Sevgili Müge İbrikçi Baran, Dedektif sayfalarına hoş geldiniz. Söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için Dedektif yazarları ve okurları adına teşekkür ediyorum.
Asıl ben çok teşekkür ederim. Kitap üzerine ilk söyleşiyi Dedektif Dergi ile gerçekleştirdiğim için ayrıca mutlu oldum.
Klasik bir giriş yapalım, bize kendinizi tanıtır mısınız?
1987 İstanbul doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü bitirdim. Çeşitli mecralarda sinema yazıları yazdım. Evliyim, bir çocuğum var.

Çocukluğumdan beri hem sinemaya hem de edebiyata ilgim vardı. İlkokul yıllarından beri masal, öykü, şiir aklıma ne gelirse yazmaya çalışırdım. Film izlemeyi çok severdim. Lise çağlarında sevdiğim filmlerin büyük çoğunluğunun 90’ların yeni kara filmleri olduğunu fark ettikten sonra biraz daha derinlere inip 1940’ların siyah beyaz filmlerine kadar kara filmin izini sürdüm. Üniversitede bitirme tezimi kara film üzerine yazdım. Okul bitince de “Karanlık Sinema” adında bir blog açtım. Tür sinemasına karşı olan sevgimden dolayı polisiye, korku, bilimkurgu gibi türlerden bahseden filmler üzerine eleştiriler yazdım, dosyalar hazırladım. Hem klasiklerden hem gözden kaçabilecek filmlerden hem de vizyondaki filmlerden bahsettim. Karanlık Sinema haricinde “İyi Kötü Film” ve “Popüler Sinema” sitelerinde yazdım.
Sinemaya ağırlık vermeme rağmen bir yandan da sonunu getiremediğim öyküler yazmaya devam ediyordum. Uzun zamandır yazmak istediğim polisiye roman için bu sefer bilgisayar başına oturdum, “Kâbuslar ve Mektuplar” ortaya çıktı.
Kâbuslar ve Mektuplar bir ilk roman. İlk romanın polisiye edebiyattan oluşu biz okurlar için sevindirici. Kâbuslar ve Mektuplar nasıl doğdu? Karakterleri ve kurguyu oluşturduğunuz süreci yazım aşamasında yaşadığınız heyecanı bize biraz anlatır mısınız? Bu romanın meselesi nedir? Karakterler, zaman ve mekân seçimleri nasıl yapıldı?
Türkiye’nin 40’lı yıllarında geçen Amerikanvari bir dedektif hikâyesi yazmak aklıma lise yıllarında gelmişti ama üstüne hiç kalem oynatmamıştım. Fakat hep aklımı kemiren bir konuydu. Kara filmi araştırırken de 30’lardan 50’lerin sonuna kadarki dönem hakkında bilgi sahibi olmaya çalışmıştım. Ama Türkiye kısmı benim için biraz eksikti. Erken Cumhuriyet dönemi gündelik hayatı üzerine kaynakları inceledim. Kitabın yazım sürecinde bir yandan da kurgu dışı kitaplar okumaya ağırlık verdim.

Polisiye yazarken genellikle tavsiye edilen şudur: “Yazmaya başlamadan önce bütün olaya hâkim olun, her karakteri titizlikle oluşturun,” derler ama ben yazım sürecini o anki ruh halime bırakmayı seviyorum. Romanın iskeletini önceden oluştursak bile yazarken kesinlikle değişiklikler oluyor. Kontrol aşamasında hem hikâyeyi hem karakterleri didik didik düzeltmek biraz daha zor belki ama bana daha doğal geliyor. Genellikle yazdıklarıma karşı acımasız davranırım, içime sinmeyen bazı bölümleri silip baştan yazdığım zamanlar olmuştur.
Kısacası kitabı yazarken profesyonel bakış açısıyla yaklaşmadım. Her gün oturup en az üç sayfa yazacağım diye kendimi şartlamadım. Ama her gün roman üzerine düşündüm. Bolca not aldım. Takıldığım konularda araştırma yaptım. Bir bölümün yazdıktan sonra öteki gün düzeltmelerini yapmaya çalıştım. Elimden geldiğince yazmaya vakit ayırıp olay örgüsünden kopmamak benim için önemliydi.
Ben doğma büyüme İstanbullu olduğum için romanın İstanbul’da geçmesi kaçınılmaz oldu. Olaylar ağırlıklı olarak Kadıköy’de geçiyor ve o zaman diliminde yaşamadığım için mekânları kitap, dergi gibi yazılı kaynaklardan esinlenerek buldum. Elimden geldiğince dönemin tarihi dokusuna uygun yazmaya çalıştım. Karakterlerin tek bir ağızdan konuşmamasını, kendine ait sesleri olmasını istedim. Benim için en önemlisi de şu oldu; karakterlerin siyah ve beyaz kadar keskin değil gri gibi arada kalmış, daha insani olmaları için çabaladım.
Kitabın ana hikâyesini ise dedektifin mustarip olduğu savaş nevrozu etrafında şekillendirdim. Gördüğü kâbuslarla da polisiye haricinde sevdiğim diğer bir tür olan korkuya pas attım. Lobotomi ise o dönemden ilgimi çeken başka bir kavramdı. Lobotomi ve elektro şok, gerçek hayatta yıllar önce uygulanmasına rağmen hem ilkel hem de fütüristik bir hissiyat bırakıyor bende. Savaş nevrozu ile çok uzak olmayan kavramları romana dâhil ederek olay örgüsünü besledim. Kara filmin bende uyandırdığı edebi yansımayı romana aktarabildiğimi düşünüyorum.
İlk dosyaların yayımlanma süreci sancılıdır. Sıradaki soruyu yazar adaylarıyla tecrübenizi paylaşmak adına soruyorum. Kâbuslar ve Mektuplar nasıl bir yayın macerası yaşadı? Hevesli kalemdaşlarınıza tavsiyeleriniz neler?
Normalde kendimi şansız biri olarak tanımlarım ama kitabın yayınlanma süreci, benim adıma nispeten kolay ilerledi. Yeni kurulan Narkissos Yayınevi’nden, sinema yazılarımdan aşina oldukları için elimde bir sinema kitabı dosyası olup olmadığını sordukları bir mail aldım. Ben de bir polisiye roman üzerine çalıştığımı belirttim. Bitirince Narkissos’a gönderdim, okuyup beğendiler. Küçük düzeltmeler, mizanpaj ve kapak tasarımı sonrasında kitabım yayımlandı.
Aslında romanın yazım sürecinde bir yandan da dosyamı nasıl yayımlatabilirim diye araştırma yapmış, nerelere gönderebilirim diye liste oluşturmuştum. Yazar adaylarına ilk tavsiyem; öncelikle dosyanızı kendiniz birkaç kere okuyup hem yazım hem kurgu hatalarınızı kontrol edin. Sizi rahatsız eden, içinize sinmeyen yerleri sesli okuyun. Yayınevlerine göndermeden önce birkaç tanıdığınızın fikrini alın. Edebiyat dünyasından birisi olması da şart değil. Mesela ben aileme, birkaç arkadaşıma okutmuştum. Farklı yaş gruplarının fikrini almanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Yazdığınız türü göz önünde bulundurarak yayınevi seçmenizi tavsiye ederim. Büyük yayınevlerinin yanı sıra butik yayınevlerine de eserinizi göndermeyi ihmal etmeyin. Sosyal medyayı aktif kullanmak da işinizi kolaylaştırabilir.
Belki polisiye açısından bir şey kazandırmaz ama Stephen King’in “Yazma Sanatı” kitabını yazar adaylarına hem yol göstermesi hem de motivasyon açısından tavsiye edebilirim.
Romanda klasik polisiye kurgusuna bağlı kaldığınızı görüyoruz. Altın Çağ’ın bittiğine dair tartışmalarının sürdüğü zamanlardayız. Klasik polisiye severler adına dönem ve tür seçiminizden dolayı sizi kutlarım. Sizin polisiye okur veya sinema seyircisi olarak tercihiniz bu yönde mi? Neler okur neler izlersiniz?
Genellikle, suç, gerilim, korku, bilim kurgu ağırlıklı izlemeye ve okumaya çalışırım. Klasikleri ve bağımsız filmleri severim. Konusu, yönetmeni veya oyuncusu dikkatimi çekerse yapım yılı fark etmeksizin izlerim, pek ayrım yapmam.

Her kara filmi polisiye türüne dâhil etmek biraz zor. Onun için suç türüne daha yakın durduğumu ifade edebilirim. Ama polisiyede olay örgüsünün nasıl kurulduğunu anlayabilmek için Agatha Christie, Edgar Allan Poe gibi türe yön veren yazarları okumak şart. Kuralları yıkabilmek için ilk önce kuralları bilmememiz lazım. Öte yandan polisiyenin yeniden altın çağını yaşayabilmesi için yeniliklere açık olmak ve okuyucuyu, izleyiciyi polisiyeyi sevdirecek eserler üretmemiz gerekiyor. Edebiyat ile sinemanın birbirinden ilham aldığını ve birbirini desteklediğini de göz ardı etmemek gerekir. Ülkemizde bir kitap tutunca filmi çekilir. Film tutarsa uyarlandığı kitap daha çok satılır. Polisiye edebiyatın, diğer sanatların da desteğini alarak yeniden altın çağını yaşamasının mümkün olduğunu düşünüyorum.
Bize kısaca Kâbuslar ve Mektuplar’ı anlatır mısınız? Özel Dedektif Harry Wilder’ın başka maceralarını okuyacak mıyız?
Kâbuslar ve Mektuplar; 1940’ların sonunda geçiyor. Yarı Türk, yarı Amerikalı dedektif Harry Wilder, bir yandan geçmişindeki savaş travmasıyla boğuşurken öte yandan eski sevgilisi İnci’nin şüpheli intiharını araştırmak için İstanbul’a gelir. Dedektif, kendini hiçbir yere ait hissetmez, üstünde bir boşvermişlik vardır ama yine de hayatına devam etmeye çalışmaktadır. İnci vakası aslında onu bir nevi tekrar ayağa kaldırır ve küllerinden doğmasını sağlar. Dedektif olayı araştırdıkça toplumun çürümüşlüğüyle ve kendi geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Karanlık sırlar tek tek aydınlanırken aslında herkesin yalan söylediğini fark edecektir.
Kâbuslar ve Mektuplar’ın devamı üzerine çalışmalara başladım. Yeni macera, ilk kitabın kaldığı yerden devam edecek. Harry Wilder karmaşık bir cinayeti çözmek için Amerika yolculuğunu erteleyecek ve ilk kitaptaki bazı karakterler yine karşımıza çıkacak.
Biraz da sinema konuşalım. Karanlık Sinema sitesinin kurucusu ve yazarı olduğunuzu söylediniz. Karanlık Sinema ne zaman, ne amaçla kuruldu? Bize mutlaka izlemenizi öneririm dediğiniz birkaç film ismi rica edelim.
2013’te Karanlık Sinema’yı kurdum. Tür sineması üzerine özellikle kara film ve korku odaklı bir sinema sitesi olmak için yola çıktı. Şu an aktif olmasa da ilerleyen zamanda belki devamını getirebilirim.
İlgi alanım olan kara filmin ruhunu anlamak açısından sevdiğim filmlerden önerilerde bulunayım: The Maltese Falcon (1941), Double Indemnity (1942), Laura (1944), The Night of the Hunter (1955), Se7en (1995), The Man Who Wasn’t There (2001). Ayrıca Fritz Lang, Billy Wilder, Alfred Hitchcock, David Fincher ve Coen Kardeşler’in çoğu filmini gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Son olarak Müge İbrikçi Baran’ın okumaktan zevk aldığı, kalemini beğendiği yerli ve yabancı polisiye yazarlarını öğrenmek isteriz.
Raymond Chandler, James M. Cain, Dashiell Hammett, Patricia Highsmith tarzı yazarları genellikle okurum. Yerli edebiyattan Celil Oker ve Yaprak Öz okurken keyif aldığım yazarlardır. Son zamanlarda okuyup beğendiğim “Kavgaz Çantacı” romanını tavsiye edebilirim.
Türk polisiye edebiyatı açısından biraz eksik olduğumu hissettiğimden bu aralar her yazardan en az bir kitap okumaya çalışıyorum. Ayrıca eski Türk polisiyelerini çok seviyorum. Yakın zamanda, tefrikalar halinde yayımlanıp günümüzde bir araya getirilen, dikkate değer kitaplar basıldı. Polisiye edebiyatımızın temelini daha da sağlamlaştıran önemli çalışmalar oldukları kanaatindeyim.
Son olarak polisiye yazan herkesin Erol Üyepazarcı’nın “Korkmayınız Mister Sherlock Holmes” kitabını kütüphanesinde bulundurması gerektiğini düşünüyorum.
Davetimizi kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ediyor, polisiye edebiyat yolculuğunda başarılar diliyoruz. Sevgiler.
Polisiyeye yaptığınız katkılardan dolayı ben teşekkür ederim.


