Bu sayımızda kıymetli yazar dostumuz Mehmet Berk Yaltırık konuğumuz. Korku edebiyatı sevenlerin, tarihi kurgularla ilgilenenlerin yakından tanıdığı bu isimle romanları ve öyküleri üzerinden keyifli bir edebiyat söyleşisi yapmak istedik.

Gamze Yayık: Mehmet Bey, Dedektif Dergi sayfalarında sizi ağırlamak ve sohbet etmek benim için büyük mutluluk. Zamanında imzanızı almış, ayaküstü de olsa sohbet imkânı bulmuş bir okur olarak kurgularınıza ve yarattığınız karakterlere hayran ve aşinayım. İsminizle yeni tanışacak genç okurlarımız için sizi kendi dilinizden kısaca tanımak isteriz.
Mehmet Berk Yaltırık: Tarih eğitimi almış, korku ve fantastik türde tarihi romanlar, öyküler, senaryolar yazan, YouTube kanalı Son Gulyabani’nin Yeri’nde muhtelif ilginç konularda yayın yapıp videolar çeken, kurgu eserler yazımına dair atölyeler düzenleyen bir korku ve tarih meraklısıyım. Fasılalarla olsa da yirmi altı yıldır Edirne’de yaşıyorum. Okuyup yazmak, araştırmalar yapmak dışında rol yapma oyunu (frp/rpg) hobisi ile ilgileniyorum.
Gamze Yayık: Tarih eğitiminiz ve araştırmacı karakterinizin sizi kendi deyiminizle korku soslu tarihi kurgular yazmaya yönlendirdiğini biliyorum. Korku edebiyatının ülkemiz edebiyatında genç bir yazın türü olduğunu düşünürsek, tarihi gerçekleri korku ve fantastik unsurlarla bezeyerek anlatma fikri aklınıza ne zaman ve nasıl düştü? Siz de yetişme çağında korku ve fantastik edebiyat okur muydunuz?

Mehmet Berk Yaltırık: İlkokuldayken (90’lı yıllarda) televizyonda yayınlanan korku filmi kuşaklarını, paranormal televizyon şovlarını ve bu temalara değinen çizgi filmleri, çocuk filmlerini kaçırmazdım. Ama edebiyat boyutu ortaokul, liseye doğru (2000’lerde) ağırlık kazanmaya başladı, çünkü hem çeviri hem de kendi kültürümüzden yazarları, eserleri keşfetmeye başladım hem de farklı türleri sentezleme fikri amatör yazarlık dönemimde bu evrelerde gelişme gösterdi. Üniversite yıllarımda (2000’lerin sonuna doğru) Reşad Ekrem Koçu ve İhsan Oktay Anar’ın eserlerini korku merakımla değerlendirip kendimce öykü taslakları karalıyordum. Onun dışında yine çocukluğumdan itibaren büyüklerden dinlediğim eskiye dair anlatılar, garip hikâyeler de ilgimi çekiyordu. Farklı alanlardaki meraklarımı birleştirmemde yazı, edebiyat etkili oldu.
Gamze Yayık: Batı’da korku edebiyatı gotik edebiyat gibi çok sağlam bir türe dayanıyor. Oldukça eski ve geniş bir geçmişi var. Bunca dini kaynağa ve halk söylencesine rağmen tür bizde neden daha derin bir geçmişe sahip olamadı? Polisiyede de bunu yaşadık. Son dönem haricinde neden Türkiye’de korku yazılmadı? (Bu soru Gencoy Sümer’den geldi.)
Mehmet Berk Yaltırık: Erol Üyepazarcı ustanın Türkiye’deki polisiye edebiyatın tarihi sürecini ele aldığı Korkmayınız Mister Sherlock Holmes araştırmasında polisiyenin uzun yıllar ana akım edebiyattan dışlanıp tenkit edildiğini örnekleriyle açıkladığı üzere ülkemizde maalesef spekülatif türler denilen korku, bilimkurgu, fantastik gibi türler ya eğlencelik görülüp küçümsenmiş yahut tamamen edebiyat dışı görülmüş. Bizde bazı ticari denemeler ve çeviriler haricinde korku sinema araştırmaları anlamında Giovanni Scognamillo, edebiyat anlamında Kenan Hulusi Koray gibi istisnai isimler sayesinde varlık gösterebilmiş ama 2000’li yıllardaki internet atılımına kadar cılız kalmış. İnsanlar farklı kültürlerden çeviriler izleyip diziler-filmler gördükçe, kendi kültürlerindeki muadillerini merak etmeye başladıkça, bu alanda bir arayış geliştirip eserler vermeye başlamışlar. Sözlü kültürün memoratları (anlatıları) dışında meddah hikâyeleri, minyatür ve Karagöz tasvirleri gibi hayal gücünü işleyen kültürel ögeler söz konusu olsa da yazıya geçirilmesi, bunun belli bir akıma, en azından dergiye vs. dönüştürülmesi konusunda epey geç kalmışız ki sinemada da belli başlı ticari denemeler haricinde ancak 2010’lara doğru muhtelif kalitede seyreden görsel ürünleri de görebilmekteyiz.

Gamze Yayık: Çoğu metninizde yarattığınız karakterlerin suçla yakın ilişkili olduğu malum. İşin içine suç ve muamma girdiğinde bir soruşturma ve gizemi çözme hikâyesi okumak kaçınılmaz. Bu da yazdıklarınızın tarih, korku, gerilim ve fantastik ögeler dışında polisiye türüne ait özellikler taşımasını sağlıyor. Belki de bu nedenle biz polisiyecilerin okumaktan hoşlandığı bir kalemsiniz. Siz polisiye okur musunuz? Okuyorsanız hangi tür polisiye anlatıları kendi tarzınıza yakın hissediyorsunuz?
Mehmet Berk Yaltırık: Bazen beni yeni tanıyan, yazdığım türe de aşina olmayan birileri polisiye yazarı olup olmadığımı sorduğunda, “Polisiye okuruyum,” diyorum mutlaka. Osmanlı polisiyeleri dışında Cenk Çalışır, Alper Kaya, Günay Gafur, Algan Sezgintüredi, Mesut Demirbilek gibi ismini sayamayacağım günümüz yazarlarının polisiyeleri daha çok ilgimi çekiyor. Tarihçi olarak kabadayılar ve eşkıyalar gibi kayıt dışı kalmış suç alt kültürlerini araştırmayı sevdiğim için korku türünde yazsam da muhakkak suçlular, suçlar, muammalar eserlerimde bir şekilde yer alıyor. Günümüz Türk polisiye edebiyatından henüz okuyamadığım kalemler de var, bir gün onları da okumak istiyorum.
Gamze Yayık: Metinlerinize mekân seçtiğiniz Anadolu kırsalı ve İstanbul, yarattığınız karakterler ve türlü hayali mahlûkat açısından bereketli topraklar. Ecinnilerin, cadıların, hortlakların, vampir ve kurt insanların cirit attığı bu yerler aslında yerli korku yazarları için büyük nimet ve siz de bunu değerlendirmeyi başardınız. Bir mekân ustası olarak taze kalemlere nasihatleriniz illaki vardır. Duymayı isteriz.


Mehmet Berk Yaltırık: Kendi yaşadığımız çevrenin, kültürümüzün işlenmeye hazır hikâyeler, malzemeler sakladığını yıllardan beri yeni yeni örneklerle keşfediyorum. Anadolu ve Trakya dışında komşu bölgelere, Balkanlara, Kafkaslara, Ortadoğu’ya, buraların kültürüne folkloruna da mutlaka bakmak gerekiyor. Nasıl etkileşimler söz konusu, yazarken ve kurgularken nelerden esinlenebiliriz? Bu öğüdü genelde birçok yazarın, senaristin verdiğini okudum ki ben de aynısını rahatlıkla söyleyebilirim: Yazmaya kendimizden başlamalıyız, aşinası olduğumuz malzeme ve çevreden yola çıkmalıyız bence.
Gamze Yayık: Tüm yazarlar için ilk dosyanın kitaba dönüşmesi süreci kaygılı ve zordur. Bize ilk kitap tecrübenizi anlatır mısınız? Bununla bağlantılı olarak bugün ülkemizdeki yayın sektörü üzerine yorumlarınızı okumak isterim.
Mehmet Berk Yaltırık: Ben ilk roman dosyam Yedikuleli Mansur’u 2015 yaz sonunda İthaki Yayınları’na gönderdiğimde ilk seferde kabul almıştı. İlk bakışta şans gibi geliyor kulağa, evet şans ama ben o şansı 2009’da blog yazarlığımdan o tarihe kadar internet ortamında yazıp yayımladığım 150’yi aşkın (o döneme kadar yazdıklarım) öykümle, onlarca inceleme yazısı ve internet makalesiyle bilinirlik kazandıktan sonra elde ettim. Daha 2013’te ilk basılı öykümün çıktığı Anadolu Korku Öyküleri-2 yayımlandığında, kendi dosyamla İthaki’ye başvurabileceğimi söylemişlerdi ki o dönemde de öykülerimin sayısı 70’i geçiyordu (klasörümdeki dosya tarihlerinden hesaplayabiliyorum). Roman başlı başına bir tür, öykü bambaşka bir tür. Ancak günümüz yayıncılık koşullarında bilinir olmanın yolu influencer falan değilsek çok çalışmaktan, uğraşıp didinmekten geçiyor maalesef. Basılı mecralara giriş eskiye oranla daha da zorlaştığı için sesli kitap, podcast, youtube videosu, blog yazısı, platformlarda e-kitap gibi alternatifleri de değerlendirmek, görünürlük kazanmanın yollarını bulmak gerekiyor.


Gamze Yayık: Bir yazar olarak siz neler okuyorsunuz? Korku edebiyatında yeni okurlara mutlaka okunmalı diyerek tavsiye edebileceğiniz yazar ve eserler nelerdir? Güncelde başarılı bulduğunuz yerli ve yabancı metinler var mı?
Mehmet Berk Yaltırık: Birçok insan şaşırır ama kurguda korku ve fantastik kadar polisiye, hatta mizah eserleri okumayı seviyorum. Araştırma eserlerini zaten saymıyorum; makaleler, tezler can damarımız bir anlamda. Başarılı bulmaktan ziyade okumaktan keyif aldığım kalemleri tavsiye babında paylaşabilirim: Reşad Ekrem Koçu, Refi Cevat Ulunay, Kemal Tahir, İhsan Oktay Anar, Murat Başekim, Evliya Çelebi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Rasim, Faruk Nafiz Çamlıbel, Terry Pratchett, Atilla Atalay, Ferhan Şensoy, Edgar Allan Poe, Stephen King, Peter Straub, H. P. Lovecraft.
Gamze Yayık: Romanlarınızda kurgularınızı beyaz perdeye uyarlanabilecek şekilde sahnelediğinizi gözlemliyorum. Bir okurunuz olarak bu şahane maceraları kafamdaki filmlerde görmek yerine sinemada yahut dijital platformlarda izlemeyi çok arzu ediyorum. Bu fikre açık mısınız? Birkaç ismin dışına çıkamayan edebiyat ve sinema sektöründe parlayabilmek ve görünür olmak neden bu kadar zor?

Mehmet Berk Yaltırık: Bu fikre açık olmaktan başka son birkaç yıldır bizzat senaryo yazımı üzerine çalışıyorum. Bazı girişimlerim var büyük bir kısmı ortak yazarlı. Hatta 2025 yazında senaryosunu ve danışmanlığını yaptığım Valçan adlı aksiyon-korku türünde bir film dahi çektik. Farklı metrajlarda, konularda senaryolarım içinde farklı isimlerle irtibata geçiyorum, yapımcılar arıyorum. Elbette ki her sektörün kendince bir çevresi var, dışarıdan dâhil olabilmek ilk etapta zor ancak imkânsız da olduğunu düşünmüyorum, inatla ve gayretle çalışmaya devam ediyorum.
Gamze Yayık: Sadece yazmıyor, internet üzerinden korku edebiyatı üzerine bazı programlar da hazırlıyorsunuz. Biraz detay rica edeyim ki okurlarınız oradan da sizi takip edebilsin.
Mehmet Berk Yaltırık: YouTube’da Son Gulyabani’nin Yeri yahut SonGulyabani-Mehmet Berk Yaltırık adlı bir kanalım var. Burada bazen canlı yayınlar gerçekleştiriyorum, bazen halka açık veya üyelere özel videolar çekiyorum. Tarih, eşkıyalık ve kabadayılık tarihi gibi sosyal tarih mevzuları, korku edebiyatı ve sineması, halk inanışları gibi konulara yer veriyorum, bazen de edebiyat ve sinema alanından isimleri, ilginç tarih, edebiyat konularında tezler, makaleler yazmış araştırmacıları ağırlıyorum ki kanalımın konuklara kapısı her zaman açıktır.
Gamze Yayık: Son yıllarda hayatımıza giren yapay zekâ araçlarının ileride kurgu yapabileceği ve edebiyat ve sanatta insanın yerini alabileceği konusunda sizin düşünceleriniz neler?AI ile aranız nasıl?
Mehmet Berk Yaltırık: Araştırmacılara ve yazarlara yardımcı olmanın yanı sıra sanatçıların hakkına girmeyip etik sınırlar dâhilinde yapılan üretimlerde faydalı olacağı kanaatindeyim. Hâlihazırda bir tarzı, üslubu olan insanların, sanatçıların kalite açısından pabucunu dama atabileceğini düşünmüyorum. Çevirilerde dahi verilerin dönüştürdüğü ruhsuz metinlerin bir ustanın, zevk sahibi bir kalemin elinden çıkmış bir metinle aşık atmayacağı çok açık.

Gamze Yayık: Son olarak okurlarınıza yeni roman müjdesi var mı diye sorayım. Anadolu Korku Hikâyeleri derlemesinin 4. kitabını da yıllardır beklediğimizi ekleyivereyim.
Mehmet Berk Yaltırık: Anadolu Korku Öyküleri değil ama o antolojiden usta korku kalemlerimizin de yer aldığı, Ötüken Neşriyat’tan çıkacak olan folklorik korku novellalarından oluşan Uğursuz Rivayetler adlı bir seçki yolda. Ben de Vırkalak adlı bir novellamla yer aldım. Yeni romanım üzerinde de çalışıyorum, ismi değişebilir ama türü belli: Kozmik korku temasında, kültist dehşeti konulu tarihi fantastik türde bir serüven yazıyorum.
Gamze Yayık: Dedektif Dergi okurları adına teşekkür ediyor, nice korku dolu hikâyelerinizi okumayı diliyorum.


