BAŞKOMİSER GALİP

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM-2

44 NUMARA

KIZIL SAÇ

Sıradan Cinayetlerin Sıradan Polisi

Polisiye roman yazarı Çağatay Yaşmut, usta kalemiyle hayat verdiği kahramanını bu kelimelerle tanımlıyor. Pardon, Başkomiser Galip bir kahraman değil, sıradan bir insan. Sağlıksız yemekler seven, bolca sigara tüketen, merdiven basamaklarında nefesini sayan normal bir erkek.

Güzel ve oynak hatunlardan, soğuk balkonlardan hoşlanıyor. Parlak mavi gözlerinden hemencecik etkilenen hanımlar tarafından baştan çıkartılmaya hiçbir zaman itiraz etmiyor ama sınırsız coşkularla başlayan ilişkileri kolayca sarpa sarıyor. Bence akrep burcu. Çünkü her daim depresif ama yaşamdan herkesten fazla keyif aldığı da şüphesiz bir gerçek.

Oğlak Yayınları etiketi altında 2008 yılında, Beyoğlu Cinayetleri isimli macerasıyla sokaklara iniyor Başkomiser Galip. Gerçek yaşamda başkomiserler, komiserlerden oluşan ekipleriyle dava çözmek için sokaklarda koşturmazlarmış. Bırakalım onlar işlerini bildikleri gibi yapsınlar. Bizler kurbağaların bile prens oldukları masallarla büyüdük. Kitaplarda okuduğumuz karakterler, omuzları rütbeli de olsa koştursun, ter atsınlar isteriz.

Sıradan Başkomiserimizle, Beyoğlu’nun arka sokaklarında tanışıyoruz ama Galip’in mekânı çoğunlukla Anadolu Yakası. Zaten Galip de bir Anadolu erkeği. Gerçek bir Kadıköy aşığı olan Çağatay Yaşmut böyle olsun istemiş. Okumayan, sanatla alakası olmayan, sinemaya bile gitmeyen maço bir adam nasıl olur diye merak etmiş,  kahramanımızın yaratıcısı yazar.

Beyoğlu Çıkmazı, Şarkılar Susunca, Beni Yavaş Öldür, Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü, Moda Cinayetleri, Benim Canım Ailem ve Felsefe Cinayetleri. Galip’in polisiye roman dünyasında kat ettiği yol uzun ve başarılı. Sıradan Başkomiserimizi ve sevenlerini bekleyen olaylar ise daha heyecanlı ama kolay işler olmayacak diye tahmin ediyorum.

Bu arada, Çağatay Yaşmut’un, ‘sıradan cinayetler’ derken, ölümleri basitleştirdiği gelmesin akıllara. Aksine, yazar olay yerlerini ve kurbanları betimlerken, otokontrolü elden bırakmıyor ve de en önemlisi mahremiyet hakkına özen gösteriyor. Hiçbir ölüm sıradan değildir ve her insan, ölü dahi olsa mahremiyet hakkına sahiptir. Olay yerlerinde baskın kelimelerle anlatılan bol kan, çeşitli ve çokça ifrazat ya da cansız bedenin cinsel yönden teşhirciliğinin hiçbir okuyucuyu olumlu etkileyeceğini sanmıyorum. Çağatay Yaşmut, kolay kelimelerle prim peşinde koşmayan bir yazar.

 Başkomiser Galip hikâyelerinde toplumsal yaralara da sıkça değiniyor Yaşmut. Kaleme aldığı maceralar bir vaka çözümünden çok kalıcı misyonlar taşısın çabasında. Hikâyelerin Galip’le geçen bölümleri Başkomiserin ağzından anlatılırken, diğer sahneler yazarın gözünden, çoğunlukla yorumsuz ve sade bir üslupla seriliyor okuyucunun önüne. Bu anlatım değişikliği okura güzel bir sinerji olarak yansıyor ve hikâyeye akıcılık katıyor.

Başkomiser Galip bir Kaybedenler Kulübü üyesi. DGM Hâkimi olan babasını bir suikaste, annesini kansere, ekip arkadaşını kör bir kurşuna, sevgilisini bir  şiddet olayına kurban veriyor. Yaralarını sarmakla pek ilgilenmiyor. Galip’in işi katillerin peşinden koşmak. Çalışmakta, çok yorulmakta, koltuk tepelerinde uyumakta arıyor ihtiyacı olan teselliyi. Ne de olsa her canlının kanında bir parça avcılık güdüsü vardır. Galip’in terapisi,  avının izini adım adım sürmek ve gerektiğinde gözü kapalı peşinden koşmak. Bu pek sık karşımıza çıkan kovalamacaları, sokaklarıyla, tabelalarıyla, ağaçları, parklarıyla anlatırken, okuyucuyu başarılı bir şekilde sürüklüyor peşinden yazar.

Başkomiser Galip maço bir karakter lakin vicdanını ve duygularını henüz kaybetmemiş olan polislerden. Her ne kadar çevresine duyarsız bir adam gibi görünse de okuyucu Galip’in o kadar sığ bir kişilik olmadığını adeta hissediyor. Tekmelerle, tokatlarla yerlere serildiğinde, kurşun yaralarıyla hastaneye kaldırıldığında değil, yaşadığı toplumun yaraları karşısında acıyor canı. Kanlı cesetleri görünce değil, ülkesini sarmış kirli yapılanmaların pis kokularını algılayınca bulanıyor midesi.

Yürekten inandığı adaleti en doğru şekilde uygulamaya çalışırken, en yakınının silahına ve rozetine el koymakta tereddüt etmiyor. Adalet için taşıdığı tabancasıyla adaletsiz olanın peşinden koşarken, namluyu kendi kafasına da doğrultabiliyor.

Başkomiser Galip kitapları ilk sayfalarda biraz sıkıcı, belki de yorucu hissettirse de karakterimizin iç sesiyle yaptığı anlatım, kısa sürede ve garip bir şekilde olayın içine çekiyor okuru. Galip yaptıkları kadar yapmadıklarını da düşünen, aynaya bakınca gördüğü şeyi beğenen, “Başkasına ne gerek, ben kendi kendime aferin derim,” diyebilen, egosu biraz yüksekçe bir polis.       

Hepimiz kadar birilerine bağlanma arzusu ve ihtiyacı hisseden, hepimizden biraz fazla kaybetme korkusu yaşayan şahsına münhasır bir adam. Kaybetme korkusunun sebebi elbette geçmişteki acı kayıpları. Yürüdüğü yolda geride kalanları unutmayan karakterleri severim. Yolun açık olsun Başkomiser Galip.

Yorum Bırakın:

yorum

Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img

En Son Yazılar