ZEHİR GİBİ KADINLAR

Paylaş:

Zehir bilimi, 13 Ağustos 1901’de, Amerika’nın Massachusetts eyaletinde yaşayan  Minnie Gibbs’in rahatsızlanarak vefat etmesiyle ön plana çıktı. Kadının ölüm nedeni, doktoru tarafından  “tükenmişlik” olarak belirtilmişti.  Gibbs’in ailesinde daha önce de buna benzer ölümler olması dolayısıyla, durum normal karşılandı.

Bu ölümü şüpheyle karşılayan tek kişi, sadece  Bayan Gibbs’in kayınpederi Kaptan Gibbs’di.

Jane Topban

Durum aslında şüphelenilmeyecek gibi değildi. Çünkü ailede arka arkaya ani ölümler meydana gelmiş,  Minnie’den birkaç hafta önce annesi, kız kardeşi ve babası hayata gözlerini yummuştu. Bu tuhaf ölümler Minnie Gibbs’le de sona ermemiş, onun ölümünden on üç gün sonra gene aynı aileden Edna Bannister de kaybedilmişti. Ve bütün bunlar, aynı zamanda aile dostu olan Jane Toppan isimli bir hemşirenin kısa bir süre önce, Davis ailesininin yaşadığı evde göreve başlamasından sonra olmuştu.

Kayınpeder Gibbs, Harvard Tıp Fakültesi’nde görevli arkadaşı Dr. Edward S. Wood’a durumu anlattı ve yardımını istedi. Wood’un uzmanlık alanı zehirli maddelerdi. Minnie’ye yapılan otopside yoğun miktarda arsenik zehiriyle karşılaşıldı. Ayrıca gene yoğun miktarda morfin ve atropine rastlandı.

Bütün bu ani ölümlerde Hemşire Toppan’ın yakınlarda bulunması ya da ölen kişilerle temas halinde olması, onu birinci derecede şüpheli kişi haline getirmişti. Toppan, Minnie Gibbs haricinde Genevieve Gordon ve Alden Davis’in ölümlerinden ötürü yargılandı. Önce,  tüm suçlamaları reddettiyse de daha sonra suçlamaları kabul etti.  Bunda davaya üç uzmanın katılması etkili olmuştu. Hemşire Jane Toppan, işlediği cinayetleri itiraf ederken hiçbir şekilde pişmanlık belirtisi göstermedi. Hatta, öldürürken cinsel haz duyduğunu bile söyledi.

Toppan’ın akrabalarında aklî denge bozuklukları vardı. Uzmanlar buna dikkat çekerken, aynı şekilde onun çocukluğundan beri bazı sorunları olduğunu da belirttiler.

Jane Toppan’ın İrlanda göçmeni olan babası bir alkolikti. Kızını sık sık dövüyor, onu bir hizmetçi gibi kullanmakta bir sakınca görmüyordu. Toppan’ın hemşirelik okuluna giderken, çeşitli uyuşturucularla hastalar üzerinde deneyler yaptığı anlaşıldı. Birçok hasta ölmüştü. Jane ayrıca yalan söylemesi ve hırsızlıklarıyla da dikkat çekmekteydi.

Hastalara verdiği morfin, onların daha yavaş nefes almalarını ve göz bebeklerinin daralmasını sağlarken, ardından verdiği atropin tam ters etki yapıyordu. Elinden tesadüf eseri kurtulan hastalardan bir tanesi, yaşadıklarını anlattı. Amelie Phinney isimli hasta, hemşire tarafından verilen ilaç neticesinde bilinç uyuşması yaşadığını söyledi. İlacın etkisiyle olup bitenleri hayal meyal hatırlayan Amelie, uyuşunca hemşirenin yatağına girdiğini ve ona sarıldığını hatırladığını anlattı. Ancak bir sebepten Toppan hastayı bırakıp odadan hızlıca uzaklaşmıştı.

1892’den sonra Toppan, kariyerini özel hemşire olarak sürdürdü. Evlerde görev yapan Toppan, öldürmeye devam etti. Sadece hasta ve yaşlı insanları zehirlemedi. Aynı zamanda süt kardeşi olan Elisabeth’i de zehirleyerek öldürdü. Amacı onun kocasını elde etmekti. Elisabeth ölürken, Toppan onun yanına yatmış ve ona sarılmıştı.

Dava sonuçlandığında yargıç, Toppan’ı suçlu buldu. Ancak o bir deliydi ve  Taunton Akıl Hastanesi’nde ömür boyu tedavi görecekti.

Hemşire Jane Toppan, işlediği otuz bir cinayeti itiraf etti. Bu otuz bir kişinin isimlerini anımsıyordu ancak anımsayamadığı isimler de vardı. Kurban sayısının yüzden fazla olduğu sanılmaktaydı.

Toppan’ı diğer kadın seri katillerden ayıran önemli  bir unsur vardır. Toppan maddi çıkar için değil, cinsel hazdan ötürü öldüren kadın seri katil olarak eşsiz bir örnektir.

Yeni yüzyıl, başta Amerika ve Rusya olmak üzere dünyanın birçok ülkelerinde seri katillerin hızla çoğalmalarına şahitlik etti. Gerçekten de seri katiller çoğalıyorlar mıydı? Zaten yüzyıllardır var olan seri katiller aslında çoğalmıyorlardı. Artık uzmanlaşan emniyet teşkilatları sayesinde, doğru profillemeler sonucunda seri katiller daha hızlı deşifre edilip yakalanıyorlardı.

 

Parmak İzleri

Parmak izi teknikleri 1903’te daha büyük önem kazandı.

Parmak izi analizi konusunda gelişim gösteren adli bilimin, başka alanlarda daha çok yol alması gerekiyordu.

Jeanne Weber

Özellikle yara izi analizi bunların en başındaydı.

Bir vakada kurbanın cildi üzerinde oluşan izler sebebiyle tıp uzmanları oldukça zorlandılar. Uzmanların farklı görüşler ileri sürmesi kafaları iyice karıştırdı. Olayı soruşturanlar kime inanacaklarını bilemediler.

Nisan 1905’de, akşamüstü saatlerinde Paris’te bir hastaneye genç bir kadın bebeğiyle geldi. Bebek bir sebepten ötürü tıkanmış, nefes alamıyordu. Genç anne bebeğini o gün akrabası olan Jeanne Weber’e emanet etmişti. Bebeği muayene eden doktor, gırtlak bölgesinde kırmızımsı lekelere rastladı. Doktor daha önceki vakaların bulunduğu dosyaya bakınca, daha önce de aynı aileden dört bebeğin aynı izler ve belirtiler neticesinde öldüklerini tespit etti.

Otuz yaşındaki Jeanne Weber, her olayın içerisinde yer almış, baktığı  üç çocuk da benzer bir şekilde ölmüştü. Yine üç yıl önce, Weber’in himayesi altındaki iki çocuk difteri hastalığı ve şiddetli kramplar sebebiyle hayatlarını kaybetmişlerdi. Weber bu yüzden suçlanarak yargılanmış, ancak mahkemesi sürerken firar etmişti.

Aslında boğularak öldürme esnasında oluşan izler ve vücuttaki değişimler ile ilgili araştırmalar 1888 yılında

Davayı Manşete Taşıyan Bir Gazetenin Anasayfası

başlamıştır. Dr. Langreuter’in  yaptığı araştırmalar bu konuda oldukça ilginç sonuçlarla doludur. Henüz ölmüş bedenlerin kafataslarını keserek beyinlerini açığa çıkartıp boğazlama esnasında gerçekleşen değişimleri canlı olarak izleyen Langreuter,  gırtlaklama esnasında boğaz kısmında belirgin morarmalar oluştuğunu, aynı zamanda kas kanamalarının meydana geldiğini belirlemiştir.

Weber olayında doktorun yapmış olduğu tespitler, cinayeti işaret ederken, adli bilim uzmanları bunu doğrulamadılar. Böylece Weber suçsuz bulundu, tutukluluk kararı iptal edildi. Ancak hikâye burada sonlanmadı.

Weber başka bir isim altında üç çocuklu bir adamın yanında dadı olarak göreve başladı. Yaklaşık bir yıl sonra, çocuklardan biri kas kasılmaları sebebiyle vefat etti. Daha önceki çocuklarda olduğu gibi, bu çocuğun da boynunda aynı lekeler vardı. Yetkililer zaman kaybetmeden Weber’i tutukladılar. Ancak cesedi inceleyen doktor ölüm sebebinin gırtlaklama olmadığını söyleyince, Weber yine serbest kaldı.

1908’de Weber bu sefer başka bir çocuğunun ölümünden ötürü tutuklandı. Daha önceki cinayetlerde cesetlerin otopsisini gerçekleştiren Dr. Thoinot bu defa cinayet teşhisini koydu. Ancak daha önceki otopsilerde yaptığı hatayı örtbas edebilmek için cinayet sebebini farklı bir şekilde açıkladı. Dr. Thoinot’a göre, Weber bu cinayeti bir bunalım sebebiyle işlemişti. Daha önceki cinayetlerden ötürü ithamlara maruz kalınca, bunalım geçirmiş ve bu yüzden çocuğu öldürmüştü. Weber suçlu bulunarak, hapishane yerine bir tımarhaneye gönderildi. Orada kendisini boğarak hayatına son verdi.

Paylaş:

Yorum Bırakın:

yorum