Benimle Dans Eder Misin?

Diğer Yazılar

ŞAHİT

AYNUR’UN HİKÂYESİ

UĞURSUZ

Arp sesinin ahenkli müziği, Tilbe’nin çalışma odasında yankılanmaya başladı. Sonra dans eden bir kadın süzüldü içeri. Üzerinde rengarenk şifonlar ve çıplak ayaklarıyla bir kelebek gibi uçuyordu adeta. Tilbe, bu davetsiz misafirinin, dans gösterisini hayranlıkla izliyordu.

Yavaş yavaş dansını sonlandıran kadın, reverans yapıp bir kuğu edasıyla çalışma masasının üstüne kuruldu. Masanın üstü, Tilbe’nin yazdığı kitaplarla doluydu. Kadın, Tilbe’nin en son yazdığı romanını eline aldı. İnce, uzun narin parmaklarını kitabın kapağında gezdirdi ve “ Benimle Dans Eder Misin?” dedi iç çekerek.

“Son romanının ismi çok beğendim Tilbe ancak dans öğretmeni Jale Tümer’in katili hâlâ dışarıda.”

“Kitabımı okumadınız galiba, Sihirli Baston Afife katili kıskıvrak yakalattı polislere. Üstelik romanımda öldürülen dans öğretmeni bir kadın değil, erkek! İsmi de Sencer Onat.  Sizi tanıyor muyum?”

Kadın, işaret parmağıyla Tilbe’nin dudaklarına hafifçe dokundu “ Özgürlüğün sanatı, danstır,” dedi fısıldayarak. Tilbe, kadının parmağını dudaklarından uzaklaştırıp bir şeyler söylemek istiyordu ama bir türlü yapamıyordu. Kadın yavaş yavaş ondan uzaklaşırken telefonu çalmaya başladı.

“Ne..ne..durun,durun bir dakika! Söylediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum! Jale Tümer de kim? Bana adınızı bile söylemediniz. Şu telefon tam da çalacak zamanı buldu!” diye hiddetlenirken, oturduğu yerde aniden irkildi. Telefonu hâlâ çalıyordu, korku dolu gözlerle etrafına bakındı “ iyi saatte olsunlar diye ben buna derim işte!” dedi gözlerini ovuşturarak.

Tilbe Akbergü, ünlü bir polisiye yazarıydı. Edebiyat Fakültesi mezunu, kırk üç yaşında, bekar, güzel bir kadındı. Lise yıllarında, hayalini süsleyen yazar olma isteği onu bugünlere getirmişti. Sihirli Baston Afife’nin maceralarını anlatan polisiye romanlardan kalın, ciltli on beş kitap yazmıştı. On yıldır kitapları en çok satılanlar listesinde yer alıyordu. Romantik roman denemeleri de olmuştu ama ne yazık ki Sihirli Baston Afife kadar ses getirmemişti.

Tilbe, durmaksızın çalan telefonuna baktı. Arayan editörü ve aynı zamanda en yakın dostu olan, Damla’ydı.

Damla, Tilbe’nin üniversiteden arkadaşıydı. Babasının kurduğu Altın Ataç Yayınevi’nde editörlük ve çevirmenlik yapıyordu. Tilbe’nin yazdığı bütün kitapların basımında Damla’nın imzası vardı.

“Kızım neden açmıyorsun şu telefonunu? Haberleri izledin mi?”

“Hangi haberleri? Daha kendime gelemedim ben.”

“Alkım Modern Dans Okulunun sahibi Jale Tümer, dans dersleri verdiği salonda ölü olarak bulunmuş! Salonun aynayla kaplı duvarında, senin son romanının ismi yazıyormuş. Benimle Dans Eder Misin?”

“Peki, dans eden o kadın kim?”

“Söyledim ya kızım! Jale Tümer.”

“Hayır, hayır. Ben onu demiyorum, biraz önce iyi saatte olsunlar uğradı bana. İnanmayacaksın Jale Tümer ismini dans eden o kadın verdi bana.”

“Kim uğradı sana? Sakın magazincilerden biri olmasın. Neden bana haber vermedin?”

“Damla hemen buraya gel. Ben hiç iyi değilim, başım fena halde zonkluyor. Oyalanma hadi.”

Tilbe, başına bir buz torbası koydu ve kanepeye uzandı. Gözlerini kapatmaya korkuyordu. Ya o dans eden kadın, yine gelirse? Yok, yok bu defa kaldıramazdı. “Peki, kim bu dans eden kadın? Jale Tümer’in, ölen bir yakını falan olmasın? Hani ölen yakın akrabalar, ölmek üzere olan yakınlarının ölümünü haber verirlermiş! Amaaan ben neler saçmalıyorum böyle yaaa! Damla da nerede kaldı?”

Damla, kapı zilinin düğmesine bile basmadan, hemen yedek anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdi. Koşarak, salondaki kanepede uzanan Tilbe’nin yanına gitti.

“Canım, ne oldu sana böyle? Şu haline bak! Yüzün hortlak görmüş gibi bembeyaz, gözlerinin altı da morarmış.”

Tilbe yattığı yerden zar zor doğrulup Damla’nın koluna sıkıca yapıştı ve boğuk bir sesle “Bana iyi saatte olsunlar uğradı,” dedi.

***

Alkım Modern Dans Okulunda:

 

Jale Tümer’in cansız bedeni dans salonunun tam ortasında, üstünde bale kıyafetleri olduğu halde; bacakları düz, kapalı bir şekilde uzatılmış- kolları bacaklarına paralel-başı ve gövdesi öne doğru eğik vaziyette duruyordu. Seden, cesedin başında incelemelerini sürdürürken, Koray da görevli memurdan olay hakkında bilgi alıyordu.

“Komiserim, Jale Tümer 37 yaşında bekar. Bale ve modern dans öğretmeni, aynı zamanda okulun sahibi. Maktulu, sabah saat 09.30’da okulun temizlik işlerinden sorumlu Kader Pişkin bulmuş. Kader Pişkin’in ifadesine göre; Jale Hanım her sabah saat 06.00’da okula gelir, saat 08.30’a kadar prova yaparmış. Sonra Saat 09.00’a kadar odasında dinlenir, bitki çayını içer ve saat 10.00’da da öğrencileriyle birlikte dans derslerine başlarmış.”

“Peki, bu Kader Hanımdan başka okulda kimler varmış?”

“Dediğine göre kimseler yokmuş. Zaten kendisi de bugün okula geç gelmiş, aslında her sabah saat 08.30’da okulda olurmuş.”

“Sabahları okula ilk gelen Jale Hanım mı yoksa Kader Pişkin mi? Okulda başka çalışanlar var mı? Parti parti anlatmasana Yiğit! Ağzından cımbızla laf alacaksak işimiz var demektir,” dedi Koray sesini yükselterek.

“Yok, komiserim ben de şimdi o kısma gelece…”

“E gel o zaman!”

“Okulu her sabah saat 06.00’da Jale Hanım açarmış. Prova esnasında rahatsız edilmek istemezmiş. Çalışanların okula geliş-gidiş saatlerini hep kendisi ayarlarmış.”

“Kimmiş bu çalışanlar?”

“Okulun müdürlüğünü yapan ablası Yıldız Şimşek, muhasebe işlerinden sorumlu eşi Baha Şimşek; dans öğretmenleri Afşar Gündoğdu ve Beray Kızıl. Bu şahıslar, her gün okula sabah saat 10.00’da gelir, akşam saat 18.00’de ayrılırlarmış.”

“Peki, maktul bu geliş-gidiş saatlerinin nesini ayarlıyormuş anlayamadım.”

“Komiserim, bu Afşar ve Beray flört ediyorlarmış. Beray aynı zamanda, maktulün eniştesine de yakın davranıyormuş. Jale Hanım bunu sezince, eniştesi ve Beray’ın geliş-gidiş saatlerinde bir ayarlama yapmış. Bu sayede ikisi daha az birbirlerini görmeye başlamışlar. Ablasının bundan haberi yokmuş tabii. Beray’ı da işten çıkaramıyormuş.”

“Neden peki?”

“Komiserim, öğrenciler çok seviyorlarmış Beray öğretmeni. Jale Hanım bütün kaprisli öğrencileri onun sınıfına veriyormuş. Onların dilinden ancak Beray anlıyormuş. Sonra konservatuarı kazanan öğrencisi de bir hayli fazlaymış. Ayrıca Jale Hanımın çıktığı biri varmış. Tanınmış bir köşe yazarı, Ekin Çömlekçi. Ünlü yazarların kitap eleştirilerini yapıyormuş. Bundan iki hafta önce, sürpriz bir evlenme teklifi yapmış Jale Hanıma. Okulun bahçesini kırmızı güller, kalp şeklinde balonlar ve mumlarla süslemiş. Kocaman bir tek taş yüzükle bahçenin ortasına geçmiş ve evlenme teklif etmiş.”

“Jale Hanım evlenme arifesindeymiş o zaman.”

“Hayır, hayır Ekin’e biraz düşüneceğini söylemiş. Beray ve Yıldız, bu gösterişli evlenme teklifini çok kıskanmışlar.”

Koray, görevli memur Yiğit’i ağzı bir karış açık dinlerken “ Yiğit, oğlum sen bunları ne ara öğrendin?” dedi.

“Komiserim, altmışlı yaşların ortalarında, emekli beş öğretmenden oluşan çok tatlı bir grup var.  Zumba dersine geliyorlarmış. Bunlardan ikisi ihtiyar delikanlı, üçü de bakımlı, yaşamayı seven, tatlı hanım-teyzeler. İçlerinden biri var ki, tıpkı benim büyük teyzem Azmiye. Çok konuşkan ve bir o kadar da meraklı. Azmiye teyzem, mahallenin Bayan Jessica Fletcher’dır. Bu merakı sayesinde, Mesure Hanım teyzenin kızının kime kaçtığını, eliyle koymuş gibi buldu komiserim. Halbuki ailede bir emniyet mensubu var. Öyle değil mi komiserim?” dedi Yiğit kasılarak.

Koray, meraklı gözlerle “Azmiye teyzenin maceralarını bi ara dinleriz. Sen konuya dön şimdi,” dedi.

“Tamam komiserim. Bu tatlı hanım-teyzenin ismi Gülfem Narin. Olayı duyar duymaz arkadaşlarını toplayıp buraya gelmiş. Arkadaşlar içeri almıyorlardı ama ben, hemen olaya el koydum. Onlara kimliklerini ve neden geldiklerini sordum sonra da müdürün odasına aldım. Diğer arkadaşları üzüntüden tansiyon haplarını arka arkaya yuvarlarken, Gülfem teyzem turp gibiydi maşallah. Neyse, okulda neler olup bittiğini ana başlıklar halinde anlattı bana. Kendisi yarın büroya gelecek komiserim. Jale Hanımı, kızım gibi severdim. Katilini bir an önce bulun dedi. Hatta, ablası Yıldız ve Beray öğretmenden şüphelendiğini de söyledi.”

“Demek, Jale Hanımın öldürüldüğünden bu kadar emin Gülfem teyzem. Helal olsun! Neden acaba?”

“Komiserim, ifadesine göre maktul çok sağlıklı bir kadınmış. Neredeyse bütün parasını doğal yiyecek-içecek ne varsa bütün sağlık ürünlerine yatırırmış. Kıskançlık adama cinayet bile işlettirir diyor, Gülfem Hanım teyze. Arkadaşlar, maktulun ablası, eniştesi ve diğer iki öğretmenin ifadeleri alıyorlar. Şimdilik bu kadar komiserim. Başka bir emriniz var mı?”

Koray, Yiğit’in sırtını sıvazladıktan sonra gözlerinin içine bakarak “ Sağ ol koçum!” dedi.

Jale Tümer’in cansız bedeni, nazikçe sırtüstü pozisyona alınırken boynunun altına sıkıştırılmış minik pembe bir zarf düştü yere. Görevli memur, zarfı yerden alarak Seden’e uzattı.

Seden zarfı açtı. İçinden küçük pembe bir kağıt parçasının üstüne, çıkartma harflerle yazılan notu okudu.

İsadora Duncon kim sen kimsin?

Kısa bir sessizlikten sonra Koray “ Isadora Duncan da kim?” dedi.

***

Damla, kollarına sıkıca sarılarak uyuya kalan arkadaşının başını, yavaşça yastığına koydu. Canı çok sıkkındı. Derin bir of çekerek “ aileden yaş almış bir kişi bu dünyadan ayrılınca, sanki koca bir kütüphaneyi de yanında götürüyor. Şimdi büyük annem yaşasaydı, bu biçare yavrucuğun derdine derman olmak lazım der ve hemen Ritüeline başlardı. Ne iyi gelirdi! Çocukken korkup ağladığımda, karanlıktan korktuğumda… bak şimdi hiçbir şeyciğin kalmayacak der ve o pamuk elleriyle saçlarımı okşardı. Geçerdi de! Keşke hayatta olsaydın büyük annem! Bu biçare yavrucuğun sana çok ihtiyacı var!” dedi Tilbe’nin yüzüne bakarak.

Tilbe yavaş yavaş gözlerini açtı. “Damla sensin değil mi?” dedi gözlerini ovuşturarak.

“Benim ben! Korkma canım. Tilbe ne gördün anlat artık lütfen. Bak ben yanındayım korkacak bir şey yok hadi anlat artık ne olur.”

Tilbe yattığı yerden doğruldu. Sanki anlatırsa, dans eden kadın yeniden karşısında belirecekmiş gibi geliyordu. Çaresiz, olan biteni en ince ayrıntısına kadar anlattı.

Damla, arkadaşını adeta nefes almadan dinledi.  “Kim bu kadın? Özgürlüğün sanatı, danstır, demekle ne anlatmak istedi acaba? Hepsinden önemlisi, öldürülen dans öğretmeni Jale Tümer’in ismini söylemiş sana. Zavallı kadıncağız, senin Sencer Onat karakterinle aynı kaderi paylaştı. Üstelik dans salonunun aynayla kaplı salonunda senin son romanının ismi yazıyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor Tilbe?”

Tilbe, Damla’nın sorularını yanıtsız bırakarak, tekrar yattığı yere gömüldü. Damla hemen dizüstü bilgisayarını kucakladığı gibi araştırmaya başladı. Dans eden kadının söylediği cümleyi google’a yazdı. Birkaç denemeden sonra kadının kim olduğunu buldu.

Ben Isadora Duncan. Dansın devrimci kraliçesi. Yeryüzü ve gökyüzünün gayrı meşru çocuğu, doğanın ta kendisi; güneş benim bedenim- ufuklar bakışım- denizköpüğü tenim. Rüzgarlar, saçlarımdır. Ne cesur kadınmış! Hem de o yıllarda. Baksana şu güzelliğe Tilbe.”

Tilbe, yavaş yavaş yattığı yerden doğruldu ve ekrana bakarak “ Aman Tanrım! Bu dans eden kadının ta kendisi! Isadora Duncan- modern dansın yaratıcısı ve özgürlük aşığı devrimci. Doğum tarihi: 26-Mayıs-1877, ölüm tarihi: 14-Eylül-1927. Isadora,  nerdeyse yüz yıl öce ölmüş! Acaba katil ya da katiller beni tanıyorlar mı? Sıradakinin ben olduğumu söylemek için gelmiş olmasın sakın? Ya da görünmüş… Offf her neyse işte!”

“Bakıyorum hemen kendine geldin. Yok canııımm! Hemen kötü senaryolar yazmaya başlama öyle. Bakalım Jale Tümer kimmiş.”

“Jale Tümer: otuz yedi yaşında, balerin. On yıl önce baleyi bırakmış ve Alkım Modern Dans Okulunu açmış. Modern dansla ilgili birçok ödüllü koreografilere imza atmış. Isadora Duncan hayranı. Bir röportajında; birbirini anlayan ruhlar aynı dili konuşurlar demiş. Sıkı dur şimdi! Şu bizim meşhur köşe yazarı Ekin Çömlekçiyle birliktelikleri varmış. İki hafta önce Ekin, şaşalı bir evlenme teklifi yapmış Jale’ye. Bak bizim bundan hiç haberimiz yok!  Henüz “evet” cevabı alamamış ne yazık ki. Ne bulmuş şu kılkuyruk Ekin’de anlamadım gitti. Jale de Isadora gibi güzel bir kadınmış. Birbirini anlayan ruhlar alemine, artık sen de katıldın Tilbe!”

“Son romanımın ismi, Jale’nin dans salonunun aynayla kaplı duvarında yazıyormuş demiştin. Bu ne anlama geliyor şimdi?”

***

Alkım Modern Dans Okulunda:

 

Seden, Isadora Duncan’ın kim olduğunu açıkladıktan sonra küçük pembe zarfı kanıt poşetine koymaları için görevli memura verdi.

“Amirim, cesedin soğuma dercesine göre maktul sabah saat 06.30 ila 09.30 arasında öldürülmüş. Dikkatli bakarsanız maktulün boynunun sol tarafında, şah damarının üstünde küçük bir iğne izi görülüyor. Büyük ihtimalle zehirli bir madde enjekte edilmiş ya da ona benzer başka bir şey de kullanılmış olabilir. Herhangi bir boğuşma ve darp izi görülmüyor. Bale ayakkabılarının arka topuk kısımlarına bakacak olursak, cesedin sürüklendiğine dair bir emare yok. Artık ne zerk ettilerse kadıncağız olduğu yere yığılıp kalmış. Sonra da ilk bulduğumuz pozisyondaki duruşunu vermişler ve boynuna bu küçük notu sıkıştırmışlar. Otopsiden sonra her şey netleşir. Şimdilik bu kadar, otopsi raporu en kısa zamanda elinizde olur.”

“Peki, teşekkür ederim. İyi çalışmalar size.”

Koray, salonunun aynayla kaplı duvarına bakarak “ Benimle Dans Eder Misin? dedi. Bu, Tilbe Akbergü’nün son romanının ismi değil mi? Romandaki karakterin ismi Sencer Onat. O da aynı Jale gibi dans salonunda ölü bulunmuştu. Aynayla kaplı duvara, siyah tülden yapılma bir kuğu yapıştırılmıştı. Çok ilginç, şimdi de pembe tülden yapılma güllerle romanın ismi yazılmış. Ama romanın kahramanı, Sencer Onat’ın boynuna küçük bir not sıkıştırılmamıştı değil mi amirim?”

“Neredeyse yüz yıldır ölü olan bir dansçı! Jale ve Isadora… Dikkat ettiysen iki dansçı mukayese edilmiş…”

“Ve kazanan Isadora olmuş! Rakiplerinden biri de yapmış olabilir mi amirim?”

“Bunu, Sihirli Baston Afife ile konuşmadan söyleyemem. Belki bize küçük ipuçları verir ne dersin?”

***

Damla-Tilbe-Seden-Koray, karşılıklı duran kanepelerde oturmuş, Damla’nın ikram ettiği devasa büyüklükteki kupalarda kahvelerini yudumluyorlardı. Seden, Tilbe’nin solgun yüzüne bakarak “ Tilbe Hanım hayal gücünüz çok geniş. Sihirli Baston Afife’nin maceralarını büyük bir keyifle okuyorum. Karakterlerinizi özenle yaratıyorsunuz. Afife’nin çok amaçlı bastonunun içinde neredeyse yok yok… şemsiye, bıçak, ateşli silah, kılıç… bunları ustaca kullanıp suçluları anında yakalıyor. Romanlarınızı okudukça, keşke benimde böyle bir bastonum olsaydı diyorum bazen,” dedi hafif bir tebessümle.

“Romanlarımı ilgi ve keyifle okumanız beni çok mutlu etti Seden Hanım. Bazen gerçek dünya da işler böyle yürümüyor biraz yardım almanın hiç zararı olmaz diyorum. Ara sıra sizi ziyaret edebilir miyim? Prosedürün nasıl işlediği açısından yani.. tabii siz de uygun görürseniz.”

“Neden olmasın Tilbe Hanım. Kapımız size her zaman açık. İsterseniz sizi daha fazla meşgul etmeyelim. Jale Tümer’i tanıyor muydunuz?” dedi Koray.

“Tanımıyorum. Başına gelenlere çok üzüldüm. Son romanımın isminin cinayet mahallinde yazılı olması da, ayrıca üzdü tabii. Yanlış anlamayın lütfen! Romanımın ismi, yitip giden bir hayattan daha değerli değil. Beni üzen, katil ya da katillere esin kaynağı olması.”

“Anlıyorum. Sabah saat 06.30 ila 09.30 arası nerede olduğunuzu söyleyebilir misiniz?”

“Yeni romanımın taslağı üzerinde gece geç saatlere kadar çalıştım. Sonra çalışma masamın üzerinde uyuya kalmışım. Sabah kalktığımda saat 10.00’du sanırım. Evde benden başka kimse yok, korkarım tanığım da yok. Ama sitemizin güvenlik kameraları yedi-yirmi dört çalışıyor, oradan teyit edebilirsiniz.”

“Peki, size düşmanlık besleyen biri ya da birileri var mı?”

“Bildiğim kadarıyla yok.”

“Jale Hanımın birlikte olduğu Ekin Çömlekçiyi tanıyor musunuz?” dedi Seden.

“Tanıyorum. Kitaplarım en çok satanlar listesinde yer aldıkça, Sihirli Baston Afife’ye olan düşmanlığı daha da artıyor.”

“Nedense Altın Ataç Yayınevi’nden çıkan bütün kitapların yazarlarına düşman bu kılkuyruk Ekin?” dedi Damla araya girerek.

“Sebebi nedir sizce?”

“Başarılı kadın yazarları çekemiyor da ondan. Aslında Ekin güçlü, ayakları yere sağlam basan kadınları sevmiyor bana göre. Çocukken başından nasıl bir travma geçtiyse artık. Jale Hanım da çok başarılı ve özgür ruhlu bir kadınmış. İkisinin bir arada olması… Ne bileyim?” dedi Damla yüzünü buruşturarak.

“Jale Hanımla ilgili epey bilgi sahibisiniz. Özel bir sebebi var mı?”

Damla, Seden’in bu sorusu üstüne başını Tilbe’ye doğru çevirdi. İkisi adeta gözleriyle konuşuyorlardı.

Tilbe, Seden’e sabah başından geçenleri anlatıp anlatmama konusunda karasızdı. Sonuçta kaçık-yazar damgası yemek de vardı işin içinde. Olanı olduğu gibi bırakmak en iyisi dedi içinden.

Damla hiç istifini bozmadan, sakince tekrar yüzünü Seden’e çevirip “Sabah haberlerinde olayı duyunca hemen Tilbe’yi aradım. İkimizin de morali çok bozulmuştu. Ben de hemen buraya geldim ve Jale Tümer’in kim olduğunu araştırmaya başladık. Sonuçta Tilbe’nin son romanın ismi cinayet mahallinde geçiyordu. En önemlisi Tilbe’nin de dediği gibi, değerli bir insanın hayatına son verilmişti.”

“Peki, siz sabah saat 06.30 ila 09.30 arasında neredeydiniz?”

“Yayınevindeydim tabii. Babam, ilk çalışmaya başladığım gün bana; eğer her sabah 06.00’da mesaiye başlamaya üşeneceksen, hiç gelme daha iyi dedi. Tam yirmi yıldır bir dakika bile gecikmedim.”

“Şimdilik bu kadar, misafirliğin kısa olanı makbuldür derler. Eğer aklınıza gelen herhangi bir şey olursa, bizi aramaktan çekinmeyin lütfen,” dedi Seden.

***

Gülfem Narin büroda, Seden ve Koray’ı karşılamanın heyecanını yaşıyordu.

“Nerede kaldınız çocuklar? Akşam oldu yahu. Yiğit oğlum, işiniz bittikten sonra büroya döneceğinizi söyleyince, ben de bugünün işini yarına bırakma Gülfem dedim. Umarım bana ayıracak vaktiniz vardır.”

Seden ve Koray, bu sıcak karşılamanın ardından bir misafir gibi, sessiz sedasız yerlerini aldılar. Kısa bir selamlaşma faslından sonra Seden konuya girdi.

“Gülfem Hanım, verdiğiniz bilgiler ışığında okuldaki bütün çalışanları iyi gözlemlediğinizi anlıyorum. Bize, maktulun ablası Yıldız ve eşi Baha’dan biraz bahseder misiniz? Araları nasıldı mesela?”

“Yıldız, kıskanç- patavatsız bir kadındır. Jale, ablasını olduğu gibi kabul etmişti.  Kavga ettiklerini ya da tartıştıklarını hiç görmedim. Kocası Baha’ya gelince; işini hakkıyla yapan bir muhasebeci, hesaplarda hiç açık vermedi bugüne kadar. Jale’yle güzel geçinirlerdi. Yıldız’ın bütün patavatsız hareketlerini örtmek için çok çaba harcardı zavallı adamcağız. Beray’da gönlü bu yüzden kaymış olabilir. Ama Jale bu durumu hiç kimseye hissettirmeden, çok güzel toparladı doğrusu. Baha’ya, arkadaşlarının muhasebe işlerini de yürütmesi için ek işler buldu. Beray’ın da ders saatlerini arttırdı. Bırak cilve yapmayı, tuvalet molası bile veremez duruma geldi kızcağız.”

“Yani diyorsunuz ki Beray ve Baha, Jale Hanımın bu ayarlamalarından hiç şüphelenmediler. Belki de durumu sezip, Jale Hanıma kin beslemişlerdir. Olamaz mı?” dedi Koray.

“Yok evladım! Baha, Jale’nin bulduğu o ufak tefek işlerden bile en az maaşı kadar para alıyordu. Beray’a gelince; o da arttırılan ders saati kadar, ek ücret alıyordu. Para her şeyi bir anda değiştirdi anlayacağınız.”

“Peki, Afşar ve Jale Hanımın arası nasıldı?”

“Zumba’nın Latin dansı olup olmadığı hâlâ tartışıla dursun, Afşar oğlum, bize harika ders veriyor. Gerçi ders dediğime bakmayın, bizimkisi eğlence ve kondisyon amaçlı. Okulun tek Latin dansı veren hocasıdır Afşar. Bizim grubumuz da dahil olmak üzere her gün, Zumba dansı ile zayıflama programı var kadınlara özel. Neşeli ve mülayim bir çocuktur. Jale ile arası çok iyiydi.”

“Ekin Çömlekçi’yi ne kadar tanıyorsunuz? Jale Hanıma yakın zamanda evlenme teklif etmiş. Yanılmıyorsam henüz evet cevabı alamadığını söylemişsiniz. Sebebi ne olabilir bir fikriniz var mı?”

“Jale erken yaşlarda kaybetmiş ailesini. Öyle çok varlıklı bir ailenin kızı değildi. Dişiyle tırnağıyla geldi bu günlere. Onu, on yıl önce benim oturduğum apartmana taşındığında tanıdım. O gün bugündür, dert ortağı, abla-kardeş-anne-kız olduk birbirimize. Bu köşe yazarı Ekin’le bir dans gösterisinde tanışmışlar. Güzel giden arkadaşlıkları vardı ama sonra Ekin, evlenelim diye Jale’ye baskı yapmaya başladı.  Bundan iki hafta önce, gösterişli bir evlenme teklifi yaptı. Balonlar, çikolatalar, mumlar.. aklınıza gelebilecek ne kadar ıvır zıvır varsa okulun bahçesine serdi. Kocaman bir tek taş yüzük de almış. Jale bu durumdan epey rahatsız oldu tabii.”

“Neden?”

“Jale, son derce sade ve mütevazi bir kadındı. Sonra evliliğe de karşıydı. Gelgelelim bunu bir türlü Ekin’e anlatamadı.”

“Bu gösterişli evlilik teklifini, Yıldız ve Beray’ın kıskandığını ve kıskançlığın adama cinayet bile işlettirebileceğini söylemişsiniz. Neden böyle bir fikre kapıldınız? Oysa Jale Hanımın, Beray ve Yıldız’la gayet iyi anlaştığını söylediniz biraz önce,” dedi Seden.

“İnsanların kötü gününde yanında olmanız önemlidir ve bunu herkes yapabilir. Ama asıl önemli olan, sevincinde ve başarısında nasıl bir tutum sergilediğinizdir. Mesela; bu güzel olay karşısında kardeşinin veya arkadaşının sevincine ortak mısın? Onun mutluluğunu paylaşıp, güzel dileklerle yanında olduğunu gösterebiliyor musun? İşte ben bu iki kadına baktığımda, içlerindeki hasetliğin ve kıskançlığın yüzlerine yansıdığını gördüm. Hatta resimlerini bile çektim. Daha sonra Jale’ye gösterecektim ama… kısmet olmadı,” dedi Gülfem gözlerinden yaşlar süzülerek.

Kısa bir sessizlikten sonra Gülfem, çantasından cep telefonunu çıkardı ve çektiği resimleri gösterdi.

Seden, Gülfem’i daha fazla yormak istemedi.

***

Ertesi sabah, Alkım Modern Dans Okulu’nun güvenlik kamerasının görüntülerini inceleyen Seden’in canı sıkılmıştı. Görüntülerde herhangi bir şüpheli durum yoktu.

“Amirim, Tilbe’nin oturduğu sitenin güvenlik kameralarından da bir şey çıkmadı. Jale Tümer’i kim ve neden öldürmüş olabilir? Banka hesaplarında, öyle aman aman bir birikimi olmadığı görülüyor. Gayrı menkul olarak, sadece oturduğu ev ve bir de kullandığı arabası var. O da ahım şahım bir marka değil zaten. Okul desen o da kiralık bir mekan. Bahçeli’de başka dans okulları var mı diye baktım. İki sokak ilerisinde bir okul daha var. Ama rakip değillermiş anladığım kadarıyla. Sahibi müzisyen. Daha çok çeşitli müzik enstrümanları üstüne dersler veriyor. Geriye ne kalıyor? Tilbe Akbergü! O da Jale’yi tanımadığını söylüyor. Gerçi siz, Jale Hanım hakkında baya bilgi sahibisiniz, özel bir sebebi var mı? diye sorunca editörü Damla’nın Tilbe’ye dönüp bakması gözümüzden kaçmadı tabii.”

“Ablası Yıldız, eniştesi Baha, Beray ve Afşar öğretmenleri unutuyorsun Koray. En önemli şüphelimiz de Ekin Çömlekçi! Baksana kadına sakız gibi yapışmış. Hayır cevabını kabul etmek istemiş bir türlü. Sonra bütün yazarlar ve kitapları hakkında epey bilgi sahibi. Ayrıca Tilbe Hanımın romanlarına ayrı bir düşmanlığı varmış. Neden acaba? Damla ve Tilbe’nin bizden sakladıkları bir şeyler var bunun ben de farkındayım.”

“Amirim bu Isadora Duncon’la Jale Tümer’in arasında ne gibi bir bağ var? Gerçi kadıncağız neredeyse yüz yıl önce ölmüş ama…”

“Baha-Yıldız-Beray-Afşar ve Ekin. Bu beşliyi dinlemedik henüz!”

***

Öğlene doğru görevli memur, Seden’in isteği üzerine Baha-Yıldız-Beray-Afşar ve Ekin’i toplantı salonuna götürdü. Çok geçmeden Seden ve Koray, toplantı salonundaki yerlerini aldılar. Salonda garip bir sessizlik vardı. Herkes çayını sakince yudumluyor ve göz ucuyla birbirini süzüyordu. Seden, hepsine tekrar başsağlığı diledi ve ilk soruyu Ekin Çömlekçiye yöneltti.

“Ekin Bey, Jale Hanımı ne zamandan beri tanıyorsunuz?”

Ekin oturduğu yerden hafifçe doğruldu, sanki boğazında gıcık varmış gibi öksürdü ve çayından bir yudum alarak “ İki yıldan beri tanışıyoruz. Özel bir okulun düzenlediği dans gösterisinde tanıştık. Jale de öğrencilerini getirmişti. Köşe yazılarımda, yetenekli çocuklarımızı ön plana çıkarmak için sanatın her dalına değinmek istedim. O yüzden bir arkadaşımın isteği üzerine gitmiştim gösteriye.  Hep kitap hep kitap… Değişim şart! Öyle değil mi?” dedi, yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle.

“Evet, haklısınız. Şimdi bir değişim daha yapıp Jale Hanımla aranızın nasıl olduğunu anlatın bize,” dedi Koray.

“Aramız gayet iyiydi. Burada bulunan herkes buna tanıklık edebilir! Ona çok değer verirdim, evliliğe karşı olmasına rağmen, teklifime evet cevabı alabilmek için sabırla bekledim.”

“Peki, teklifinize olumlu bir yanıt alabildiniz mi?”

“Henüz bir cevap alamadım. Onun yerine ölüm haberini aldım! Bu da beni epey sarstı, daha kendime bile gelemedim. Jalemi kim ve neden öldürmek istesin ki?”

“Demek öldürüldüğünden bu kadar eminsiniz!” dedi Seden.

“Öyle olmasa ne işimiz var bizim burada?”

“Evlenme teklifinizde çok ısrarcıymışsınız. Hatta Jale Hanım size, evlenmek istemediğini defalarca anlatmasına rağmen, siz yine peşini bırakmamışsınız. Bunun sebebini açıklar mısınız?”

“Yalan! Kim söyledi size bunu?” diye bağırdı Ekin. Arkadan Yıldız atıldı hemen söze “ Her şeye maydanoz olan Gülfem tabii başka kim olacak? O kokoş kadını tepemize çıkaran da rahmetli kardeşim Jale’dir,” dedi Yıldız yüzünü buruşturarak. Baha eşinin elini, susmasını ister gibi tuttu ve “ Sevgilim, tatlı tonton bir kadından böyle söz etmen yakışıyor mu sana? Sonra Gülfem Hanım Jale’nin çok yakın dostuydu. Ona her konuda destek oluyordu bunu biliyors…” Yıldız elini hışımla Baha’nın elinden çekerek sözlerini tamamlamasına izin vermedi.

Herkesin gözü Yıldız ve Baha’nın üstündeydi. Kısa bir sessizlikten sonra Koray “Ekin Bey, sorumuzu hâlâ yanıtlamadınız.”

“Gülfem Hanımın bir şeyler söylediğini tahmin etmeliydim. Evet, biraz ısrarcı davranmış olabilirim. Bu da haliyle Jale’yi rahatsız etti ama ne yapabilirdim? Onu çok sevdim ben!” dedi Ekin gözlerinden yaşlar süzülerek.

“Peki, dün sabah 06.30 ila 9.30 arasında neredeydiniz?”

“Evimdeydim. Sabahları erken kalkmayı sevmiyorum. Saat 11.00 civarı uyandım yanılmıyorsam. Yalnız yaşıyorum, bana şahitlik edecek kimse yok maalesef.”

Koray, sinirli hareketleriyle yerinde duramayan Yıldız’a bakarak “ Yıldız Hanım, kardeşinizle aranız nasıldı?”

“Her abla-kardeş gibi işte! Kardeşimi çok severdim ben, benim patavatsız hareketlerime aldırış etmezdi. O yüzden hiç kavga etmezdik. Okulda müdürlük yapmamamı Jale istemişti, ona destek olacağımı biliyordu,” dedi ve sonra kocası Baha’ya dönüp bağırarak “Jale’ye bir tek destek olan Gülfem değildi yani,” dedi. Baha’nın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Eşine cevap vermek yerine başını öne eğmeyi tercih etti.

“Kardeşinizin düşmanı ya da ona kin besleyen birileri var mıydı?”

Yıldız birden küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Baha hemen cebinden bir mendil çıkardı ve eşinin gözyaşlarını silmeye başladı. Biraz sakinleştikten sonra “Yoktu. Onu herkes çok severdi. O şımarık öğrenciler bile tapardı ona. Ne istediler benim can paremden?” dedi gözyaşlarına boğularak.

Seden ve Koray, Yıldız’ın üstüne fazla gitmediler.

“Baha Bey, siz ve eşiniz dün sabah saat 06.30 ila 09.30’da neredeydiniz?” dedi Seden.

“Eşim ve ben her sabah saat 09.00’da kalkarız. Kahvaltıyı ben hazırlarım ve sonra yatakta uyku mahmurluğunu atan eşimi kahvaltıya çağırırım. Saat 09.45 gibi okula gitmek için evden çıkarız. Okulla evimizin arası da on beş dakika yürüme mesafesinde zaten.”

“Peki, sizin Jale Hanımla aranız nasıldı?”

“Jale benim kız kardeşim gibiydi. İki kişi olmamıza rağmen bazen ayın sonunu zor getirirdik. Bana ek işler buldu sağ olsun. Yıldızcığım bir giydiğini bir daha giymez. Eh haliyle giyim-kuşama fazla harcama yapıyorduk,” dedi Baha utanarak.

Baha, daha konuşmasını henüz bitirmişti ki Beray heyecanla araya girerek “İnanın Jale Hanım’ı ben öldürmedim! O saatlerde evimdeydim. İsterseniz apartman görevlisine sorabilirsiniz. Apartmana saat kaçta, kim girmiş kim çıkmış hepsinin çetelesini tutar. Jale Hanımla aramız çok iyiydi, bana ek ders bile yazmıştı. Neredeyse bir buçuk maaş alıyordum,” dedi derin bir oh çekerek.

“Beray Hanım, durun bir nefes alın. Sizleri buraya, Jale Hanım hakkında detaylı bilgi almak için davet ettik,” dedi Seden.

“ Velilerle arası nasıldı peki? Tartıştığı ya da kavga ettiği birileri var mıydı?” dedi Koray hemen akabinde.

“Veliler de onu çok severdi. Okul açıldığından beri Jale Hanımla birlikte çalışıyorum, hiç kimseyi incittiğini görmedim.”

“Ama birilerini incitmiş ki karşılını da canıyla ödemiş,” dedi Koray sesini yükselterek.

Odada herkes buz kesmişti adeta.

“Afşar Bey, siz ne zamandan beri dans dersleri veriyorsunuz okulda?” dedi Seden yumuşak bir ses tonuyla.

“Ben de Beray’la aynı zamanlarda başladım. Jale Hanımla çok iyi çalışma temposu tutturmuştuk. Aramızda herhangi bir sürtüşme olmadı bugüne kadar. Dün sabah, uyuya kalmışım. Kalktığımda saat 10.00’u gösteriyordu. Gecikeceğimi söylemek için tam Yıldız Hanımı arayacaktım ki o aradı beni. Jale Hanımın ölüm haberini verdi. Sonra hemen giyinip okula geldim.”

“Peki, hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim. Sizlere tekrar baş sağlı diliyorum. Gerekirse sizleri yeniden davet ederiz. Şehir dışına çıkma gibi bir planınız varsa, lütfen iptal edin. İyi günler.

Herkes oturduğu yerden sakince kalktı. Salonu ilk terk eden Ekin oldu. Sonra Afşar, Beray’ın elini tuttu ve ağır adımlarla kapıya doğru yöneldiler. Yıldız, eşi Baha’nın koluna girerken bir yandan da söyleniyordu “ Yok bir giydiğimi bir daha giymiyormuşum, yok ayın sonunu getiremiyormuşuz, yok kahvaltımı hazırlıyormuşsun! Alt tarafı ilk defa sıcak simit aldın, buna mı övünüp duruyorsun? Eve gidince hesaplaşacağız dahaaa… Dur seeenn!

Seden, odadan çıkan herkesi tek tek inceliyordu.

“Amirim, ne düşünüyorsunuz? Çok anlamlı bakışlarla süzdünüz herkesi de.”

“Sen ne düşünüyorsun?”

“Olmadı şimdi amirim! Soruma soruyla karşılık veriyorsunuz. Neyse, bana kalırsa Ekin güzel oynuyor. Yıldız, tam bir ağaçkakan amirim. Baha’nın kafasında açılmadık delik bırakmadı. Karı-kocanın fuzuli masrafları fazla, para yetmiyor. Ama Jale’den kalan bankadaki küçük birikim, ev ve araba bunların dişinin kovuğuna bile gitmez. Beray, kendini beğenmiş, kendine Jale’den üstünmüş gibi bir hava yaratsa da renk vermemeye çalışıyor. Afşar, bana göre en zararsızı ama yine de şüpheli konumunda. Jale’ye karşı içinde neler biriktirdi bilemeyiz. Sonra bir de Isadora Duncon var, sizce Afşar ve Beray’dan başka bu ünlü dansçıyı tanıyan var mıdır? Tilbe Akbergü’nün son romanının ismini de unutmayalım.”

“Güzel çıkarımlar Koray bravo! Jale’nin banka hesabını, evini ve arabasını küçümseme yine de. Bundan çok çok daha azı için cinayet işleyenler var biliyorsun. Sonra Yıldız’ın yalnız kardeşini değil herkesi kıskandığını da öğrenmiş olduk. Baha’ya gelince, karısından bıkmış usanmış bir havasının olması dışında halinden gayet memnun gibi. Beray ve Afşar için şimdilik kıskançlık diyebilirim. Isodara  Duncon konusuna gelince, Jale’nin ona olan hayranlığını bilmeyen yoktur sanırım. Tilbe Akbergü’nün son romanın isminin cinayet mahallinde geçtiğini de hepsi biliyordu.  Zaten ben de bilerek o konuda sorular sormadım. Belki birisi ağzından bir iki kelime kaçırır diye bekledim. Ama sonuç beklediğim gibi çıkmadı. Rahmetli babaannemin bir sözü vardır, insanların alacası içindedir derdi her zaman. Otopsi raporunu, laboratuar sonuçlarını alalım, ona göre bir değerlendirme yaparız yine.”

***

Damla’nın dizüstü bilgisayarı kucağında; Jale-Isadora ve Ekin hakkında araştırmalarına devam ederken Tilbe, salonda volta atıyordu.

“Ben ne yapacağım şimdi? Baksana, Jale Tümer cinayetinin baş şüpheli listesinde ilk sıradayım. Acaba avukat tutsam mı ne dersin?” dedi Tilbe, aniden Damla’nın karşısına dikilip.

“Kızım sakin ol biraz! Kimse seni cinayetle suçlamıyor ki avukat tutasın. Dur, celallenme hemen öyle, polis görevini yapıyor.”

“Isadora Duncon muhabbetini anlatmadığıma pişman oldum. Kaçık maçık ne derse desin kimin umurunda! Seden amir, bakışmalarımızdan şüphelendi biliyorum ben.  Bu Isadora da neden bana geldi ki? Git Seden amire, ne derdin varsa anlat! Kadın koskoca amir daha ne istiyorsun?”

Damla ne söylerse söylesin, arkadaşını suçsuz olduğuna ikna edemeyeceğini anlamıştı. Hemen telefonunu aldı Seden’i aradı ve büroya gelmek istediklerini söyledi.

Neredeyse akşam olmak üzereydi. Damla,  Tilbe’nin sabah gitme teklifine aldırış etmedi. Hazırlanmasına yardımcı oldu ve hemen yola koyuldular.

***

Seden ve Koray’ın sıcak ve samimi karşılamaları Tilbe’yi epey rahatlatmıştı. Ama yine de kalbi küt küt atıyordu.

“Evet, neymiş bakalım bizimle konuşmak istediğiniz bu önemli mesele?” dedi Seden.

Damla heyecanla “ Seden Hanım,  arkadaşıma deli damgası yapıştırmadan önce bir dinleyin sonra… Sonrası sizin bileceğiniz iş tabii,” dedi sesini git gide alçaltarak.

“Bu da nereden çıktı şimdi? Biz psikiyatrist değiliz. Rahat olun lütfen,” dedi Koray gülerek.

Tilbe, başından geçenleri en ince ayrıntısına kadar anlattı.

Kapalı gözler ruhu seyretmenin en güzel şeklidir der Victor Hugo. Sizin de bildiğiniz üzere, Jale Hanım Isadora Duncon hayranıymış. Öyle ki, kendini onunla özdeşleştirmiş. Ne diyebilirim birbirini anlayan ruhlar aynı dili konuşurlarmış. Sizin buraya kadar gelip yaşadıklarınızı anlatmanız bile büyük cesaret ister. Korkulacak ve utanılacak hiçbir şey yok. Aslında buna benzer şeyler yaşamış birçok insan var,” dedi Seden.

“Tilbe Hanım, Ekin Beyle en son ne zaman görüştünüz?” dedi Koray.

“Üç hafta önce son romanımın tanıtım gününe gelmişti. Biraz sohbet ettik artık ne kadar sohbet sayılırsa. Daha çok birbirimizi iğneledik desem daha doğru olur. O zamandan beri hiç görmedim kendisini.”

“Peki, Jale Hanımla olan birlikteliğinde haberiniz var mıydı?”

“Hayır yoktu. Jale Hanım hakkında araştırma yaparken öğrendim.”

“Baha ve Yıldız Şimşek, Beray Kızıl, Afşar Gündoğdu ve Gülfem Narin. Bu isimlerden size tanıdık gelen var mı?”

“Maalesef yok.”

“Tilbe ve Damla Hanım, şimdilik bu kadar. Gerekirse biz sizi ararız, geldiğiniz için size teşekkür ederim.”

Tilbe tam kapıdan çıkarken, birden durdu ve Seden’e, “Biliyor musunuz, Jale Hanım bir röportajında da aynı sizin söylediğiniz gibi Birbirini anlayan ruhlar aynı dili konuşur demiş. Bu bir tesadüf olamaz değil mi?” dedi acı bir gülümsemeyle.

***

Ertesi sabah görevli memur bütün raporları Seden’e verdi.

Otopsi raporuna göre, maktul küçük uçlu iğneli şırınga ile şah damarına yüksek dozda morfin zerk edilerek öldürüldüğü tespit edilmiştir. Vücudunda herhangi bir darp veya yara izi yok. İç organları gayet sağlıklı, herhangi bir hastalığa rastlanılmamıştır.

Toksikoloji raporuna göre, mide sıvısından alınan örneklerde, maktulun mide sıvısından başka bir şeye rastlanılmamıştır. Kanında ise yüksek dozda eroin maddesi görülmüştür.

Parmak izi sonuçlarına göre, temiz bir ize rastlanılmamıştır.

Seden’in canı epey sıkılmıştı.

“Amirim, başladığımız yere tekrar döndük. Katil ya da katiller çok temiz çalışmışlar.”

“Bu doğru. Ama biz de çaresiz değiliz bilakis çare biziz.”

Seden, bir süre düşündükten sonra “ Sen herkese telefon et ve onları teker toplantı salonuna al. Bu arada Gülfem Hanımı hemen ara ve acele buraya gelmesini söyle. Bu arada kırtasiyeye git ve bir hatıra defteri al. Şöyle pembeli morlu süslü bir şeyler olsun üstünde, kızların çok sevdiği modellerden yani.”

“Amirim hayrola! Bu ne hız, neler planladığınızı anlatmayacak mısınız?”

“Bir oyun oynayacağız Koray. Bakalım katil ya da katiller ne kadar akıllı onu göreceğiz.”

“Peki, bu hatıra defteri ne iş?”

“Oyunun en önemli parçası!”

***

Gülfem, heyecanla Seden’in odasında bekliyordu. Seden telefon görüşmelerini bitirdikten sonra “ Gülfem Hanım, şimdi beni iyi dinleyin. Katil ya da katilleri yakalamamız için yardımınıza ihtiyacım var.”

“Ah ne heyecanlı! Jale kızımın ruhunu huzura erdirmek için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım. Yeter ki siz isteyin, tehlikeli bile olsa ben razıyım.”

“Merak etmeyin, siz burada bizim gözetimimiz altında olacaksınız. Her şey bir oyun ama ciddi bir oyun. Lütfen doğal olun. Vereceğiniz en küçük bir falso, oyunu bozar anlaştık mı?”

Seden, Gülfem’e en ince detayına varıncaya kadar oyunu ve üstlendiği rolü anlattı. Sonra Gülfem, Seden’in talimatıyla toplantı salonuna götürüldü.

 

Baha-Yıldız-Beray-Afşar ve Ekin, çok geçmeden salona geldiler. Yıldız, kurum kurum kurulan Gülfem’e alaylı bir ifadeyle “ Ooooo! Bakın kimler gelmiş. İlk toplantıda nerelerdeydiniz Gülfem Hanımcığım? Gözüm hep sizi aradı ama.,” dedi. Gülfem hiç istifini bozmadan “ Siz de hoş geldiniz Yıldız Hanım.”

Koray, iki kadını arasındaki sürtüşme büyümeden araya gidi “ Tekrar hepiniz hoş geldiniz. Jale Hanımın otopsi raporu bu sabah elimize ulaştı. Kendisine, şah damarından yüksek dozda eroin enjekte edilerek öldürüldüğü tespit edilmiştir.

Solonda bir anda sesler yükselmeye başladı. Herkes hep bir ağızdan “ Olamaz! Kim..kim böyle bir şey yapar? Caniler!” diye bağırmaya başladı. Seden hemen araya girerek herkesi sakinleştirdi.

“Biliyorum çok acı bir olay ama katil ya da katilleri en kısa zamanda yakalayacağımızdan emin olabilirsiniz. Bizden sakladığınız herhangi bir şey varsa lütfen korkmadan söyleyin. Vereceğiniz küçük bir bilgi bizim için büyük bir ipucu olabilir,” dedi ve sonra Gülfem’e bakarak “Gülfem Hanım, dün rahatsızlığınızdan ötürü burada bulunamamıştınız. Jale Hanımla yakınlığınızı biliyoruz. İlk ifadenizde buna fazla değinmediğinizi gördüm. Bunu sebebini açıklar mısınız?”

“Ah öylemi hiç farkında değilim doğrusu. Olayın şokundan olacak, yaşlılığıma verin evlad.” Gülfem sözünü daha tamamlayamadan Yıldız bağırarak “ Zumba derslerinde kıvırırken yaşlılığından bahsetmiyordun ama! Şimdi karşında polis gücü var. Neler sakladığını hele bir anlatma da görelim seni!” dedi.

“Yıldız Hanım lütfen sakin olun. Gülfem Hanım bütün sorularımıza yanıt verecek merak etmeyin. Devam edin lütfen,” dedi Koray Gülfem’e bakarak.

“Evet, Jale kızımla çok yakındık. Her şeyini anlatırdı bana, bir de hatıra defteri vardı. Bütün içini ona dökerdi yavrucak. Ama ne yazardı ne çizerdi bilmiyorum inanın.”

Hatıra defterini nerede saklıyordu?”

“Yanılmıyorsam okulda bir yerlerde saklıyordu. Ekin Beyin evlenme teklifinden sonra, bir gün Zumba dersine erken geldim. Dans salonunda kimler var diye merak ettim, şöyle bir kapıdan bakayım dedim. Bir de ne göreyim? Jale kızım bir köşeye çekilmiş, gözlerinde sicim gibi akan yaşlarla hatıra defterine bir şeyler yazıyordu. Beni görünce hemen gözlerini sildi ve defteri kapattı.”

“Peki, bu defter nasıl bir şey? Üstünde ilgi çeken objeler falan var mı?”

“Pembe ciltli, üstünde Paris’in simgesi Eyfel Kulesi vardı galiba. Bir de küçük kalp şeklinde kilidi vardı yanlış hatırlamıyorsam.”

“Nereye sakladığını görebildiniz mi?”

“Gördüm tabii. Dans salonun aynayla kaplı duvarının köşesinde oyuk gibi bir yer var ve orasını da güzel bir heykelcikle kapatmış. Hiç belli bile olmuyor. Zavallı yavrucuğum belki de takip ediliyordu ve onu kimin öldüreceğini biliyordu.”

“Emin misiniz Gülfem Hanım?”

“Eminim evladım! Size yalan borcum mu var?” dedi Gülfem sesini yükselterek.

Seden, salonda bekleyen görevli memura döndü ve “ Gülfem Hanımı sorgu odasına alın lütfen! Bakalım bizden sakladığı daha neler var öğrenelim!”

Gülfem neler olduğuna bir türlü anlam veremiyormuş gibi yaparak Seden’e “ Beni bu şekilde sorguya alamazsınız! Bildiğim her şeyi anlattım size daha ne istiyorsunuz anlamadım,” dedi. Görevli memur, Gülfem’e zorluk çıkarmaması için uyarıda bulundu ve koluna girerek onu, salondan çıkardı.

Seden göz ucuyla bir yandan salondakilerin tepkisini ölçüyor bir yandan da Koray’a talimatlar yağdırıyordu. “ Derhal ekibe haber, olay mahalline gidip defteri bulup getirsinler buraya.”

Koray ekibi aradı ama olumlu yanıt alamadı. “Amirim, ekip şu anda başka bir olay için çıkmış. Gece geç vakitlerde döneceklermiş ancak. Sabah ilk iş gideriz diyorlar. Ama merak etmeyin iki memurumuz olay mahallinde nöbet tutuyor.”

“Peki, nöbet değişimleri ne zaman”

“Gece yarısından sonra amirim. Saat 01.30’da nöbeti devralacak arkadaşlar gelecek. Ancak nöbeti devredenler saat 12.30 gibi olay mahallinden ayrılacaklar.”

“Neden?”

“Amirim, arkadaşlar hiç dinlemediler biliyorsunuz.”

“Tamam. Sabah erkenden ekibinle beraber olay mahalline gidiyorsun ve hatıra defterini arıyorsunuz.”

Herkes can kulağıyla Seden ve Koray’ı dinliyordu. Kısa bir sessizlikten sonra Yıldız “ Bu hatıra defteri de nereden çıktı şimdi? Neler saçmalıyor bu kadın anlamadım!”

“Biz de merak ediyoruz Yıldız Hanım. Eğer öyle bir defter varsa mutlaka katil ya da katillerin adı geçiyordur. Yoksa neden köşe bucak saklasın ki? Sizin bu hatıra defterinden haberiniz yoktur herhalde bu kadar şaşırdığınıza göre,” dedi Koray.

Yıldız dudaklarını bükerek “ Jale hiçbir sırrını benimle paylaşmazdı. Ama görülen o ki Gülfem’le de paylamamış!”   Hemen arkasından Ekin “ Gerçekten inanıyor musunuz böyle bir defterin varlığına? Gülfem Hanım yaşlı ve yalnız bir kadın. Sizce dikkat çekmek için uydurmuş olamaz mı?”

“Olabilir tabii her şey mümkün. Ancak bunu göz ardı edemeyiz o defteri bulmamız şart Ekin Bey,” dedi Koray.

Odaya tekrar bir sessizlik hakim oldu. Beray-Afşar ve Baha meraklı gözlerle olan biteni anlamaya çalışıyordu. Seden, planının ilk kısmını tamamlamanın verdiği rahatlıkla, herkesi defter bulunca haberdar edeceğini söyleyip gönderdi.

***

Bahçelievler Yedinci Cadde Üstündeki Sargın apartmanının zemin katında bulunan okulun çevresi kuşatılmıştı. Seden ve Koray okul müdürünün odasında hazır bekliyordu. Saatler 12.30’u gösterdiğinde okulun kapısında nöbet bekleyen iki memur, görev yerini terk etti. Zaman geçmek bilmiyordu.

“Amirim saat 22.00’den beri buradayız. Sizce bu hatıra defteri numarasını yemişler midir?”

“Bekleyip göreceğiz Koray.”

Çok geçmeden, kapıda tıkırtılar duyulmaya başladı. Sonra kapı yavaşça açıladı ve el fenerinin ışığı görüldü. Siyah eşofmanlar içinde, başında siyah bere, yapılı ve uzun boylu bir adam sakin adımlarla dans salonunun kapısını açtı.  Fenerini etrafta gezdirerek, aynayla kaplı salonun köşesindeki heykelciği buldu. Yavaş hareketlerle heykeli yerinden kaldırdı ve duvardaki oyuğu bulmaya çalıştı. Ama duvarda oyuk falan yoktu.

“Hay lanet kadın! Senin bi elime geçirirsem!.,” diye bağırarak elindeki feneri yere fırlattığı sırada, Seden salonun ışıklarını açtı. Elindeki hatıra defterini göstererek “Bunu mu arıyordunuz Baha Bey?” dedi.

Baha olduğu yerde donup kalmıştı. Sonra sakince yere diz çöktü ve ağlamaya başladı.

“Mutlu olmak istedim anlıyor musunuz mutluuu! İki kardeş zehirli sarmaşıklar gibi sarmıştı her yanımı. Bir başımın etini yer biri bana meydan okur! Hakkını yemeyeyim çok güçlü bir kadındı ama beni salak yerine koyarak hayatının en büyük hatasını yaptı. Sonunda bunun bedelini canıyla ödedi!”

“Neden sessiz sedasız ayrılmadınız eşinizden? Jale’yi öldürmeniz neyi değiştirdi?”

“O cazgır ablasına mı bırakacaktım her şeyi. Jale’den kalanların yarısı da benim hakkım. Beray’la yeni hayatımızı kurmak için yeter, artardı bile. Ama onu da çok gördü bana, Isadora çakması Jale Hanım. Aslında tıpkı onun gibi kırmızı bir fularla boynunu kırarak öldürmek isterdim.  Sevgili baldızımın, beni Beray’dan uzaklaştırmak için bulduğu ufak tefek işlerden aldığım parayı biriktirdim. Sonra o parayla eroin aldım. Okulun kırtasiye malzemelerini aldığım bir kitapevi var hemen köşede. Bir gün şu yazar kadın Tilbe.. Tilbe.. soyadı her neyse işte, onun kitabına rastladım. İsmi dikkatimi çekmişti. Kitabı gizli gizli okudum. Adı geçen karakter gibi Jaley’i öldürdüm. Çok kolay oldu. Sabah erkenden evden çıktım. Güvenlik kameralarının kör noktalarını bildiğim için içeri rahat girdim. Zaten temizlikçi kadın da geç gelecekti. Jale her zamanki gibi müziği sonuna kadar açmıştı geldiğimi fark etmedi. Arkadan yaklaşıp boynuna iğneyi sapladım. Hemen oracığa yığılıverdi. Sonra bedenini bulduğunuz pozisyona getirdim. Biliyor musunuz pembeden nefret ederdi. Ben de kırtasiyeden aldığım küçük pembe zarfın içine çıkartma harflerle yine pembe kağıda Isadora kim sen kimsin yazdım. Aklı sıra Isadora gibi olmaya çalışıyordu. Sonra gösterilerde kullandığı pembe gülleri aynaya yapıştırarak kitabın ismini yazdım. Amacım hedef saptırmaktı. Daha sonra Yıldız şüphelenmesin diye eve sıcak simit alıp döndüm. Siz benim katil olduğumu nerden anladınız?”

“Sıcak simitler! Eşinize şimdiye kadar hiç sıcak simit yedirmemişsiniz anlaşılan. Ama yine de emin olmam gerekiyordu,” dedi Seden acı bir gülümsemeyle.

“Koca çenemi tutmayı beceremedim desenize. Ama şu simit meselesi olmasaydı beni yakalayamayacaktınız. Öyle değil mi?”

Seden, Baha’nın gözlerinin içine bakarak “Binimle Dans Eder Misin?” dedi.

Facebook Yorumları
Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Ücretsiz! Okuyun!spot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar