Jack Unterweger – Travma yazıları

Paylaş:

Avusturya’da ve Los Angeles’ta son zamanlarda hayat kadınlarına yönelik artan seri cinayet vakaları, iki tarafın da polis teşkilatlarının dikkatini çekmeyi başarmıştı. Her seferinde kurbanlar tahta sopalar, demir çubuklar veya ağaç dallarıyla cinsel saldırıya uğramış ve iç çamaşırlarıyla boğularak öldürülmüşlerdi. 1974 yılında Margaret Schafer’in sutyeniyle boğularak öldürülmesi ile başlamıştı cinayetler. Hemen akabinde bu olaydan sorumlu olarak “Johann” Jack Unterweger gözaltına alındı.

1950 Avusturya doğumluydu Jack Unterweger. Hapiste bulunduğu süre içinde kendini tamamen eğitime ve edebiyata adayarak romanlar, çocuk oyunları, şiirler ve bir de otobiyografisini yazdı. Fegefeuer adını verdiği biyografisini yayınladı. Bu kitabıyla Avusturya’da bestseller oldu. Daha sonra kitap sinemaya “ Araf ya da hapishaneye yolculuk” adıyla uyarlandı.

1989 yılında Avusturya’nın o dönemde sürdürdüğü resozialisierung projesinin en büyük başarısı olarak kabul edildi ve şartlı tahliyesine karar verildi. 15 yıl hapishanede kalan Jack Unterweger, bazı entelektüellerin ve Avusturyalı politikacıların isteği üzerine 1990 yılında serbest bırakıldı. Bu kişiler Jack Unterweger’in tamamen rehabilite olduğunu düşünüyorlardı. Avusturya ulusal radyosunda muhabirliğe başlayıp, pek çok dergide ve televizyon programında boy göstererek kendine Avusturyalı entelektüeller arasında oldukça önemli bir yer edindi.
Serbest kaldığı yıl Viyana’ da 6 hayat kadınını, 94 yılına kadar ise Los Angeles’ta dahil olmak üzere 5 hayat kadınını daha öldürdü. Tekrar tutuklanıp cezaevine konduktan sonra, pantolonunu aynı cinayetlerinde yaptığı gibi düğümleyerek kendini asıp intihar etti.

Neden sürekli hayat kadınlarını seçiyor ve kurbanlarına akıl almaz işkenceler yapıyordu?

2000 yılında Wroclaw polisine gelen bir telefonda şehrin ortasından geçen Oder nehrinde cesede benzer bir varlığın olduğu ihbar edilmişti. Bunun üzerine olay yerine gelen polis ekipleri itinalı bir çalışma ile cesedi zarar vermeden ele geçirmeyi başardılar. İlk göze çarpan ceset üzerinde bulunan işkence izleriydi.

Daha sonra yapılan tetkik ve çalışmalarda cesedin Polonyalı işadamı Dariusz Janizevski’ye ait olduğu saptandı.
Polis, yaptığı araştırmalarda Dariusz Janiszevski’nin etrafında sevilen bir kişi olduğunu ve herhangi bir düşmanı da olmadığı sonucuna ulaşmıştı. Birinin onu öldürebilmesi için herhangi bir sebep gözükmüyordu. Yapılan araştırmalar ve çalışmalar sonuçsuz kaldı.

Polisin elindeki tek bilgi, en tecrübeli dedektiflerin bile kanını donduran cesetteki işkence izleriydi. Katil ya da katiller, Dariusz J’yi öldürmeden önce, korkunç işkenceler yapmışlardı. Otopsi raporuna göre, maktul, bir çeşit “domuz bağıyla bağlanmıştı. Boynuna geçirilen bir ilmik, arkadan bağlı elleriyle gerilerek birleştirilmişti. Kol ve bacakları şişmişti, vücudunda kesikler, yanık izleri vardı.
Polisin elinde bu içler acısı manzaradan başka bir şey kalmamıştı. Ta ki 2005 yılına kadar.

Polis telefonu acı acı çalmaya başladı. Görevli memur ahizeyi kaldırdı ve telefonun ucundaki ses kapanan bir davanın yeniden açılacağının adeta müjdesini verdi. Kimliği belirsiz bu kişi, Dariusz Janiszevski cinayetinin aydınlatılabilmesi için 2003 yılında basılan Krystian Bala’nın yazdığı Amok adlı romanın incelenmesi gerektiğini söylüyordu.

Polis bu ihbar üzerine derhal kitaba odaklandı. Kitabı okuyan memurlar her bir satırda 2000 yılındaki talihsiz cinayeti tekrar tekrar yaşadılar. Yapılan işkencenin ayrıntısına kadar her şey bu kitapta yazıyordu. Memurlar oldukça irkilmişlerdi. Liste başı olan Amok bir cinayet romanı. Aşk, tutku ve kıskançlık üçgeninde esir olan üç kişiden biri, hayatını mahvettiğini düşündüğü diğerini, ağır işkencelerin ardından öldürüyor. İşkenceler sayfalar boyu tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. Günlerce süren işkence ve aşağılama, aç bırakılan kurbanın sonunda bağlanıp canlı canlı nehre atılmasıyla son buluyordu.

Bu kadar bilgiyi, o dönem olayı inceleyen polis ya da katilden başka bilen olamazdı. Krystian Bala sorgu için gözaltına alındı. Ve sonunda maktul Dariusz Janiszevski’nin Kyristian Bala’nın eski eşiyle ilişki yaşadığı gün yüzüne çıkıyor ve yazar cinayet suçlamasıyla 25 yıl ceza alıyordu.

33 yaşında bir genç adamı uzman işkenceciye dönüştüren şey neydi?

Jack Unterweger 1950 yılında bir Amerikan askeri ile Viyanalı bir hayat kadınının meyvesi olarak dünyaya geldi. Annesinin terk etmesi sonucu alkolik büyükbabası tarafından büyütüldü. Yargılanıp suçlu bulunduktan sonra sorulan “Neden” sorusuna, “Karşımda annemi görür gibi oluyorum ve dayanamayıp öldürüyorum.” diye yanıt verdi.

Kyristian Bala’nın boşandığı eşi, onun hakkında “ Çocukluğundan bu yana yaşadığı travmalar onu o kadara sarsmış ki, ayrıldığımızdan sonra bile tüm hayatıma müdahale edip çevremdeki insanları kontrol altında tutmaya çalışıyordu.” demiştir.

Yazar ve katil oluşları haricinde Jack Unterweger ve Bala’nın en önemli noktaları yaşadıkları travmalar olarak göze çarpıyor.

Seri katil Charles Manson’ın şu sözlerine sanırım tüm insanlık kulak vermeli diye düşünüyorum;

“Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz.
Bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı görürsünüz.
Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz.”
Sağlıcakla

KAYNAKÇA
1. Kyristian Bala – Amok
2. http://www.bbc.co.uk
3. http://www.turkcebilgi.org
4. http://www.iyibilgi.com
5. www.hurriyet.com.tr
6. www.radikal.com.tr
7. https://eksisozluk.com
8. www.murderpedia.org

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum