Birinci sezonun onuncu ve sonuncu bölümünün kapanış şarkısı Rolling Stones’dan Sympathy For the Devil olan bir diziyi anlatmaya son sahneden başlanır mı? Elbette başlanır. Âşık olduğum adam Tom Hardy başrolde ya da başrollerden birinde diyebiliriz. Çünkü bu dizide herkes başı çekeceğim diye uğraşıyor. Eski James Bond’lardan dillere destan yakışıklı Pierce Brosnan, İrlandalı bir ailenin mafya babası kötü adam rolünü oynayabilecek olgunluğa erişmiş. The Queen (2006) filmindeki II. Elisabeth rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar’ını alan Helen Mirren bu İrlandalı mafya babasının karısını canlandırıyor. Mirren’ın oyunculuğu hakkında söz söylememe gerek yok sanırım.

Dizinin ilk iki bölümünün yönetmeni İngilizlerin çılgın çocuğu Guy Ritchie. Biz onu Snatch (2000), RocknRolla (2008), Sherlock Holmes (2009) ve Sherlock Holmes: A Game of Shadows (2011) filmlerinden tanıyoruz. Bu isim bile diziyi izlemek için ayrı bir sebep. Merak edenler için dizinin IMDb puanını da söyleyelim: 8.4
Bu İrlandalı ailenin her türlü temiz ve pis işlerine sahne olan yer, dünyanın o küçücük ama bütün hinlikleri barındıran adası yani İngiltere. Şehir Londra. Bu İrlandalılar meğer İtalyan mafyasını aratmayacak kadar mafyalarmış ya! Ve bizim bundan haberimiz yokmuş! En azından benim! Ama artık bu diziyle beraber haberimiz oldu.
Dikkat bu paragraf spoiler içerir! Bu İrlandalı ailenin Paddy Considine’nin canlandırdığı Kevin isimli oğullarıyla oğullarından daha çok sevdikleri tetikçileri Harry (Tom Hardy) ilk gençliklerinden beri arkadaşlar. Aslında kardeş gibiler. Kardeş gibiler ama işin içine kan, aile bağları, para pul girdi mi hiç de öyle ‘kardeş gibiler’ olmuyor. Çünkü Kevin’ın henüz yirmi yaşlarında baş belası bir oğlu var. Düşman hatta kan davalısı oldukları Stevensonların oğlunu öldürüp birilerine doğratıp derin dondurucuya attıracak kadar serseri p.çin teki. Zaten iki ailenin mafyatik işler yüzünden süregelen düşmanlıkları birinin torunu diğerinin oğlunu öldürdüğü zaman savaş tam tamlarıyla taçlanıyor ve hikâye böyle başlıyor.

Sonra nerelere gidiyor nerelere! Bizim Harry yani Tom Hardy aile için çalışan, aslında aile için aileden çok daha fazla çalışan, zeki, her tarakta bezi olan, her ortamda tanıdığı, her delikte bir sıçanı olan, her zorluğun üstesinden gelebilecek, polis ve yargı dâhil olmak üzere hiçbir güce boyun eğmeyen ama serseri kılıklı komik suratlı kirli sakallı yakışıklı bir adam.
Hayalimdeki Tom Hardy aslında James Bond olmalıydı. Belki biraz yaşlandı. Ama adamı James Bond yapmadılar bir türlü. Ben onun Venom filmlerindeki aşırı komik, süper kahraman olamayacak kadar kendine güvensiz tiplemesini sevmiyorum maalesef. Venom filmlerinin sonuncusunu izlemek bile istemedim. Ama The Drop (2014) filmdeki performansı Mobland dizisindeki kadar muhteşemdir. İzlemediyseniz önce bu filmi sonra da Mobland’i izlemenizi tavsiye ederim.
Şimdilik birinci sezonun sonuna geldik. Ama bu ailedeki güç dengeleri, güç kavgaları, birbirlerini gözünü dahi kırpmadan susturucuyla öldürmeler, birbirinin gözünü oymaya çalışmalar hiç durmayacak gibi görünüyor. Ben izlerken çok keyif aldım. Size de iyi seyirler.


