Agatha Christie’nin kitaplarından uyarlanan film ve dizilerin izleyiciyle buluşma süreci düzenli biçimde devam ediyor. BBC’nin on yılı bulan bu serüveni sürerken yanına Netflix de katıldı ve 15 Ocak’ta Agatha Christie’s Seven Dials’ı ya da kısa adıyla Seven Dials’ı yayınladı.
Dizi, ülkemizde “Yedilerin Gizemi” adıyla yayımlanan “The Seven Dials Mystery” adlı romandan uyarlanmış. Chris Chibnall’ın (Broadchurch, Doctor Who) senaryosunu kaleme aldığı üç bölümlük mini diziyi kalemine The Tourist’ten aşina olduğumuz Chris Sweeney (The Tourist) yazdı. Yürütücü yapımcılar arasında Agatha Christie Limited’den James Prichard da bulunuyor.

Dizinin kadrosunda Mia McKenna-Bruce, Edward Bluemel, Martin Freeman, Helena Bonham Carter, Hughie O’Donnell, Dorothy Atkinson, Ella-Rae Smith, Iain Glen, Nyasha Hatendi, Nabhaan Rizwan, Corey Mylchreest ve Mark Lewis Jones gibi isimler bulunuyor.
Christie romanlarına aşina olanlar farkındadır, “Köşkteki Esrar” ve “Yedilerin Gizemi” romanları esasında bağlantılıdır, hatta bir nevi “sequel” özelliği olduğu söylenebilir. Yani 1926’da yayımlanan “Köşkteki Esrar” romanındaki Chimneys Köşkü, 1929’da yayımlanan “Yedilerin Gizemi”nin de mekânıdır. Ayrıca ilk romanın ana karakterlerinden Başmüfettiş Battle ve Lady Eileen ‘Bundle’ Brent bu romanda da yer alır.

Kitabın Konusu: İflah olmaz bir uyku bağımlısı olduğunu kanıtlayan Gerry Wade’e arkadaşları bir şaka yapmak isterler. Sekiz çalar saat kurularak sabah 6.30’dan itibaren art arda çalmaları planlanır. Ama sabah olduğunda saatlerden birinin kaybolduğu ve yapılan şakanın istenmeyen trajik bir sonuca yol açtığı görülür.
Chimneys Köşkü’nde dört yıl aradan sonra bir cinayet daha işlenmiştir ve bu son olmayacaktır. Cinayet mahallinde yedi çalar saatin bulunması ve kurbanların ağızlarından dökülen son sözlerin “Yedi Kadran” olması tesadüfi değildir. Muammanın çözümü bu iki sözcükte saklıdır… İşi çözmek ise Başmüfettiş Battle ve arkadaşlarına düşer.
Peki, dizide neler oluyor?
1925 yılındayız. Bir kır evinde yapılan şaka olumsuz bazı sonuçlar doğuruyor ve Gerry Wade’in öldüğü ortaya çıkıyor. Sevdiği adamı tuhaf biçimde kaybeden Lady Eileen “Bundle” Brent, elbette cinayetin ardındaki planı araştırmaya koyuluyor. Annesi Lady Caterham ve Müfettiş Battle ise bu gizemi çözmekte ona yardım ediyorlar.


Görüldüğü üzere dizi senaryosunun kitaba, en azından dışarıdan bakıldığında sadık denebilecek bir hali var. Aslında öyle olup olmadığı sorusunun cevabı; hem evet hem hayır.
Öncelikle, dizide klasik Netflix formülünün uygulandığı düşüncem baki olmakla birlikte yapımı sadece vasat diyerek kestirip atmak istemiyorum. Elimizin altındaki A. Christie (dizi) uyarlamaları içinde üst sıralara yaz(a)masam da ortaya makul denebilecek bir uyarlama çıktığı kanısındayım.
Dürüst olmam gerekirse kitabı okuyalı yıllar oldu. Ama konuyu sandığımdan daha fazla hatırladığımı fark ettim izlerken. Benim asıl derdim biraz da bu noktada başladı. Senaryoda katil(ler)e sadık kalmışlar, iyi de olmuş. Fakat kendilerinde bunu yapma hakkı görerek finalde bazı değişikliklere gitmişler. Malumunuz, hadi en azından bence demiş olayım, bu tür polisiye dramalarda önemli olan finalde ortaya çıkan gerçekler ve katile ulaşmamızdır. Bu yüzden her ne kadar gidiş yolunda çeşitli yaratıcı tercihlere fikren açık olsam da, finalin değiştirilmesine tepki göstermek de benim hakkım. Bu dizide de bu yaşandı. Yapılan hoşuma gitmedi haliyle.


Bunun dışında kurguda bazı kopukluklar vardı, gerçeği saklamak adına senaryoda fazla efor sarf edilmiş gibi geldi bana. Eğer sezona bir bölüm daha ekleselerdi belki dizi daha derli toplu olabilir, kurgu bu kadar hız kazanmazdı.
Basında gördüğüm eleştirilerin bir kısmı kadın başrol Mia McKenna-Bruce’un performansının yeterli olmadığı yönünde. Oyuncunun diziyi yeterince taşıyıp taşıyamadığı tartışılır ama ben kendi adıma onu da makul buldum. Edward Bluemel (Jimmy Thesiger) beyciğimi severim, dolayısıyla ondan da razıyım. Corey Mylchreest, bahsi geçen Gerry Wade’i (yer yer) canlandırdığı için rolü epey azdı. Dizinin en göze çarpan performansı Lady Caterham rolüyle Helena Bonham Carter’ındı elbette.
Başkomiser Battle’ı kadronun yüzü en tanınır ismi Martin Freeman canlandırıyor. Kitabın biraz da uyarlamanın gidişatı gereği ana karakterin Bundle olduğunu eklemekte fayda var. Bu nedenle normal bir polisiye dramaya oranla bir dedektife rol düştüğü ölçüde kendisini kullanmıyorlar. Bu bir problem mi? Bence değil; hikâyenin akışına ve diğer karakterlerin kapladığı alana bakarsak böylesi de uygun olmuş.
Dizide, İngiliz kırsalının kendine pay bulması, dizinin hepi topu üç bölümle sonlanması diziyi izlemeyi kolaylaştıran faktörlerden. Yukarıda bahsettiğim olumsuzluklara rağmen ben kolaylıkla izledim. Dolayısıyla 6.2’lik IMDb notuyla barışık olduğumu da ekleyeyim bitirmeden.
Velhasıl, durum böyle. Tercihen bundan biraz daha iyi uyarlanmış ve romanın sonuna daha sadık kalacak sıradaki Agatha Christie uyarlamasında görüşmek dileğiyle sayın seyirciler…
Not 1: “Yedilerin Gizemi” romanı yıllar yıllar önce, bir kez daha uyarlandı ve 1981 yapımı TV filmi “Seven Dials Mystery” ekrana geldi. Üstte bahsi geçen Köşkteki Esrar romanı ise ITV’nin beş sezon süren Agatha Christie’s Marple dizisi (5×02) için uyarlandı. Julia McKenzie’nin canlandırdığı Marple’ın yer aldığı bölümde Bundle’ı Dervla Kirwan oynuyor.
Not 2: Bir sonraki A. Christie uyarlaması demişken… BBC’nin gelecek programında iki dizi projesi daha bulunuyor. İlki “Sonsuz Gece” (Endless Night) romanının uyarlaması olacak. Bir diğeri yine Tommy & Tuppence uyarlaması olarak ekrana gelecek ve sezonu altı bölümlük dizinin başrollerinde Antonia Thomas, Josh Dylan ve Imelda Staunton yer alacak.
Hatırlarsanız, Christie uyarlamalarına yeni yeni girişen aynı BBC, 2015’te Partners in Crime adlı bir Tommy & Tuppence dizisi daha yayınlamıştı ve David Walliams ile Jessica Raine’in başrolünde yer aldığı altı bölümlük sezonda “Gizli Düşman” (The Secret Adversary) ve “N veya M” (N or M?) romanlarına yer verilmişti.


