Bir takım Uzakdoğu öğretilerinin başka ülkelerde ve bizim ülkemizde mürit-hoca ilişkisi ne durumdadır onu bilmiyorum, merak da etmedim. Fakat Akılçelen’de Ercan Akbay Sidoju ustasını değil de örneğin;  Bıyıklı Anton Efendi Tarikatı’nı da koysaymış odağa, ülkemiz gündemi için sırıtmazmış doğrusu. Takipçilerinin bir peygamber edasıyla peşinde dolaşması, yalnızca konuşmasıyla bile onlarca insanı peşinden sürüklüyor oluşu, özellikle kadınlar üzerindeki etkisiyle bir tarikat şeyhi edasında Anton Şihan. Bir tarikatın, müritlerinin ve yandaşlarının psikolojik çözümlemeleri ve örgütün işleyişi konularında çok başarılı bir omurga oluşturmuş yazar. Sidoju diye bir Uzakdoğu sporu var mı, Şihan diye bir mertebe var mı konuları tüm bunların yanında önemsizleşiyor.

Taciz vakasıyla Nadia Grozna Dosyası’ndan da bildiğimiz Serdar ilgileniyor. Serdar’ın kendini Şef’e kanıtlama telaşıyla işi eline yüzüne bulaştırması ve bunu temizleme telaşı sırasında bir cinayet işleniyor. Yine ilk romandan tanıdığımız Psikiyatrist Sinan Us, danışanlarından Deniz’in sıra dışı seansı sonrasında öldürülüyor. Basit bir kalp krizi teşhisi konulacakken aslında Us’un doğal bir ölümle yokluğa yürümediğini anlamak ise Caner’e düşüyor.

Serdar, Şef, Caner, Caner’in kendine güvensiz iş ortağı ve sevgilisi Gül’le bu yeni macera sayesinde yeniden karşılaşıyoruz.

Romanın sonuna kadar heyecanı, gerilimi çok rahat sürdürüyor yazar. Okuyucunun merakını yan öykü ve çıkışlarla diri tutuyor.

Öykü sağlam, dil ve kurgu sağlam.

Ercan Akbay romanlarında okuyucuyu en çok rahatsız edebilecek başlık, karakterler olabilir. Karakterlerin tümünün geçmişine dair bir arazı var, hatta o arazı çoğu hali hazırda sürdürüyor. Fakat söylemeye çalıştığım bu değil.

Edebi eserlerde mutlak iyi veya mutlak kötü arayışında değilim. Yine de özellikle Caner ve Gül konusunda bir derinlik eksikliği hissediyor insan. Nadia Grozna Dosyası’nda daha belirgin olan bu eksiklik duygusu Akılçelen’de azalmakla birlikte tam olarak giderilmiş sayılmaz. Giderilmesi gerekir mi tam bilemiyorum elbette. Ana karakterlerdeki derinlikle ikincil karakterlerdeki derinliğin birbirine denk olacak kadar yakın olması sorun bence. Örneğin, Deniz karakteri Gül karakterinden daha ayrıntılı ele alınmış. Buna rağmen Deniz konusunda da emin olamıyoruz. Bu durum karakterler konusunda başta da bahsettiğim “empati” eksikliğinin asıl sebebi.

Roman kahramanlarının eksikleriyle fazlalıklarıyla sıradan birer insan olarak resmedilmeleri yazarın takdiri. Fakat Ercan Akbay’ın affına sığınarak söylüyorum sıradan insan olmak için bile fazla sıradan bu karakterler. Bu sağlamlıkta bir konu ve kurgunun çok akılda kalıcı özellikte karakterlerinin olması gerekir sanki. Şunun için söylüyorum; yazıyı yazmak için masaya oturduğumda; her iki romana dair bütün olaylar çok net biçimde aklımda kalmışken karakterlere dair hiçbir imge canlandıramıyorum. Cinayetler ve sebepleri roman boyunca çok incelikle düğümlenip çözülüyor fakat karakterler çözülmüyor.

Sonuç olarak; karakterler konusu benim “takık” olduğum bir konu. Romanlarını çok severek okuduğum Ercan Akbay, yeni kitaplarını merakla beklediğim yazarlardan. Okuru bol olsun.

 

 

Akılçelen-Dr Sinan Us Dosyası/Maceraperest Kitaplar

Yazar: Ercan Akbay

Yayım Tarihi: 2016

Sayfa Sayısı: 368

Yayınevi: Oğlak Yayınevi

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum