Gece Gelen | 4 Final

Yayın Tarihi:

spot_img

Hikaye tefrikasının taha önceki bölümlerini okumak için tıklayın:

Gece Gelen | 1

Gece Gelen | 2

Gece Gelen | 3

 

4

 

Ertesi gece buz gibi soğukta metruk depo binasının kapısı önünde titriyordu. Anahtarı kilide yerleştirdi. Deponun kapısı adeta kendiliğinden açıldı. Fenerini kullanarak yolunu buldu. Kumar masası olarak kullanılan dört ayaklı dikdörtgen masaya yanaştı. Yarım metre kadar üzerinde duran ince bakır kabloya bağlı anahtar düğmeye bastı. Çıplak halojen ampul bin bir nazla yandı.

Paslı boruların çıkardığı tuhaf sesler ile bozuk musluklardan sızan su damlalarının şamatası birbirine karışmış, mekânı tekinsiz bir hava sarmıştı. İçeride biri mi vardı? Biri nefesini mi tutuyordu? Ayak sesleri mi işitiyordu? Katillerin delilleri yok etmek için olay yerlerini ziyaret etme alışkanlıklarını olduğunu biliyordu. Gerçi yok edilecek bir delil gelmiyordu aklına. Ama katil açısından tehlike arz ettiği için yok edilecek bir şey vardı yine de: Kendisi!

Bir kovboy edasıyla eli silahına gitti. Ağır adımlarla arka bölmeye geçti. Tuvalete girdi. Işığı yaktı. Etrafta üst üste yığılı boya kovaları, tesisat malzemeleri, çer çöp, mekana manasız bir cümbüş havası katmıştı.

Cinayeti teoride çözmüştü ama pratikte uygulanabilir olup olmadığını kontrol etmek zorundaydı. Cesedin durduğu noktayı kontrol etti. Parlak beyaz ışık altında kurumuş kan lekeleri halen seçilebiliyordu. Havalandırma penceresini açarak mandalı kullanmadan sadece itme gücüyle kapanıp kapanmayacağını bir kez daha tecrübe etti. Zahmetsizce kapanıyordu. Behçet’in söylediğine göre polis pencerenin dışında pek çok ayak izi bulmuştu, bunlar araştırılıyordu.

Kapının kullanılmayan göbeğinin hemen üstündeki demir sürgü, iki kişinin birden yüklenmesiyle ikiye ayrılmıştı. Karşısındaki demir halkaya uzanacak kadar uzun değildi artık. Tuvaletin kapısını açık halde kontrol etti. Sonra yeniden kapattı ve alafranga tuvalete oturdu. Evet, düşündüğü eylemin gerçekleştirilmesi gayet mümkündü!

Akabinde havalandırma penceresini kullanarak dışarı çıktı ve aynı şekilde içeri girdi. Zihninde bir şeyler yanıp sönüyordu. Yapbozun o en kritik iki parçasından birini bulmuştu. Geriye bu düğümü çözmek için gerekli o küçük parçayı tamamlamak kalmıştı. Her şeyi anlamlandıracak olan o ilk nokta. O var oluş nüvesi. Yarın ilk iş Behçet’ten bir telefon numarası alıp, bu davayı kapatmalıydı.

 

***

Üç gün sonra ofisinde ayak ayak üstüne atmış, bir taraftan cebindeki demir nesne ile oynuyor öte yandan purosunu dişliyordu. Bir telefon bekliyordu. Er ya da geç aranacaktı. Nitekim beklenen zırıltı geldi. “Alo.”

“Merhaba Mehmet.”

“Ah! Sen miydin Behçet.”

“Ne o? Başka birini mi bekliyordun?”

“Ya bir arkadaş arayacaktı da… Neyse, ne yaptın? Gelişmeler nasıl?”

“Valla en son sana anlattığım gibi. Sen n’aptın? Depoya gittin mi?”

“Geçen gece şöyle bir dolaştım orayı.”

“Ee?”

“Ne ee? Öyle dolaştım işte.”

“Yani bir şey çıkmadı. Bırak oğlum bu roman yazacağım ayaklarını. Yedim mi zannediyorsun? Bi’ haltlar karıştırmaya gittin oraya.”

“Valla orası öyle de, karıştırılacak bir halt bulamadım.”

“Yeme beni.”

“Ciddiyim.”

“Polisin soruşturmasından tatmin olmadın değil mi? Seni bilirim ben.”

“Oldum dersem yalan olur. Ama dediğim gibi kendim de bir şey çıkartamadım. Bu dava çok karışık. Ya da ben o eski ben değilim artık.”

“Ben yeni seni tercih ederim zaten. İtiraf edeyim. Okuldayken pek kanım ısınmazdı sana.”

“Biliyorum. Ama ben seni iyi bir arkadaş olarak görürdüm hep.”

“Biliyorum. Neyse, olan benden alacağın paraya oldu. Kumarda kazandıklarına say.” Kahkaha sesi yükseldi. “Bir ara ziyarete gel ofisime.”

“Anahtarını vermek için geleceğim zaten.”

“Bekliyorum.”

Arkadaşı nihayet telefonu kapadı. “Hele şükür” dedi Dedektif. Hat uzun süre meşgul tutulmamalıydı. On dakika sonra telefon bir kez daha çalınca bu kez kalbi gümbürdeyerek açtı. “Alo?”

“Merhaba Mehmet Bey.”

“Ooo merhaba. Nihayet aradınız. İki saattir gözüm kulağım telefondaydı.”

“Mehmet Bey” dedi karşısındaki gayet resmi bir tonda. “Bana içinde numaranızın ve birtakım talimatların bulunduğu bir kâğıt göndermişsiniz.”

“Doğru. Size bir de içinde küçük bir vida bulunan zarf göndermiştim. Zaten onun için arıyorsunuz. O beş santimlik vida sizi çok şaşırttı değil mi?”

“Beni ne beş santimlik vidalar ne on metrelik demir borular şaşırtır. Ne demek oluyor bütün bunlar siz onu açıklayın!”

“Ahh, yapmayın canım. Çok iyi biliyorsunuz.”

“Hayır hiçbir şey bilmiyorum.”

“Aslında öğretirim ama bu size biraz pahalıya patlar. Ben istiyorum ki mesele aramızda sulhen hallolsun. Ama siz illa polisi işin içine katalım diyorsanız…”

“Ne dediğinizi anlamıyorum. Ne istiyorsunuz benden?”

“Talimatlarıma uymanızı tabi. Sizi depoda bekliyor olacağım.”

Bir iç çekiş geldi önce. “Ne yapmaya çalıştığınızı anlamadım ama geleceğim.” Telefon kapandı.

“Geleceksin tabi” dedi Dedektif dişlerinin arasından. “Ve göreceksin!”

 

***

 

Dedektif gece on ikiye on kala buz gibi fabrika deposundaydı. Binanın iç yapısını tamamen ezberlediğinden, kumar masasına neredeyse gözü kapalı ulaştı. Küçük tabureye oturarak bekledi. Her yer öylesine sessizdi ki ana kapının gürültüsünü, kumar masasının oradan duyabilmişti. Takım elbiseli misafiri karanlıklar içinde bir siluet halinde göründü. Melon şapkasını ve beyaz eldivenlerini çıkardı.

“Yine çok şıksınız” diye takıldı Dedektif, bakır kabloya bağlı düğmeye basıp kumar masası aydınlatarak.

“Tüm bu tiyatro da ne?”

“Beğenmediniz mi? Size yaraşır bir gece olsun istedim. Birazdan bir el atacağız.” Silahını masaya koydu.

Takım elbiseli adam gülümsedi. Çelik gibi sinirlere sahip olduğu anlaşılıyordu. “Yine zar mı atacaksınız?” dedi kendisine doğrultulan tabancaya aldırmadan.

“Hayır. Bu kez parayla oynamayacağız.”

“Ne koyacağız ortaya?”

“Hayatımızı.”

“Saçmalık.”

“Sanmıyorum. Şu an en büyük isteğiniz beni öldürmek.”

“Sizi neden öldürmek isteyeyim.”

“Yeryüzünde sırrınızı bilen tek kişiyim de ondan. Bu arada silahlı değilsiniz umarım. Dediğim gibi, ölümüm halinde itirafnamem avukat tarafından açılacak.”

“Değilim.”

“Görüyorum ki yanınızda çanta yok. Oysa sizden istediğim miktar, ceketinizin cebinize sığmaz.”

“Henüz hiçbir şeye ikna olmuş değilim.”

“Bence çoktan ikna oldunuz. Aksi takdirde buraya gelmezdiniz. Üstünüzü aramam gerek.”

Misafiri dişlerini sıktı. Ayaklarını otuz santim kadar açtı ve ellerini ensesinde birleştirdi. Dedektif tepeden tırnağa kontrol etti. “Dürüst insanları severim. Şimdi buyrun olay yerine…” Misafirine hafif bir reverans yaptı. Birlikte arka bölmeye geçtiler. “Bu meseleyi çözmek için iki gündür kafa patlatıyorum” dedi yolda. “Aslında katilin siz olduğunuzu bayağı önceden anlamıştım ama ne olayın nasıl gerçekleştiğini çözebilmiştim ne de elimde delil vardı. Polisin de olay hakkındaki düşüncelerini öğrendikten sonra büsbütün çıkmaza girdim. Çünkü benim çözümümün doğru olduğunu biliyor fakat cinayetin nasıl ve neden gerçekleştiğini anlayamıyordum. Polis ise cinayetin nasıl ve neden gerçekleştiğini açıklayabiliyordu fakat onların da vardığı sonuç yanlıştı.”

“Biraz daha açık olun.”

“Peki. Polise verdiğiniz ifadede, rakip firma tarafından tehdit edildiğinizi açıklamışsınız Celal Bey. Hatta önünüzü kesen sözde saldırganın robot resmini bile çizdirmişsiniz. Kim bilir hangi alakasız kişiyi arıyor zavallılar!”

“Sadede gelseniz?”

“Şu soru en baştan beri zihnimi kurcalıyordu. Neden tek kurşun? Evet, neden Volkan’ı başından vuran katil asıl hedefi olan sizi karnından vurmuştu ve neden tek kurşunla yetinmişti? İfadenizde adamın önünüzü kestiğini ve vurulduktan sonra hemen aracınıza bindiğinizi söylemişsiniz. Diyelim ki katil sizi aracınızdan iner inmez vurmak gibi bir hata yaptı. Ve bir suikastçıya yaraşmayacak biçimde başınızı hedef almak yerine karnınızdan vurdu. Öyle olsa bile, neden daha sonra siz araca bindikten sonra kurşunlamaya devam etmedi? Elinde susturuculu vardı. Mermi manyağı olmanız gerekirdi. Bu olay bana çok inanılmaz geliyordu. Ne yani? Adam sizin araca binip kapıyı kilitlemenizi, motoru yeniden çalıştırıp gözü önünde gazlamanızı mı seyretti? Sıradan biri bile arkasında görgü şahidi bırakmazken, sizi öldürmek için görevlendirilmiş biri nasıl böyle hareket edebilirdi? Meselenin çözümünün burada yattığını biliyordum. Sonunda anladım: Cinayetin rakip firmalarla ve sizin tartışmalı ihalelerinizle filan hiçbir alakası yoktu.”

“Gerçekten uçmuşsunuz siz. Kasıtlı olarak kendimi vurduğumu filan mı iddia edeceksiniz? Ölümden döndüm ben. Eğer o gece polis aracı oradan geçmese şimdiye mevtaydım.”

“Ben kendinizi vurduğunuzu söylemedim ki. Bırakın da anlatayım. Dediğim gibi kafamda sürekli sorular vardı. Bazı meslekler için erdem sayılsa da bizim meslekte maalesef soru sormak yetmez. Her birini cevaplamamız şarttır. Neden tek kurşunla vurulduğunuzu mantıklı biçimde açıklayamadığım müddetçe sonuca ulaşamayacaktım, bunu biliyordum. Ve nihayet cevabı buldum: Katil, daha doğrusu katil adayı, sizi tek kurşunla vurdu çünkü ikinci kurşunu atamazdı. Karnınızdan vurdu, çünkü vurduğu yeri kendi seçemezdi. Evet, biraz şiirsel biraz da tuhaf geliyor kulağa değil mi? Şimdi her şeyi kısaca anlatayım: Arkadaşım Behçet, bir süre önce elinde bir tehdit mektubu ile bana geldi. Bunda, geçen yıl Naim’in öldürülmesinde oynanan oyunun farkına yeni yeni vardığını iddia eden biri, aynı ekibin tekrar burada buluşup kumar oynamasını istiyordu. Kendisi de gecenin bir noktasında depoya gelecek ve Naim’in intikamını alacaktı. Bunu ileri sürüyordu mektubunda. Hatta Behçet’ten kapının açık bırakılmasını da istedi. Behçet daveti ret etmenizden korktuğu için mektuptan kumar arkadaşlarına bahsetmedi. Hem sizlerin adına hem kendi adına korkuyordu. Çünkü katilin Naim’in ölümünde seyirci kalan herkesi öldüreceğini düşünüyordu. Amacı, katil harekete geçmeden benim yardımımla onu enselemekti.”

“Şimdi anlıyorum. O gece bu yüzden buradaydınız.”

“Evet. Yine de cinayete engel olamadım. Kumar oyunu Volkan’ın hayatına mal oldu. Siz de vuruldunuz üstelik. Daha sonra polis mahkemelik olduğunuz ihaleleri araştırarak, katili rakip firmalardan birinde aramaya başladı. Behçet bunu öğrenince, mektubun şaşırtma amaçlı olduğunu düşündü. Yani rakiplerinizden biri, cinayeti Naim’in intikamını almaya ant içmiş birinin işleyeceği izlenimini uyandırmak amacıyla o mektubu yazmıştı. İtiraf edeyim kısa bir süre ben de böyle düşündüm. Çünkü Behçet bana etrafınızın güvenlik duvarı ile örülü olduğunu, yani sizi öldürmek için en iyi anın korumasız olarak bu depoda kumar oynayacağınız zaman olduğunu söyledi. Bu hakikaten güzel bir şaşırtma gibi gelmişti bana. Yine de pek çok soru halen yanıtlanmamış biçimde önümde duruyordu. Mesela Volkan Bey’in öldürülmesinin amacını anlayamıyordum. Evet, o sizin arkadaşınızdı ve aynı ihalelere giriyordunuz. Hatta bir ihale sonrası Volkan Bey hariç diğer firmalar ihaleye fesat karıştırdığınızı ileri sürerek sizi dava etmişti. Hadi biz de polis gibi düşünüp rakip firmalardan birinin bu yüzden size diş bilediğini varsayalım. Ya Volkan Bey? Sırf ihaleye itiraz etmedi veya sırf sizin arkadaşınız diye onu da öldürmek istemeleri yeterli bir sebep miydi? Volkan Bey sizin vurulmanız sırasında olayı tesadüfen görmüş olsaydı ve katil arkasında görgü tanığı bırakmamak için öldürmüş olsaydı, durumu anlayabilirdim. Ama kazaen ya da şartlar öyle gerektirdiği için değil, kasıtlı olarak öldürülmüştü. Bunu da bir türlü kafamda yerine oturtamıyordum. Üstelik sorunlar bunlarla kalsa iyi. Siz ölmemiştiniz Celal Bey. Yanlış anlamayın ama ölmemiş olmanız benim canımı hayli sıkıyordu. Çünkü ister rakip firmalar teorisini kabul edelim istersek Naim’in ölümünü düşünelim, her iki olayda da baş aktör sizdiniz. Ve siz rahatlıkla öldürülebilecekken sağ olarak kurtuldunuz. İşte bunu düşününce tüm olaya tersten baktığımı anladım. O mektup şaşırtma amaçlı yazılmamıştı. Hakikaten Naim’in intikamını almak için o gece burada bulunmak isteyen bir kişi yazmıştı o mektubu. Amacı sizi öldürmekti.”

“Kimmiş bu?”

“Merhum Volkan Bey?”

“Hah. Baştan aşağı zırva. Volkan beni istediği an istediği yerde öldürebilirdi.”

“Evet ama burada öldürürse cinayetten yırtabileceğini düşünüyordu. Zekice bir hile tasarlamıştı. Bu yüzden Behçet’e mektup yazarak herkesi buraya topladı.”

“Naim’in ölümü bir kazaydı. Kimse Naim’e baskı yapmadı. Üstelik bu meseleye seyirci kalanlar arasında Volkan da vardı.”

“Haklısınız. Ama Volkan Bey o gece bir tuhaflık sezmişti. Bunun ne olduğunu anlaması uzun sürdü. Fakat sonunda Naim Bey’in ölümünde korkunç bir detay fark etti.”

“Bütün bunlar masal” dedi Celal Çimen, öfkeyle. “Beni bu ipe sapa gelmez konferansınızı dinlemem için mi çağırdınız?”

“Biraz daha dinleyeceksiniz maalesef. Evet. Volkan Bey o gece sizi öldürmeye çok yaklaştı ama başaramadı. Fakat siz başardınız. Çünkü biliyordunuz ki, siz onu öldürmeseydiniz o sizi öldürecekti. Önce o gece gerçekte yaşananları anlatayım isterseniz. Hata yaparsam müdahale edin. Volkan Bey oyun gecesi tuvalete girerek pencerenin mandalını açık bıraktı. Böylece pencere kapalı görünmesine rağmen dışarıdan açılabilecekti. Akabinde tuvaletin kapısını araladı ve göbeğin kapıya montelenmesini sağlayan vidayı söktü. Tuvalet kapısının göbeği artık boştaydı. İstediği zaman yerinden çıkarabilecek, böylece ortaya bir silahın ucunun girebileceği kadar boşluk çıkmış olacaktı. Bu hileyi ne zaman tasarladı kafasında bilmiyorum. Ama çok zekice bir şey olduğunu düşünmekten kendini alamamış olmalı. Kapının göbeği nasılsa kullanılmıyordu, onun yerine demir sürgü iş görüyordu. Bu yüzden durumu kimse anlamayacaktı. Hem anlaşılsa ne zararı var? Cinayeti işlemediği müddetçe planını değiştirebilirdi. Daha sonra, gecenin ilerleyen saatlerinde tuvalete girmenizi bekledi. Saatler süren oyun sırasında er ya da geç orayı kullanacaktınız. Ama bunu ne kadar geç yaparsa o kadar iyiydi. Nitekim siz tuvalete girince de peşinizden geldi. Kapının sürgüsünü çektiniz ve tuvalete oturdunuz. Volkan Bey de usulca göbeği çıkardı. Delikten kontrol etti. Kapının tam karşısına denk gelen alafranga tuvalete oturmuştunuz. Silahının ucunu deliğe denk getirdi ve kurşunu sıktı. Fakat ikinci kurşunu sıkamazdı. Zira göbek deliği aynı anda hem kurşun sıkıp hem de sizi görmesine imkân sağlayacak kadar büyük değildi. Üst üste kurşun sıkması demek, kurbanın devrildikten sonra ikinci kurşunun alafranga tuvaletin sırt dayama noktasına isabet etmesi ihtimalini doğururdu ki, bu da bütün hileyi, yani kurşunun nereden sıkıldığını açığa çıkarırdı. Muhtemelen kurşunu sıktıktan sonra kontrol etti ve görüş açısından çıktığınızı gördü. Yani vurulup düşmüştünüz. Ölüp ölmediğiniz konusunda endişe etmesine gerek yoktu. Zira biraz sonra binanın arka tarafını dolaşacak, havalandırma penceresinden girerek sizi başınızdan vuracaktı. Böylelikle hem ölümünüzü garanti altına almış olacak hem de kurşunun kapıdan sıkıldığı ihtimali akla bile gelmeyecekti. Zira tuvalette tek kurşunla karnınızdan vurulmuş halde bulunmanız, polisi kurşunun sıkıldığı yer konusunda yine de doğruya ulaştırabilirdi. Üstelik vidayı yerine tekrar montelemesi de şarttı. Bu yüzden hemen kumar masasına döndü. İşi olduğu bahanesiyle depodan ayrıldı. Böylece arkadaşları polise cinayet sonrası ifade verirken o olay saatinde evinde ya da yolda olduğunu söyleyecekti. Planı buydu. Fakat ben de onunla birlikte kapıya çıktım. Bu yüzden arabasına binmek zorunda kaldı. Ben depoya girince de arabasını ileride bir yere park edip geri döndü. Havalandırma penceresini açıp kendini tuvalete attı. Ne var ki, gördükleri karşısında hayatının şokunu yaşadı. Daha doğrusu görmedikleri karşısında… Zira tuvalette kimse yoktu! Kısa bir şaşkınlığın ardından yine de planını uygulamaya koydu. Sizin yaralı halde pencereden kaçtığınızı düşünmüş olmalı. Tuvaletin kapısını açtı, vidayı yerine monteledi. Bu sırada az önce vurduğu adam, havalandırma penceresinden içeri girmişti. İkinci şok! Volkan Bey daha elini silahına götürmeden siz kendisine saldırdınız.”

“Peki. İlk düzeltmeyi yapayım o halde” dedi Celal Çimen, karşısındaki adamın olayı sahne sahne çözdüğünü görünce. “Ona saldırmadım. Silahımı çıkardım ve cebindeki silahı bana vermesini söyledim. Ve onu orada kendi silahı ile öldürdüm.”

“Güzel. Olayı bu kısmına kadar maktul Volkan’ın bakış açısı ile anlattık. Şimdi de sizin bakış açınıza geçelim. Tuvalette ihtiyacınızı giderirken aniden karnınıza kurşunu yedikten sonra olayın şoku ile bir süre kendinize gelememiş olmalısınız.”

“Doğru. İnsan hacet giderirken nereden geldiği belli olmayan kurşunu yiyince biraz tuhaf oluyormuş.” Acı bir gülümseme yayıldı suratına. “Nasıl vurulduğumu anlamam biraz zaman aldı. Çünkü kendime gelip kafamı kaldırdığımda, karşımdaki tahta kapıda hiçbir aşınma, hiçbir delik yoktu. Bu nasıl olabilir dedim kendi kendime. Neredeyse kötü ruhların beni cezalandırdığını düşünecektim. Her türlü metafiziksel düşünce gelip geçti zihnimden. Yine de vurulmamın mantıklı bir açıklaması olmalıydı. Katil kapının ardından bir şekilde beni vurmanın yolunu bulmuş olmalıydı.”

“Bu yüzden kapıdan çıkmak istediniz ama katilin halen kapı arkasında sizi bekliyor olma ihtimaline karşılık pencereyi kullandınız.”

“Evet.”

“Bu sırada katilin kim olduğuna dair kafanızda net bir fikir var mıydı?”

“Hayır. Hatta tuvaletten çıkmak üzereyken Haldun kapı arkasında oyuna gelmeyecek misin diye sordu. Panik oldum. ‘Siz oynayın ben midemi üşütmüşüm’ diye savdım onu. Volkan’ın yalanını tekrarlamışım, farkında değildim o sıra.”

“Evet. Volkan Bey’in böyle söylemesinin nedeni, içerdekiler yeni bir partiye başlasın ve kimse tuvaleti bu sırada kullanmasın diyeydi. Zira dediğim gibi sizi vurduktan sonra tuvaletle henüz işi bitmemişti. Fakat kader ona da acı bir oyun oynadı. Öldürmek istediği adam tarafından öldürüldü. Hatta öldüreceği adamın cebine koyacağı hesap görüldü notu da böylece kendi cebinde kalmış oldu. Biz doğal olarak bu notun katil tarafından Volkan Bey’in cebine konulduğunu düşünüyorduk. Polis halen öyle düşünüyor tabi. Durum biraz trajikomik doğrusu.”

“O nottan hiç haberim yoktu. Ben pencereden çıktıktan sonra, kapı önünde Volkan’ın aracına binip uzaklaştığını gördüm. Siz de depoya girince kafam karışık halde ne yapacağımı düşündüm. Karnımdaki ağrı şiddetlenmişti ama fazla kan akmıyordu. Saklayabilirdim. Katilimin kim olduğu konusunda halen emin değildim. Ta ki biraz sonra Volkan depoya geri dönene dek. Bir köşeye sinip onu izledim. Ayakkabılarını çıkardı ve havalandırma penceresine doğru yürüdü. Artık katilin o olduğunu anlamıştım. Aslında orada üzerine saldıracaktım ama elini cebine attı ve bir vida çıkardı. Ne yapmaya çalıştığını anlamam gerekiyordu. Hem onu öldürmek istiyorsam, onun silahını kullanmam daha iyi olacaktı. Bu yüzden takip ettim. Pencereden içeri girdi. Ben de eğilip ne yaptığını seyre koyuldum. Tuvaletin sürgüsünü çekti ve kapıyı açtı. Daha sonra cebinden çıkardığı tornavida ile vidayı yerine soktu. Nasıl vurulduğum meydana çıkmıştı artık. Hemen pencereden atladım ve onu tuvalette kendi silahı ile öldürdüm. Daha sonra silahı ve tornavidayı cebime atarak tuvaletin kapısından çıktım ve oyun oynayanlara katıldım. Karnımda kurşunla rol yapmak zorunda kaldım.”

“Çünkü dışarı çıkmak için mecburen o oyun odasına girmek zorundaydınız. Pencereden kaçıp gitseniz şüpheler direkt sizin üzerinizde yoğunlaşırdı.”

“Evet. Yeni bir partiye başlamışlardı. Onlar yönünden korkum yoktu ama siz tuvalete gitmek isteyebilirdiniz. O gece orada nöbette olduğunuzu ve yerinizi terk edemeyeceğinizi bilmiyordum. Bu yüzden cesedin tarafınızdan bulunması korkusu ile hızlıca mekândan ayrıldım. Fakat benimle kapı önüne kadar geldiniz. Mecburen ben de Volkan gibi aracıma atladım ve siz içeri girince yeniden döndüm. Pencereden girerek kapının sürgüsünü sürdüm. Daha sonra yeniden pencere yoluyla dışarı çıktım ve camı sertçe çekerek kapattım. Ayakkabılarımı çıkardım ve ayak izlerimin üzerinden geçtim. Arabama atladım. Yolda silahı ve tornavidayı nehre attım. Fakat artık takatim kalmamıştı. Kendimden geçmişim. Ağaca çarptığım anı hatırlamıyorum bile.”

“Bazı detaylar hariç ben de kafamda aşağı yukarı böyle kurmuştum sahneyi. Sizin arabanızda değil de tuvalette vurulduğunuzu anladığım an zaten meselenin yarısını çözmüştüm. Tek kurşunla vurulmuş olmanızı mantıkla bağdaştırmaya çalışırken alafranga tuvaletin kapının tam karşısına düştüğünü hatırladım. Gerisi kendiliğinden geldi. Teyit etmek için yeniden buraya geldim ve sahneyi yeniden kurdum. Gayet mümkündü. Yine de her şey çözülmemişti tabi. Volkan neden sizi öldürmek istemişti? Mektubunda bugün Naim’e oynanan oyunun artık farkındayım derken neyi kast ediyordu? Sizin Naim ile olan ilişkinizi biliyorum Celal Bey. Bir ihale yüzünden aranız bozulmuş. İki yıldır kumarda Naim’in üzerine oynadığınızı da biliyorum. Kazanç tablosu elimde. Önceleri Volkan kumarda hile yapıldığını mı anladı acaba diye düşündüm. Naim’in zaten işleri yüzünden bozulan psikolojisi iyice allak bullak mı olmuştu? Fakat bu teori içime pek sinmedi. Zira olaya sizin yönünüzden bakarsak, Naim’in hile sonucu kumarda bolca para kaybedip sonra da kendini öldürmeyi göze alacağını hesaplamış olamazdınız. Bu çok dolaylı ve tasarlanması neredeyse imkânsız sofistike bir hamle olurdu. O halde Naim’e yapılan oyun daha kesin bir şey olmalıydı. Onu ölüme götürecek direkt bir hamle…”

“Evet Mehmet Bey. Çünkü biliyorsunuz şu ana kadar anlattığınız her şey bir varsayım. Hepsini rahatlıkla reddedebilirim. Az önceki sözde itiraflarım da sizin bu deli saçması teorinizi anlatmaya teşvik etmek içindi. Ne kadar ileri gidebileceğinizi görmek istedim. Delil namına elinizde tek bir şey yok. Bana güzel bir hikâye anlattınız o kadar. Zaten ben hikâye dinlemeyi severim.”

“Sert kumarbazsınız ha! Peki o halde buyurun yeniden kumar masasına geçelim.”

Celal Çimen hakikaten iyi bir kumarbazdı. İçinde kopan fırtınaları dışarıya aksettirmeme konusunda usta olduğu kadar, hangi hamleyi ne zaman yapacağı konusunda da oldukça iyiydi. Pokerde kazanmanın yollarından biri de buydu. Fakat karşısındaki adamın da yabana atılır cinsten olmadığını anlamıştı. Evet, muhatabı pokerden belki zerre anlamıyordu ama elini açık etmemek gibi bir uzmanlığı olduğu da aşikardı. Bu sefil görünümlü dedektifin kafasında ne vardı? Eli gerçekten güçlü müydü yoksa blöf mü yapıyordu?

Çıplak ampulün sarı ışığı altında aydınlanan masaya oturdular. İkisi de birbirini süzüyordu şimdi. Dedektif nihayet elini cebine attı ve masaya bir altıpat koydu. “Bakın bakalım bunu tanıyacak mısınız?”

Celal Çimen demir makineyi parmakları arasında yuvarladı. “Naim’in silahına benziyor.”

“Benzemiyor. Ta kendisi. Parasının birazını olsun geri kurtarmak için sizin teşvikinizle başına dayadığı silah bu…”

“Ee? Niye getirdiniz bunu?”

Dedektif silahı geri aldı. “Siz yılların kumarbazısınız Celal Bey. Bu yüzden şanınıza yakışır bir son hazırladım size.”

“Ne?”

“Şimdi size birkaç seçenek sunacağım. İlk seçenek şu: Bana üç yüz bin doları veriyorsunuz ve kumar burada bitiyor. Anlattıklarımı ikimiz de unutuyoruz.”

“Pek beğenmedim bu seçeneği.”

“Peki. İkinci seçenek şu: Tıpkı sizin Naim’e yaptığınız gibi ben de bu silahın içine bir fişek koyacağım. Kusura bakmayın ama güvenmediğimden silahı size veremeyeceğim. Bunun yerine o vazifeyi kendim göreceğim. Altıda beş şansınız var. Eğer şansınız yaver giderse, bana beş kuruş para vermeden bu işten yakayı sıyıracaksınız? Yine aramızda kalacak bu mesele.”

“Ne yani?” dedi Celal tıslayarak. “Beni vuracak mısınız?”

“Size bağlı.”

Celal Çimen cesaretini topladı. Sandalyesinde gerilerek sigarasını çıkardı. “Biliyordum” dedi havaya dumanlar saçarak. “Elinizde tek bir delil yok. Bu yüzden benden parayı ancak böyle sefil bir tehditle koparacağınızı zannediyorsunuz.”

“Eğer duruma böyle bakıyorsanız siz bilirsiniz. Bildiğim her şeyi polise anlatırsam, artık deliller aranızdaki bir mesele halini alır. Avukat ordunuz belki sizi kurtarabilir. Ama unutmayın Behçet’e yollanan o tehdit mektubunun Volkan tarafından gönderildiği ispatlanırsa, cinayetin Naim olayı ile ilgisi olduğu açığa çıkar ve polis artık katili rakip firmalarınız arasında değil kumarbazlar arasında aramaya başlar.”

“Hem bana şantaj yapmayacağınızı nereden bileyim? Şantajcılar ömür boyu sülük gibi yapışırlar adama. Siz de onlara benziyorsunuz doğrusu.”

“Olayın tek maddi delili olan mektubu size teslim edeceğim. Böylece teorim bir varsayım olarak kalmaya devam edecek. Sizin deyiminizle onlara güzel bir hikâye anlatırım en fazla. Ama bunu da yapmayacağıma dair söz verebilirim.”

“Yani hayatımı ortaya koyma karşılığı, bir kuruş bile almadan mektubu bana vereceksiniz ve bu iş burada bitecek.”

“Aynen.”

“Neden? Benim kendimi öldürmemin size ne faydası dokunacak? Ben Naim’e karşı hınç besliyordum diyelim. Ya siz?”

“Volkan’ı nefsi müdafaa için öldürdünüz. Bu yüzden sizi suçlamıyorum. Naim’e gelince… O da ölümü kendi eliyle seçti. Yani iki ölüm de aslında taammüden cinayet değildi. Suçsuzsunuz demiyorum ama adi bir cani de değilsiniz. Bu yüzden altıda beş gibi bir şans bırakıyorum size. Ya da şansıma hiç güvenmiyorum derseniz, üç yüz bin dolar kefaletle serbest kalacaksınız. Öyle düşünün. Nasıl, adil bir insanım değil mi?”

“Adil mi? Fazlasıyla. En azından bir harfin fazla olduğuna eminim. Ama sizin gibilere pabuç bırakmam ben. Evet şansıma güveniyorum. Hadi koyun fişeği. Hodri meydan! Hadi ne duruyorsunuz?”

Dedektif’in kahkahası karanlık depoda iğrenç biçimde yankılandı. “Kumarbaz diye buna derim işte ben! Gerçi üç yüz bin dolar karşılığında altıda beş göze alınmayacak bir ihtimal değil. Yine de cesursunuz.” Dedektif fişeği baş ve işaret parmakları arasına sıkıştırdı ve silindire yerleştirdi.

“Eğer namusluysanız, tek bir kere basarsınız o tetiğe. Anladınız mı beni? Anladınız mı!”

Dedektif ciddileşti. Şimdi suratında tek bir kas oynamıyordu. Yüzüne karşı dalga geçmişti ama Celal Çimen’in gururlu ve soğukkanlı bir insan olduğu belli oluyordu. “Yemin ederim sadece bir kere basacağım bu tetiğe.” Tabancanın topunu muhatabına gösterdi. “Bakın, yalnızca tek bir fişek koydum. Hiçbir hile yapmıyorum.” Parmaklarının ucuyla silindire birkaç kez vurunca, motordan güç alan bir dişli gibi dönmeye başladı. Dedektif, demir topun dönmesini seyretti. Celal Çimen’in de olan biteni rahatlıkla görebilmesi için silahı yan çevirmişti. Sonunda silindirin devinimi ağırlaştı. Dedektif usul usul dönen demir topun durmasını beklemeden baş parmağını bastırdı ve yuvasına itti.

“Bir dakika” diye elini kaldırdı Celal Çimen. “Vaz geçtim. Parayı vereceğim.”

“Bu dakikadan sonra vazgeçmek diye bir şey yok. Tercihinizi yaptınız.”

“Vazgeçtim diyorum size. Anlamıyor musunuz? Hayır hayır basmayın tetiğe. Vazgeçtim! Parayı vereceğim.”

“N’oldu? Şansınıza güvenmiyor musunuz? Altıda beş?”

“İndirin silahı. Ben o kadar şanslı biri değilimdir. İndirin şu silahı diyorum size.”

“Aşağılık yalancı. Altıda beş ha! Ortada altıda beş şans filan yok.” Silahı omuz hizasına kaldırdı.

“İndirin şunu diyorum. İndirin.”

“Piç kurusu! Kenarındaki küçük çatlağı esas alarak silindire parmağımı basıp yuvasına soktuğumu gördün. Eğer masum olsaydın, bu meseleden haberin olmasaydı, son anda itiraz etmezdin. Demek ki her şeyi sen planladın. Ben de bunu anlamak istiyordum zaten. Biliyordum ama emin olmam gerekiyordu. O gece Naim’e silahı uzatırken, daha önceden belirlediğin deliğe soktun fişeği. Daha sonra silindiri çevirdin ve yavaşlamasını bekledin. Tıpkı benim şimdi yaptığım gibi silindirin dönüşü o çatlağı görebileceğin kadar yavaşlayınca, parmağını bastırdın ve topu yuvasına soktun. Bunu o kadar hızlı yaptın ki kimse durumu anlayamadı. Cinayet sonrası masadaki fişekleri silaha yerleştiren Volkan hariç. O da sıcağı sıcağın anlayamamıştı durumu. Fakat o gece bir yerlerde bir şeylerin tuhaf gittiğini sezmişti. Bunun ne olduğunu da ancak yakın zamanda kavrayabildi.”

“Tamam itiraf ediyorum. Ben yaptım! Çek şu silahı!”

“Dün Naim Bey’in eşi Nimet Hanım’a uğradım. Kadına Volkan Bey’in yakın zamanda kendisini ziyaret edip etmediğini sordum. Çok şaşırdı tabi. ‘Geçtiğimiz haftalarda geldi ve Naim’in intihar ettiği silahının halen bende bulunup bulunmadığını sordu. Silahı gösterdim. Eline aldı ve bir süre baktı. Gözlerinden yaşlar boşaldı. Silah ona arkadaşını hatırlatmıştı. Büyük bir üzüntüyle evden ayrıldı zavallı adam.’ Kadına gerçeği söyleyemedim tabi. Zavallı nereden bilsin Volkan’ın silaha bakınca ağlamasının gerçek sebebini. Ona Volkan Bey’in de öldürüldüğünü hatırlattım ve mümkünse bu altıpatı ödünç olarak almak istediğimi söyledim. Katil herif! Naim’e yaşaması için altıda bir şans bile tanımadın.”

“Dur yapma! Dört yüz bin dolar veririm! Dört yüz bin dolar!”

“Seni burada beklerken birkaç kez talim yaptım ve silahın ne kadar kolaylıkla manipüle edileceğini tecrübe ettim. Naim’in silahını kim bilir sen de kaç kere eline alıp incelemiştin. Geber pislik!”

“Beş yüz bin! Beş yüz bin! Bak üç yüz bin doları zaten getirdim. Mektupta yazdığın gibi. Hatta gel birlikte gidelim arabama kadar. Bana güvenmiyorsan aracın anahtarını sana vereyim. Çanta bagajda. Parayı getirdim diyorum sana!”

Dedektif silahını indirdi. “Peki o halde” dedi dudağında alaylı bir kıvrımla. “İki yüz bini de çek yazarsın!”

 

***

 

Bu hikâye bir blog sitesinde isimsiz bir şekilde yayınlanıp bir anda sosyal medyada gündem olunca Dedektif Mehmet Yarar yalan haber, kişilik haklarına saldırı ve itibar suikastı çığlıklarıyla yazıyı mahkemeye başvurdu. Paylaşımı yapan bulunamasa da yazı mahkeme kararıyla internet yer sağlayıcısından kaldırıldı.

Bugün Celal Çimen hayatta olmadığından, onlarca yıl önce yaşandığı iddia edilen bu vakanın doğruluğunu birinci elden teyit edecek kimse yok. Ne var ki en yakın arkadaşları ileride bir polisiye roman yazarsa sonunu muhakkak kötünün kazanacağı şekilde bitireceğini belirten Dedektif’in neden şöyle dediğini artık daha iyi anlayabiliyor: “Kötüler cinayet işlemek ve daha sonra polisten yakayı kurtarmak için durmaksızın karmaşık ve zekice planlar üretip kafa patlatırken, iyilerin tek yaptığı bir yerlerde boylu boyunca ceset olarak uzanmaktır. Bir polisiye yazarı olursam tabi ki kötünün tarafını tutarım. Çünkü yediğim ekmeği onun zekasına borçlu olduğumu bilirim.”

 

Yorum Bırakın:

yorum

EN SON YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...

2021 Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması Sonuçları

2021 yılında düzenlenen 2. Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Necati Göksel, Dr. Saniye...

BENZER YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...