Öykü: Çarşamba pazarı

Paylaş:

Türker Beşe’nin kaleminden merakla okuyacağınız bir öykü.

Hatırladığım kadarıyla, bugünü dördüncü kez yaşıyorum. Her şey bundan altı sene önce başladı, ya da iki sene sonra.
Sanırım her şeyi en baştan anlatmam daha doğru olacak. Sıradan bir çarşamba günüydü. Çarşambaların hiçbir özelliği
yoktur. Ortanca kardeş naifliğinde, kendi halinde bir gündür. İnsanlar cumayı bekler, pazarı sevmez, pazartesiden nefret eder, ama çarşamba sadece çarşambadır. Hafta içi her gün ve dolayısıyla her çarşamba olduğu gibi, eşim Didem yine beni sabahın köründe kaldırdı. Her günkü rutinimi tekrarladım: Yüzümü yıkadım; tıraş olurken sigara içtim ve banyoda sigara içtiğim için, üstelik aç karna sigara içtiğim için fırça yedim (ben banyoda sigara içmekten nasıl bıkmıyorsam o da her gün fırça atmaktan bıkmamıştı); yalandan kahvaltı yapıp işe gittim.

İşimi hiç sevmiyordum. Hele müdürüm olan o zibididen daha ilk günden nefret etmiştim. Benden beş yaş küçük
olmasına rağmen, sırf çeşitli bağlantıları sayesinde firmada müdürdü ve tam da ben müdürlüğe terfi ettirilecekken işe
alınmıştı. Üstelik müdürlüğü sadece çalışanlara laf sokmak ve onları başkalarının yanında rencide etmek sanıyordu. Bölümdeki kolay yükselme düşüncesine kapılan kızların bir kısmı dışında, koca şirkette müdür hakkında iyi konuşan tek bir kişi bile tanımadım.

O sabah yine yanıma gelip, son birkaç haftadır alışkanlık bellediği üzere, benimle uğraşmaya başladı. O gün beş dakika az mı uyudum, yoksa bir tane sigara az mı içtim bilmiyorum, belki de kahvaltıda içtiğim çay biraz daha demliydi, hatırlamıyorum (dediğim gibi, bunların hepsi altı sene önce oldu). Dayanamayıp ayağa kalktım. Hiç
beklemediği bu hareket karşısında yine de zibidiliğini bozmayıp, “Ne oldu, dövecek misin?” olacağını tahmin ettiğim bir cümle kurmaya kalkıştı. Tahmin ettiğim diyorum, çünkü daha üçüncü sözcüğünü bitirmeden yumruğumla suratı bütünleşmişti…

Devamı Dedektif Dergi’nin 2. sayısında… Yandaki kapak resmine tıklayarak okuyabilirsin.

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum