Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

KOKOLOJİ

Diğer Yazılar

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ

Orçun Yenilmez
Orçun Yenilmez
Orçun; kendi kabuğuna sığmayan bir ilaç mümessili, geniş hayal dünyasinda çoğu zaman farklı bir boyutta yaşar. Herkesin baktığı açıdan değil de kendi persfektifinden görmeyi sever hayatı. Amatörce yaşamayı sevdiğinden olsa gerek fotoğrafçılıkta da amatör kalmayi yeğlemiş; sadece, gönül verdiği polisiyeye profesyonel izler bırakmayı hedeflemiştir.

KOKOLOJİ

Ekim ayında İzmir’de hava kapalıydı, gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Bornova’da kapıları açan kafe elemanları müşterilerini ağırlamak için hazırlıklarını yapılıyorlardı. Başta ilaç firmaları olmak üzere sahada çalışanlar bilgisayarlarıyla işlerini bu mekânda yürütürler, birçok şirket toplantılarını çoğunlukla sabah saatlerinde burada yapardı.  

İlaç firmasında müdürlük yapan Tolga mesai saatinin aksamaması için ayın ilk pazartesileri elemanlarını saat sekizde bu kafede toplardı. Ekibin İzmir kadrosu sekiz mümessilden oluşuyordu. Yasemin ilk gelenlerden biriydi.

“Günaydın,” diyen Yasemin’e, Tolga donuk bir bakışla karşılık verdi. “Ali nasıl?” diyerek kadının iki ay önce kaza geçiren çocuğunun durumunu sordu.

Yasemin’in gözleri doldu.  “Değişen bir şey yok. Fizik tedavi almayı sürdürüyor.” Ağır adımlarla yerine geçip oturdu. Tolga bilgisayar ekranına kilitlenmişti. Bir süre adamı izledi Yasemin. Kırlaşmış kısa ve seyrek saçları geriye doğru jölelenmişti. Uzun, zayıftı. Otururken omuzları hep düşerdi. Çerçevesiz gözlüklerinin camında ekranın ışığı yansıyordu. Kalın kaşları, küçük gözleri, normal sayılabilecek kare çenesi ve ince dudakları, büyük burnuyla tezat içindeydi. Fazla sigara, kahve içmediği hâlde çarpık dişleri sararmıştı. Yüksek sesle “Günaydıııın!” diyen arkadaşının sesiyle irkildi ve kendine geldi. Yavaş yavaş ekibin diğer üyeleri de aralarına katıldı.

Herkes yerini aldı. Kahvaltı yaparlarken Ali’nin durumunu soran arkadaşlarına Yasemin keyifsiz cevaplar verdi. Sonra sıra müdürün yapacağı konuşmaya geldi. Her zaman olduğu gibi konuşmasını, “Bu ay önemli arkadaşlar!” diye açan Tolga, saha ekibine kampanya öncesi son direktifleri verdi.

Yasemin’in dikkatini konuşma sırasında müdürünün kendisiyle göz teması kurmaması çekti. Bu tavrı gün boyunca sürdüreceğini düşünse de her kampanya döneminde karşılaştıkları problemlerle ilgili tereddütlerini dile getirmeden edemedi. Yeni müdürün yanıtı daha önce görev yapan iki eski yönetici ile bire bir aynıydı. Bunun, durumu kurtarmak için firma tarafından ezberletilen bir söylem olduğunu düşündü. Şahıslar değişse de o konuma kim gelirse gelsin hep aynı cevaplar veriliyordu. Bölge müdürü yaptığı açıklamalarla herkesin rahat olmasını ve herhangi bir aksilik yaşanmayacağını söyleyerek toplantıyı sonlandırdı.

Kahveler içildiğinde saat 10.00’a yaklaşıyordu. Yavaş yavaş herkes ayaklandı. Tolga, Yasemin’e “Bugün birlikte çalışacağız,” dedi. Programı önceden bilen Yasemin oturmaya devam etti. Arkadaşlarının müdürleri ile öpüşüp ayrılışını izledi. Görünürde Tolga ekibi ile gayet iyi geçinen biriydi. Sektörde uzun süredir yer alıyordu ve çalışkanlığı ile tanınırdı. Sektöre yönetici olarak kazandırdığı kişilerden bahsedip böbürlenirdi. Tolga’nın tahammül edemediği tek konu ekibinin işleri zamanında ve tam yapmaması, sorumlulukların yerine getirilmemesiydi. Elbette sevmeyeni de vardı. Özellikle kendi arasının iyi olduğu eczacı ve doktorlardan bazıları bu adamdan hiç hoşlanmadıklarını dile getirmişlerdi. Bu kişilerin duygularını müdürüne açıklayamazdı. Fakat ne zaman beraber onları ziyarete gitseler görüşmeleri mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışırdı.

Tolga göndermesi gereken mailleri de yolladıktan sonra ayaklandı ve hesabı ödedi. Yasemin’in aracına doğru yürürken ikisi de konuşmuyordu. Geçen hafta Cuma günü aralarında bir gerginlik yaşanmıştı. Ali’nin bakıcısı arayıp oğlunun hastalandığını ve istifra ettiğini haber vermişti. Yasemin’in eşi şehir dışındaydı. Aileden yardımcı olabilecek kimse yoktu. Dolayısıyla Yasemin müdürünü arayıp izin istemişti. Oflayıp puflayan yöneticisi tavırlı ve iğneleyici birkaç laf ettikten sonra izin vermişti ancak Yasemin’in bu duruma bir hayli canı sıkılmıştı.  

Yasemin direksiyona geçip aracı çalıştırdı. Aralarında hiç sorun yokmuş gibi davranan Tolga bugünün programını sordu. “Tam gün Bornova’dayız,” diyen kadın gidecekleri noktaları saydı.

“Tamam,” dedi Tolga. Çaktırmadan arabayı kullanan elemanını süzdü. Omuzlarına düşen siyah dalgalı saçları dağınıktı. Uzun kirpikli ela gözleri öfkeliydi. Dolgun dudakları gergindi. Gülümsediği zamanlarda yanağının sağında beliren gamzesi bu sefer çenesi kasıldığı için ortaya çıkmıştı. Tepkisini ölçmek için “Öğlen ya da akşamüstü gibi Karşıyaka’ya gidelim. Bir yere ödeme yapmam gerekiyor,” dedi.

Yasemin başıyla onayladı. Programları yoğun olsa da hayır deme şansı yoktu, çünkü karşısında müdür vardı. Doktorun muayenehanesine doğru yol alırlarken Tolga konuyu açtı.

“Bak Yasemin. Benim hiçbiriniz ile kişisel bir sorunum yok. Ancak araçlarda takip sistemi olduğunu biliyorsun. Sürekli izin alman göze batıyor, satış müdürü beni arayıp hesap soruyor…”

“Kusura bakmayın Tolga Bey! Benim çocuğum bakıma muhtaç.”

“Biliyorum. Zaten izin vermedim mi?”

“Verdiniz de, verirken takındığınız tavır hoş değildi.”

“Bu hafta iki defa öğleden sonra izin aldın Yasemin.”

Yasemin dişlerini sıktı. Ali’nin iki ay önce kaza geçirdiği günü hatırladı. Çocuğun sürekli annesini görmek istemesi üzerine öğretmen durumu velisine bildirmek üzere aramıştı. Telefonda, “Ali hiç böyle yapmazdı. Sebebini bilmiyorum ama bugün biraz hırçın ve sizi sayıklayıp duruyor. Ne olduğunu sorduk fakat sadece anneme anlatırım diyor,” şeklinde açıklamada bulunmuştu. Bunun üzerine Yasemin müdürünü arayıp izin istemişti. Tolga hemen panik yapmamasını, çocukların arada böyle naz yapabileceğini, birkaç saate kalmaz her şeyin yoluna gireceğini söyleyerek izin vermemişti. Aldığı cevap Yasemin’i kızdırmıştı ve aklı Ali’de kalmıştı. Çalışmaya odaklanamamış içine sıkıntı basmıştı. Yaklaşık bir saat sonra tekrar arayan öğretmen bu sefer hıçkırarak ağlıyor, “Ali… Ali…” diye sayıklıyordu. Çocuk annesini görmek için okuldan kaçmıştı. Öğretmenler acı fren sesini merak edip baktıklarında Ali’yi kanlar içinde yerde görmüşlerdi. Haberi duyan Yasemin soluğu hastanede almıştı. Doktor birkaç kaburga kemiğiyle beraber iki ayağının da kırıldığını söylemiş, eskisi gibi koşup yürüyebilmesi mucize, demişti. Yasemin’in tek tesellisi hayati tehlikenin olmamasıydı. Eşine kazandan önce yaşananları ve Tolga’nın izin vermediğini söylememişti. Aksi hâlde kocası adamı öldürürdü. Fakat meydana gelen kazadan müdürünü sorumlu tutuyordu. O gün Yasemin izin alabilmiş olsaydı, Ali okuldan kaçmaya teşebbüs etmeyecekti. İnsan sağlığını ve aile kavramını ikinci plana atan işkolik tiplerden nefret eder hâle gelmişti. Talihsiz olayı her düşündüğünde tüyleri diken diken oluyor, bedeni uyuşuyordu adeta. Gözünden yaş süzülen Yasemin biraz temiz hava almak için aracın camını araladı ve elinin tersiyle yaşları sildi.   

“Bu tarz şeyleri önceden ayarlamanız gerek Yasemin. Senin iyiliğin için söylüyorum. Durumunuzu anlıyorum ama sürekli izin isteyip durursan genel müdür ya da satış müdürü senin yerine başka bir personel bakmam gerektiğini söyleyebilir.”

Tolga iki kız babasıydı, eşi de çalışmıyordu. Nasıl olsa başı sıkıştığında yetişecek biri vardı. Buna rağmen özel işleri için mesai saatlerinde, takip sistemi olduğu hâlde izne bile gerek duymadan dilediği yere gidiyordu. Böyle bir özgürlüğe sahip birinin durumunu idrak etmesinin pek mümkün olmadığını düşünen Yasemin içinden, “Müdür olduğundan rahat davranışları üst yönetim açısından sorun teşkil etmiyor herhâlde,” dedi.

Kıvranan Tolga’nın sanki merak ettiği başka bir şey vardı. Sonunda ağzındaki baklayı çıkardı. “Yiğit birkaç gündür evde değilmiş. Bahar da perişanmış. Siz yakın arkadaşsınız. Yiğit nerede? Ne olmuş?”

“Bilmiyorum,” dedi kuru bir sesle Yasemin.

Muayenehaneye vardılar ve iki saat boyunca doktoru görebilmek için beklediler. Hekimle yapılan görüşme bir dakikadan az sürdü. Oradan ayrıldıktan sonra başka bir noktaya ziyaret için harekete geçtiler. Tolga, “Ziyaret planlamanı doğru yapmalısın. Doktorda bu kadar zaman kaybedersen eczanelerde satışı kaçırırsın. Daha efektif çalışman gerek,” dedi. Direksiyonu tutan ellerini ve aynı zamanda dişlerini sıkan Yasemin cevap vermek yerine önüne baktı.  

Akşama kadar süren çalışma boyunca iki eczane ve üç doktor ziyaret edebilmişlerdi. Bunda Tolga’nın özel işi için öğlen yemeğinden sonra Karşıyaka’ya gitmelerinin de etkisi vardı. Son ziyareti tamamladıktan sonra Yasemin müdürüne beklemesini söyledi ve kısa süre sonra kahve dolu iki karton bardakla geri geldi. Geciktiği için özür dileyerek bardağı uzattı. “Günün yorgunluğunu atmak için bire bir.”

“Niye zahmet ettin? Ben pek kahve içmem ki,” diye karşılık veren Tolga, nezaket gösteren çalışanına karşı kendisini mahcup hissederek teşekkür etti. Yola devam ederlerken boğazını temizleyen Tolga, Yasemin’in bu yıl gösterdiği performanstan pek hoşnut kalmadığını belirtti. Satışlarını toparlamadığı takdirde sıkıntı yaşayabileceğini söyledi.

Karanlık çökmüştü. Sıkışık trafiğe yakalanıp saatlerce beklemek yerine Yasemin yolu uzatmış, alternatif olarak daha tenha ve dar olan ara sokakları tercih etmişti.  

Yola odaklanan Yasemin bir yandan da kendisini savunuyordu. “Tolga Bey, Ali’nin iyileşmesi için çabalarken bir yandan işimi yürütmeye çalışıyorum. Kampanya daha yeni başladı. Pandemi ve ekonomik sebepleri söylesem her yerde aynı durumun yaşandığını belirtip, bahane değil, diyeceksiniz. Ama dört ay önce sattığım ürünler hâlâ eczanelerin rafında.  En çok talep gören ürünler ise depoda yok. Buna rağmen hedefimi yüzde seksen gerçekleştirmeyi başardım. Bu kampanyada ürünler çabucak yoka düşmezse kotamı tuta…”

Yasemin sözünü tamamlayamadan bir gürültü koptu. İkisi de ciddi şekilde sarsıldılar. Dar sokaktan aniden fırlayan araç Yasemin’in bulunduğu kısımdan çarpmıştı. Kallavi küfürler sallayan Tolga kadına iyi olup olmadığını sordu. Yasemin iyiydi. Çarpan külüstür araçtan cerrahi maske takan iki kişi indi. “Lâ havle,” çeken Tolga da kendini dışarı attı. Etraftan meraklı birkaç kişi yaşananları izliyordu. Ayağa kalkar kalkmaz başının döndüğünü hissetti. Hâlbuki kafasını çarptığını hatırlamıyordu. Olayın şokundaydı. Vurmuş da olabilirdi. Gözleri kararmaya başladı. Daha adamlara diklenmeye fırsat bulamadan bayıldı.

Kendine gelen Tolga bulanık görüyordu. Karanlıktı, kesif bir rutubet ve idrar kokusu vardı. Görüntü giderek netleşmeye başladı. Başı ağrıyordu. Ağzında acı bir tat vardı. Sanki akşamdan kalma gibiydi. Doğrulup bacaklarını kendine çekerek oturdu. Yasemin, müdürünün kendine geldiğini görünce seslendi. Bulundukları yerde hiç pencere yoktu. Tavanda asılı sarı cılız bir ışık yayan lambanın çevresinde toz zerrecikleri uçuşuyordu. Tolga neler olduğunu sordu.

“Bize çarpan adamlar önce sizi bayılttılar. Sonra bağırmamam için beni etkisiz hâle getirdiler. Ben de az önce uyandım,” dedi.

Tolga tek çıkış gibi görünen noktaya doğru hareketlendi. Üst kata çıkan merdivenleri gördü. Ancak gitmelerine engel asma kilitle kilitlenmiş demir parmaklıklı bir kapı duruyordu. Merdivenler ise yukarıya doğru karanlığa uzanıyordu. Demir parmaklı kapının üstünde, ulaşamayacakları bir noktada ikisini de izlediklerini tahmin ettiği kırmızı ışığı nokta gibi yanan bir kamera vardı. Yasemin yanına geldi ve bir zarf uzattı. Tolga, soru dolu bakışlarla karşılık verdi.

“Yapmamız gerekenleri not bırakmışlar. Az önce okudum. Siz de bir göz atın,” dedi. Tolga zarfı açtı ve içinden kâğıtlarla beraber bir kalem çıktı. Sayfaları karıştırdı ama bilgisayardan alınan tek sayfalık çıktı dışında diğerleri boştu. Bir şeyler yazıyordu. Tolga gözlüğü yanında olmadığı için okumakta güçlük çekince imdadına kadın yetişti.

Derin bir nefes alan Yasemin okumaya başladı:

“Oyuna hazır mısınız? Bu oyun ikinizin arasında. İçinizden belki biri kurtulacak fakat akıllı ve dürüst davranırsanız ikiniz de hayatta kalabilirsiniz. Yapacağınız şey çok basit!  Oyunun adı “Kokoloji”. Daha önce duymadığınızı düşünerek kısa bir açıklama yapıyorum. Japon bilim insanlarının temel psikolojik gerçeklere dayanarak geliştirdiği bir test. İnsanın bilinçaltındaki gerçekleri ve kendini tanımasını sağlayan bu testi sizden istendiği gibi dürüstçe ve doğru olarak doldurmanızı önemle rica ediyorum. Yöneticilik havuzunda veya işe başvuru sırasında Kişilik Envanteri adı taşıyan sorularla mutlaka karşılaşmışsınızdır. Aynı onlar gibi bu testte de doğru ya da yanlış bir cevap yoktur. Buradan sağ kurtulabilmeniz için sahtekârlığa kaçmamanız gerekiyor. Gördüğünüz gibi kurtuluşun anahtarı kendi ellerinizde! Soru cevap kısmı bittiğinde başka bir zarfla verdiğiniz cevapların ne anlama geldiğini öğreneceksiniz. İkinizin de birbirinize karşı son derece dürüst davranmanızı istiyorum. Dürüst davranmadığınız takdirde, başınıza neler gelebileceğini anlamanız için küçük bir örnek vereyim. Mesela Yasemin, arkadaşı ile bir yazışmasında kocasını aldattığı için büyük pişmanlık duyduğunu belirtmiş. Kocanın bunu öğrenmesini istemezsin değil mi? Tolga! Sakın elemanını ayıplama. Sen de Bahar’a yaptıklarını karının öğrenmesini istemezsin herhâlde. Oyunun keyfini çıkarın!”

Yasemin yazanların bu kadar olduğunu söylerken Tolga yutkundu. Karşısındaki kişinin bu özel bilgiyi nasıl öğrendiğini bilmek istiyordu. Şaşkındı, sinirliydi ve korkuyordu. Bir yandan da bedeni gibi zihni de uyuşuktu. Gergin görünen Yasemin diğer kâğıtta yazanları kontrol etti, soruları okudu ve ikisi de aynı anda düşünüp yanıtlamaya başladılar.

Cevapları yazmak biraz zamanlarını aldı. İşleri bittiğinde üst kattan demir bir kapının gıcırdama sesi duyuldu. Karanlığın içinde beliren silüetin sahibi oldukça iriydi. Yüzü seçilmiyordu. Eğilmiş şekilde hareket ediyordu. Bahsedildiği gibi ikinci zarfı attı ve tek kelime etmeden ayrıldı. Aceleci davranan Tolga gidip yerdeki zarfı açtı. Yasemin, müdürünün okumakta zorlanacağını bildiği için elini uzattı. Kâğıdı aldıktan sonra cılız ışığın tam altında durup okumaya başladı.

“Birbirinize sorularla birlikte cevaplarınızı okuyun. Ardından verdiğiniz yanıtların ne anlama geldiğini öğreneceksiniz. Her şey bittiğinde sakladığınız büyük bir sır ortaya çıkacak. Oyunun asıl kısmına geçmeden önce size kurtuluş için önemli bir ipucu vermek istiyorum. Ne pahasına olursa olsun dürüst davranın.”

Yasemin ilk soruyu okudu:

“Doğum günleri, özel ve yılda bir kez kutlanır. Güzel dilekler, hediyeler beklenir. Hiç tahmin etmediğin birinden kart aldın. Bu kartı sana kim yolladı? Eş ve dostlarınızdan hediyeler geldi. En büyük paket kimden geldi? Testi cevaplarken hayatın içindeki kişilerden seçimini yap aklına gelen ilk ismi yaz.”

Hiç tahmin etmediğin birinden kart gelmesi, o kişiden daha fazla ilgi görmek istediğine işaretti. Yasemin, Yiğit’in adını yazmıştı. Yiğit, Tolga bölge müdürü olarak firmaya yeni başladığında işten ilk çıkarılan kişiydi. Merakla kendine bakan Tolga’ya, kocasının kendisiyle eskisi gibi ilgilenmediğini açıkladı. Yoğun iş temposu yüzünden çocuğundan, kocasından uzak kaldığını bu yüzden alkollüyken Yiğit’le tek seferlik bir macera yaşadığını belirtti. Gözleri doldu Yasemin’in.

Tolga’nın cevabı ise Yiğit’in şimdiki eşi ve ortak arkadaşları olan Bahar’dı. Yasemin, müdürünün gözlerine baktı. Bahar’ı yakından tanıyordu ve kadının Tolga’yı günahı kadar sevmediğini biliyordu. “Neden?” diye fısıldadı adama.

Tolga bakışlarını tozlanmış ayakkabılarının ucuna indirdi. Kaçıranların şakası olmadığı verdikleri mesajda açıktı. Yasemin gibi dürüst davranmayı seçti.

“Tanıştığımız günden beri Bahar’dan hoşlanıyordum. Ama evli olduğum için hiçbir zaman açılamadım. Her gördüğümde bir şeyler içme bahanesi ile oturup sohbet ediyorduk. Birlikte çalışmak istediğimi defalarca belirttim. Yiğit’in de aynı kadından hoşlandığını duydum. Şans kapımı çaldı ve Yiğit’in firmasında bölge müdürü olarak işe başladım. İlk fırsatta da adamın işine son verdim. Amacım Bahar’ı alıp ona yakın olmaktı. Bahar’ı ikna edip ekibe dâhil ettim. Birlikte eğitime katıldık. Toplantıdan sonra göze batmamak, odamda ders çalışıp stres atmak için içki içmeyi teklif ettim. Samimiyetime güvendiği için kabul etti. Odada biraz kafayı bulmuş gibi davranıp yakınlaşmaya başladım. Dudaklarından öpme girişiminde bulundum ama sadece ‘Yapma’ diye fısıldadı. Onun da bende gönlü olduğunu düşünüp devam ettim. Beni ittirince, şirket yöneticilerinin odama geldiğini duyduklarında nasıl tepki vereceklerini sordum. Bir anda yüzü kül gibi bembeyaz oldu. Hâlbuki sadece Bahar’la birlikte olmayı arzuluyordum. Üzerine atlayıp kollarından tuttum, dudaklarından, boynundan öptüm. Daha da ileri gidecektim ancak kasıklarıma tekme atıp kurtuldu ve odadan kaçtı. Ertesi gün ise hiçbir açıklama yapmadan otelden ayrıldı. Sebebi bir tek ben biliyordum ama kimseye açıklayamazdım. Bir daha hiç yüzüme bakmadı. Benimle konuşmadı. Kısa süre sonra Yiğit’le evlendiğini duydum.”

Yasemin yorum yapmadı. Aynı sorunun ikinci cevabını okudu. En büyük paketi gönderen kişiye Yasemin de Tolga da eşlerinin adını vermişti. Yollanan en büyük paket ise hediyeyi gönderen kişiye karşı beslediğin sevginin boyutuydu: “Yüzeysel açıdan o kişiye karşı sevgi besliyor gibi görünseniz de psikolojik açıdan aslında o kişiyi görmezden geliyorsunuz. Böyle davranmanızın sebebi yazdığınız isme saygı duymamanız değil, o şahsın size olan sadakati.”

İkinci soruyu okumadan önce ikisi de bir süre sessiz kaldı. Özellikle Yasemin, arkadaşı hakkında duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Sonraki satırları sesi titreyerek okudu:

“Yıldızlarla dolu gökyüzüne baktığında uzayın sonsuz derinliklerinde kaybolmak bazen mümkündür. Yıldızların ışıltısı dost habercileri gibidirler. Gece ilerledikçe yukarıya bakıp uzaklardaki bu parlayan gücün üzerimizde olduğunu bilmek bize huzur verir. Üç tane farklı boylarda yıldız çizip sadece birine kuyruk çiz.”

Yıldızlar işle ilgili başarı ve hayal kırıklıkları ile alakalıydı. Yasemin’in yıldızlarında gözle görülür boyutta farklılıklar varken Tolga’nın çizdikleri neredeyse aynıydı. Yasemin en küçüğüne Tolga ise en büyüğüne kuyruk eklemişti. Açıklamaya göre Yasemin işinden memnun ve son derece bağlıydı. Ancak Tolga açısından aynı durum söz konusu değildi. Verdiği cevabın anlamına göre kendisini büyük bir sıkıntı bekliyordu. Bu cevapta kendisinin açıklayacağı bir durum olmadığı için Yasemin’in gözü yine müdüründeydi. 

Tolga, “Sen, Bahar ve Yiğit’le çok yakındın,” derken Yiğit’in ismini tonlamasında bir suçlama, bir alay vardı sanki. Ara vermeden devam etti. “Seninle de yollarımı bu yüzden ayırmak istiyordum. İnsan kaynaklarına seninle ilgili olumsuz rapor sundum. Amacım bana karşı çıkmayan, her dediğimi sorgulamadan yerine getiren yakın dostlarımdan birini yanıma almaktı. Yiğit’in ardından seni hemen işten atamazdım. Bu yüzden zemin hazırlıyordum,” dedi. Yasemin başını salladı. Adamın işle ilgili imalarından ve söylemlerinden durumun farkındaydı zaten. Tek isteğinin buradan bir an önce kurtulmak olduğunu göstermek için üçüncü soruya geçti:  

“Her macerada mutlaka bir heyecan vardır. İnsanlar fiziksel tehlike olmadan bu heyecanı yaşamak ister. Tehlike ile yüzleşmenin farklı bir cazibesi vardır. Bu uğurda insanlar hayatları ile kumar oynayabilir. Hepimiz karanlık korku filmlerinde kahraman karanlığın içine girmek üzereyken geriliriz. Uyarmak isteriz. O kişi sen olsan ne yapardın? Şimdiki senaryo seni basit korku ile gerçek korku arasındaki ince çizgide karanlık dünyaya götürecek. “

Şıkları okudu: “ A. Yıllardır kimsenin adım atmadığı bir yerdesin. Aşağıya, karanlığa doğru inen merdivenler var. Bir, iki, üç…  Kaç basamak indin? B. Karanlığın içinde birinin sesini duydun. Bu kişi ağlıyor mu? İnliyor mu? Yoksa seninle konuşuyor mu? C. Bu sesi duyunca nasıl tepki verdin? Sesin kaynağını mı bulmaya çalışıyorsun? Arkana bakmadan kaçıp gitmek mi istiyorsun? Yoksa olduğun yerde çakılı mı kaldın? D. Karanlıktaki kişi şimdi adınla sesleniyor. Yukarından yansıyan ışıkta birinin aşağıya indiğini görüyorsun. Aşağıya inen kim? (Tanıdığın birini seç.)”

Yasemin bezgin tavırlarla cevaplarını sıraladı. Üç basamak, inleme sesi, sesin kaynağına gitmek, kocası. Tolga, sekiz basamak, ağlama sesi, arkasına bakmadan kaçmak ve son şıkta İbrahim adını vermişti. Anlamlarına göre basamak sayısı geçmişteki psikolojik yaraların bıraktığı etkiydi. Karanlık içinde duyulan seslere gelince; Yasemin’in yazdığı inleme, zor zamanlarını yalnız geçiren kişileri, Tolga’nın ağlama sesi cevabı ise başkaları tarafından avutulan kişileri temsil ediyordu.  Seslere verilen tepkilerin anlamı, Yasemin’in hayatında inisiyatifi ele alıp sorunlarıyla yüzleşen, Tolga’nın ise sorunlarını görmezden gelen biri olmasıydı. Son şıkta verdikleri isimler de sırtlarını yaslamak için ihtiyaç duydukları kişilerdi.

Yasemin tüm hatalarına rağmen hayatında tek destekçisinin eşi olduğunu söyledi. Bu yaşına kadar da zorluklarla hep bir başına mücadele ederken kocasının yardımını asla yadsıyamazdı. Sıra Tolga’ya geldiğinde adam olduğu yere oturdu. Her sorunun ardından verdiği cevapta sesindeki gücü kaybeden Tolga’nın omuzları düşmeye başladı. Karanlığın içinde iki büklüm oldu, sanki yaptıklarının altında ezilmiş, yardıma muhtaç birinin silüeti vardı.

İbrahim denen kişinin en büyük ağabeyi olduğunu söyledi. Dört kardeş olan Tolga, üçüncüydü. Kardeşlerin arasında tek kız vardı. Ablası Zehra. Kardeşinden iki yaş büyük Tolga yedi, Zehra on sekiz, İbrahim ise on dokuz yaşındaydı. Gözleri karanlığın içinde bir noktaya daldı.

“Annem hayata çok erken veda etti. Babam bize analık da yaptı ama çok sert adamdı. En çok ben dayak yerdim. ‘Senden adam olmaz,’ derdi. Ölmesi için dualar ettim. Dualarım kabul oldu diye çok sevindim. Babam öldüğünde evimizin direğinin yıkıldığını nereden bilebilirdim? Ağabeyim ve ablam bize bakabilmek için geleceklerinden vazgeçip çalışmaya başladılar. Kardeşimle beni okuttular. Kansere yakalanan ağabeyimi çok kısa süre içinde kaybettik. Yıllar hızla geçti. Üniversiteyi bitirdikten sonra ilaç firmasında işe başladım. Hırslıydım ve yükselmeyi başardım. Kısa süre sonra evlendim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başlamıştım. Hayatım düzene girmişti. Bozulmasından korkuyordum. Hem bu yüzden hem de eşimin tutumundan dolayı bir daha ne kardeşim, ne de ablam ile görüştüm. Ablam evlendi, kocasının işleri iyiydi. Kardeşime yardım ettiğini duydum. Bir gün işler ters gidince kocası iflas etmiş. Ablam benden yardım istedi ancak olamayacağımı söyledim. Bir daha da kapımı çalmadılar.”  

Derin bir sessizlik oluştu aralarında. Yasemin ailesine karşı bu kadar katı, kayıtsız kalabilir miydi? “Asla!” diye cevapladı içinden. Çünkü aile kendisi için kutsaldı.

“Son soru,” dedi tekdüze bir sesle Yasemin: “Bir mahkeme salonunda geçen filmde aktörsün. Önemli bir karar açıklanırken sessizlik hâkim. Hangi rolde olmak isterdin. Avukat? Dedektif? Suçlu? Şahit?”

Yasemin’in cevabı Avukat, Tolga’nın ise Şahit oldu. Avukat, zor zamanlarda bile düzlüğe çıkmayı başaran bir savaşçı anlamını taşıyordu. “Şahit, her durumda iyi ve yardımsever biri gibi hareket eder. Güçlü gördüğü kişileri memnun etmek uğruna zayıfı ezmekten çekinmez. Bir şekilde kendisini dert kaynağı hâline getirir. Bu durumda tutarsız ve geçinilmesi zor birine dönüşür,” diyerek açıklama son buldu.

Tolga’nın zihnine bir şüphe düştü. Son sorudaki cevap tek başına hiçbir şey ifade etmese de şu ana kadar yöneltilen soruların tamamını ele aldıklarında bir gariplik olduğunu düşündü. Kendi verdiği yanıtlardan kötü de olsa bütüncül, birbiriyle bağlantılı bir sonuç ortaya çıkmıştı. Fakat kocasını aldattığını itiraf eden Yasemin’in daha sonraki itiraflarıyla arasında hiçbir bağlantı çıkmamıştı.

Tolga düşünürken başını hafif öne eğdi. Tam Yasemin’le konuşmaya hazırlanırken üst kattaki demir kapı açıldı. Çıkan ses kulakları bir kez daha tırmaladı. İlk kez üşüdüğünü hissetti. Zaman mefhumunu yitireli çok olmuştu. Dışarıda gecenin çöktüğünü, ailesinin kendisini merak edip ulaşamayınca polise gittiğini hayal etti. Polislerin yerlerini bulması an meselesi olabilirdi. Bir eli cebinde ağır ağır inen birinin ayak sesleri duyuldu. Aynı irikıyım silüet belirdi. Karşısındakinin hareketlerini dikkatli izlediğinde Tolga’ya birini hatırlattı. Ama o kişi böyle Notre Dame’ın Kamburu gibi durmuyordu. Kafası karmakarışık olmuştu.

Baştan beri okuma işini üstlenen Yasemin yerdeki zarfı aldı. Hızlı bir şekilde açıp okudu. Kaçıran kişi her ikisinden de itiraflarıyla ilgili af niteliğinde kısa bir mektup yazmalarını, daha sonra mektupları zarfa koymalarını istiyordu. Artık oyunun sonuna gelindiğini bildiren notta, serbest kalmaları için verilecek olan şişelerdeki sıvının içilmesi gerektiği belirtilmişti. Yasemin boş kâğıtlardan birini aldı ve kocasına kendisini Yiğit’le aldattığı için çok pişman olduğunu yazdı. Tolga’da isteneni yaptı.

Bu seferki bekleyiş uzun sürdü. Sabırsızlanan Tolga dört dönüp bir çıkış yolu bulmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Yasemin ise kaderine razı gelmiş şekilde oturup beklemeyi tercih etti. Zamanın akıp geçtiğini ikisi de biliyordu ancak daha ne kadar mahsur kalacaklarından haberleri yoktu. Bir an önce bahsi geçen şişelerin verilmesini bekliyorlardı. Demir kapının sinir bozucu gıcırdama sesi Quasimodo’nun geldiğinin habercisiydi. İrikıyım silüet iki pet şişeyi fırlattı; biri uzağa yuvarlandı diğeri Tolga’nın ayakucuna çarptı. Adam geri çekilirken Yasemin yuvarlanan şişeye doğru ağır ağır hareketlendi. Her ikisi de oyun gereği her ne verildiyse içmeleri gerektiğini biliyordu. Kadın Tolga’nın önündeki şişeyi alıp içmesini izledi. Yüzünde anlık bir tiksinti ifadesi ve ekşime beliren Tolga, alkol olduğunu söyledi. Yine de özgürlüğe kavuşmak için kısa sürede bitirdi.Elinin tersiyle ağzının kenarından akan damlalarını sildi. Yasemin ise henüz şişenin kapağını açmamıştı.

Tolga merak içinde şimdi ne olacağını sordu. Omuzlarını silken Yasemin işin en eğlenceli kısmına geldiklerini söylerken müdürü elemanın bu sözlerine hiçbir anlam veremedi. Kadına doğru bir adım atmaya kalkıştı ama bacakları komut dinlemiyordu. Hareketlerinin yavaşladığını hissetti. Tüm gücü bedeninden adeta çekilip alınıyordu. Alkolün içinde başka bir şey olduğunu tahmin etti. Dengesini sağlayamadı ve yere düştüğü an demir kapının sesi tekrar yankılandı. Ayak sesleri giderek yakınlaştı. Tolga gözleri kapanmadan hemen önce yaklaşan silüete baktı. Bu Quasimodo değildi.  

Silüet Yasemin’e doğru yaklaşırken, “İyi misin aşkım?” dedi.

***

Haber her ne kadar üçüncü sayfa niteliği taşısa da sağlık sektöründe çalışan ve Tolga’yı tanıyan insanlar büyük bir şok içindeydi. Özellikle eşi Leyla ve çocuklar perişan durumdaydılar. Fakat Leyla’nın asıl kahrolmasına sebep olan kocasının intihar etmeden önce yazdığı veda notuydu.

Şüpheli ölüm olarak bildirilen vakada OYİ ekipleri ve polisler Tolga’nın intihar ettiği pansiyonda gerekli incelemeleri yapmışlardı. Çalışanlar ve pansiyon sahibi zil zurna sarhoş adamı iki kişinin getirdiğini belirttiler. Araştırma sonucu Tolga’yı taşıyan iki kişinin kim olduğunu öğrendiler. Yasemin ve eşi Gökhan’dı. Karı kocanın, adamı odasına çıkarıp yatırdıktan on dakika sonra pansiyondan ayrıldıklarını belirttiler. Pansiyon sahibi, kaçamak yapanların uğrak yeri olan bu mekânda gecelerin hiçbir zaman sessiz geçmediğini anlattı polislere. Genelde de işini bitirenlerin sabahı beklemeden ayrıldıklarını. Fakat odayı boşaltması gereken Tolga ertesi gün öğlen olmasına rağmen hâlâ ortalarda görünmeyince kontrol etmesi için birini gönderdiğini söyledi. Genç çocuğun kapıyı defalarca çaldığını, kimse açmayınca adamın ayrılmış olma ihtimaline karşı yedek anahtarla odaya girdiğini belirtti. Çalışanının şok geçirip kendisine durumu haber verdiğini söyledi. Olayın kahramanı genç çocuk da anlattıklarıyla patronunun ifadesini doğruladı.

Polis, Yasemin’i ve kocasını da sorguladı. Kadın ifadesinde, “Tolga Bey gün içinde oldukça gergin ve garip davranıyordu. Sebebini söylemedi. Ayrıldıktan sonra akşam eve dönüş yolunda tenha bir sokakta ufak bir kaza geçirdim. Çarpan adam yaşlıydı. Tutanak falan işleri uzun sürünce eşim yardıma geldi. O sırada Tolga Bey aradı. Çok alkollü olduğunu, bu hâlde araba kullanamayacağı için kendisini alıp ayırttığı pansiyona götürmemi rica etti. Şirket aracını kaza yerinde bıraktım. Eşimin arabasıyla birlikte bana gönderdiği konuma gittik. Bayraklı tepelerinde kuş uçmaz kervan geçmez, kolay kolay fark edilmeyecek iki ağacın arasında bir yere çekmişti. Aracın içi leş gibi alkol kokuyordu. Gökhan, Tolga Bey’i arka koltuğa yatırdı. Diğer araçla onları takip ettim. Pansiyonun önüne geldiğimizde iki kişinin yardımı ile Tolga Bey’i odasına taşıdık. Bir ihtiyacı olur diye müdürümün çantasını da almıştım. Görevlilerden biri de Tolga Bey’in arabasını otoparka çekti. Odaya geçtiğimizde ağır çantayı yere koydum. İçinde bilgisayar olduğunu düşündüm. Bakmadım. Fakat müdürümün neden böyle bir yer tuttuğuna anlam veremedim. Odalar temizdi ancak çok eskiydi. Genelde ucuz olduğu için gizli iş çeviren erkekler tarafından tercih edildiğini söyledi kocam. Garipti ama Tolga Bey’in bir bildiği vardır diyerek üzerinde durmadım. Zaten konuşacak durumda değildi. Gökhan, müdürümü yatırdıktan sonra çıktık. Sonra kötü haberi aldık,” dedi.

OYİ raporlarında Tolga’nın bağlandığına, boğuştuğuna dair hiçbir emare gözlemlenmemişti. Alınan bilgiler ışığında Tolga’nın telefonundan yapılan arama kayıtları, mesajlaşmalar, gerçekleşen kaza incelendi. Gün içinde gittiği yerlerin tespiti yapıldı. Her şey alınan ifadelerle bire bir örtüşüyordu. İntihar notundaki el yazısı Tolga’nın diğer yazıları ile eşleşti. Daha fazla zaman kaybetmek istemeyen ekipler otopsi yapmaya gerek duymadı ve dosya kapandı.

***

Tolga’nın intiharı üzerinden neredeyse bir ay geçti. Bir pazar günü Yasemin’le eşi evlerinde Yiğit ile Bahar’ı konuk etti. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ali uyuduktan sonra Bahar oturduğu koltukta hafifçe sallandı. “Beni planınıza neden dâhil etmediğinizi ve sakladığınızı anlamıyorum. Ama nasıl yaptığınızı öğrenmek istiyorum. Yakalanmaktan korkmadınız mı? Her şey bitti mi yani?” diye sordu.

Yasemin, “Polis araştırmasını tamamladı. Öyle polisiye romanlarındaki gibi Sherlock’çuluk oynamayacaklarını zaten biliyordum. Tahmin ettiğimden hızlı sonuçlandı,” dedi.

Ayağa kalkan Yiğit iki elini ağrımaya devam eden beline attı ve gerindi. “Ben anlatayım aşkım,” dedi.

“Tolga’nın sana yaptıklarını duyunca…” Yiğit’in sözleri bir süre havada asılı kaldı. Bahar’ın kendisine ihtiyacı olduğunu görebiliyordu. Yiğit baba olmayı istiyordu. Bu fikre yanaşmayan Bahar sevdiği adamı kaybetme noktasına geldiğinde Tolga’nın yaşattığı travmayı anlattı. Deliye dönen Yiğit adamı öldürmek istiyordu ama yalnız yapamazdı. Sürekli polisiye romanlar, araştırma kitapları okuyan Yiğit’in bir planı vardı. Kendisi gibi Tolga’dan nefret eden, sürekli intikam hayalleri kuran Yasemin’den yardım isteyecekti. Soluğu arkadaşlarının yanında aldı. Planını anlattığında ikisi de düşünmeden kabul etmişti. Kötü günlerin geride kaldığını ifade etmek için başını şefkatle yana eğip karısına bakmayı sürdüren Yiğit konuşmaya devam etti.

“Gökhan’ın dedesinden kalma külüstür ile Yasemin’in yoldan geçmesini bekledik. Tolga’ya verilen kahvenin içindeki ilaç adamın uyuşmasını sağlayacaktı. Olay planladığımız gibi başlamayınca aslında önce panikledik. Çünkü kaza anında Tolga’nın baygın olması gerekiyordu. Arabadan indiğini görünce şok yaşadık. Fakat ayaklarımızın dibine yığıldığında Yasemin çığlık atıp, ‘Yardım edin!’ dedi. Zaten etrafımızda iki üç kişi vardı. Gökhan, ‘Merak etmeyin hanımefendi hemen hastaneye gidiyoruz’ dedi.  Yasemin aracı kenara çekti ve bizim aracımıza bindi. Olayı izleyenler tarafından doğal karşılanacak bir durum. Gökhan yolda inip Bornova’ya Tolga’nın aracını almaya giderken ben Yasemin’le müdürü kış günü sessiz ve sakin olan Foça’ya götürdüm. Yarı baygın hâldeyken içirebildiğim kadar içki içirdim. Gökhan, müdürün arabasını ağaçlık, tenha bir yere çekti. Planın sonuna doğru aracı kullanacaktı ve Tolga’yla da temas kuracağından dolayı arkasında bıraktığı izler için polise mantıklı bir açıklama yapabilecekti.

“Belirlediğimiz zaman dilimine göre Gökhan, Tolga’nın telefonundan Leyla’ya bu gece yalnız kalmak istediğini ve gelmeyeceğini yazan bir mesaj gönderdi. Pansiyonu aradı, Tolga’nın bilgilerini vererek oda ayırdı. Boş içki şişelerini arabanın içine koydu. Vakit geldiğinde Yasemin’i arayıp yardım istedi. Hemen ardından konum gönderdi. Sonra kendi arabasına atladı ve aramıza katıldı.

“Planı yaparken Kokoloji Bilimi sayesinde Tolga’dan istediklerimizi öğrenebileceğimizi düşünmüştüm. Şerefsizin sana saplantısı olduğunu neredeyse bilmeyen yoktu. Ahlaksız adamın neler arzuladığını öğrenmek için tek yapmamız gereken Tolga’yı ateşleyecek bir bilgiyle yemlemekti. O yüzden Yasemin de kurban rolüne soyundu. Daha ilk soruda kocasını benimle aldattığı yalanını söyleyerek adamın hatıralarının canlanmasını sağladı. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Tolga, korkularına öyle esir olmuştu ki Yasemin onu istediğimiz gibi yönlendirdi.”

Karısının yanına oturup elini tutan Yiğit yumuşak bir ses tonuyla, “Bu planı uygularken senden birkaç gün kaçtığım ve sessiz kaldığım için özür dilerim,” dedi. “Planımızı uygulayabileceğimiz ve sorun yaşamayacağımız bir yer bulmamız gerekiyordu. Pansiyon ayarladım ve başka birinin kimliğini kullanarak kaydımı yaptırdım. Tolga’nın ölü bulunduğu odada kalıyordum. Anahtarların bir kopyasını çıkarmıştım. Gökhan’la Yasemin, Tolga’yı pansiyona getirecekleri gün kaç odanın boş olduğunu sordum. Sadece iki oda vardı. Bakmak istediğimi söyleyip anahtarları aldım. Birinin kullanılmaması için rezervuarı bozdum. Pansiyondaki görevliye sorunu bildirdim ve diğer boş odada kalmak istediğimi ama boşalttığım yeri saat sekize kadar mümkünse kimseye vermemelerini arkadaşımın arayabileceğini söyledim. Çocuk böyle bir durumun mümkün olmadığını belirtince, belirttiği saatten sonra müşteri çıkmadığı takdirde iki günlük zararını ödeme sözüme karşılık teklifi kabul etti. Arızalı oda kapatıldı. Sekizi on geçe pansiyonu arayan Gökhan, Tolga adına rezervasyon yapmak istedi. Lobideki çocuk beni arayıp müşteri çıktığını, ne yapmamı istediğimi sordu. Ben de sözleştiğimiz vaktin dolduğunu bu yüzden verebileceğini söyledim.

Gökhan’a Tolga’yı taşımasına ve arabasına bindirmesine yardım ettim. Herkesten önce pansiyona gidip odama çekildim ve gelmelerini bekledim. Tolga’nın pansiyona geldiği andan ayrılışlarına kadar anlattıkları gerçekti. Aynı ifadesinde belirtiği gibi. Gece yarısı yedek anahtarlarla adamın odasına girdim. İlaç etkisini yitirmeye başlamıştı. Horluyordu. Tolga’yı tahtalıköye gönderecek olan ipi çantasından alıp tavandaki kancaya geçirdim. Uyandırmak biraz uğraştırdı. Karşısında beni gördüğünde hâlâ rüyadaydı herhalde. İşlediği günahlar bilinçaltına yerleşmiş olmalı ki sürekli benden ve Bahar’dan özür dileyip durdu. İkimizin de onu affedeceğini söylediğimde çocuk gibi güldü. Ne istersem yapacağını tekrarladı. Kalkmasını istedim. İlacın etkisiyle ayakta çok güç duruyordu. İki sandalyeyi yan yana getirip birlikte tepesine çıktık. Düşmemesi için bir yandan onu tutuyordum. Kafası yerinde olmadığından durumun farkında değildi. İlmeğin ucunu Tolga’nın boynuna geçirdim ve dengesini kaybetmesini beklerken cebimden adamın yazdığı notu çıkarıp masanın üzerine bıraktım. Arkamı döndüğümde Tolga dengesini kaybetti. İpini kendi çekmiş oldu. Diğer odalardan duyulan inleme, kahkaha ve bağırışlar eşliğinde nefessiz kalıp hırıltılar çıkarışını izledim. Gözleri kıpkırmızı kalıp son nefesini vermeden sakin adımlarla odama geçtim. Sabah erkenden de otelden ayrıldım.”  

Bahar, “Peki, polis Yasemin’in yaptığı kazayı araştıracak olursa?” diye sordu.

Yiğit, “Ara sokakta meydana gelen az maddi hasarlı bir kaza kimsenin dikkat çekmez. Herhangi bir tanıdık, Yasemin’le Tolga’nın kaza yaptığını duyan ve gören olmadı. Kullandığımız aracın asıl sahibi olan Salim ağabey ile Yasemin arasında yer ve saati daha önceden ayarlanmış rapor tüm söylenenleri destekliyor. Yasemin’in de şirket aracı izlendiğinden şahsi arabalarımızı kullandık.

“Öte yandan seni plana neden dâhil etmediğime gelince. Sektörün içinde Tolga’yı ve bizleri tanıyan insanların nasıl bir acı yaşadığını görmelerini, sebebini merak etmelerini istedim. Herkes seni terk ettiğimi duymuştu ama sebebini bilmiyordu. Bu hareketimle Tolga, sana yaptıklarını öğrendiğimi düşündü ve bu yüzden korkmaya başladı sanacaklardı. Yakasına yapışacağım anı bekliyordu. Strese dayanamadı ve her şeyi itiraf eden mektupla intihar etti, amacımız böyle düşünülmesini sağlamaktı. Plan işlemeye başladığında hepimiz göz önünde olamazdık. Sen perişan durumdaydın bu yüzden insanların ilgi odağı sen oldun. Bizi tanıyanlar ikimizin ilişkisini konuşmaya başladılar. Gözden kaybolduğumda çevremizdeki kişiler benim nerelerde olduğumla ilgilendi, Tolga bile. Bu sayede plana dâhil olan Yasemin ve Gökhan’ı kimse fark etmedi,” diyerek açıklamada bulundu.

Ayaklanan Bahar ne olursa olsun korktuğunu dile getirdi. Eşinin ve arkadaşlarının yaptıklarına inanmakta güçlük çekiyordu.

Rahat olmasını söyleyen Yasemin, “Artık bitti,” dedi ve arkadaşına göz kırptı.

Bahar, Tolga’nın veda mektubunda ne yazdığını merak ettiğini söyleyince Yasemin arkadaşına beklemesini söyledi ve içeri gitti. Kısa bir süre sonra beyaz bir zarf uzatırken, “Bunu sana vermek için doğru zamanı bekliyorduk,” dedi ve ekledi. “Plan başarılı bir şekilde gerçekleşti. Artık sen de her şeyi öğrendiğine göre Tolga’nın veda etmeden önceki son cümlelerini okuyabilirsin. Notun bir kopyasını senin için saklamıştık.”

***

“Bana güvenen, ancak gerçek niyetimi fark edemeyen Bahar’ı odama çağırıp zorla elde etmeye çalıştım. İnsanlar onu hep burnu havada biri sandı. Ama gerçek şu ki yaşattıklarımdan sonra kendini korumak amacıyla herkese mesafeli davrandı. İnsanların artık onun hakkında ileri geri konuşmasını istemiyorum. Çünkü onu seviyorum. İşte gerçek bu! Sorumlusu da benim. Çalıştığım şirketlerde yöneticilik sayesinde elimde tuttuğum gücü kendi ihtiraslarım doğrultusunda, insanların geleceklerini karartmak pahasına düşünmeden kullandım.  Özel hayatları hiçbir zaman umurumda olmadı. Tek istediğim ismimin başarı ile anılmasıydı. Ama beceremedim. Eşime ve çocuklarıma ihanet ettim. Çalışanlarıma daima güler yüz gösterip yalanlar söylerken birçoğunun kuyusunu kazdım. Sektörde başarılıydım ama iyi biri olmayı beceremedim. Umarım beni affedersiniz…”  

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ