Hary Hole isimli polis kahramanı için 2003 yılında yazdığı The Devil’s Star, Şeytan Yıldızı romanından Netflix’e uyarlanan Detective Hole dizisiyle gündeme oturan Norveçli yazar Jo Nesbø’yu tanıyalım mı?
Nesbø, yazar, ekonomist ve futbolcudur. Norveçli müzik grubu Di Derre’nin vokalisti, gitaristi ve şarkı yazarıdır. Dedektif Harry Hole tiplemesinin de yaratıcısıdır. 2014 itibariyle Norveç’te 3 milyon satan kitapları, 2021 yılına kadar dünya çapında 50’den fazla dile çevrilmiş, 50 milyon adetten fazla satmış bir korku-gizem-polisiye yazarından bahsediyorum. Ne mutlu bana ki bu 50 milyon kitabın 11 tanesi benim kitaplığımda yer almakta.

Beş parmağında pek çok marifet olan bir adam Jo Nesbø. 29 Mart 1960 Oslo doğumlu. Üstelik hâlâ yakışıklı. Peki bunları neden anlatıyorum? Çünkü ben romanlarını her okuyuşumda Harry Hole’e âşık oluyorum. Allah’tan bu hissim kitabı bitirince geçiyor! Onun sarsak, beceriksiz, hayatın sillesini yemiş, mutsuz, alkolik ama hayatta kalmak için de bir o kadar çabalayan karakterinin başına gelenleri okumak bana heyecan veriyor. Çünkü her şeye muktedirmiş gibi davranan ve insanlara yüksekten bakan karakterler değil de Harry Hole gibi özel hayatında işler yolunda gitmezken, polislik kariyerini bu mesleğe olan inancı ve topluma olan borcu yüzünden yapmaya devam edebilen polis karakterler benim gözümde daha bir kıymetli. J.K. Rowling’in Robert Galbraith mahlasını kullanarak yazdığı polisiye romandan uyarlanan dizideki Dedektif C.B. Strike karakteri gibi örneğin. Kendileri mükemmel olmayınca suçlulara farklı bir açıdan bakan, böylece onlara daha rahat yaklaşacağını bilen, aklını kibrinden öne koyan insanlar. Harry Hole’un hikâyelerini aydınlatan kısım bu sanırım.

Dedektif Dergi’nin 30 sayısı boyunca sürüp sona eren Tilda ve Diğerleri hikayemin “Kedi Basti Kanser, Tilda ise Aşık Oldu” isimli 11. bölümünde Harry Hole’u misafir etmiş ve kendi kahramanım Dedektif Tilda ile bu ödünç anti-kahramana kısa ama tutku dolu bir ilişki yaşatmıştım.
“Harry Hole iflah olmaz bir alkolik, görev ve sorumluluk açısından berbat bir polis ama gözlem ve muhakeme yeteneği bakımından müthiş bir dedektifti. Bu kadar kötü huyu olmasına ve kanun adamı statüsündeyken bile kuralları çiğneyerek çalışmasına rağmen Norveç Polis Teşkilatı’ndan atılmamasının sebebi bu gözlem ve muhakeme yeteneğiydi. Bir işten veya bir ortamdan çok çabuk sıkılıyor, eğer onu tatmin etmeyecek cevaplar aldıysa şiddete başvurabiliyor, çözümsüz kaldığını hissettiği anlarda hacim olarak %50’dan az alkol içermeyen herhangi bir şişeyi dibini görene kadar kafasına dikebiliyordu.
Tilda, Harry’yi Oslo’ya kalkacak uçağı için yolcu etmek ve uçağa bindiğinden emin olmak için havalimanına gelmişti. Efsane dedektif, daha önce kendi de bunu denemiş, uçağı bilerek kaçırarak soluğu tekrar Tilda’nın yanında almıştı. Âşık olmak güzeldi ama ikisinin de görev ve sorumlulukları dağ gibi yığılmış onları bekliyordu. Harry bunlardan alkol şişelerine sığınarak kaçabilmeyi başarıyordu. Tilda’ya gelince henüz gelecekte ne yapacağına karar verme aşamasındaydı, sorumluluklarını boşlayamazdı.
‘Bana aşık mısın?’ Sesini biraz alçaltarak sormuştu soruyu Tilda. Saçını elindeki lastikle toplarken dikkatlice Harry’ye baktı. Harry hislerini dinledi. ‘Şu anda değil.’ Tilda güldü, yüzü şaşkın bir hal aldı. ‘Şu anda değil mi? O ne demek?’ ‘Şu anda ayrılıyor olduğumuz için ruhumun o kısmı kapalı kalacak demek.’ Tilda başını iki yana salladı. ‘Sen arızalı birisin Hole.’ (Bu paragraf Jo Nesbø’nun Leopar isimli kitabının 439. sayfasındaki diyalogdan uyarlanmıştır.)
Harry’yi yolcu ederken arkasından bağırdı:
You’re an asshole Harry Hole. But I think I loved you- Sen bir pisliksin Harry Hole ama sanırım seni sevdim.”
***
Jo Nesbø’nun kişisel web sitesindeki otobiyografisine kısaltılmış bir çeviriyle göz atalım:
“Çok kitap okunan ve hikâyeler anlatılan bir aileden geliyorum. Yedi yaşındayken bir gün kitaplıktan Sineklerin Tanrısı’nı alıp babamdan bana okumasını istedim. Sanırım kitaptan çok kitap kapağındaki bir mızrağın ucunda ağzından ve gözünden kanlar akan domuz kafası ilgimi çekmişti. Babam hikâyeyi okudu ve ben bu hikâyeyi daha ilginç yazabilirdim diye düşündüm.
Ama o zamanlar en büyük tutkum futboldu. 17 yaşında doğduğum şehir olan Molde’de prömiyer ligdeki bir takımda oynadım. İngiltere’nin Tottenham takımına gitmeye hazırlanıyordum ki çapraz bağlarım koptu. Okula devam etmedim ve orduya katıldım. Oradaki üç yılım boyunca liseyi dışarıdan bitirdim, Hamsun ve Hemingway’le tanıştım. Sonra Bergen’de prestijli bir okul olan School of Economics and Bussiness Administration’a kaydoldum.
Bir gün kafeteryada otururken tanımadığım bir öğrenci gelip gitar çaldığımı duyduğunu söyledi. Aslında sadece üç akor biliyordum. Birlikte bir müzik grubu kurarak gürültülü türden elektronik bir müzik yapmaya başladık. Vokalistlerin hepsi kısa sürede ayrılınca kendimi mikrofonun önünde buldum. Sonra şarkıları da ben yazmaya başladım. Ama bu grupla çok ileri gidemedik. Üniversite bitince Oslo’da finans sektöründe çalışmaya başladım. Bir gece tanıdık bir caz bas gitaristi şarkılarımdan birkaçını dinledi. Hemen ertesi gün onunla Di Derre (‘Şu Çocuklar’ diye çevirebiliriz) grubunu kurduk. Bir yıl sonra ilk konser turumuza çıkmıştık bile. İkinci albümümüz Norveç’te en çok satan albüm oldu. Birdenbire bir pop yıldızı olmuştum.

Müziği hobiden iş haline getirdikten sonra hayatlarına çok fazla müdahale eden bu talepkâr sektör yüzünden çoğu müzisyenin başına neler geldiğini görüyordum. O yüzden finans sektöründe çalışmayı bırakmadım. Grup olarak konserlerimiz ve albümlerimiz de tam gaz devam etti. Norveç’in en büyük borsa brokerliği firmasında işe girince haddinden fazla çalışmaya başladım. İş ve müzik derken hayatta her şeyden nefret etmeye başladım. İş yerimden altı ay izin istedim ve Avustralya’ya giden bir uçağa atladım. Amacım Norveç’ten en uzak yere gitmekti. Ama laptopumu yanıma almıştım.
Bilgisayarı yanıma almamın nedeni, bir yayınevinin, grup ile konser turları için yollarda olmanın nasıl bir duygu olduğunu yazmamı istemesiydi. Birden, bundan daha başka bir şeyler yazabileceğimi ama bunun sadece an meselesi olduğunu hissettim. Norveçli yazar Aksel Sandemose’nin dediği gibi yazmaya değecek iki şey vardı: cinayet ve aşk.
Oslo’dan Sydney’e uçakla otuz saat süren yolculukta kafamda bir hikâye oluşmuştu. O yolculuktan sonra otele vardım. Jetlag oldum ve Harry adında bir adamın Sydney havalimanına inişini, jetlag oluşunu ve benim kaldığım otelde kalışını yazdım.
Avusturalya’dan döndüğümde ilk Harry Hole romanım olan Yarasa neredeyse tamamdı. Roman taslağını mahlasla bir yayınevine gönderdim. Finans dünyasındaki işime döndüğüm ilk gün baktım ki, bir evim var, harika bir müzik grubum var ve hiç borcum yok. Babam hep II. Dünya Savaşı’ndan kalma hikayelerini yazmak isterdi ve yazamadan ölmüştü. Ben de onun gibi olmak istemedim. Ve o gün istifa ettim. Artık yazmak ve hayatımı yaşamak istiyordum. Yayınevinden telefon gelip de görüşmeye gittiğimde bana neden kendi ismimle değil de mahlas kullanarak yazdığımı sordular. Ben de Di Derre isimli meşhur müzik rubunun solisti ve gitaristi olarak tanındığım için böyle yaptığımı söyledim. Müzik grubumu ve şarkılarımı bilemediler. Böylece ilk romanım ‘Yarasa’ 1997 yılında kendi adımla basıldı. Kitap çıktıktan sonra bir pop müzik şarkıcısı polisiye roman yazmaya kalkmış diyecekler diye bekledim ama aksine eleştirmenler romana odaklandılar ve güzel eleştiriler aldım.
Yarasa 1997 Riverton En İyi Norveç Suç Romanı ödülünü aldı. Sonra Harry Hole romanları birbirini izledi.
2009’da bir Harry Hole vakfı kurarak Headhunters- Kafa Avcıları kitabımın tüm gelirlerini bu vakfa bağışlamaya karar verdim. Bu vakıf her yıl bir Saygın Adam veya Saygın Kadın ödülü ile bir kişi ya da kuruluşa burs veriyor. Dünya çapında eğitim amaçlı başarılı çalışmalar yapanlar bir komite tarafından değerlendiriliyor.”
***
jonesbo.com’da Harry Hole ile ilgili bir biyografi sayfası da var. Kurgu bir karakter de olsa üzerine 11 defa hem de pek çok ülkede bestseller olmuş roman yazılınca hem yazara eski bir arkadaşını yazıyormuş hem de okura çok tanıdık birini okuyormuş hissini verdiği kesin. Harry’nin biyografisine bir göz atalım:
Harry Hole hikayeleri genel olarak Oslo’da geçer ama Avustralya ve Tayland’a kadar uzanır. Bu da hikayelere uluslararası bir boyut kazandırır. Harry bir anti-kahramandır. Kendisi imkânsız bir karakter olmakla beraber onu beğenmemek imkansızdır. Amirlerine göre Harry, Oslo Polis Teşkilatı’ndaki en iyi dedektiftir ama aynı zamanda çok berbat bir kamu çalışanıdır. Sıkı bir içki içici olduğu ve her türlü otoriteye karşı durduğu için adaleti kendi yöntemlerince sağlamayı adet edinmiştir. Teşkilattan uzaklaştırma aldığı ve amirlerince baş ağrısı olarak nitelendirildiği zamanlarda bile Hole, kendi meslektaşlarınca polislik yetenekleri için saygı görmüştür.
Kızılgerdan macerasında hayatına giren ve bekar bir anne olan Rakel’le olan ilişkisi oldukça çalkantılıdır. Tam anlamıyla birlikte olamadıkları gibi ayrı da kalamamaları işleri daha karmaşık hale getirmektedir. Harry, Rakel’in oğlu Oleg’le de sıkı bir ilişki kurmuş ve onun için sert bir baba figürü olmuştur. Harry’nin Down sendromlu kız kardeşi Sis de Oleg gibi Harry’nin hayatını renklendirmektedir. Ta ki en sevdiği votka olan bir şişe Jim Beam bu renklendirme işini devralana kadar.
Harry Hole, uzun boylu, atletik, sarı saçlı, beyaz tenli, büyük burunlu, mavi gözlü bir adamdır. Ağzı ve dudakları kadınların dikkatini çekecek kadar güzeldir.
Polis koleji ve hukuk mezunu olması Harry’yi polis teşkilatında ortalamanın üzerine çıkarmaktadır.
***
Yazar, Polis isimli romanını 2013’te yayınlamış. Bu romanın tanıtım partisi için Oslo’daki en büyük kulüp tutulmuş: Rockefeller. Partide sevdiği bazı şarkıcılar sahne almış. En son bir Di Derre hiti olan şarkı çalınca dayanamayıp sahneye fırlamış ve o söylemiş.
“Şarkının ortasında bir gitar solo vardı. Soluma göz attım. Knut, orada, olması gereken yerde yoktu, gitar çalmıyordu,” diye anlatmaya devam ediyor. Ve hikâye gibi başlayıp hikâye gibi anlattığı otobiyografisinin sonunu 2013’te vefat eden kardeşi için şöyle bitiriyor;
“Polis romanımı Knut Nesbø’ya ithaf ediyorum. Futbolcu. Gitarist. Dost. Kardeş.”
***
Yazarın Eserleri / Harry Hole Serisi:
The Bat, Yarasa 1997
Cockroaches, Hamamböcekleri 1998
The Redbreast, Kızılgerdan 2000
Nemesis, Nemesis 2002
The Devil’s Star, Şeytan Yıldızı 2003
The Redeemer, Kurtarıcı 2005
The Snowman, Kardan Adam 2007
The Leopard, Leopar 2009
Phantom, Hayalet 2011
Police, Polis 2017
Knife, Bıçak 2019
Killing Moon, Kanlı Ay (2023
Olav Johansen serisi:
Blood on Snow 2015
Midnight Sun 2015
Doctor Proctor serisi:
Doctor Proctor’s Fart Powder, Doktor Proctor’un Osuruk Tozu (2010)
Doctor Proctor’s Fart Powder: Bubble in the Bathtub, Doctor Proctor’un Osuruk Tozu: Küvette Köpük (2011)
Doctor Proctor’s Fart Powder: Who Cut the Cheese, Doktor Proctor’un Osuruk Tozu: Peyniri kim kesti? (2012)
Doctor Proctor’s Fart Powder: The Great Gold Robbery, Doktor Proctor’un Osuruk Tozu: Büyük Altın Soygunu (2014)
Doctor Proctor’s Fart Powder: Silent (but Deadly) Night, Doktor Proctor’un Osuruk Tozu: Sessiz (Ama Ölümcül) Gece (2018)
The Kingdom romanları:
The Kingdom (2020)
Blood Ties (2024)
Bağımsız kitapları:
The White Otel 2007
Headhunters 2008
The Son 2014
Macbeth ve Shakespeare Yeniden 2018
Rat Island and Other Stories (2021)
The Night House (2023)
Wolf Hour (2025)
Film/Dizi:
Jackpot 2011, film.
Hodejegerne– Jo Nesbø’s Headhounters, Kafa Avcıları 2011, film.
Okkupert, Occupied, 24 bölümlük dizi,2015-2020
The Snowman, film, 2017
Detective Hole, 2026, The Devil’s Star, Şeytan Yıldızı (2003) kitabından uyarlanan 9 bölümlük Netflix dizisi.


