Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

DİKKATLERDEN KAÇMIŞ BİR POLİSİYE YAZARI: İLHAMİ SAFA

Diğer Yazılar

“Şair-i mader-zât” İsmail Safa’nın oğlu, siyasetçi ve çevirmen Ali Kâmi Akyüz’ün yeğeni, romancı ve gazeteci Peyami Safa’nın ağabeyi, ressam Behçet Safa’nın babası olan İlhami Safa, daha çok Babıali’nin emekçilerinden bir gazeteci olarak tanınır. İsmail Safa’nın Sivas’ta 24 Mart 1901’de vefatından sonra İstanbul’a gelen aile, akrabalarının yanına, Gedikpaşa civarında bir eve sığınırlar. Bu dönemde İlhami 7, Peyami 2 yaşındadır. Vefa ve Mercan idadilerinde okuduktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nin Mimarlık dalında tahsilini sürdüren İlhami Safa’nın sanata ilgisi genç yaşlardan itibaren başlar. On yedi yaşındayken resimler yapıp hikâyeler yazar. Çok genç yaşlarda gazeteciliğe başlar; kırk seneyi aşkın bir süre Türk basınına hizmet eder. Yirminci Asır, Son Telgraf, Yeni Sabah, Hafta, Kültür Haftası, Yeni Hayat gibi pek çok gazete ve derginin yayın hayatına girmesinde öncü rol oynayan İlhami Safa; Servet-i Fünûn, İkdam, İçtihat, İleri gibi Türk basın tarihinin önemli mecmualarında görev alır. Genellikle işin mutfağında emek harcayan İlhami Safa, muhabirlik, köşe yazarlığı gibi işlerle aktif yazı hayatına da katılır. Daha çok gazeteci kimliğiyle tanınan İlhami Safa, 1940’lı yıllarda on bir adet tefrika/telif roman yayımlayarak edebiyat dünyasına hatırı sayılır ölçüde katkı sağlar. Söz konusu eserler, yazarın Yeni Sabah gazetesinin ortaklığından ayrıldığı döneme tekabül eder.

DİKKATLERDEN KAÇMIŞ BİR POLİSİYE YAZARI: İLHAMİ SAFA 1
İlhami Safa, kardeşi Peyami Safa’yla birlikte.

Yusuf Ziya Ortaç’ın “Kısa boylu, tıknaz, etli yüzlü, kalın dudaklı, yeşil mavi karışımı ışıl ışıl gözlü bir gençti İlhami. Uysaldı, neşeliydi, hoştu. Bir çocuk tarafı vardı, ona pek yakışan. İnanıverirdi her duyduğuna. İşittiği haberin yalan çıkmasından korkar, incelemek istemezdi,”[i] ifadeleriyle tanımladığı İlhami Safa, arkadaşları arasında son derece çalışkan, dürüst ve titiz bir gazeteci olarak tanınır. Romancılığıyla ilgili döneminde yahut sonrasında herhangi bir değerlendirme yapılmayan İlhami Safa[ii], Mithat Cemal Kuntay’a göre hem bir kültür adamı hem de kardeşiyle birlikte hayatın zorluklarına göğüs geren bir kahramandır.[iii] Gazeteciliğin mutfağını çok iyi bilen ve ilk gençliğinden itibaren mesleğin her türlü inceliklerine vâkıf olan İlhami Safa, aynı zamanda köşe yazılarıyla da aktif yazı hayatına katılır. Bu yazıları kendi isminin yanı sıra Server Bedii, Behçet Safa ve Selim İlhami adlarıyla neşreder.

SERVER BEDİİ KİM?

Server Bedii müstearını Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar İlhami Safa’nın kullandığı, daha sonra bu ismin Peyami Safa’yla özdeşleştiği bilinmektedir. Ancak 16 Eylül 1934 tarihli Vakit gazetesindeki bir habere göre İlhami Safa’nın da zaman zaman bu müstearla yazılar yazdığı anlaşılmaktadır. Hafta Mecmuası aleyhine açılan davada belediyenin manevi şahsiyetini tahkir eder mahiyette bir yazıdan dolayı mecmuanın sahibi İlhami Safa ile yazıyı yazan Server Bedii aleyhine dava açılır. Yazıyı müstear adla yazdığı iddiasıyla Peyami Safa da mahkemeye dahil edilir. İlhami Safa, yazıyı kendisinin yazdığını, Hafta Mecmuasının hem sahibi hem neşriyat müdürü bulunduğunu, yazıyı yazarken katiyen belediyenin manevi şahsiyetini tahkir etmek fikrini beslemediğini söyler. Peyami Safa da Server Bedii imzasının kendisine ait olduğunu doğrular. Fakat bu imzayı döneminde bazı kadın mecmualarında annelerinin de kullandığını, ağabeyinin de bu imza ile İçtihat Mecmuasında bazı yazılar yazdığını, kendisinin de uzun müddet bu imzayla hayli roman, hikâye ve fıkra yazdığını, fakat bu arada İlhami Safa’nın da bu müstearı kullanmaya devam ettiğini belirtir (Vakit, 16 Eylül 1934). Bu bilgiler ışığında Server Bedii müstearını 1930’lu yıllarda İlhami Safa’nın da kullandığı anlaşılır. Dolayısıyla söz konusu imzayla kaleme alınmış yazılara ihtiyatla yaklaşmanın gerekliliği açığa çıkar.

İLHAMİ SAFA’NIN ROMANLARINA GENEL BİR BAKIŞ

İlhami Safa, kendi ismi ve Behçet Safa müstearıyla toplam on bir roman kaleme alır. Bu romanların ilki Son Posta’da tefrika edilen (13 Şubat 1940-2 Nisan 1940) Komiser Sedad; kitap olarak yayımlananların ilki ise Anadoluhisarı’nda Beş Cinayet’tir (1944). Bunların dışında İlhami Safa’nın romanları Bir Aşkın Peşinde-Hacı Şakir Ailesinin Esrarı (1944), Şeytan (1944), Şeytanın Piçi (1944), Semra’nın İki Kocası (1944), Yeşil Babanın Tespihi (1944), Saraylının Kızları (1945), Bir Aşkın İntikamı (1945), Tibet Yıldızı (1945)[iv] şeklinde sıralanabilir. Yazarın son romanı ise 20 Şubat 1949-26 Nisan 1949 arasında Yeni Sabah’ta tefrika edilen İkbal Kalfa’nın Mirası ve bu romanın devamı olduğundan ayrı bir roman olarak değerlendirilemeyecek Sevimli Köşk Cinayeti’dir (Yeni Sabah, 27 Nisan 1949-2 Haziran 1949).

Erol Üyepazarcı İlhami Safa’nın romanları hakkında genel bilgi verirken Yezidlerin Cenneti ve Feneryolu Cinayeti adlı iki romandan da söz eder.[v] Ancak diğer romanların tanıtım sayfalarında da yayımlandığı belirtilen her iki esere hiçbir kütüphane kataloğunda rastlanılamamış, yapılan araştırmalarda bu romanların yayımlandığına dair herhangi bir iz tespit edilememiştir. Bununla beraber Feneryolu Cinayeti, Semra’nın İki Kocası adlı romanın içerisinde bulunan bir bölümün başlığı olarak yer alır. Bu çerçevede ilgili romanların reklamı yapılmasına karşın yayımlanamadığı, bunlardan Feneryolu Cinayeti’nin başka bir roman içerisinde eritildiği düşünülebilir. Oğuz Eren, 221B Dergisi’nde İlhami Safa’yla ilgili genel bir değerlendirme içeren yazısında ‘Daktilo Leman’ı Nasıl Kaçırdılar?’ adlı romanın da İlhami Safa’ya ait olduğunu belirtse de[vi] söz konusu eserin Ziya Şakir Soku’ya ait olduğu tespit edilmiştir.[vii] Bu tür hatalarla popüler romancılık sahasında karşılaşmak son derece doğaldır. Prensip olarak birbirine benzeyen, tefrika edilip kitaplaşan, estetik endişeden çok maddi kaygılarla sık üretilen bu tür eserlerin farklı isimlerle tekrar basılması, tanıtımı yapılıp basılmaması, kataloglarda yazarların karıştırılması sıkça karşılaşılan durumlardandır. Kurmacalarının yanı sıra İlhami Safa’nın kitap olarak basılan W. Churchill’den Zafer, Claude Farrére’den Savaş, Vicki Baum’dan Marion’un Kalbi ve müellifi belirtilmeyen Düşünceler ve Maceralar olmak üzere dört adet çevirisi de bulunmaktadır. Ayrıca yazarı belirtilmeyen bir çeviri roman olan Gestapo ve Entelicens Servis de Son Posta’da tefrika edilmiştir (10 Eylül 1940-20 Ocak 1941).

Erol Üyepazarcı, İlhami Safa’nın polisiyelerini melodram öğesinin ağır basması, olayların çözümünde tesadüflere fazla yer verilmesi, kişilerin ve olayların inandırıcılığının zayıflığı noktasında eleştirir.[viii] Ayrıca romanlarda içerik kurgusu dengesiz dağılım gösterir. Yani olayın asıl çatışmasını içeren kısımlar bazı romanlarda daha az yer kaplar. İlhami Safa’nın polisiyeleri genellikle doğa üstü güçler ve fantastik olaylar da içerir. Kurgu üzerindeki bu ağırlık olayların dengesiz verilişine ve mantıksız çözümlere neden olur.

İlhami Safa’nın romanlarının tamamını polisiye kategorisinde değerlendirmek mümkündür. Bununla birlikte Semra’nın İki Kocası’nda popüler aşk romanlarına, Şeytanın Piçi’nde ise fantastik kurguya benzer bir içerik öne çıkar. Her iki romanın farklı özellikler taşımasına rağmen yine de suç kapsamında içeriğe yer vermesi, türlerinin belirlenmesini zorlaştırır. Ayrıca diğer romanlar dikkate alındığında merkezde suç teması ağırlıkta olsa da farklı popüler kurgu içeriklerine de yer verildiği görülür. Macerayla başlayan roman aşkla, cinayetle yahut gerilimle sürmekte, bir romanın içerisinde popüler kurgunun birkaç unsuru birden kullanılabilmektedir. Yine de tüm romanları aşk ve cinayet paydasında toplamak mümkündür.

İlhami Safa’nın romanları popüler roman türlerinin karakteristik özelliklerini büyük ölçüde barındırmakla beraber meseleleri yerlileştirme ve dönemin genel eğilimlerini takip etme çabası dikkat çekici boyuttadır. Ancak söz konusu romanlarda popüler edebiyatta görülen kurgusal boşluklara sıklıkla rastlanır. Özellikle cinayetlerin tesadüfler aracılığıyla çözülmesi, dedektif rolünü üstlenen karakterlerin anlatıcı tarafından her fırsatta övülse de üstün başarılar gösterememesi ve bu karakterlerin âşık olduğu kadının etkisiyle hareket etmesi, olayların çözümünde akılcı yöntemlerden çok hislerin ön planda olması, muammanın birbirine benzeyen kardeşler/kişiler üzerinden çözümü, kılık değiştirme gibi basit yöntemlerin tercihi, kurulan bazı çatışmaların çözümsüz kalışı, vaka halkaları arasındaki nedensellik bağının zayıflığı ve zaman zaman akılla izah edilmesi mümkün olmayan çıkarımların olayı yönlendirmesi söz konusu kurgusal hataların başında gelir. Romanlarda popüler edebiyatın formüllerine de tam manasıyla riayet edildiğini söylemek zordur. Merak unsuru sürekli canlı tutulmaya çalışılan romanlarda zaman zaman anlatıcının müdahalesiyle okur yanlış hedefe yönlendirilir, böylece özellikle katil kim sorusuna cevap aranan romanlarda polisiyenin kurallarından uzaklaşılır. Ayrıca yazarın okurla dedektifi eşleştirme denkleminden uzaklaşarak dedektifin bildiklerini okurdan saklaması, kurgunun sağlam bir zeminde ilerlemesini engeller. Olayı soruşturan/çözen kişilerin teknolojinin sağladığı imkânlardan ziyade kişilerin yardımıyla sonuca ulaşması dikkat çeker. Diğer taraftan anlatım tekniği olarak sıklıkla hatıra ve mektup türlerinin sağladığı imkânlar kullanılır, aniden ortaya çıkan bu tür metinler kurgunun yönlendirilmesine, hatta sonuçlanmasına etkili olur. Ayrıca gazete haberleri de İlhami Safa’nın romanlarına önemli ölçüde katkı sunar. İlhami Safa, romanlarında heyecan unsurunu sürekli diri tutmak adına pek çok olayı iç içe geçirerek anlatmayı, neredeyse her bir sahneye yeni bir muamma eklemeyi tercih etse de bu durum sonuca giden yolda önemli bir sorun teşkil eder. Pek çok olayın çözümsüz kalışı, romanlardaki neden-sonuç ilgisini zayıflatmış, ana olayın çözümünde tercih edilen yöntemler okuru ikna edecek düzeyin ötesinde kalmıştır. Bu durumun muhtemelen örnek alınan yabancı polisiyelerin Türkiye şartlarına uydurulmasından kaynaklandığı söylenebilir.

Romanlar, üst yapıda çeşitli hatalara sahne olsa da alt metinde dönemin sosyal, siyasal ve kültürel yaşantısına dair önemli ayrıntılar içermektedir. Örneğin ideal kadının nasıl olması gerektiği, Osmanlı’dan kalan köşk ve yalıların işlevini yitirerek cinayet mekânlarına dönüşmesi, akıl-his karşıtlığında her ne kadar akıl tarafı vurgulansa da kişilerin hisleriyle hareket etmeleri ve bu bağlamda Türk modernleşmesinde rasyonel aklın geldiği konumun belirlenmesi, gazeteciliğin kamuoyu oluşturmadaki gücü, devleti temsil eden polis memurlarının zaaflar göstermesi bu tür ayrıntılar arasında değerlendirilebilir.

İlhami Safa’nın romanlarında işlenen suçların daha çok parasal gerekçelere dayandığı görülür. Olayın soruşturmasını genelde devleti temsil eden polis yürütür. Bu polis, her ne kadar pek çok başarısızlık gösterse de sonunda adalet sağlanır. Suçlu çoğunlukla adalet karşısında hesap verir; intihar ya da bağışlanma söz konusu olmaz. Böylelikle klasik gerçekçi bağlamda sistemin tahkim edildiği söylenebilir. Romanlarda polislerin yetersiz kaldıkları yerlerde gazeteciler öne çıkar. Bu dönemin popüler romanlarında özel dedektifler henüz kurguya dahil olmazken gazetecilerin bu boşluğu doldurduğu söylenebilir. Cinayet içeren romanlarda çoğunlukla ateşli silah, bıçak, kama kullanılır. Sadece İkbal Kalfanın Mirası’nda kadın katilin zehir kullandığı görülür. Romanlarda işlenen suçlar daha çok bireysel gerekçelerden kaynaklanır; örgütlü bir suçtan söz edilemez.

İlhami Safa, romanlarında mekânın işlevini verimli şekilde kullanır. Romanların en dikkat çeken özelliğinin mekânlar aracılığıyla kurulan atmosfer olduğu söylenebilir. Hemen her romanda olayların gerilimiyle mekânın sunuluşu paralellik arz eder. Ayrıca mekân-insan özdeşliğinde zaman zaman kişilerin içsel gerilimlerinin de mekâna yansıtıldığı söylenebilir. Safa, söz konusu özdeşlikle gerilimi romanın sonuna kadar sürdürmekte oldukça ustalık gösterir.

Sanatkâr bir ailenin üyesi olan İlhami Safa’nın polisiyeleri, dönemin diğer popüler metinlerinde de görülen kurgusal birtakım boşluklar içerse de soruşturmacının araştırma usulleri, satır aralarında işlenen ansiklopedik bilgiler, mekân-insan bütünleşmesiyle gerilimin artırılması bakımından kıymet arz eder. Bu yönleriyle dönemin diğer yazarlarından ayrılan ve estetik romancılara yaklaşan İlhami Safa’nın ailesinden gelen hususiyetleri romanlarına yansıttığı söylenebilir. Gazeteci kimliğiyle romanı daha çok para kazanma vasıtası olarak gören İlhami Safa, hayatının kısıtlı bir devresinde on bir roman kaleme alarak bu türde ne kadar ileri gidebileceğini de gösterir. Server Bedii müstearının kullanıldığı romanlar arasından herhangi birinin İlhami Safa’ya ait olup olmadığı ise merak konusudur.


[i] Yusuf Ziya Ortaç (1966), Bizim Yokuş, İstanbul: Akbaba Yayınları.

[ii] Bu konuda yayımlanan ilk çalışma için bkz: Erdem Dönmez (2023), İlhami Safa’nın Romanlarında Popüler Açmazlar, Ankara: Sonçağ Akademi.

[iii] Mithat Cemal Kuntay, (1954). “Bence İlhami”, Türk Düşüncesi, S. 12, Ekim.

[iv] Tibet Yıldızı’nın kapağında “Çeviren: İlhami Safa” ibaresi yer alsa da iç kapakta Behçet Safa ismi müellif olarak görünür. Ayrıca içerikten de romanın telif olduğu anlaşılır.

[v] Erol Üyepazarcı, (2008). Korkmayınız Mister Sherlock Holmes! Türkiye’de Polisiye Romanın 125 yıllık Öyküsü (1881-2006). İstanbul: Oğlak Yayınları.

[vi] Oğuz Eren (2017). “‘Öteki’ Safa, İlhami Safa’nın Fantastik Polisiyeleri”, 221B, Osmanlı’dan Günümüze Bizim Polisiye. Kasım-Aralık, S. 12.

[vii] http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/soku-ziya-sakir

[viii] Üyepazarcı, age.

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ