44 NUMARA

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM-2

KIZIL SAÇ

ŞERİF’İ KİM VURDU?

Kan duvara sıçradı, kaçıştı bakır rengi böcekler. Yüzünden dökülen bin parça değil, bizzat yüzü dökülüyor. Kurşun kafatasının arkasından girip yüzünün ortasından çıktı ve hemen ileride duran solak sandalyeyi de sıyırarak yerdeki aynaya saplandı. Mayası tutmaz bir adam ölüyor, ama yine de yakışmıyor kimseye böyle bir son.

Elimdeki silahı bol cepli kabanıma soktum, aynanın yanına gittim. Paramparça olmuş, sır tutamaz artık. Susturucu kullandım, hemen sırra kadem basmama gerek yok. Arayanı soranı olmadığını ve bu gece burada yalnız olacağını biliyorum. Kandaki ayak izlerim simetrik, kırk dört numara, tıpkı babam gibi.

Hâlâ kıpırdanıyor az da olsa, birkaç dakikaya veda edeceğini düşünüyorum. Çevirdim yüzünü, gözlerindeki ışığın sönüşünü izledim, yazık.

Unutulmuş bir ev burası; zamanında Rumların terk edip gittiği, şimdilerde yerde yatan gibilerin mesken tuttuğu cinsten. Eminim ki eskiden cumbasının genişliği ile övünüyordu gerçek sahibi. Şimdi o kadar zor geliyor ki bunca kanı temizlemek, cesedi taşımak, iki saatten fazladır boş evde bu soğukta beklediğimden ayaklarım ellerim buz gibi. Aslında nedenimi afili cümlelerle anlatmayı, bana yalvarmasını ve alçalacağı seviyeyi de görmek istiyordum ama soğuğun da etkisiyle arkasından yaklaşıp sıkıverdim kafasına. Pişman mıyım? Hayır, kesinlikle hak etti.

Üniforma bezine benzer, brandavari bir kumaştan yapılmış, içi naylon kaplı, sızdırmaz, büyükçe bir çuvalım var, hâki yeşil, bir zamanlar Ankara Amerikan pazarından aldığım, onu da yanımda getirdim.

Kendimden beklemeyeceğim bir performans ile yerleri tertemiz sildim, boş kovanı buldum ve ceset de çuvalda. Sanki yılların katili gibiyim; saatler evvel, daha eve çıkmadan arabada giydiğim yün eldivenlerimi elimden hiç çıkarmıyorum. Böylece parmak izim kaldı mı stresim yok. Sırtımda çuvalım, içinde kardeşim, iniyorum dar merdivenlerden. Ev müstakil ve elektrik yok, sokağın lambası hafif aydınlatıyor içerisini.

Sonradan ortaya çıkabilecek, buralarda yaşamaya çalışan ucube bir üvey kardeş ile paylaşılamayacak kadar büyük olan servetin bir göstergesiyim dercesine büyük arabamın yayla gibi bagajına yerleştiriyorum rahmetliyi. Hafif belim ağrıyor, bu iş bittikten sonra kapsamlı bir check-up’a girsem iyi olacak zaten, bu sene ihmal ettim. Önceden hazırlamış olduğum istirahatgâhına götürüyorum kardeşimi, en azından hep yanımda olacak

“Evimin bahçesi dahi buralardan güzel, sen hiç üzülme, bu sefalete yaşamak denmezdi zaten.” Kırk dört numara ayakkabı giyen babamın bir gençlik hatası ile vuku bulmuş bedenin taksiratı bu kadarmış demek lazım.

“Kaybının büyük olduğu söylenemez ama eğer ki ‘başka mirasçısı var mıydı’ diye meraklanan bir işgüzarın hasbelkader sana ulaşması durumunda, benim bunca yıllık emeğimle kurmuş olduğum imparatorluğun yarısını kaybetmem, takdir edersin ki çok daha büyük bir kayıp olurdu. ‘Keşke sen yapmasaydın bari’ diyebilirsin; geçen pazar Taksim’de buluştuğumuzda sana yemek ısmarlarken, üzerine bir yemek daha ısmarlarken, üstü üste içtiğin rakılarını öderken ne de iyiydim değil mi? Ama hâlâ iyiyim, başkasına da yaptıramazdım ki bu işi, anla beni, sürekli şantaj yaparlar insana, filmlerde izliyoruz ya. Artık hep yanıbaşımda olacaksın var mı ötesi? Ayrı geçen bunca yıldan sonra artık hiç ayrılmayacağız.”

İnönü Stadı solumda, kırmızı ışıkta duruyorum. Bu saatte bile dilenen, cam silen çocuklar var buralarda. Senin hatırına camı açtım şimdi ve yüz lira verdim gece gibi kara bir çocuğa. Kim bilir, belki de tanıyorsundur, şurada ne mesafe ki Taksim ile Beşiktaş?

Ne garip, bagajımda bir ceset ile kırmızı ışıkta bekliyor gibi de hissetmiyorum kendimi. Ne heyecanlıyım ne endişeli. Olması gereken buydu ve oldu. Aksi düşünülemezdi zaten. Kırk dört numara ayakkabımı gaz pedalına dokundurmamla ilerliyorum şimdi, gecenin karanlığına.

Yorum Bırakın:

yorum

Önceki İçerikKIZIL SAÇ
Sonraki İçerikKORKULARIM VAR BENİM-2
Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img

En Son Yazılar