Melek Teyze Polisiyesi | Çağan Dikenelli

Paylaş:

Melek Teyze polisiyemizin kahramanı mahalledeki herkesi çekip çeviren, tüm dedikoduları kendisinde toplayan, buruşuk suratlı, tombul, cin gibi bir mahalle çaçaronu Melek Teyze’dir. Hiç anlaşamadığı büyük oğlu Tuğrul’un emniyette arşivde çalışmasını fırsat bilip Beyoğlu karakoluna çörekleri ve fal bakma numaralarıyla sızmış, bir daha da onu kimse oradan dışarı atamamıştır. Emniyet amiri Cevahir’in de şımartmasıyla bodoslama daldığı olaylarda en büyük yardımcısı, kel, çekik gözlü 1.90 boylarında bir mongol olan ve sınırsız gücüyle Melek Teyze’nin bodyguardlığını başarıyla üstlenen küçük oğlu Oğul’dur. Mahallenin kendini dhi zanneden elektrikçisi, zevzek videocusu, meraklı kadınları, bıçkın delikanlıları da gerek teknolojik, gerek vurdu kırdı tarzı yardımlarla onun araştırmalarına ortak olmakta, bazen çok kötü darbeler almaktadırlar. Fakat Melek teyze için önemli olan sonuçtur. O yaşlı, dişi bir mahalle pitbull’udur ve gizem çözülene kadar asla ama asla durmayacaktır.

Çağan Dikenelli’ni Melek Teyze serisinden bugüne kadar iki kitap yayınlandı. Bunlar Yüreksöken Cinayetleri ve Kör Fahişe Bıçağı romanlarıdır.

Taci, belindeki silahı çoktan çekmişti. “Oturun lan yerlerinize teresler, burada olay istemiyorum lan, bilmiyo musunuz?” diye bağırdı.

“O ne o?” diye sordu Melek teyze. “Burnunu mu karıştırcan onla, sok bakiyim sen de onu beline.”

“Döveyim mi annea?” diye sordu Oğul.

“Defolun gidin kahvemden lan!” Taci’nin cevabı bu oldu. Silah yanda sarkıyordu hala. “Bir daha da burda görmeycem sizi.”

O sırada Taci’nin ensesinde çat diye bir tokat patladı.

“Nooluyo lan?” diye arkasına döndü kahveci ve kollarını dirseklerinden hafif yana açmış, ağzını sağa kaydırmış çiyan çiyan kendisine bakan Talat’la karşılaştı. Arkasında da mahalle ve civarından; bıçkın mı bıçkın bir sürü genç duruyordu. Melek teyze olaylar başladığında daha önceden hazırladığı çağrıyı sallamış, onlar da hemen gelmişlerdi.

“Sana nooluyo lan amcık?” dedi Talat tüm delikanlılık raconunu dilinin pütürlerinde toplayarak. “Melek teyzemize posta koyacak adamın alnını karışlarız lan biz.”

“Ulan!” deyip kaldırdığı tokadı tüm gücüyle Talat’ın yüzüne aşketti Taci. Yere uçarken suratı garip bir biçimde yamulmuştu genç bıçkının. Taci silahını ileriye uzattı müthiş bir nara patlatarak. Ama o anda silah sesi yerine kafatasının o tok sesi yayıldı kahvenin içine. Taci, kafasında demir iskemleyle yerçekimi kanunlarını, iki üç saniye dondurulmuş balık gibi durduktan sonra anca kabul etti. Hastanede beynini değiştirmek zorunda kalacaklardı görüntüye bakılırsa. Aynı anda Oğul deve tabanı ayaklarıyla üç devasa adım atıp Talat’ın yanına varmış ve delikanlıyı askıya konulmuş pantalon gibi havaya kaldırıp sevecen sandığı hareketlerle sarsmaya başlamıştı.

“Uyan bea!”

Mahallenin aslanları sustalılarını, kelebeklerini çıkarmışlar kaz gibi bağırınarak ortamın gerilmesini sağlıyor, kahve sakinlerinin bir süreliğine geri çekilip pısmasına neden oluyorlardı.

“Hadi çocuklar, çıkıyoruz,” dedi Melek teyze. “Oğul, Talat ağbini al, hemen dışarı. Hadi oğlum.” Dönüp diğerlerine bir tehdit savurmasa olmazdı tabi. “Arkamızdan hareket yapan olursa bilesiniz, yıkarım bu kahveyi. Anladınız mı, Melek teyze derler bana.”

Bu alakasız söylev şaşırtıcı bir şekilde kalabalığın üstünde etkisini göstermiş bulunuyordu. Bu, kadının ne olduğunu anlayamamanın getirdiği bir şaşkınlık hali olmalıydı. Yeni bir kadın mafya reisi mi peydahlanmıştı acaba çevrede? Ya da ne?

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum