Ölümün Kokusu | 2. Bölüm

Paylaş:

4. Bölüm

“Bu adama karşı bu özen niye ?”

Aslı, Tunç’un yanına bir sandalye çekti ve elinden tutarak yüzünü yüzünün karşısına getirerek adeta bir çocukla konuşuyormuş gibi bir özenle gülümsedi.

“Tunç Bey…”

“Benim buyrun.”

“Beni patronunuz Artin Nişancıyan gönderdi, avukatınızım, sizinle sorguda bulunacağım. Lütfen sakinleşin ve derin derin nefesler alın.”

O ana kadar yüzünü yere devirmiş bu genç adam yavaşça kafasını kaldırdı ve göz temasına girmemeye çalışarak cevap verdi.

“Çok susadım.”

Aslı ondan istediği şeyi almış olmanın verdiği heyecanla masanın kenarında ayakta bekleyen polis memuruna döndü.

“Biri bize su getirebilir mi? Hemen!”

Polis memuru bakışlarını Emine çevirdi. Emin bir göz işaretiyle kafasını salladı. Polis memuru odadan dışarı doğru hareketlendi. Birkaç dakika sonrada elinde ufak bir pet şişe suyla içeri girdi. Şişeyi Emin’e uzattı. Emin şişeyi aldı ve Tunç’a uzattı.

“Al bakalım.”

Emin, suyu elinden bilerek erken bıraktı. Yere doğru düşmeye başlayan şişeyi Tunç kimsenin beklemediği bir refleksle havada yakaladı ve masaya koydu.

“Bu … Bu olmaz. Bu su tamamen sentetik, ben bu suları içmiyorum, bana ph 8,5 olan bir su  getirebilirler mi?”

“Bize ph 8,5 olan bir su  getirebilir misiniz?”

Emin’in aklında başka bir şey vardı.

“Hiç te sakar birine bezemiyor.”

Murat buna herkesden önce cevap verdi.

“Bu genel özellikler Emin, her hastada aynı semptomatik özellikler olmaz. Tamamen generle alakalı, kimin hastalığının  hangi özellikler taşıyacağına beden karar verir.”

“Güzel, o zaman onunla oynamaya başlayabiliriz, normal bir insan gibi.”

Aslı sesini yükselterek sözlerin kesti.

“Bize ph 8,5 olan bir su  getirebilir misiniz?”

Emin yavaş yavaş sinirleniyordu.

“Biz bu sudan içiyoruz ve şimdiye kadar yaşayabildik, başka su yok burada.”

“Bir defalık bu suyu için lütfen. Ben daha sonra dışarıdan temin edeceğim size.”

Tunç isteksizce suyu aldı ve burnunu kapatarak birkaç yudum içti, şişeyi masanın kendinden uzak bir yerine bıraktı ve derin bir nefes alarak burnundaki elini çekti, Aslının yüzüne birkaç saniye baktı, kafasını çevirirken gülümsemeye çalıştı.

“Şimdi daha iyi misiniz?”

“Evet,  teşekkür ederim?”

“Tamam, güzel, şimdi arkadaşlar size bazı sorular soracaklar, lütfen onlara bildiğiniz şeylerin hepsini anlatın. Ben hep burada olacağım, gerekirse size müdahale deceğim, merak etmeyin.”

“Elbette.”

“Hazırsanız başlayabiliriz, ne dersiniz?”

Murat elindeki dosyaları masaya bıraktı ve sözlerini kesti.

“Tunç Bey, ben Murat Saygı, adli psikoloğum. Sorguda bulunacağım. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?”

“Çok gerginim,” diye cevap verdi Tunç. “Canım yanıyor.”

“Biraz sakin olun,” diye gülümsedi Murat. “İnanın kısa sürmesi için elimden geleni yapacağım. Unutmayın buradaki hiç kimse sizi birşeyle suçlamıyor, sadece bazı cevaplar almak istiyoruz hepsi bu. Lütfen bildiğiniz herşeyi bizimle paylaşın. Ne kadar dürsüt olursanız o kadar kısa sürecektir.”

Tunç cevap vermedi. Kafasıyla tamam işareti yaparak bakışlarını terar yere devirdi. Birkaç saniye sonra kafasını kaldırıp hazırım işareti yaptı.

Emin hala neden bu kadar önemsendiğine bir anlam veremediği garip hareketleri olan bu adamı inceliyordu. Aslı’ya kinayeli bir şekilde gülümsedi.

“Evet bebeğimiz de hazır olduğuna göre sorguya başlayabiliriz ne dersiniz?”

“Senin saçma sapan esprilerini dinlemek istemiyorum Emin. Hemen sorguya geçelim.”

Turgut ta bunu onayladı.

“Sorguya geç Emin. Sadece bir saatimiz var.”

 

 

  1. BÖLÜM

 

“Hamile bir kadın için çok ağır!”

Elindeki alışveriş torbalarını kapının önüne doğru adeta sürükledi. İndiği taksinin şoförü de yeterince anlayışlı değildi. Çantaları apartmanın içine taşımak yerine para üstünü bile vermeden hızla sokaktaki karanlıkta kaybolup gitti.

Şişkin karnını eliyle okşayarak birkaç derin nefes aldı. İçinde herşeyin olabileceği çantasından dış kapının anahtarını maharet gerektirecek bir hızla buldu ve son bir gayretle torbaları apartman kapısından içeri taşıdı. Tam da tüm kötü şansın dağılıp gittiğini düşünüyordu ki, asansörün meşgul ışığını gördü. Artık daha fazla kendini tutamadı.

“Siktir yaa!..”

Hızlı adımlarla asansör kapısının önüne geldi, birkaç sert yumruk vurdu.

“Asansörün işi bittiyse bırakır mısınız lütfen!”

Ama herhangi bir cevap alamadı. Asansördeki melun ışık hala yanıyordu, öfkeyle kendi kendine mırıldandı.

“İnsanlardan nefret ediyorum. Zaten bankada tüm gün canıma okuyorlar. Bir de bunlar var yaaa…”

Birkaç kez daha sertçe asansör kapısını yumrukladı ama gene cevap alamadı. Daha fazla beklemenin kendisini yoracağını düşündüğünden alışveriş poşetlerinin yanına geri döndü,

“Gerizekalılar,” diye söylenmeye devam ederek çantaları eline aldı ve merdivenlere doğru yöneldi. O anda arkasında bir şey hissetti. Yaklaşan anneliğin ona hediye ettiği altıncı his gibi bir şeydi bu. Kapıcının ya da sevdiği bir komşusunun olmasını ümid ederek arkasını döndü ve gülümsemeye çalıştı.

“Siz de kimsiniz?”

 

 

  1. BÖLÜM

 

“Ne saklıyorsun sen ucube?”

Emin elindeki dosyayı masanın üzerine bıraktı ve karşısında bir peygamber sakinliğiyle oturan genç adama birkaç saniye baktı. Elindeki dosyayı açarak maktülün ve olay yerinin resimlerini çıkarttı.

“Tunç’tu değil mi?”

Aslı, sinirli bir ses tonuyla Tunç’tan önce cevap verdi.

“Bunu söylemişti ya. Ne yapmaya çalışıyorsun?”

“Ondan duymak istiyorum.”

“Evet, adım Tunç.” diye cevap verdi beriki. Bakışları hala yere çevriliydi.

“Neden burada olduğunuzu biliyormusunuz?”

“Maalesef hayır, beni buraya getiren arkadaşlar bir şey söylemedi. Evde beni tartaklayan arkadaşlar da bir şey söylemedi.”

“Evinde onu tartakladınız mı? Harika! Bunun için ayrıca bir dosya açacağım ve gene sana.”

“Arkadaşlar biraz ciddi davranmış, o kadar.”

“Sorun değil,” diyerek Tunç araya girdi.  “Aslı Hanım, iyiyim ben.”

“Asuman Yiğit’i tanıyor musunuz?”

“Evet, üst komşumdu kendisi.

“Nerede olduğuna dair bir bilginiz varmı?”

“Ölümüne üzüldüm, severdim kendisini.”

“Öldüğünü de  nereden çıkardınız?”

“Bugün son konuştuğumuzda ölümün kokusu sinmişti üzerine. Ona anlatmaya çalıştım ama beni dinlemek istemedi.”

“Ölümün kokusu mu? Yani ceset kokusu mu?”

“Hayır, ceset organik bir çöptür, kokuşmaya başlar, hepsi o. Ölümün kokusu ise başkadır. Size ölüm hediyesini getiren meleğin kokusu siner üzerinize. Ve ölümden sonra gideceğiniz tarafın mahşeri kokusu.”

“Yani siz kimin öleceğini kokudan anlayabiliyorsunuz. Öyle mi?”

“Evet.”

Emin’in yüzündeki gerginlik, yerini kinayeli bir gülümsemeye bıraktı.

“Deli taklidi yapacak galiba,” diye geçirdi içinden. “Bu iyi, demek ki bir şeyler saklıyor.“

“Mesleğiniz nedir?”

“İtalyan menşeili bir parfüm firmasında koku uzmanı olarak çalışıyorum.”

“Koku uzmanı mı ?”

“Evet, bilirsiniz, parfüm içerikleri ve kişiye özel parfüm hazırlanması gibi şeyler. Ayrıca çeşitli üniversitelerde kokular üzerine çalışmalar yaparım.”

“Nasıl şeyler?”

“Bilimsel şeyler, çoğunlukla adli tıp ve kriminale özel şeyler”

“Adli tıp mı?”

“Evet, ceset çürümeleri, toksikoloji, dna ve koku analizleri.”

“İlginç, bu sizin hobiniz mi yoksa…”

“Uzmanlık alanım kokular, bu ister bir kadının parfümü olsun, ister bir cinayetteki ipucu.”

Emin bir şey daha yakalamış olmanın ona verdiği özgüvenle devam edecekti ki, Mehmet kendi konusunda bir şeyler duymuş olmanın heyecanıyla sözü devraldı, Emin bu çapraz sorgunun işini kolaylaştıracağını düşündüğünden müdahale etmeden dinlemeye başladı.

“Kokular üzerine uzman olmanız çok ilginç. Ne zamandır kokular üzerine çalışıyorsunuz?”

“Çocukluğumdan beri diyebilirim. O zamanlar güzel kokularla başlayan ilgim, duygu ve hormonların kokularını keşfetmemle profesyonelleşti. Kokularla ilgili bir sürü eğitim aldım, Cesetler ve Adli tıp eğitimlerini de Hacettepe üniversitesinde aldım. Hatta geçen sene İtalya’nın başkenti Roma’da toksikoloji ve ceset çürüme sinopsiyonları üzerine bir seminer verdik. Ben ve İlka Ojentera. İlka, toksikoloji uzmanıdır, Helsinki’de yaşıyor.”

“Evet, tanıyorum. Benim toksikoloji eğitimlerime de katılmıştı. Çok iyi bir adli tıpçıdır.”

“Evet, onunla zehirlerin insan bedenindeki etkileri ve ortaya çıkardıkları hücre kokularından zehir tespit ve tayinleri konusunda bir çalışma yaptık. Seneye laboratuvar çalışmaları bitince bir makale olarak yayınlanacak.”

“Böyle bir şey olabilir mi  gerçekten?”

“Elbette, insan bedeni çürümeye başladığında  her aşamada farklı kokular yayar, bu hem çürüme ve ölüm zamanının tayini hem de ölüm nedeni ile ilgili birçok ipucu verir. Ben o kokuların tamamını alabilen biriyim ve bu da bir cesedin ne zaman ve nasıl öldüğüne dair iyi ipuçları verir.”

“Yoksa, siz geçen sene Kafkas Tıp Bilimleri Dergisi’ndeki Duyguların ve Düşüncelerin Alfabesi adlı makaleyi yazan Tunç musunuz?”

“Umarım beğenmişsinizdir. Bu sene de Ankara’daki Uluslararası Tıp Konferansı’nda bu konuyla ilgili bir konuşma yapacağım, beklerim.”

“Ben çok beğenmiştim doğrusu. Bulunmaktan da onur duyarım, peki doğrumu ? Yani duygu ve düşüncelerin bir kokusu varmı ?”

“Evet tüm duygu ve düşüncelerin bir kokusu ve o kokunun da bir alfabesi var, eğer öğrenirseniz insanların düşüncelerini okuyabilirsiniz.”

“Sihir gibi.”

 

DEVAMI VAR

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum