Ana SayfaHikayeGece Gelen | 3

Gece Gelen | 3

Yayın Tarihi:

spot_img

Görsel için Süleyman Akgüneş’e teşekkür ederiz:

https://www.instagram.com/suleymanvisuals/

 

İki hafta sonra polis soruşturması sürüyordu. Kumarbazlar o gece yaşananları tek tek anlatmışlardı. Hayır hiç kimse o kapıdan giremezdi. Depoda yalnızca kendileri bulunuyorlardı. Hayır, hiçbiri pencereyi açmamıştı. Olsa olsa Celal açık bırakmış olabilirdi. Yine de Celal’in içeriden kilitlediği arabasının içinde nasıl olup da vurulduğu ve mekânı çoktan terk eden Volkan’ın cesedinin tuvalette ne aradığı konusunda söyleyebilecek bir şeyleri yoktu.

Dedektif de diğerleri gibi, çok gerilerde kalmasını hatta hiç yaşanmamış olmasını dilediği kabustan uyanamıyordu. Uzun kış geceleri uykularına ceset başları, kanlı yüzler, karanlığın içinde süzülen birtakım yaratıklar misafir oluyordu. İlk kez bir davada ucundan tutabileceği bir ip bulamıyordu. Hikâyenin nerede başlayıp nerede bittiği bile belli değildi. Arabasına kadar uğurladığı iki adam da saldırıya uğramıştı. Tek bildiği buydu ve konu ile ilgili kafasında birbirini tutmayan ve tatmin edici olmaktan uzak onlarca düşüncesi vardı.

Özel dikim takım elbisesi bozulmasın diye deri koltuğuna oturmakta tereddüt etti. Biraz sonra çaycının çırağı şekersiz kahveyi ceviz ağacından mamul lüks masaya bıraktı. Odadaki değişiklik genç çocuğun dikkatini hemen çekmişti. Ofise girdiğinde yüzündeki küçümser bakış şimdi yerini övgü dolu bir dudak hareketine bırakmıştı. “Şeker ister misiniz efendim?”

Dedektif gülümsedi. “Ne o lan? Geçen gün kahveyi, küfreder gibi bırakmıştın masaya. Şeker filan istemez, hadi bırak fincanı ikile.”

Çocuk yüzünü ekşiterek odadan çıkarken, Dedektif kahvesini büyük bir keyifle yudumladı. Yeni döşeli bürosunda kahvesini ilk kez övünç içinde içiyordu. Bitirdikten sonra fincanı tabağa ters koydu. Bu esnada kapıdan içeriye öfkeyle girdi Behçet. “Allah kahretsin” çığlıkları ile oturdu lüks berjere. Ofisteki değişiklik ilgisini bile çekmemişti. “Oyuna geldik Mehmet. Fena kandırıldık. Allah belasını versin böyle işin.”

“Sakin ol Behçet, bir nefeslen. Kahve söyleyeyim mi?”

“Bırak şimdi kahveyi. Tuzağa düştük oğlum. Gece Gelen ha! Allah kahretsin. Nasıl da yedik zokayı.”

“N’oldu?”

“Celal hayati tehlikeyi atlattı.”

“Ah, çok sevindim buna.”

“Polise ifade verdi. Şimdi onun yanından geliyorum. Bana gönderilen mektup tamamen düzmece. Cinayetin Naim olayı ile ilgisi yok.”

“Öyle mi? Neler anlattı Celal?”

“Meğer o gece aracına binip bir süre gittikten sonra bir adam önünü kesmiş. Kırklı yaşlarda, ufak tefek biri. Robot resmini de çizdirdi polise. Neyse. Herif neredeyse aracın önüne atmış kendini. Bu da fren yapıp araçtan inmiş, durumu kontrol için. Adam da bu sıra kurşunu sıkmış. Bizimki can havliyle aracına geri binmiş. Kapıyı kilitlemiş ve gaza basmış. Ama başı dönmeye başlamış. Bayılacağını anlamış ve frene basmış. Sonrasını hatırlamıyor.”

“Ah şu kilitli kapı gizemi çözüldü desene. Ya silah?”

“Volkan’ın silahı. Glock 17. Silah deponun ilerisindeki nehirden çıktı. Celal’in de Volkan’ın da bu silahla vurulduğu kesinleşti.”

“O halde katil Volkan’ın silahını bir şekilde aldı ve onu öldürdükten sonra Celal’in önünü kesti ve kurşunladı.”

“Evet. Volkan’daki susturuculu silahı görünce kendisininkini kullanmaktan vazgeçmiş olmalı. Biliyorsun Volkan’ın aracı da deponun arka tarafındaki sokakta bulundu. Polis tıpkı Celal gibi, Volkan’ın aracının da önünün kesildiğini, arabasına binen adamın Volkan’ın silahını alarak aracı tekrar depoya sürmesini emrettiğini düşünüyor. Yakınlara gelince de aracı polisin daha sonra bulduğu yerde park ettirdi. Araçtan birlikte indiler. Silah zoruyla Volkan’ı deponun havalandırma penceresinden tuvalete soktu ve orada başına sıktı. Volkan’ın cebine hesap görüldü notunu bıraktı. Daha sonra tuvalet penceresinden çıktı ve pencereyi dışarıdan kapadı. Biliyorsun pencereyi sert biçimde sürünce kapanıyor.”

“Evet.”

“Daha sonra sıradaki hedefinin depodan çıkmasını bekledi. Çok sabretmesine gerek kalmadı. Celal dışarı çıktı. Ama tıpkı Volkan meselesinde olduğu gibi yanında yine sen vardın.”

“Yani ben kapıya kadar uğurlamasaydın ikisinin de işini oracıkta bitirecekti.”

“Evet. Celal’in arabasına binmesini bekledi. Sonra kendi arabasına atlayarak onu geçti. Araçtan inerek gelmesini bekledi. Yaya olarak önünü kesti. Celal adamın neredeyse önüne atladığını söylüyor. Tabi o an kasıtlı olduğunu anlayamamış. Adamın yaralanıp yaralanmadığını kontrol için araçtan inmiş. Herif de kurşunu basmış tabi. Bizimki hemen aracına binerek kapıları kilitlemiş ve gaza basmış. Fakat fazla uzaklaşamadan baygın düşmüş.”

“Peki saldırıların sebebi?”

“Oraya geliyorum. Polis olayı derinlemesine soruşturdu. Volkan ve Celal’in son yıllarda katıldığı ihaleleri araştırdı. İlginç bilgiler ortaya çıktı. Meğer Celal’in firması, üç yıl önce katıldığı bir ihalede usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle ceza almış. Bahsettiğim Manisa’daki bir arsa ihalesi. Oraya otel dikmeyi planlıyormuş. Altı firmanın katıldığı ihale kapalı teklif usulü gerçekleşmiş. Celal kazanmış ama diğer firmalar duruma itiraz etmiş. Olay mahkemeye taşınmış. İhaleye katılan ve sonuca itiraz eden firmalardan biri de kimin biliyor musun? Naim’in. Evet, Naim aynı yere bir hastane dikmeyi planlıyormuş. Meğer bizimkilerin arası o yüzden bozukmuş. Bizim hiç haberimiz yoktu bu meseleden. İkisi de hiçbir şey söylememişlerdi.”

“Yani kumar masasındaki husumet bir neden değil, sonuçtu.”

“Aynen öyle. Celal’in Naim’in hayatını riske atması anlık bir kumarbaz refleksi değildi kısacası. Zaten bu olay benim başından beri anlam veremediğim bir hadiseydi. İşin insanlık, arkadaşlık yönünü geçtim, hiçbir kumarbaz düşmanı bile olsa altıda beş kaybedeceği bir oyuna o kadar yüklü para yatırmaz. İşin ucunda kin varmış, rekabet varmış meğer. Namussuz herif Naim’i ölüme sürüklemiş.”

“Buna artık bir cinayet gözüyle bakabiliriz sanırım?”

“Hayır. Yani eskiden ne kadar cinayet sayılırsa o kadar… Sonuçta Celal’in gerçek niyeti ne olursa olsun, Naim kendi isteği ile bu riski göze aldı. Zaten Naim’in ölümünde bütün suç Celal’in değil. Naim’in işleri son yıllarda bayağı bozulmuştu, sana söylemiştim. Meğer ödeyemeyeceği miktarlarda borcun altına girmiş. Tefecilerden yüklü miktarda para almış. Eşi ile de sorunları varmış. Psikolojisi allak bullakmış yani. İki kez intihara teşebbüs ettiğini söyledi karısı. Sırf biraz para kaybetti diye insan bir gecede kumar masasında intihar edecek kadar çökmez zaten.”

Dedektif, arkadaşının bu olayı bir an önce kapamak istediğini anlamıştı. Naim’in intiharını makul Celal’in suçunu da olduğundan hafif göstermeye çalışıyordu. “Ve polis başka bir bilgiye daha ulaştı” diye devam etti Behçet. “Volkan ile Celal son üç senede iki kez aynı ihaleye girmişler. Dediğim gibi ikisi de otelcidir. İhalenin birini Celal diğerini Volkan kazanmış. Fakat Celal’in kazandığı ihaleye diğer şirketlerden yine itiraz gelmiş. Volkan’ın firması hariç… Olay mahkemeye taşınmış ama bir şey çıkmamış. Celal de polise verdiği ifadesinde bu olaydan sonra birkaç kez tehdit telefonları aldığını söyledi.”

“Yani ihaleyi kaybeden rakip firmalardan biri, bu iki adama suikast tertipledi?”

“Polis böyle düşünüyor. Ben de böyle düşünüyorum. Adamlar o depoda kumar oynadığımızı, Naim’in olayını, hepsini biliyorlardı. O gece Celal ve Volkan’ı yok etmek için kullandılar bu bilgileri. Sana demiştim Celal’in yoğun bir koruma duvarı vardır. Ona ulaşmak çok zordur. Naim’in ölümü sonrası hiç toplanmamıştık ve hiç toplanmayabilirdik de… Bu yüzden bir süre bekledikten sonra mecburen atağa kalktılar. Yani bu mektup tamamen ikilinin depoya gelmesini sağlamak için yazıldı. Zaten mektubu yazan kimse gerçekten de Naim’e yapılan oyun yüzünden intikam peşinde olsaydı, Celal ile birlikte sadece Volkan’ı değil, hepimizi öldürürdü. Çünkü biz de Volkan gibi seyirci kalmıştık olaya. Onun kadar biz de suçluyduk.”

Dedektif arkadaşına hak verdi. Yine de kendisini rahatsız eden bir şeyler vardı. Yerli yerine oturmayan parçalar… “Neden katil adamı öldürdükten sonra cesedi tuvaletin oraya bıraktı?”

“Bilmiyorum. Belki de Celal’i öldürene kadar, cesedi bir süre saklamak istiyordu. Dışarıda saklamasını tehlikeli gördü.”

“Tuvalet de tehlikeliydi ama. Neticede depodakilerden biri her an orayı kullanabilir, cesedi görünce de içeridekiler dışarı hiç çıkmadan polisi çağırabilirdi. Böylece katil Celal’i hiçbir zaman vuramazdı.”

“Bu kadar detaylı düşünmedi muhtemelen. Volkan depodan ayrılınca diğerlerinin de peşi sıra çıkacağını düşündü. Katilin şansı, Celal’in depodan erken ayrılmaya karar vermesiydi. Neyse ki Celal ucuz yırttı. Bu da onun şansı.”

“Bilmiyorum. Bana hâlâ bir şeyler eksikmiş gibi geliyor.”

Behçet onu duymuyordu bile. Ceketinin cebinden çıkardığı mektuba eski bir dostun hatırası gibi baktı. “Keşke bunu polise verseydim. Ama tuzak olduğunu nereden bilebilirdim? Artık mümkün değil bu mektuptan kimseye bahsedemeyiz. Adamın açık tehdidine rağmen polise iletmediğimiz için ağır ceza yerim. Cinayete yardım ve yataklıktan bile suçlanabilirim.”

“Peki, şimdi ne yapacaksın?”

“Ne yapabilirim? Soruşturmayı yakından izliyorum işte. Ha bu arada, artık bir işine yarar mı bilmem ama benden istediğin listeyi getirdim. Haldun’un kâr zarar tablosunu…”

“Evet işime yarar. Senden bir şey daha isteyeceğim. Deponun anahtarı yanında mı?”

“Evet.

“Verebilir misin?”

“Hayırdır?”

“Bende olayların geçtiği yeri tekrar ziyaret etmek gibi bir huy vardır Behçet. Meslek alışkanlığı işte. Kim bilir, ileride anılarımı yazarım. Depoyu daha iyi betimlemem için orayı tekrar görmem lazım. Sanat aşkı işte.”

Behçet anahtarı sırıtan arkadaşına uzattı. “Şu ara polisler cirit atıyor olabilir.”

“Merak etme uygun zamanı kollarım. Bu arada sana teşekkür edemedim. Verdiğin parayı geri almadın, sağ ol.”

“Önemli değil, ne demek.” Sonra ilk kez etrafına bakındı. “Bak burası adama dönmüş. Sana da böyle bir yer yakışır zaten.”

“Sayende. Ama keşke ben de sana yardım edebilseydim. Yani herifi enseleseydik.”

“Eh, n’apalım. Belki yine işim düşer sana.”

“Sen bu kafayla gidersen, kesin düşer.”

 

****

 

Behçet gittikten sonra Dedektif beş sene boyunca hangi oyuncunun ne kadar kazandığını gösteren listeye baktı. Arkadaşı dört buçuk milyon dolara yakın para kazanmıştı. Naim üç milyon dolardan fazla para kaybetmişti ve bu kaybediş son iki yılda tırmanmıştı. Celal, Naim’in kendisini mahkemeye vermesinin hıncını kumar masasında çıkarmak istemişti anlaşılan. O gece kontrolünü iyiden iyiye kaybettiğini görünce de beşte bir de olsa parasını Naim’in ölümü üzerine yatırdı.

Polisin vardığı sonuç uygun görünüyordu. En azından hadisedeki imkansızlıklara cevap veriyordu. Zaten tuvalet kapısı olamayacağına göre katilin tek giriş çıkış noktası o havalandırma penceresiydi. Behçet’in mektubun şaşırtmaca amaçlı yazılmış olduğu teorisi da makul geliyordu kulağa. Yine de eksik bir şeyler vardı. Mehmet Yarar bu mesleği başlarken kendine verdiği sözü hatırladı: Ön kabulleri bir tarafa bırak!

Bu sıradan bir öğüt değildi. Hataları ile pişen bir dedektifin en sinsi düşmanlarından birinin peşin yargı diğerinin de elde yeterli delil olmadan sonuca varma hevesi olduğunu biliyordu.

Olay yerini gözünde canlandırmaya çalıştı. Kafasında bir takım düşünceler vardı ancak bunlar mevcut duruma uymuyordu. Cinayeti olduğu biçimde açıklayarak sonuca gitmek zorundaydı, olayları kendi istediği şekle sokup yorumlayamazdı.

Ofiste küçük bir gürültü düşüncelerinden uyanmasına neden oldu. Tam ense hizasındaki tablo çivisinden kurtularak yeri boylamıştı. Tabloyu ait olduğu yere asmak istedi ama çatlayan çerçevesi yüzünden tekrar düşmesi zaman meselesi olacaktı. Tabloyu internette görmüş ve hemen sipariş vermişti. Dadaist ressamlarından elinden çıkan eserleri andırıyordu. İç içe geçmiş iki boyutlu geometrik şekillerin bir araya gelerek oluşturduğu yarı anlamlı bir manzara… Birbiriyle ilintisi bulunmayan onlarca motif bir araya gelip armonik bir bütünlük kazandırmıştı sanki. Resme üstün körü bakan biri uçan dairelerin uzayın derinliklerinde amaçsızca dolaştığını da söyleyebilirdi, bir çobanın keçilerini otlattığını da… Resme dikkatle bakan biri ise… O da aşağı yukarı aynı şeyleri söyleyecekti. Tasarlanmış anlamsızlık… İlla bir tanım yapması gerekirse, bunu söyleyebilirdi.

Tabloyu kenara koyarken, kenarındaki küçük imzayı fark edince kahkahayı bastı. Resmi duvara en başından beri ters asmış, manzaraya şimdiye dek hep tersinden bakmıştı. Kâğıdı çerçeveden çıkarıp yeniden yerleştirdi. Fakat görüntüde kayda değer bir değişiklik yoktu. Manzara tersi kadar anlamlıydı. “Ah şu modern sanat” dedi koltuğuna kurularak. Gazetesinin son sayfasını açtı. Birkaç habere boş gözlerle baktı. Zira kafasında durmaksızın yankılanan cümleler rahat vermiyor, iç sesi bir Kızılderili şefi gibi kendi kendine söyleniyordu: “Resme tersten bakmak ama anlamamak! Tersi de düzü gibi anlamlı olmak!”

Bu gibi durumlarda sigarasına koşardı. Kibriti yaktı. Sigarasının ucu kızardı. Olayları en başından itibaren düşünmeye başladı. Her şeyi tek tek ele almalıydı. Ama bu kez aynı tuzağa düşmeden. Her şeye tersinden bakmanın ilacı belliydi: Her şeye tersinden bakmak!

Önce Volkan’ın tuvalette bulunan cesedini gözlerinin önüne getirdi. Başından beri rahatsız olduğu konulardan biri buydu. Diğeri de aracının içinde ölümle burun buruna gelen Celal’in yaralanmasının koşullarıydı… Akabinde davayı almasına neden olan mektupta yazılanları cümle cümle hatırlamaya çalıştı. Gerçek niyeti gizlemek kastıyla Naim’in intikamını alma bahanesi kullanılarak, cinayeti içeriden birinin işleyeceği izlenimi uyandırmak amacıyla yazılan mektup…

“Hayır” diye bağırdı gazetesini bir köşeye fırlatarak. “Bu işte bir terslik var!” Sonra Volkan’ın cesedinin tuvalette bulunması geldi aklına. “Bu da ters!” diye bağırdı olanca sesiyle. Ofiste yılların mahpusu gibi hızlı adımlarla voltaya başladı. Bir yandan da söyleniyordu. “Volkan’ın cebinden katilin intikam notu çıkması? Ters! Celal’in aracında vurulması? Ters! Katilin pencereden girip çıkması? Ters! Katilin gözünde Volkan ile Celal’in suç ortağı olması ve bu yüzden vurulmaları? Ters! Katilin önce Volkan’ın silahını ele geçirip onu vurması ve sonra aynı silahla Celal’i vurması? Ters!” Sigarasını küllükte ezdi. “Ters ters ters! Allah’ın belası bu davada her şey ters!”

Fincanı ters çevirdi. Tabakta biriken telve kum yığınını andırıyordu. Sonra kendisinin bile daha sonra hatırlayacağında şaşıracağı bir hamle yaptı: Tabloyu yerine asarak öptü.

 

Devamı 26. Sayıda…

Yorum Bırakın:

yorum

EN SON YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...

2021 Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması Sonuçları

2021 yılında düzenlenen 2. Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Necati Göksel, Dr. Saniye...

BENZER YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...