Polisiye Hikaye – Camda Eriyen

Paylaş:

Toker eczanesi et ve balık kurumu tatlıses çiğköfte her ayın onunda yüzde elli bedava kıvanç lostra salonu ayakkabı  ve çanta tamiri yapılır stüdyo akın beş dakikada vesikalık kalender kuru temizleme ayhan kundura kışlık botlarda kampanya  arzum konfeksiyon büyük bedende zerafet

Yanındaki koltukta oturan, orta yaşlı kadın ayağa kalktığında başını bir an için otobüse çevirdi. Bu baş hareketi ile yanının boş kalıp kalmayacağını görmek istediği düşünülebilirdi. Oysa Ekrem bakışları ile orta yaşlı kadının ekose eteğini yırtıp, altındaki ucuz, pazar malı, çiçek desenli penye külotu geçip, yuvarlak, beyaz kalçalara çoktan ulaşmıştı. Yuvarlak, beyaz kalçalar, pantolonlu, paltolu diğer kalçaların arasına karışıp görünmez olduğunda başını yeniden caddeye çevirdi.

Meşhur işkembeci ömür oturmuşum böyle koltuğa elimde sigara böyle içi otlu tohumsuz o yalıyor kağıdı ben sarıyorum benim dilim sigaralıkta onun dili benim dilimde çakarken çakmağı çıkıyor üstüme kızın göğüsleri kocaman nefes nefeseyiz.

-Güngören’den geçiyor değil mi delikanlı?

Üçler tekel bayii  ümit rent a car,

-Ne dedin dayı?

-Güngören’den geçer mi?

-Geçer geçer.

Yaşlı adamın kaşları eğik, dudakları sarkık, yüzü asık, bakışları donuktu. Yorgun, yılgın, ümitsiz. Ekrem adamın birbirine sarılan parmaklarına baktı. Kalın, kısa, kıllı parmaklar, onun beden işçisi olduğunun işaretiydi. Yıllar sonra o koltukta o adam gibi oturacağını hissetti.

Kendine döndü. İçine. Gençliğine. Yorgun, yılgın,ümitsiz hayatına.

Gün doğmadan girdiği bodrum kattaki serigraf atölyesinden hava karardıktan sonra çıkmıştı. Gerçi bu durum haftanın altı günü için aynıydı ama patron bu sefer kantarın topuzunu iyice kaçırmıştı.  Birazdan gece yarısı olacak, birkaç yudum bir şey yiyip, yattıktan sonra yeniden yollara dökülecekti. Tabi bunların olabilmesi için annesinin ağlamıyor olması gerekecekti. Annesinin ağlamıyor olması  için ise babasının uyuması.

Polisiye Hikaye Camda Eriyen Devam ediyor…

Otobüs durduğunda reklam panosundaki afişe baktı. Kot giyen kıza. Çok güzeldi. Saman balyasının üzerine oturmuştu. Saçları iki yandan örülmüş, köylü kızı gibi gösterilmişti. Kızın bakışlarının kentli olduğunu düşündü. Pencerede gece büyüdü. Gecede afiş, afişte Nazlı. Nazlı hiçbir zaman bu kadar cesur bakmazdı.

‘Niye öyle bakıyorsun?’ diye soruyor Nazlı.

‘Nasıl bakıyor muşum ki?’

Bakışları yerde, elinde süt bakracı. ‘Öyle işte’ diyor Nazlı. ‘Beni severmişsin gibi’

‘Severim ya’ diyor Ekrem. Gözleri kocaman, sesi titrek. ‘Hem de çok severim. Ya sen? Sen sevmez misin ki beni?’

Eşarbının arasından çıkan kızıl saçlarını eliyle topluyor Nazlı. Sol eliyle kapatsa da ağzını, gizleyemiyor gülümsemesini. Kızarıyor. Süt bakracını sallaya sallaya hızla yürüyüp, beş on adım sonra duruyor. Dönüp arkasına bakıyor. ‘Hem de çok!’ diye bağırıyor.

Kapının sesi, motorun hırıltısı. Pencerede İstanbul akıyor. Kalabalık, rengarenk, aydınlık, çok sesli. Ekrem’in içi karanlık. Ekrem Nazlısız. Ekrem yalnız.

Yanında oturan ihtiyar ayağa kalkarken ‘hayırlı akşamlar’ dedi.  Bu dileğe hazır olmayan Ekrem, kısık bir sesle ‘Eyvallah dayı sana da’ diyebildi.

Tabelaları, araç plakalarını, vitrin yazılarını ve reklam panolarını okuyarak Esenlere geldi. Karanlık sokakta ateşledi çakmağı.  Bir daha bir daha denedi. Rüzgar, yakışına izin vermedi. Parmakları ile etten bir kuyu yaptı. Diğer eliyle çakmağı bu kuyunun altına soktu. Sigarasından çektiği nefesler bittiğinde eve varmıştı. Üç katlı evin birinci katında ışık yanıyor, babasının ayakta duramayan sesi dışarıdan duyuluyordu.

Ekrem içeri girdiğinde babası çekyatta oturuyordu. Elinde rakı kadehi, yanındaki sehpada elma kabukları.

-Ekrem sustur şu ananı yemin ediyorum bak elimde kalacak bir gün.

-Öldür ulan öldür de kurtulayım senden!

Ekrem paltosunu sandalyenin arkasına asarken, dudaklarını büzerek  annesine susmasını işaret etti.

-Rakı almadın mı bana?

-Yooo.

-Mesaj attıydım sana.

-Görmedim.

-Hadi İbrahim kapatmadan bir koşu ufak kap gel bana.

-Yat zıbar. Daha ne rakısı bu saatte. Bırak çocuk dinlensin.

-Anne tamam sus sen de!

-Ne susacakmışım? Bütün gün tepemde dır dır dır. Ne çenesi durur ne içkisi biter ne cigarası. Bak gece yarısı oldu daha yeni geliyon, ben kaç günlerdir  temizliğe gidiyom. Niye? Aman beyimiz rakısız kalmasın diye mi?

-Şerrefsizim öldürürüm seni kadın!

-Öldür ulan öldür de kurtulayım senden. Ama nerde sende o yürek? Adam olsan….

Eksik kalan cümle babasını ayağa kaldırmaya yetmişti. Tek ayağının üzerinde dengede durmaya çalıştı.

Öne uzattığı işaret parmağını sallarken bedeni  ve sesi sinirden titriyordu.

-Ne varmış ulan adamlığımda? Ben mi istedim siktiminin inşaatından düşmeyi? Ben mi istedim amına koyayım! Bana bak kadın bir daha adamlığıma dil uzatacak olursan…

-Hee ne olurmuş? Ne yaparmışsın?

Ekrem babasının yanına gitti. Omuzlarından tutup, kalktığı yere oturttu. Annesine dönüp, “Bana iki lokma bir şey hazırla ben de kapanmadan rakı alayım” dedi.

-Zıkkım içsin. Bırak alma rakı filan. Yazık günah parana.

-Anne tamam. Sen mutfağa git bir şeyler hazırla ben hemen geliyorum.

-Tarhana çorbasından başka bir şey yok oğlum. Ete süte para mı kalıyor bu mendeburdan. İstersen yumurta kırayım.

-Çorba ısıtsan yeter. Az da turşu çıkart.

Ekrem evden çıktığında üst kattaki balkondan emekli öğretmen Salim’in dul karısı Emine başını uzattı. Uzatır uzatmaz konuşmaya başladı. Ekrem kadını duymazdan gelerek koşar adımlarla uzaklaştı.

-Evladım ne oluyor gene aşağıda? Ay vallahi bir gün biri birini öldürecek bunların. Bak nasıl avaz …reye… duyuy… mu…lah..verede….tü …şey…maya…

Kadının sesi  önce koptu, sonra sokak köpeklerinin havlamalarına karıştı. Ekrem birkaç dakika sonra aynı yoldan, yürüyerek döndü. Alnındaki terler parlıyordu. Sıvası dökülmüş apartmanın önüne geldiğinde içeriden taşan ses yoktu. Emekli öğretmen Salim’in dul karısı Emine balkonda değildi. ‘asayiş berkemal’ dediğini bir tek kendisi duydu. Anahtarı ile kapıyı açıp içeri girdi. Rahatladı. Babası sızmış, annesi susmuştu. Siyah torbayı portmantoya bırakıp ses çıkarmamaya dikkat ederek salona girdi.

Babası duvara sırtını yaslamış, yere oturmuştu. Biri uzun, diğeri uzunun yarısı kadar olan bacaklarının arasında  yayılan kana bakıyordu. Kadın az ilerisinde göğsünde tahta bir bıçak sapıyla tavana bakıyordu.  Orada  gördüğü şeyden dolayı  dehşete kapılmış gibiydi.

Bundan sonrası hiçbir zaman Ekrem’in hafızasında çok net olarak yer almadı. Babası ile annesinin köye döndüklerini hatırlıyordu. Soranlara söylediği buydu. Zaten çok da soranı yoktu. Gün doğmadan girdiği bodrum kattaki serigraf atölyesinden hava karardıktan sonra çıkmaya devam ediyordu.

Aynı saatte evden çıkıp, aynı duraktan aynı otobüse binip, aynı yoldan işe gidiyor,

arzum konfeksiyon büyük bedende zerafet ayhan kundura kışlık botlarda kampanya kalender kuru temizleme stüdyo akın beş dakikada vesikalık kıvanç lostra salonu ayakkabı  ve çanta tamiri yapılır tatlıses çiğköfte her ayın onunda yüzde elli bedava et ve balık kurumu toker eczanesi

aynı saatte işten çıkmasa bile aynı duraktan aynı numaralı otobüse binip aynı yoldan eve dönüyordu.

Toker eczanesi et ve balık kurumu tatlıses çiğköfte her ayın onunda yüzde elli bedava kıvanç lostra salonu ayakkabı  ve çanta tamiri yapılır stüdyo akın beş dakikada vesikalık kalender kuru temizleme ayhan kundura kışlık botlarda kampanya  arzum konfeksiyon büyük bedende zerafet

Bazı zamanlarda Nazlı’yı görüyordu, bazı zamanlarda yanına oturan kadının kalçalarını.

Bazı gecelerde banyoya girip, kendisine bir sigara sarıyordu. Otlu, tohumsuz. Kağıdı yalıyor, çakmağı çakıyor, içini betonla doldurduğu küvetin üzerine yatıp bazen ağlıyor, bazen gülüyordu.

Bazı gecelerde banyoya girip, küvetin yanına koyduğu sandalyede oturuyordu. Küvetin üzerine bira şişesi ya da rakı kadehini koyuyordu.  Böyle gecelerde sigarası otsuz, tohumsuz.

Böyle gecelerde Ekrem’in elinde tahta saplı ekmek bıçağı oluyordu.

Mutlaka Oku

Polisiye hikaye: Sabun Kokusu İnci gibi dizilmiş harflerin üzerinde tekrar gezindi gözleri. Her kelimesini ezbere bilse de kağıtta yazılanları okumak içinde kalan son insanlık kırı...
Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum