ZEKANIN FAZLASI

1923 yılının sonbaharında, Nathan Leopold ve Richard Loeb adındaki iki genç arkadaş, gerçekleştirdikleri küçük  çaplı bir hırsızlığın ardından, aynı zamanda sevgili olan ikiliden Leopold’un şikayetleri ve söylenmeleriyle başlayan bir tartışma sırasında ilk büyük suç planlarını yaptılar. Leopold ilişkilerinden memnun değildi ve sürekli olarak Loeb’in suç içeren planlarına dahil ediliyordu. İkili o güne dek pek çok hırsızlık yapmış, birkaç kez yangın çıkarmış ancak hepsi önemsiz suçlar olarak kabul görmüş ve asla gazetelerde yer almamıştı. Loeb ise “mükemmel bir cinayet” hayaliyle yaşıyordu. Bu öylesine sansasyonel bir cinayet olmalıydı ki, tüm şehir olayı konuşmalı, polis işin peşine düşmeliydi. Çevrelerinde parlak zekalarıyla ün salmış iki gençten ise kimse şüphelenmeyecekti. İkisi de “mükemmel”di çünkü. Herkesten daha zekiydiler. Loeb yine baskın çıktı ve tatminsiz Leopold’u bir kez daha suç işlemeye ikna etti.

Leopold henüz 15 yaşındayken Chicago Üniversitesi’ne kaydolmuştu. Ailesi varlıklı ve kültürlüydü. Nietzsche hayranıydı, sıkı bir felsefe okuruydu ve 15 dil biliyordu. Loeb de varlıklı bir aileden geliyordu ve 15 yaşındayken Chicago Üniversitesi’nde okumaya başlamıştı. Daha sonra Michigan Üniversitesi’ne geçiş yapan Loeb, mezuniyetinin ardından tekrar Chicago Üniversitesi’ne dönerek tarih dersleri almaya başlamıştı. İki genç 1920 yılında tanışmış, önce yakın arkadaş olmuşlar, ardından son derece çekici bir erkek olan Loeb’e tutulan Leopold, sevgilisinin şiddet içeren eylemlerine iştirak etmek durumunda hissetmişti. İlk başlarda eğlenmek için işlenen suçlar, vitrin camlarını kırmak, araba çalmak ve yangın çıkarmaktan ibaretti. Ancak bir süre sonra, türlü vandallıklarla yetinemeyen Loeb, daha tehlikeli oyunlara açlık duymaya başladı.

Böylece o sonbahar gecesinde, bir çocuğu kaçırıp öldürme planlarını uygulamaya karar verdiler. Tek amaçları, zekalarını gösterecekleri bu “oyun” aracılığıyla biraz eğlenmek, heyecan duygusunu sonuna dek yaşamaktı. Planın ayrıntıları şekillendikten sonra, 21 Mart 1924 tarihinde, kiraladıkları bir arabayla kurban arayışına çıktılar. Dolaşırken, babası çok zengin bir iş adamı olan, Loeb’in kuzeni Bobby Franks’e rastladılar. Kuzenine güven duyarak arabaya binen 14 yaşındaki Bobby’e, Loeb elindeki bir keskiyle arabada saldırdı. Bir türlü ölmeyen çocuğun kafasına dört darbe indirmek zorunda kalan Loeb, Bobby’nin hâlâ ölmediğini fark edince, çığlıklarının duyulmaması için ağzına bir kumaş parçası tıktıktan sonra dudaklarını yapıştırıcı bantla kapattı. İkili, can çekişen Bobby Franks’i Chicago’nun güneyinde, ıssız bir bölgeye bıraktı. Mükemmel bir suç işlenmişti. En eğlenceli kısmı ise, oğulları çoktan ölmüş aileden fidye istemek olacaktı. Fidye mektubunu ertesi sabah postaya veren Leopold ise, olay yerinde ceketinin cebinden gözlüklerinin düştüğünün farkında değildi.

Olaydan hemen bir gün sonra cesedi bulunan ve teşhis edilen Bobby Franks için fidye istemenin anlamı kalmamıştı. Leopold ve Loeb, saygın birer üyeleri oldukları Chicago toplumunda büyük bir sansasyon yaratan cinayetin etkilerini zevkle takip etmeye koyuldular. Ancak Leopold’ün yanlışlıkla düşürdüğü gözlüklerinden yola çıkan bölge savcısı Robert Crowe’un ayrıntılı araştırması sonucu, bir süre sonra iki genç şüpheli konumuna yerleşti. 31 Mayıs 1924’te, polisin uğraşları sonucunda köşeye sıkışan Leopold ve Loeb, Bobby Franks’i öldürdüklerini itiraf ettiler. Leopold, “yalnızca heyecanlı bir deneyim yaşamak” için bu cinayeti işlediklerini açıkladı. Chicago halkı, son derece varlıklı ailelerden gelen ve entelektüel kimlikleriyle ün salmış bu iki zeki gencin işlediği cinayetle çalkalanıyordu. Dava büyük ilgi görmüştü. İşin içine avukat Clarence Darrow’un, gençlerin müthiş zekalarının sebep olduğu ruhsal karmaşa yüzünden cinayet işlediği görüşünü içeren ilginç savunması da girince, cinayet gerçek bir sansasyona dönüştü. Darrow’un ilginç savunması, ikiliyi asılmaktan kurtardı. İkisi de hapse mahkum edildi.

Leopold ve Loeb davası bir romana ve dört filme de ilham verdi. Bu filmlerden gerçeğe en yakın olanı, 1959 yılında Richard Fleischer tarafından, Meyer Levin’in aynı adlı romanından uyarlanarak çekilen ve oyuncuları arasında Orson Welles ile Dean Stockwell gibi büyük isimlerin yer aldığı Compulsion adlı filmdir. Ancak Compulsion filminden önce, büyük yönetmen Alfred Hitchcock çoktan ilhamını almış ve muhteşem oyuncu James Stewart’ı oynattığı Rope filmini çekmişti. 1992 yılında, Tom Kalin tarafından çekilen bağımsız film Swoon, olaya bir belgesel havasında bakmakta, daha çok Loeb ve Leopold’un eşcinsel ilişkisine odaklanmaktadır. 2002 yapımı Murder By Numbers filmi ise, Barbet Schroeder tarafından çekilmiş, Sandra Bullock, Ryan Gosling ve Micheal Pitt gibi isimlerin yer aldığı, fazlaca Hollywood klişesi içeren, yine de izlemesi zevkli, günümüze uyarlanmış bir Leopold ve Loeb öyküsüdür.

Zekanın fazlasının da psikopatlığı teşvik edebileceğini akıllarda tutarak, söz konusu davayla ilgili filmleri henüz izlememiş okuyuculara özellikle Rope ve Compulsion filmlerini şiddetle tavsiye eder, şimdiden iyi seyirler dilerim.

 

Yorum Bırakın:

yorum