Yazar: Alper Canıgüz
Editör: Beyza Ertem
Kapak Resmi: M. K. Perker
Everest Yayınları
1-15. Basım: Ekim 2025
312 sf.
Polisiyemizin en oyunbaz kalemlerinden Alper Canıgüz, süregiden dörder yıllık döngüsünü bozmadı ve 2025’in son aylarında nihayet yolunu gözlediğimiz yeni romanına kavuştuk: Örümcek Burgacı. Everest Yayınları’nın raflara taşıdığı bu “retro bilim-kurgu polisiye” edebiyatımıza yepyeni ve sıra dışı bir kahraman kazandırdı: Rilke gibi dilbaz, tilki gibi kurnaz, Cinaslı Hafiye Stan LeFleur.

1974 yılında, ütopya mı desem distopya mı belirsiz, alternatif bir dünyadayız. Küçük yaşta Türk bir aile tarafından evlat edinilmiş olan Alman asıllı şair-dedektif Stan LeFleur, Kadıköy Yeldeğirmeni’nde mütevazı bir dedektiflik bürosu yönetiyor. II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye dâhil dünyadaki pek çok ülke hiperdemokrasi ile yönetiliyor. Yani kamuyu ilgilendiren her konu, anketlerle belirlenip karara bağlanıyor ve toplum kanaati esas alınıyor. Her şeye ama her şeye, kimin yaşayıp kimin öleceği de dâhil olmak üzere, çoğunluk karar veriyor. Ancak psikolojiye birazcık ilgi duyanların gayet iyi bileceği gibi bir şeyden ne kadar fazla bahsedilir ve altını çizme ihtiyacı duyulursa orada o kadar sorun/eksiklik olması söz konusudur. Hiperdemokraside “gerçek” en tehlikeli kavramdır ve “çoğunluk” kadar ürkütücü pek az şey vardır.
Hiperdemokrasinin yılmaz savunucuları olduğu kadar elbette şiddetli muhalifleri de var: Realistler. Stan’in hayattaki tek akrabası olan yıllardır görüşmediği abisi Stefan ise bu örgütün lideri. Nazik ruhlu şair-dedektifimiz kalan sınırlı ömründe Hanzade Han adlı müşterisinin araştırılmasını talep ettiği bir cinayet-intihar vakasını soruşturmaya kendini vakfediyor. Hayatı soğukkanlılık ve tevekkülle kucakladığı son zamanlarında sadece Stan’in değil tüm insanlığın dikkatini çeken astronomik bir hadise de söz konusu: Göğü diklemesine ikiye yaran, koyu kızıl renkli bir yarık. Namıdiğer Örümcek Burgacı. Bu esrarengiz vakıanın kıyamet habercisi mi, meteor yağmuru mu, bir UFO istilası veya nükleer silah denemesi mi olduğu üzerine tartışmalar devam ededursun, Stan kendisini karmaşık bir olaylar zincirinin içinde buluyor.
Canıgüz’ün yarattığı evren o kadar gerçek ve ikna edici ki kendinizi sıklıkla daha neler göreceğiz bakalım diye hayıflanırken buluyorsunuz. Yazarın ustalığı tam da burada: Size alternatif bir evren üzerinden güncel dünya düzenine dair öyle ince sorgulamalar yaptırıyor ki salt bir cinayet soruşturmasına odaklanmıyor, alternatif de olsa dünyanın derdine düşüyorsunuz. Stan ile birlikte ruhunuz inciniyor, yüreğiniz sıkışıyor, çaresizliği derinden hissediyorsunuz.
Romanın beni en şaşırtan yanı, hissettirdiği zaman algısı oldu. Kurguda Örümcek Burgacı güçlendikçe evren üzerinde yarattığı etki, zamanın akışını sündürüyor ve dünyanın devinimini yavaşlatıyordu. Romanı okurken benim hissettiğim şey de tam olarak buydu. Kurgu aslında ziyadesiyle hareketli. Pek çok olay peş peşe gerçekleşmesine, tempo asla düşmemesine rağmen zaman ağırlaşıyor, uzadıkça uzuyor, esniyor, sanki geçmişle gelecek arasında salınan upuzun bir sarkaç gibi yalpalıyor. Bu da yaratılan evrenin içine rahatlıkla girmenizi sağlıyor.
Karakter seçimine gelirsek; belki de şair ruhlu bir dedektif oluşundan, Stan’i nedense zihnimde ince uzun, narin bir silüet olarak canlandırmaktan kendimi alamadım. M. K. Perker’in kapaktaki enfes çiziminin de bunda etkisi vardır zannederim. Kahramanımız iri yarı bedeni ve güçlü kuvvetli fiziğiyle olaylara profesyonel şekilde her müdahale ettiğinde hafiften yadırgamadım desem yalan olur. İlerleyen maceralarda kendisine alışırım sanırım.
Velhâsıl, aramıza hoş geldin sevgili Stan LeFleur. Birlikte nice maceralara, gezilere, dizelere…
Kartal gibi gözlerim
Sivri gelir sözlerim
Sen iste yeter cânım
Hasmın, hısmın gözlerim.


