Kadın seri katiller: Locusta

Paylaş:

Yunan Çağı denince kuşkusuz ilk akla gelenler düşünürler ve bilgelerdir. Onlar sayesinde tıp, matematik, bilimsel düşünce, yasal yapılanma ve felsefe alanları gelişmiştir. Sokrates, Plato ve Aristoteles insanların ahlakî ve inançsal gelişimi adına yön vermişlerdir. Yunan mitolojisindeki tanrılar mükemmel insanı temsil etmekteydiler. Bunlar seri katillerin yoksun olduğu özelliklerdi.

Yunan imparatorluğu M.Ö IV. yüzyılda Büyük İskender’in katkılarıyla Asya’ya doğru açılırken, Roma imparatorluğu gücünü İtalya ve Orta Avrupa’da genişletti. Roma imparatorluğu ilerleyen yüzyıllarda İspanya’dan Suriye’ye, Mısır’dan Britanya’ya genişleyerek; kanunlarını, alfabelerini, fikirlerini ve dillerini yaymayı ihmal etmediler. Kültürel açıdan da tüm dünyaya katkı sağlayan bu imparatorluk, Caesar ile birlikte bu kültürel gelişimden uzaklaştı. Çünkü Caesar hükümdarlığı ile birlikte zevk uğruna, vahşet de beraberinde geldi. İnsanlar zevk uğrunda arenalarda ölümüne dövüştürülüyorlardı. Köleler aslanlara yem oluyordu. Ancak Caesar döneminden önce de başka bir karanlık tür doğdu: Seri katiller. Hem de aristrokrat kesimin çıkarlarına hizmet eden seri katiller… Roma İmparatorluğu’nun doğuşu Roma’nın kuruluşu ile başlamıştır. Yani M.Ö 753’ü, imparatorluğun çöküşü ise bizleri de yakından ilgilendiren M.S 1453 yılını göstermektedir. Bu zaman dilimi arasında genişleyen ve güçlenen imparatorluk, altın çağına M.S. 503 yılında erişmiştir. Roma garnizonu Avrupa ve Kuzey Afrika olmak üzere her yerde gücünü fazlasıyla hissettirmekteydi. İmparatorluk, kanunlar ve yönetim şekli ile gücünü korumaktaydı. Bu kanunlara ve yönetime karşı gelen her kimse, acımasız bir şekilde cezalandırılmaktaydı. Roma İmparatorluğu’na bağlı askerî birlikler, farklı toplumları imparatorluğunun hükmüne almakla görevliydiler.

Yunan İmparatorluğu zihinsel ve felsefî gelişime önem gösterirken, Roma İmparatorluğu askerî strateji ve ticarî gelişime odaklanmış durumdaydı. Hiyerarşi yönetimi çabuk benimsenmişti. Senato tüm kararları alan büyük bir güçtü.

Adlî bilimin doğuşu M.S. 50 civarını göstermektedir. Gelişim süreci M.Ö 54 yılında Caesar’ın tahta geçmesiyle durakladı. Roma İmparatorluğu’na acımasızlığı ve sapkınlığı beraberinde getirdi. Dünyanın tek hükümdarı olmak için her yolu deniyordu. Karşısında duran kim var ise, ya esrarengiz bir şekilde ölüyordu ya da aleni bir şekilde öldürülüyordu. Kendi elleriyle ektiği nefret tohumları, aynı zamanda sonu oldu. M.Ö 44 yılında bazı senato üyelerinin planladığı suikast girişimi neticesinde öldü. Ancak ölümü adlî bilime büyük bir katkıda bulundu. İlk kez bir tıp adamı Caesar’ın cesedi üzerinde bir otopsi gerşekleştirip bunu kayda geçirdi. Antistius isimli ilim insanı, yapmış olduğu otopsi neticesinde, Caesar’ın bedenine isabet eden 23 adet bıçak darbesinden sadece bir tanesinin ölümüne sebebiyet verdiğini rapor etti. Bu raporun önemi senatonun bir araya gelmeden önce resmî olarak Caesar’ın ölümü hakkında kesin bir sonuç çıkması ve bu sonucun bir sonraki senato  toplantısında herkese sunulması açısındandı. Forensic kelimesinin kökeni de aslında buradan gelmektedir. “Before the forum” (Mahkeme/Toplantı öncesi) demektir.

Caesar’ın ölümünden yaklaşık 100 yıl sonra resmi kayıtlara geçmiş ilk seri katile rastlarız. Kadın olması daha da ilginç bir durumdur. Çünkü seri katillerin erkek olduğunu düşünen büyük bir kitle bulunmaktadır. Az sonra bahsedeceğim kadın seri katil, Caesar’ın görkemi ve gücünden etkilendiği yöntemlerine bakılacak olursa, bu durum oldukça olasıdır. Caesar kendisini totaliter güce sahip bir tanrı olarak ilan etmişti. Yeğeni Octavian bugünün anlamıyla vali olarak göreve atandı. Doğuda Mark Antony ile girdiği savaştan sonra Augustus ünvanına hak kazandı. Octavian geçen zamanla daha da güçleniyordu. Sosyal yapılanmanın gelişmesi ile birlikte halk huzur ve refah içerisinde yaşıyordu. Ancak fakir halk ile aristrokat kesim arasındaki uçurum da git gide büyüyordu. Roma’da dünyaya gelen tüm erkek bebekler doğrudan vatandaşlığa alınıyordu. Çünkü askerî birliklerin geleceği güvence altına alınmalıydı. Asil kana sahip olanlar ise doğrudan toprak sahibi oluyorlardı. Ya da aileler para ile mükafatlandırılıyorlardı. Ancak paranın gücü farklı alanlarda da işliyordu. Rüşvet artık sıradanlaşmıştı. Statü sahibi kişiler, güçlerini para karşılığında kötüye kullanıyorlardı. M.S XIV. ile M.S XXXI. arasında Tiberius ve Caligula tüm sapkınlıklarını açık bir şekilde yaşıyorlardı.

Ardından Claudius her şeyi kendi kontrolü altına aldı. Aynı dönemde Locusta ve ekibi zehirlerini tüm şehre salmaya başladı.

Locusta

Locusta, tarihte resmi kayda geçmiş ilk seri katildir. Bu gerçek, birçok uzman tarafındanda doğrulanmaktadır. Locusta, Roma İmparatorluğu’na bağlı Gaul kasabasında dünyaya gelmiştir. Gaul bugün ki Fransa topraklarının üzerindeydi. Bitkiler üzerine uzmanlaşan Locusta, kısa süre sonra şifacı ve büyücü olarak üne kavuştu. Yine aynı dönemde statü ve güç uğruna kıyasıya bir rekabet söz konusuydu. Rakiplerini kendi gücüyle yenemeyenler ise farklı bir yönteme başvurmaya karar verdiler. Ölümü doğal sebepler ile açıklayacak zehirlerin popülaritesi her geçen gün artıyordu. Bu yönteme başvuranlar kısa sürede Locusta’nın ününü duydular. Locusta’nın hazırlayacağı zehirler karşısında para ve sosyal statü sunuyorlardı. Ne zaman şüphe üzerine tutuklansa, patronları onu ne yapıp edip bu durumdan kurtarıyorlardı. Locusta, öldürme sanatını görev icabı değil, aynı zamanda zevk için yapıyordu. Onda Caesar’ın sapkınlıklarına rastlamak mümkündü.

İmparator Claudius’un dördüncü eşi ve aynı zamanda öz yeğeni olan Agrippina’nın, önceki evliliğinden Nero isimli bir oğlu vardı. Ona göre Claudius’tan sonraki imparator Nero olmalıydı. Ancak önlerinde bir engel vardı. Çünkü Claudius’un diğer oğlu Britannicus yeni hükümdar olmanın en güçlü adayıydı. M.S. 54 yılında Claudius, önceki hükümdar Caligulan’ın suikast sonucu ölümünün ardından tam 13 yıldır tek hükümdar olarak imparatorluğu yönetiyordu. Hiç bir yere de gitmeye niyeti yok gibiydi. Ancak Agrippina gibi bir kadının da beklemeye niyeti yoktu. Oğlunu tahtın sahibi olarak görmek istiyordu. Ancak bu hiç de kolay olmayacaktı.

M.Ö 4. yüzyıldan beri zehir en etkili silahlardan bir tanesiydi. Roma İmparatorluğu’nda yemeklere zehir katmak ise en sık uygulanan yöntemlerden biriydi. Agrippina eşi Claudius’un mantar sevdiğini biliyordu. Mantar ise doğal yoldan zehirlenme için birebirdi. Kimse mantar yemeğinin içine katılmış zehirden şüphelenmezdi. Ancak bir sorun vardı. Claudius yemeklerini yemeden önce tattırırdı. Şüphe duyduğu için değil. Yemeğin veya şarabın kalitesinin onaylanması gerekirdi. Diğer bir sorun ise, Claudius’un kusma alışkanlığıydı. Yediği yemekleri kısa sürede kusmak onun için sıradan bir eylemdi. Böylece zehrin etki gösterme ihtimali süre açısından çok az olacaktı. Agrippina çaresizlik içerisinde Locusta’dan yardım istedi. Locusta işinde usta olduğu gibi, çok da zekiydi. Daha önceden katıldığı yemek davetlerinde Claudius’u dikkatlice takip etmişti. Claudius yediği yemekleri kısa bir süre sonra kusardı. Amacı, daha fazla yemek tatmaktı. Kusma yöntemi ise boğazına soktuğu bir tüy ie gerçekleşiyordu. Locusta işinin uzmanıydı. Claudius’un mantar yemeğine Amanita Phalloides isimli son derece zehirli bir mantar türünü ekledi. Ama yine de işini sağlama almak istedi. Kusmak için kullanacağı tüye de zehirli bir madde sürmeyi ihmal etmedi. İkisinden birisi kana karışacaktı. Agrippina yemek tadıcıyı bir şekilde kandırmayı bildi ve zehirli mantar yemeğini kendi elleriyle eşine sundu. Zehirli mantar yemeğini yedikten kısa bir sonra zehir etkisini gösterdi ve Claudius, tüy vasıtasıyla kusmak için çabalamaya başladı. Tüy de yüksek derecede zehirliydi. Ciddi derecede rahatsızlanınca, özel doktoru Xenophon’u yanına çağırdı. Ne var ki Xenophon da Agrippina için çalışıyordu. O da imparatorunun damarlarına zehirli colocynth maddesini enjekte etti. Claudius o gece herkes tarafından ihanete uğramıştı. Ölüm kaçınılmazdı. 13 ekim sabahı zehrin etkisiyle hayata gözlerini yumdu.

Nero henüz 16 yaşındaydı ve yeni imparator ilan edildi. Locusta ise tutuklanarak hapis cezasını mahkûm edildi. Locusta kısa süre sonra, Nero tarafından affedildi. Çünkü Nero’nun Locusta ile ilgili farklı planları vardı. Locusta artık Nero’nun özel danışmanıydı. Nero diğer imparatorlardan farksızdı. O da en az öncekiler gibi acımasızdı. Zevk için sokağa çıkıp yanından geçen insanları bıçaklayarak öldürmek eğlencelerinden bir tanesiydi. Dolayısıyla ölüme aşikârdı. Locusta’nın ilk görevi Nero’nun 14 yaşındaki üvey kardeşi ve aynı zamanda taht rakibi olan Britannicus’u öldürmek oldu. Ancak Locusta’nın metodu farklıydı. O dönemde şarap sıcak su ile karıştırılıp servis edilirdi. Britannicus o gün şarabını tattırıcılarına içirdi. Bir süre sonra kendisi içmeye başladı. Şaraba katılan suyun çok sıcak olduğunu söyleyince, yanında bekleyen tadım görevlisi soğuk su ekledi. Ne var ki soğuk suyun içine daha önceden Locusta tarafından zehir katılmıştı. Britannicus kısa bir süre sonra rahatsızlanıp tıpkı babası gibi öldü.

Locusta artık imparatorluğun koruması altındaydı. Her daim kendi etrafında koruması vardı. Koruması da tıpkı Locusta gibi şiddet eylemleri ile meşhurdu. En sevdiği eğlence insanlara işkence etmekti. Locusta bir adım daha ileri gitti. Nasıl olsa imparatorluğun koruması altındaydı ve artık hiç kimseden korkmuyordu. Bir okul açtı. Okulda öğrencilerine zehir karışımlarını ve hangi yöntemler ile zehirleyebileceklerini öğretiyordu. Nero ise kendisine bolca deneme imkânı sunuyordu. Yeni zehir karışımlarını deneyebilmek için, Locusta’ya mahkûmları sunuyordu. Kayıtlara göre Locusta’nın 5 kurbanı vardı. Ancak bu sayının çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değildi. Nero da Locusta ile öldürme konusunda rekabet içerisindeydi. Annesini, halasını, birinci ve ikinci eşlerini kendi elleriyle öldürmüştü. Nero kendisini bir sanatkâr olarak görüyordu.

M.S. 68’de Senato yeni imparatorları Galba’nın isteği üzerine Nero’nun ölümüne karar verdi. Nero’nun da ölümü Locusta ile geldi. Locusta yeni patronlarının emriyle Nero’ya zehirli bir karışım sundu. Ancak zehirlendiğini anlayan Nero, ölümünün bu şekilde olmasına izin vermeden, intihar etti. Locusta sürekli başkalarının emri altında insanları öldürdü. Kendi zevki için de öldürmeyi ihmal etmiyordu. Roma İmparatorluğu’nun o dönemi yine vahşi zevkleri ile ünlüydü. Gladyatörler başkalarını eğlendirmek için ölümüne dövüşüyorlardı. Vahşi hayvanlar ise ya önlerine sunulan kurbanları parçalayarak öldürüyorlardı ya da zavallı insanlara tecavüz etmek için yetiştiriliyorlardı. Galba kendi zevki uğruna Locusta’yı bir hayvana tecavüz ettirdi. Rivayetlere göre bu vahşi hayvan bir zürafaydı. Tecavüz eden hayvanın dişisinin salgıladığı vajinal sıvıyı ve kokuyu kurbanın üzerine sürülürdü. Böylece kokuyu alan erkek hayvan, tahrik olarak kurbanına tecavüz ederdi. Tecavüzün ardından Locusta parçalanarak ölümüne karar verildi. Kararı veren Galba’ydı. Ne tesadüftür ki, Locusta’nın ölümünün ardından kısa bir süre sonra Galba esrarengiz bir şekilde rahatsızlanarak öldü.

Bir daha ki sayımızda Erzsebet Bathory isimli seri katili ele  alacağız.

 

 

Mutlaka Oku

Kadın Seri Katiller – Elizabeth Bathory Elizabeth Bathory – KANA SUSAMIŞ KADIN 1609’da, noel zamanında, Macar Kral II. Mathias, Csetjthe şatosuna bir kaç askerini bir olayı araştırmak üze...
Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum