PERCULE HOİROT

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM-2

44 NUMARA

KIZIL SAÇ

Ramazan Atlen
Ramazan Atlen
1984 yılında Uşak’ta doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Doktorluğun yanı sıra İngilizceden polisiye roman çevirileri yapıyor. Türkiye’nin Polisiye Dergisi Dedektif Dergi’nin 2021 yılında düzenlediği 2. Zehirli Kalem Öykü Yarışması’nda birincilik ödülü aldı. Öykü, deneme ve incelemeleri Dedektif Dergi’de ve çeşitli öykü seçkilerinde yayınlanmaya devam ediyor. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Eksik Bir Percule Hoirot Portresi

Gencoy Sümer’in beş polisiye hikayeden oluşan Bir Ölüm Kalım Meselesi isimli kitabı geçtiğimiz aylarda raflarda yerini aldı. Söz konusu beş hikayenin başrolündeki dedektif karakterinin müstakil romanı olan Aile Sırrı ise 2018 yılında yayınlanmıştı. Her iki kitapta da polisiyenin altın çağına saygı duruşu niteliğinde bir kurgu şöleni bekliyor okurları. Ancakbu şapka çıkartılası kitaplar yerine onların başkahramanını mercek altına almak istiyorum.

Bilindiği gibi Agatha Christie’nin en ünlü karakteri olan Hercule Poirot, tam otuz üçromanda birbirinden karmaşık cinayetleri eşine az rastlanır bir maharetle çözerek polisiyeseverlerin gönlünde taht kurmuş bir dedektifti. Ancak her ölümlü insan gibi o da gün geldi yaşama veda etti. Hercule Poirot’nun ölümünden sonra polisiye tarihinde her biri farklı nitelikleriyle öne çıkan pek çok dedektif gelip geçti ancak hiçbiri onun yerini dolduramadı; hiçbir dedektif muammaları çözme konusunda beynindeki gri hücreleri onun kadar şatafatlı bir beceriyle kullanamadı. Bu yüzden polisiye türünün tutkunları yıllar boyunca yüreklerinde Hercule Poirot’nun eksikliğini derinden hissettiler. Bu eksikliği gidermenin birkaç yolu olabilirdi; bunlardan biri başka bir yazarın Hercule Poirot’nun başrolde olduğu romanlar yazmasıydı –nitekim geçtiğimiz yıllarda Sophie Hannah böylesi dört kitap yazdı. İkinci bir yol ise, yetenek ve zeka bakımından Poirot’dan geri kalmayan başka bir dedektifin ondan kalan boşluğu doldurmasıydı. Neyse ki yıllar sonra bu gerçekleşti ve beynindeki gri hücreleri tıpkı Hercule Poirot gibi kullanabilen, üstelik kaderin garip bir cilvesiyle ismi de ona benzeyen bir dedektif çıktı ortaya; Percule Hoirot (Perkül Huaro diye okunuyor).

Polisiyeseverlere eşsiz bir kaçış zevki sunmanın yanısıra günümüz İngilteresi ve İngiliz halkı hakkında da birinci elden şahitlikler sunan maceraların sahibi Percule Hoirot, Londra’da yaşayan ünlü bir dedektif. Bununla birlikte onun hayat hikayesi hakkında pek bilgimiz yok –en azından şimdilik. Hoirot aslen nereli, ne zaman doğdu, hangi eğitimleri aldı, dedektifliğe ne zaman başladı, fiziki açıdan nasıl birisi, hobileri neler? Bu soruların en azından bir kısmına cevap bulabilmek için yazarın  söz konusu iki kitabının satır aralarına gizlediği bilgi kırıntıları üzerinde kafa yormamız gerekiyor.

Öncelikle Hoirot’nun bahsettiğim kitaplarda açıkça belirtilen özelliklerine bakalım. Ünlü Dedektif Londra’nın Maide Vale bölgesindeki evinde sadık uşağı Arwyn’le yaşıyor. Dedektifin evinin bulunduğu yer, çoğunlukla varlıklı kişilerin yaşadığı birmuhit; dolayısıyla Hoirot ya aileden zengin ya da servetini kendisi kazanmış. Bana kalırsa Hoirot dedektiflikte ünlendikçe seçkin devlet adamlarının ya da zengin iş adamlarının başına gelen gizemli olayları çözmeye başlamış, böylece iyi bir gelire kavuşmuş olmalı. Dedektifin hayatında uşağı ve birkaç yakın ahbabı dışında kimse yok gibi görünüyor. Hayat dolu, yaşamayı seven bir karaktere sahip olduğu anlaşılan Hoirot, sert dedektif romanlarındaki alkolik, mutsuz, bahtsız, karamsar tiplere benzemiyor. Karlı havalardan pek hazzetmeyip böyle zamanlarda kendini evine kapatsa da o, evcimen ya da sosyal hayattan kopuk birisi değil. Aksine Hoirot, yılın belli zamanlarında tatile çıkmaktan ya da zaman zaman görev icabı da olsa Londra’nın dışına çıktığında İngiltere’nin doğa harikası manzaralarının tadını çıkarmaktan hoşlanıyor. Eğer karmaşık bir cinayeti çözmekle meşgul değilse evlilik ve ölüm ilanları da dahil olmak üzere gazetedeki bütün yazıları okuyarak, sudoku ve çapraz bulmaca çözerek vakit geçiriyor. Bunun dışında Hoirot’nun başka hobileri olup olmadığından, mesela kitap okumayı sevip sevmediğinden haberdar değiliz. Ancak belli rutinleri olduğunu ve bunlara sadık kaldığını biliyoruz. Örneğin Hoirot yirmi yıldır her sabah The Guardian’ı okuyarak başlıyor güne.

Ünlü dedektif yemek yemeyi çok seviyor; onun için gurme demek yanlış olmaz.Kendisine ikram edilen güzel bir yemek ya da içecekle karşılaşınca mutlaka tarifini istemeyi ihmal etmez. Hepimizde olduğu gibi Hoirot’nun da tuhaf huyları var; örneğin yemekten önce içki -hatta su dahil hiçbir şey- içmiyor. Bunun yanı sıra Hoirot hoş sohbet bir adam; karşısındaki kişi kim olursa olsun iletişim kurmayı iyi beceriyor.Aynı zamanda iyi bir dinleyici o, uygun sorularla insanları konuşturmayı biliyor, bu da soruşturmalarda çok işine yarıyor. Şakacı bir yanı da var, kalabalık bir ortamda önemli bir şey söyleyecekmiş gibi ayağa kalkıp saatin kaç olduğunu sorabiliyor. Ya da kapıyı çalanın polis olduğunu nasıl anladığı sorulduğunda “Postacı kapıyı iki kere çalar, polis ise üç,” şeklinde espirili bir cevap verebiliyor.

Fiziksel açıdan Dedektifin kondisyonu çok iyi değil. Çünkü Bir Ölüm Kalım Meselesi’ndeki ilk hikayede malikanenin kulesine çıkarken nefes nefese kaldığını görüyoruz. Bunu yaşına bağlamak mantıklı olsa da ikinci hikayeden öğrendiğimize göre dedektifin otuz kilo fazlası var; Fransız mutfağına düşkün olan Hoirot’nun sebze yemekleriyle arası pek iyi değil gibi. Demek ki Hoirot çoğunlukla sağlıksız besleniyor, bununla birlikte midesi sağlam olmalı ki yemeklerini baharatlı seviyor. Ayrıca tam bir kakao aşığı, her fırsatta kakao içmeyi ihmal etmiyor.

Hoirot’nun diğer özelliklerine bakalım. Ustası gibi o da gizemi çözerken dikkatli bir gözlemci, insanların davranışlarına, yüz ifadelerine bakarak iç dünyalarına dair çıkarımlar yapıyor. Sherlock Holmes kadar olmasa da –bu arada Sherlock Holmes’a benzetilmekten fevkalade rahatsız olduğu anlaşılıyor- dış görünüşteki küçük ayrıntılardan yola çıkarak kişinin mesleği, yaşadığı yer gibi bilgileri tahmin edebiliyor. Gözlem ve bilgi toplama aşamasından sonra Hoirot olguları sıraya koyuyor ve kendine suçu işlemeye kimin fırsatı ve sebebi olduğu sorusunu soruyor. En çok üzerinde durduğu konu, söz konusu ölümden en çok kimin kazançlı çıktığı. Bir cinayetin failini bulmak için gerekli bilgileri toplama aşamasında ve sonrasında yaptığı tek şey düşünmek, hatta bunu bazen oturduğu yerde gözlerini kapatarak gerçekleştirdiğinden dışardan bakanlar onun uyuduğunu sanabiliyor. Olgulara bakarak mantıksal çıkarımlarda bulunduğunu söyledik ama kimi zaman ona bazı tesadüflerin yardım ettiğini de ekleyelim. Karşısındaki kişinin olayla ilgisiz görünen bir konuşması dedektifte bir çağrışıma neden oluyor, yani kimi tesadüfi söz ya da davranışlar yapbozun küçük bir parçasını bulması için hatırlatıcı bir görev üstleniyor ve Hoirot suçluyu buluveriyor. Faili bulduktan sonra tıpkı ustası gibi bütün şüphelileri bir araya getiriyor ve katilin kimliğini aksi iddia edilemeyecek bir akıl yürütmeyle ispat ediyor. Kimi zaman katilin itirafını kolaylaştırmak için yalan söylemekten –sözgelimi olmayan bir tanıktan bahsetmek gibi- çekinmiyor Hoirot.

Biraz da akıl yürütmeyle Percule Hoirot hakkında bazı sonuçlara varmaya çalışalım. Hoirot’nun yaşı hakkında net bir bilgi verilmiyor kitaplarda. Ancak Dedektifin konuşma ve davranış biçimine, ayrıca karşısındaki kişilerin onunla muhatap olma şekillerine dikkat ettiğimizde, Hoirot’nun orta yaşla yaşlılık arasında bir adam olduğu hissine kapılmamak elde değil. Yanısıra, Bir Ölüm Kalım Meselesi kitabına adını veren öykünün başında gazetedeki fotoğrafını gören Hoirot’nun “Allah kahretsin ne kadar kötü bir fotoğrafımı koymuşlar, bu kadar yaşlı mıyım ben?” diye isyan etmesi onun kendisini yaşlı görmediğinin bir kanıtı. Demek ki Hoirot kimi özensiz fotoğraflarda yaşlı görünebilen ama gerçekte o kadar yaşlı olmayan biri. Bu da Hoirot’nun ne  yaşlı ne de orta yaşlı yani altmış yaş civarında olduğunun (öyleyse 1960 doğumlu olmalı) kanıtı olabilir. Öte yandan akıl yürütmemin zayıf bir tarafı olduğunu kabul etmeliyim; elbette Hoirot bu sözü yaşlandığını kabul etmek istemeyen bir psikolojiyle de söylemiş olabilir. Ancakkesin olan bir şey var ki, Hoirot’un elli yaşından daha genç olması düşük bir ihtimal.

Gelelim Hoirot’nun dedektiflik geçmişine. Dediğim gibi Hoirot’nun dedektifliğe nasıl başladığını, eğitimini, başka bir mesleği -sözgelimi Poirot gibi eski bir polis- olup olmadığını bilemiyoruz. Ancak, Bir Ölüm Kalım Meselesi kitabındaki Yılbaşı Gecesi Cinayeti isimli hikayede bu konuda çıkarım yapabileceğimiz birkaç bilgi var. Hoirot bu hikayede, Maxwell Malikanesi’ne yılbaşı yemeğine davet edilir. Aslında Hoirot malikanenin şimdiki sahibiyle değil onun müteveffa babası Lord Richard Maxwell’le eskiden dosttur. Lord Richard Maxwell ölmeden önce Dedektifle sık sık görüşür, İngiltere’de işlenmiş gizemli cinayetler hakkında yazdığı kitap için ondan görüş alırmış. Ayrıca yıllar önce Lord Richard Maxwell’in bir arkadaşının çantasından önemli bir evrak çalınmış. Bu olay büyük bir skandala sebep olabilecekken Hoirot iki saat içinde hırsızı bulup polise teslim ederek Scotland Yard nezdinde itibar kazanmış, halk tarafından tanınması ise daha sonraki yıllarda gerçekleşmiş. Ayrıca hikayeden öğrendiğimize göre Dedektifle dostlukları sırasında Lord Richard Maxwell’in İçişleri Bakanlığı’nda önemli bir görevi varmış ancak Başbakan Margaret Tatcher’in politikalarına karşı çıktığı için görevinden ayrılmak zorunda kalmış. Oğlu Charles ise babasının görevinden ayrıldığı sıralarda Afganistan iç savaşını takip eden bir muhabirmiş, bir patlama sonucu yaralanıp İngiltere’ye dönmüş, Lord Richard Maxwell ise bundan dört yıl sonra ölmüş.

Şimdi gelelim bu bilgilerle vardığım sonuçlara; öncelikle İngiltere’ye Demir Leydi ismiyle damga vuran önemli bir siyasi figür olan Margaret Thatcher  1979-1990 arasında başbakanlık yaptı, ayrıca Afganistan iç savaşı Sovyet Rusya’nın 1989’da Afganistan’ı terk etmesiyle başladı. Dolayısıyla Lord Richard Maxwell’in İçişleri Bakanlığı’ndaki görevinden ayrıldığı tarihin 1989 ya da 1990 olduğu çıkarsamasını yapabiliriz, çünkü oğlunun yaralandığı tarih 1989’dan önce olamaz, Lord’un görevden ayrıldığı tarih ise en geç 1990 olabilir. Demek ki Lord’un ölüm tarihi 1993 ya da 1994 olmalı. Ayrıca Lord’un İçişleri Bakanlığı’ndaki görevinin Margaret Thatcher’ın başbakanlığı döneminde başlayıp bitmiş olması zorunluluğunu da hesap etmeliyiz, çünkü böylesi önemli görevleri her başbakan güvenebileceği kişilere verir, dolayısıyla Lord’un aynı görevi önceki başbakan döneminde de sürdürmüş olması çok olağan gelmiyor kulağa.

Biraz da Lord Richard Maxwell’in evinde gerçekleşen hırsızlık olayı ve Hoirot’nun bu vakayı kısa sürede çözüp ilk önemli başarısını göstermesi üzerinde duralım. Bu bizi nereye götürüyor? Hırsızlık olayının önemli bir skandala sebebiyet verecek bir hadise olarak nitelenmesi, bu olayın Lord’un İçişleri Bakanlığı’ndaki görevini bıraktıktan sonra değil, daha önce (Hoirot ile tanışmalarıyla 1989 / 1990 arası) gerçekleştiğini gösteriyor. Peki Percule Hoirot ile Lord Richard Maxwell ne zaman tanıştılar? Bu soruya bir cevap bulmadan önce, Dedektifin Lord’la nasıl tanışıp ahbap olduklarını bilmediğimizi hatırlamalıyız. Ancak bir tahminde bulunacak olursak tanışma nedenlerinin Lord’un yazmayı düşündüğü kitapla alakalı olduğunu düşünebiliriz. Belki de Lord, İngiltere’deki gizemli cinayetler hakkında yazacağı kitapla ilgili danışacak birisini ararken karşısına Percule Hoirot çıkmış olabilir. Elbette bu durumda tanıştıkları dönemde Percule Hoirot’nun dedektiflik yapıyor olması gerekir. Peki Percule Hoirot dedektifliğe ne zaman başlamış olabilir? Onun 1960 doğumlu olduğuna dair çıkarımımızı hatırlarsak dedektifliğe başlama tarihinin en erken 80’li yılların başları olduğunu kabul etmemiz gerekir; çünkü 1980 öncesi Hoirot daha yirmisine ayak basmamış bir delikanlı olmalıdır. Hoirot 80’li yılların başlarında dedektifliğe başladıysa ve bundan birkaç yıl sonra Lord’la tanıştıysa (Hoirot’nun 1980 öncesi henüz 20 yaşına bile girmemişken bir Lord’la ahbap olması da pek akla yatkın görünmüyor zaten) Lord’un evindeki hırsızlık olayının da 1980 ile 1989 arasında gerçekleşmiş olması gerekir. Dahası benceakıl yürütmede ustası Poirot’dan hiç de geri kalmayan bir dedektifin ilk ciddi başarısını göstermesi için çok uzun bir zaman geçmiş olmamalı. Demek ki Hoirot’nun başka bir meslekle iştigal etmeden yirmili yaşlarda doğrudan dedektifliğe başladığına dair  tahminimiz yukarda serdettiğimiz tarihlerle büyük ölçüde uyuşuyor. Öyleyse Percule Hoirot, Hercule Poirot’dan farklı olarak eski bir polis değil. Muhtemelen o üniversitede şimdilik bilmediğimiz bir alanda eğitim aldıktan sonra doğrudan dedektifliğe başlamış olmalıdır.

Peki Hoirot’nun kökeni ne? O bir İngiliz mi? Malum Hercule Poirot Belçikalı bir göçmendi. Aynı durum Hoirot için de geçerli olabilir mi? Aile Sırrı’ndaki bir diyalog bize gerekli cevabı çok net bir biçimde veriyor. Şöyle diyor Müfettiş Paul McCartney sayfa 11’de: “Çoğu kişi onun Fransız olduğunu söylüyor ama ben bundan emin değilim. Bana Avrupa’nın daha doğusundan biriymiş gibi geliyor. Belki Macar ya da Rus. Hatta Türk bile olabilir.” Demek ki öncelikle Hoirot’nun bir İngiliz olmadığı kesin. Zaten Bir Ölüm Kalım Meselesi’ndeki son hikayede yer alan bir cümle bunu teyid ediyor. Hoirot’yu selamlayan bir polisin yüzünde ani bir gülümseme belirip kaybolunca Hoirot kendi kendine şöyle diyor; “Tipik bir İngiliz, gülümsemiyor, gülümsermiş gibi yapıyor.” Yani Hoirot, tipik bir İngiliz davranışı karşısında İngiliz kökenli olmayan birisinin yapacağı türden bir değerlendirmede bulunuyor. Sonuç olarak Percule Hoirot, ya İngiltere’ye sonradan yerleşen bir yabancı ya da orada doğup büyümüş ama İngiliz kökenli olmayan biri. Bana kalırsa ikincisi daha muhtemel, çünkü Müfettiş Paul McCartney yukarda alıntıladığım sözlerinin devamında bir bilgi daha veriyor: “Annesi koyu bir Agatha Christie hayranıymış. Bu yüzden oğluna Hercule Poirot adını vermek istemiş. Nüfus kaydı yapılırken yanlışlık olmuş ve isimlerin baş harfleri karışmış. Daha sonra hatayı fark etmişler ama annesi düzeltilmesini istememiş. Bu ismin oğluna şans getireceğine inanmış.” Dedektifin tuhaf isminin nerden geldiğini öğrendiğimiz bu alıntı üzerinde biraz düşünürsek Hoirot’nun İngiltere’de doğup büyümüş ancak İngiliz kökenli olmadığı kanaatine varmamız gerekir. Çünkü, oğluna Hercule Poirot ismini vermek isteyen bir annenin yaşadığı ülkenin bu ismi taşıyan bir çocuğun tuhaf karşılanmayacağı bir ülke olması icab eder.Takdir edersiniz ki bu ülkenin İngiltere olma ihtimali çok yüksek. Macaristan ya da Rusya için kesin bir şey söylemek zor ama Türkiye’de yaşayan bir annenin oğluna Hercule Poirot ismini vermeyi aklından geçirmesi zor görünüyor. Bu yüzden çocuğuna kurgusal bir dedektifin adını verecek kadar polisiye aşığı olduğu anlaşılan annenin İngiltere’ye göç etmiş ve orada belki de bir İngiliz’le evlilik yapmış yabancı kökenli bir kadın olduğunu düşünmek hiç de mantıksız olmasa gerek.

Şimdilik bu kadarı yeter. Dedektif hakkında daha fazla akıl yürütebilmek için daha fazla bilgi sahibi olmamız, bunun için de yeni kitaplarını beklememiz gerekiyor. Percule Hoirot şu sıralar bir maceranın tam ortasında değilse şayet, muhtemelen evinde bir yandan sıcak kakaosunu yudumlayıp bir yandan da gazetesini okuyordur. Ancak birazdan kapı çalacak ve  Arwyn kendisiyle acilen görüşmesi gereken birinin geldiğini söyleyecektir. Böylece Percule Hoirot yine karmaşık muammaların, esrarlı olayların ortasına düşecektir. Biz bir sonraki macerayı bekleyeduralım –beklerken de Hercule Poirot’yu çevirilerinden okumak durumunda kalsak da Percule Hoirot’yu orijinal dilinden okuyabildiğimiz için kendimizi şanslı sayalım-, öncekileri okumayanlar vakit kaybetmeden ellerine bir Percule Hoirot kitabı alsınlar. Çünkü Percule Hoirot okumak hem gri hücrelerin pasını atmak hem de muhayyileyi kanatlandırmak için bire birdir.

Yorum Bırakın:

yorum

Önceki İçerikBEHZAT Ç.
Sonraki İçerikKATİ HİRŞEL
Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img

En Son Yazılar