Burak Bey, sizi dergimizin 59. sayısında ağırladığımız için mutluyuz. Zehirli Kalem başarınızdan ötürü sizi tebrik ediyoruz. Okurlarımızın da sizi çok merak ettiklerinden eminiz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Teşekkür ederim. 1988’de İstanbul’da doğdum. 2010’da Muğla Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldum. O zamandan bu yana çeşitli dershane ve özel okullarda tarih öğretmeni olarak çalışıyorum. Bununla birlikte, okumak uzun süredir hayatımın merkezinde yer alıyor, yazmak ise benim için yeni bir deneyim. Ayrıca, doğup büyüdüğüm şehir olan İstanbul’un sokaklarında dolaşmayı seviyor, onunla aramdaki bağı canlı tutmaya çalışıyorum.

Öykü yazmaya ne zaman başladınız? Daha önce polisiye türünde yazmış mıydınız? Zehirli Kalem’e katılmak fikri nasıl gelişti?
Yazmak, ansızın hayatıma dâhil oldu. Yaklaşık iki yıl önce, süregiden işsizliğin ve peş peşe gelen olumsuzlukların hayatımdan çekip gideceğine dair büyük beklentilerin içerisindeydim. Beklediğim hiçbir şey gelmedi. O gelmeyenlerin yerine kelimeler geldi. Bana sadece onları birbirine bağlamak kaldı. Başlangıçta yazdığım öykülerin kendiliğinden var olmasından memnundum. Fakat sayıları çoğaldıkça, belki de öykülerimin anlam kazanmasını umut ederek bir öykümü dijitalde, Türk öykücülüğüne önemli katkılar sunduğuna inandığım İshak Edebiyat’a gönderdim. Yakın çevremden aldığım yapıcı geri dönüşler öykülerimin görünür olması konusunda bana cesaret verdi.
Okuması çok keyifli olsa da denemek şöyle dursun, bundan önce polisiye türde bir öykü yazmayı aklımdan bile geçirmemiştim. Dürüst olmak gerekirse, bu kadar emek, özen ve dikkat gerektiren bir sürece gireceğimi bilseydim belki hiç cesaret de edemezdim, ama ok yaydan çıktı bir kere. ‘Zehirli Kalem’, bu yolculuğun menziline varıp varamayacağımı görmem için eşsiz bir fırsattı.
Bir Berber Bir Berbere hakkında konuşalım biraz. Bu öykü Zehirli Kalem için mi yazıldı yoksa daha önce kâğıda dökülmüş, okura ulaşmak için sabırla köşesinde bekliyor muydu?
Öykünün ilk satırı Altınoluk’ta yazıldı, son noktası da yaklaşık bir yıl sonra yine Altınoluk’ta kondu. Sabırla kenarda beklediğini söyleyemem çünkü yazarken beni epey uğraştırdı ve sürekli yeniden şekillendi. “Bir Berber Bir Berbere,” Zehirli Kalem için özel olarak yazılmadı ama su aktı yatağını buldu.
Zehirli Kalem jürisinin öykülerde aradığı temel özelliklerden biri ve olmazsa olmazı Türkçenin doğru kullanımı ve özgünlüktür. Türkçemize gösterdiğiniz hassasiyet için teşekkür ediyoruz. Öykü dünyasına yeni girecek genç, yaşlı yeni yazarlara yazı dilini geliştirmek adına neler tavsiye edersiniz?
Rica ederim. Bu konuyla ilgili kendimi başkalarına yol gösterecek kadar yeterli görmüyorum, hala öğreniyorum. Benim pratiğim büyük ölçüde okumak üzerine kurulu. Türkçe’nin önde gelen yazarlarını ve güncel yazınları takip etmeye çalışıyorum. Bunun yanı sıra yazma sürecinde çevremi gözlemlemek de bana yardımcı oluyor. Sanırım bundan daha temel bir yol bilmiyorum.
Zehirli Kalem Öykü Ödülünü aldığınızda neler hissettiniz? Birinci olmayı bekliyor muydunuz?
Ödülü kazandığımı öğrendiğimde hem çok mutlu oldum hem de büyük bir şaşkınlık yaşadım. Açıkçası derece almayı umuyordum ama birinci olmayı hiç beklemiyordum, çünkü polisiyenin temel dinamikleri, kurgu matematiği ve en önemlisi okur beklentileri konusunda çok az bilgim vardı. Bu ödül benim için hem güçlü bir motivasyon hem de öykü yazma sürecimde cesaretimi artıran çok değerli bir adım oldu.

Burak Uyak neler okur, yazarken kimlerin kaleminden beslenir merak ediyoruz.
Hepsini burada anmam mümkün olmasa da Vedat Türkali, benim için ayrı bir yerde durur. Roman, şiir, senaryo… Söz gelimi bakkala yazdığı bir siparişi görsem onu bile soluksuz okurum. Bunun yanında Yaşar Kemal, Oğuz Atay, tarih ve toplum odaklı bakış açısıyla tamamen örtüşmesem de severek okuduğum Kemal Tahir aklıma gelen ilk isimler. Yakın dönemde Latin Amerika edebiyatından Gioconda Belli ve Ingrid Betancourt’un metinleri de ilgimi fazlasıyla çekiyor.
Türk polisiyesi okur musunuz? Yerli polisiyemiz hakkındaki görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Bu alanda deneyimli bir okur olduğumu söyleyemem. Temel okumalarım arasında Ahmet Ümit, Murat Menteş ve Alper Canıgüz var. Özellikle Alper Canıgüz’ün kara mizahını ve üslubunu diğerlerinden farklı buluyorum.
Kısa ve uzun vadede edebiyat/polisiye planlarınız var mı? Bizimle paylaşırsanız seviniriz.
Kısa ya da uzun vadede net bir planım yok, sanırım bunu zaman gösterecek. Şimdilik hiçbir kapıyı kapatmıyorum ama pek üretken bir dönemimde olduğumu da söyleyemem. Yine de süreci doğal akışına bırakmak bana daha doğru geliyor.
Son olarak şayet izliyorsanız sizden polisiye türünde dizi ve film tavsiyeleri isteyelim.
Polisiye film ve diziler konusunda birikimli sayılmam, ama birkaç favorim var. Filmler arasında kesinlikle Zodiac öne çıkar, hem gerilimi hem de gerçek olaylara dayalı kurgusuyla beni çok etkiliyor. Bunun yanında Se7en, Gone Girl ve Prisoners gibi gerilim ve polisiye ögeleri güçlü filmleri de seviyorum. Diziler konusundaysa pek deneyimim yok.
Davetimizi kabul ettiğiniz ve sorularımızı sabırla yanıtladığınız için teşekkürler. Dedektif ailesi olarak size yazın hayatınızda başarılar diliyor, yeni öykülerinizi hevesle bekliyoruz.
Nazik davetiniz ve özenli sorularınız için ben teşekkür ederim.


