SAKSAĞAN CİNAYETLERİ

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM-2

44 NUMARA

KIZIL SAÇ

Necva G. Esen
Necva G. Esenhttps://necvaesen.com/
Necva G. Esen, Zonguldak doğumludur; ilkokulu orada, orta ve liseyi Erenköy Kız Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunudur. İngiltere’de önce çocuk eğitimi üzerine okudu ve çalıştı. Sonra yetişkin eğitimi üzerine yüksek lisans yaptı ve halen bu alanda eğitimci olarak çalışmakta. Ailesi ile birlikte Londra’da yaşıyor. İlk romanı Görünmez Gemi 2019 yılının başında Herdem yayınlarında çıktı. Tabii bizler onu daha önce Dedektif Dergi’ye yazdığı hikaye ve yazılarıyla tanıdık. İkinci romanı Kara Ölüm, Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı’nın 2019 Çocuk Romanı Ödülü’nü kazandı. Kendi değimiyle ‘gizemli’ hikaye ve romanlar yazmayı seviyor. Her iki kitabının da yediden yetmişe her yaştan edebiyat severlere hitap ettiğini söylüyor.

Anthony Horowitz’in en büyük korkusu bir kitabı bitiremeden ölmekmiş. O yüzden katilin kim olduğunu açıklayan özetini, sadece karısının bildiği, kütüphanesinin özel bir yerinde saklarmış.

“Eğer ölüverirsem bir yazara verip romanın sonunu yazdırırlar da roman yarım kalmaz,” diye açıklıyor, pandemi dönemi sosyal medya sohbetlerinden birinde. “İşte bu korkumu Saksağan Cinayetleri’ndeki yazar Alan Convey’e verdim,” diye ekliyor.

Alan Convey dedektif romanları yazıyor. Dedektifinin adı Atticus Pünd. Doğrusunu söyemek gerekirse ben Atticus Pünd adını çok sevdim. Öyle her isim, hele kitap kahramanlarının ismi benim hiç aklımda kalmaz fakat Atticus Pünd galiba biraz da ses uyumu nedeniyle dilime takıldı kaldı. Sadece akılda kalıcı değil, üstelik Hercule Poirot gibi eksantrik biri. Her iki dedektifin de adı ünlü bir kitap kahramanından alınma ve soyadları İngilizce değil, bir sığınmacı soyadı.

Anthony Horowitz

Anthony Horowitz, “Bence bir Kimyaptı dedektifi o toplumun dışından olmalı ve cinayeti çözünce oradan ayrılmalı,” diye açıklıyor. “O yüzden Hercule Poirot mükemmel bir Kimyaptı dedektifi.”

Hadi Atticus Pünd öyle, peki ya Susan Ryeland? Susan Ryeland da kim, demeyin. Saksağan Cinayetleri’ndeki ikinci Kimyaptı gizeminin amatör dedektifi. Yani kitabı okuduğunuzda ya da diziyi seyrettiğinizde bir taşla iki kuş vuruyorsunuz. Bir kitap fiyatına iki gizemli cinayet romanı okuyorsunuz. Biri 1950’lerde geçen ve yazarımız Alan Convey tarafından yazılmış olan dedektif Atticus Pünd’un araştırdığı cinayet(ler) hikâyesi, diğeri de günümüzde geçen ve Alan Convey’in ölümünü araştıran amatör dedektifin hikâyesi.

Dedektif Atticus Pünd ve yardımcısı (Tim MacMullan ve Matthew Beard)

Evet, yanlış okumadınız. Kendisini tanıyanlar tarafından gayet itici bulunan ama okuyucuları tarafından çok sevilen, bu çok satan yazar Alan Convey, Saksağan Cinayetleri’nin hemen başında bir cinayete kurban gider. Üstüne üstlük yeni tamamladığı kitabının son bölüm de kayıplara karışmıştır. Katilin açıklandığı, bütün düğümlerin çözüldüğü son bölümü olmayan bir Kimyaptı romanı ne işe yarar? İşte o yüzden editörümüz Susan Ryeland son bölümün nerede olduğunu araştırırken, ister istemez senelerdir kitaplarının editörlüğünü yaptığı ama hiç geçinemediği yazar Alan Convey’in katilini ararken bulur kendini. Ustaca iç içe geçmiş bu iki cinayet gizeminin çözümü birbirine bağlıdır ve ikisini de okuyucunun/seyircinin gözleri önüne serilmesi Susan Ryeland’in amatör dedektiflik performansına bağlıdır. Tabii Atticus Pünd’un da yardımıyla.

Anthony Horowitz’i çocuk kitaplarından tanırım. Sevdiğim çocuk romanı yazarları arasında olduğunu söyleyemem fakat Saksağan Cinayetleri dizisini izledikten sonra hemen serinin ikinci kitabı Moonflowers Murders’a başladım. Ve çok beğendim. İkinci kitap da filme çekilecekmiş ama sanırım 2023 yılını beklemek zorundaymışız çünkü amatör dedektifimiz Susan Ryeland rolünü oylayan Lesley Manwille’in şu günlerde çevirdiği başka bir filmi bitirmesi gerekiyormuş.

Lesley Manville Susan Ryeland rolünde

Evet, bu bir whodunnit- kimyaptı gizemi. Fakat okuyucu resmen, bir roman parasına iki roman okuyorak iki kat zevk alıyor, eğleniyor, kafasını çalıştırıyor, bir değil iki ayrı dünyada yaşıyor. Seyircinin kazancına daha gelmedim bile. Anthony Horowitz, “Ortada o kadar çok Kimyaptı romanı var ki benim yazdığım farklı olsun istedim,” diyor. Bence türünde örnek alınıp ayrıca değerlendirilecek kadar farklı olmuş. İyi ki bir dostum tavsiye etti de dizisini seyrettim. Yoksa dediğim gibi, Anthony Horowitz benim sevdiğim türde çocuk romanları yazmadığı için tamamen es geçecektim.  

“Tam bir yıl sürdü bütün kitabın planını yapmak,” diyor Anthony Horowitz. “Tüm planı hazırladıktan sonra yazmaya başladım. Eğer şimdiye kadar yazılanlar gibi yazsaydım, işte bir amatör dedektif ve onun aklı biraz kısa yardımcısı olacaktı falan. Şablon bu. Ben sadece bununla yetinmek istemedim.” 

Anthony Horowitz gerçekten de öyle yapmış: Atticus Pünd’un macerasında yine aynı şablonu kullanmış ama Susan Ryeland’ınkinde amatör dedektif tek başına çalışıyor. Tabii bu şablona bir de beceriksiz ve ilgisiz resmi polisleri eklememiz lazım. Her iki macerada da bu özellik kullanılmış.

Yazar Alan Convey rolünde Conleth Hill

Gerçekten de kendine özgü ve türünde ilk. Gizem içinde gizem var ve bu gizemler birbirine bağlı. Bu bağ romanda başka, dizide başka bir yöntemle okuyucuya/izleyiciye yansıtılmış. Romanda ayrı ayrı anlatılan iki hikaye, dizide ustaca, ilmek ilmek iç içe geçirilmiş. Bunaltmadan, kafa karışıklığı yaratmadan, tereyağından kıl çeker gibi ve de mükemmel bir sinema diliyle seyirciye aktarılmış. Dizinin senaryosunu da yazan Anthony Horowitz, uzun yıllardır çalıştığı dizi film sektöründeki yeteneğini ve deneyimini burada tam anlamıyla konuşturmuş.

Senaryoyu yazmak Horowitz’in tam iki yılını almış. Agatha Christie’nin Poirot, Yaz Ortası Cinayetleri, Foyle’un Savaşı gibi dizilerin de senaryo yazarlığını yapan Horowitz, kendi romanı Saksağan Cinayetleri’ni televizyona uyarlarken belli başlı dört değişiklik yapmış.

Saksağan Cinayetleri’nin beceriksiz polisi Chubb (Daniel Mays)

Dizide iki cinayet gizemi var. Birinde kahramanlar 1950’lerin kıyafetleri, dili ve solgun renkleriyle İngiltere’de hayali bir köyün malikanesinde, pubında, yeşil alanlarında, tozlu yollarında eski model arabalarla gezinirken; diğerinde özel okulları, içi modern dışı tarihi evleri, yüzyıllık ağaçlı parkları ve modern metro duraklarıyla göz dolduran bir Londra ile bir başka tipik İngiliz köyü arasında mekik dokuyorlar. Fakat bu iki gizem hikâyesi tamamen iç içe geçmiş durumda. Tek farkla: Kitapta 1950’lerde olanlar geniş yer tutarken, dizide günümüzde olanlar öne çıkıyor ve esas olay olarak sunuluyor. Senaryoda ustalaşmış Horowitz, bir hikaye okuyucuya nasıl anlatılır, seyirciye nasıl anlatılır iyi biliyor.

İkinci fark, roman kadın amatör dedektifimiz Susan Ryeland’ın perspektifinden birinci tekil şahıs kullanılarak anlatılmasına rağmen dizide bazı roller genişletilmiş ve o kahramanların da bakış açısı verilmiş. Örneğin, günümüzde geçen hikâyede öldürülen yazar Alan Conway, her bölümde karşımıza çıkarak kendisinin değişik bir yönünü bize gösterirken, editör ve aynı zamanda amatör dedektifimiz Susan Ryeland’ın sevgilisi de dizide daha geniş bir yer tutuyor ve bakış açısını seyirciye aktarıyor. Yani kitapta olduğu gibi sadece Susan’ın bakış açısıyla sınırlanmıyor seyirci. Bu da sinema dilinin rahatça kullanılmasına ve belki yazarın bile ummadığı bir zenginleşmeye yardım ediyor.

Sinemanın bir avantajını daha kullanmış Horowitz kitabını TV’ye uyarlarken: Pek sevilmeyen yazar Alan Conwey, etrafındaki bazı insanları romanlarına yerleştirerek eğlenen birisi. Tabii bu kişiler romanda tek tek ortaya çıkıyorlar. 1950’lerde geçen ve Alan Conway’in yazdığı dedektif romanında ortaya çıkan aktörler, aynı şekilde günümüzde geçen hikayedeki rolleri de oynuyorlar.  Bu da, gizem bağının yanı sıra, başka bir enteresan bağ daha kuruyor iki kimyaptı hikâyesinde.

Dizinin ilginçliği bu kadarla kalmıyor: İç içe geçmiş bu iki hikâyenin her iki dedektifi – 50’lerdeki Atticus Pünd ve günümüzdeki Susan Ryeland – fantastik bir şekilde buluşup görüşüyorlar. Bu da kitaptan farklı olarak diziye değişik bir boyut katıyor. Seyircinin hayal gücünü Márquez’in romanlarını aratmayacak ölçüde kullanmasını sağlıyor.

Bu arada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. İki Sherlock Holmes romanının yanı sıra, Ian Fleming’In yayıncıları tarafından resmi James Bond yazarı seçilen ve birkaç 007 romanı yazan Horowitz, Saksağan Cinayetleri’nde de Agatha Chiristie’ye sevgilerini yolluyor. Hem de tek bir kitapta iki tane muhteşem bir rahat polisiye hikâyesi ve etiyle kemiğiyle iki tane Agatha Christie dedektifiyle: Atticus Pünd ile Poirot’yu; Susan Ryeland ile Mis Marple’ı temsil ederek. Benim gibi Kimyaptı polisiyelerini seven bir okuyucu daha ne ister?

Eğer Horowitz’in Saksağan Cinayetleri dizisinin bu kadarla yetindiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Kitap içinde kitap, bir dedektif hikayesi fiyatına iki tane – hem de en güzellerinden okumak/seyretmek yetmezmiş gibi bir de meta hikâye var içinde. Yani hikâye yazmanın hikâyesi. Bir polisiye yazarının, kitabını nasıl yazabileceği, halet-i ruhiyesinin nasıl olabileceği, karakterleri nereden alabileceği; yazar ile editörü, yayıncısı ve okuyucusu arasındaki ilişki ve saire. Diziyi izleyin derim.

Yorum Bırakın:

yorum

Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img

En Son Yazılar