YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

SUÇUN MUTFAĞI

Diğer Yazılar

Dedektif Dergi
Dedektif Dergihttps://dedektifdergi.com/
En çok aldığımız sorulardan biri, Dedektif’e yazı gönderebilir miyiz? Evet, elbette bize konusu polisiye olan öykülerinizi ve gene polisiye üzerine yazılmış denemelerinizi, incelemelerinizi, kitap/film eleştirilerinizi ve makalelerinizi gönderebilirsiniz. Öykü ve yazılarınız yayın kurulumuz tarafından değerlendirildikten sonra dergimizde yayınlanacaktır.

Bir polisiye roman, okurun eline ulaştığında artık tamamlanmış bir hikâyedir. Oysa o hikâye ortaya çıkana kadar geçen süreç; not defterleri, yarım bırakılmış taslaklar, silinmiş cümleler, defalarca değişen planlar ve çoğu zaman yalnız geçirilen uzun saatlerden oluşur. “Suçun Mutfağı”, tam da bu görünmeyen alanı aydınlatmayı amaçlayan bir yazı dizisi.

Bu dizide, polisiye yazarlarının yaratım süreçlerinin perde arkasına bakıyoruz. Bir romanın ilk kıvılcımı nerede ortaya çıkar? Karakterler nasıl şekillenir? Yazar masa başına nasıl oturur, hangi aşamada araştırma yapar, hangi noktada durur ve ne zaman yeniden başlar? Okurdan gizli kalan bu soruların cevaplarını, doğrudan yazarların kendi anlatımıyla dinliyoruz.

“Suçun Mutfağı”, tamamlanmış bir metnin değil; o metni mümkün kılan düşünce sürecinin izini sürer. Yazarlık alışkanlıkları, çalışma yöntemleri, tıkanma anları, araştırma yolları ve romanın nihai hâline ulaşana kadar geçirdiği dönüşüm bu sayfalarda görünür hâle gelir. Amaç, bir yöntemi dayatmak ya da tek bir “doğru yazma biçimi” sunmak değil; her yazarın kendi mutfağında suçun nasıl piştiğini göstermektir.

İlk bölümün konuğu değerli polisiye yazarımız Çağatay Yaşmut.

Yaşmut, kendi kaleminden, polisiye metinlerinin nasıl doğduğunu, nasıl şekillendiğini ve hangi aşamalardan geçerek okura ulaştığını anlatıyor.


ÇAĞATAY YAŞMUT: Bir hikâyeye ya da romana nasıl başladığımı Felsefe Cinayetleri romanımın yazım sürecini üzerinden anlatayım.

Öncelikle iki şeyden uzak durmaya gayret ediyorum: Klişeler ve tesadüfler.

Bir intikam hikâyesi anlatmak istedim. Adaletsizlik insanlara kendi adaletini sağlatır ya da yüce aşk intikam aldırır… gibi bir tema buldum. Konu çok klişe olduğu için romanın kendi içindeki dinamikleri üzerinde çalışmam gerekiyordu. Mesela, romanı tek bir cinayetle sınırlamamalı, muammayı artırmak için birden fazla kurban yaratmalıydım. Bir seri katil hikâyesi. Ama yine çok klişe olacaktı. Kurbanlar ‘Üçü benzemez’ olmalıydı. Yani, görünürde aralarında hiçbir ortak yön olmamalıydı. Gerçekte, cinayetleri tek bir katilin işlediği bilinmemeliydi. Her cinayete ayrı bir soruşturma açılırsa, kurbanların hayatlarını didikleyebilir, romanı sosyal konularla derinleştirebilirdim. Kurbanlar kimdi? Mesela bir müteahhit, narsist bir reklam yıldızı ve serseri bir taksici. Konumları, meslekleri, sosyal ve ekonomik statüleri, yaşadıkları semtleri birbirlerinden farklı üç insandı bunlar. Katil, bir seri katil olduğunu göstermek istemiyordu. Polise meydan okuma gibi bir niyeti yoktu. O örselenmiş biriydi. Tek derdi intikam almaktı. Yakalanmak istemiyordu. Ama bir noktadan sonra cinayetlerin aynı katilin işi olduğunun anlaşılması kaçınılmazdı. Yoksa roman çok uzayacaktı. Katil kurbanlara bir hafta önceden üzerinde felsefi bir şiir yazan not göndermişti. Şiirin konusuyla kurbanın özel yaşamı benzerlik gösteriyordu. Polis bu şiirleri bir şekilde öğrenecek ve karşılarında kurbanlarını iyi tanıyan bir seri katil olduğunu fark edecekti. Sonunda bu üç kurbanın ortak noktasını bulacak, intikam cinayetleri olduğunu anlaşılacaktı. Geri kalan bölümde soruşturma bir seri katil avına dönüşecekti. Geriye katilin kim olduğu kalıyordu.

Araştırma sürecinin nasıl işlediğine dair yine Felsefe Cinayetleri romanımdan örnek vereyim: Katilin kurbanlarına önceden gönderdiği felsefi şiirler için en uygun filozofu araştırdım. Felsefe üzerine yaptığım yüksek lisans burada bana çok yardımcı oldu. Katilin çektiği acılarla hemen hemen aynı acıları yaşamış Boethius’u buldum. Onun Felsefenin Tesellisi yapıtındaki şiirlerinden romanıma uygun olanlarını seçtim. Ayrıca MOBESE, PTS (Plaka Takip Sistemi) gibi kamera sistemlerini, görüntü kayıtlarının nerede tutulduğunu ve talep edilme prosedürlerini öğrendim. Şüphelilerin cinayet saatinde nerede olduklarını tespit etmek için telefon sinyallerine geriye doğru nasıl bakıldığını araştırdım. Cinayetlerin işlendiği olay mahallerini dolaştım. Hemen hemen her romanda bu tarz araştırmalar yaparım.

Olay örgüsünü neden sonuç ilişkisine göre kuruyorum ve her sahnenin romanın bütününe hizmet etmesine dikkat ediyorum. Sayfa doldurmak için gereksiz bir sahne ya da konuyu ilerletmeyen, bilgi vermeyen diyaloglar yazmıyorum. Romanlarımda karakter sayısı fazla olduğu için ana karakterler dışındaki tüm karakterleri çevremde tanıdığım ya da bir filmde, dizide görüp beğendiğim karakterlerden seçiyorum, onlara ufak değişiklikler yaparak hikâyeye uygun hale getiriyorum. Ayrıca mutlaka bir karakter defteri tutuyorum.  

Bir yazma rutinim, ritüelim yok. Her yere sırt çantamla giderim. Daima bilgisayarım yanımdadır. Son zamanlarda kitap kafelerde yazıyorum. Çok sessiz ortamlarda yazamam. Evde yazamam, sıkılırım. Kafede yazarken konuşmalar, müzik, sandalye sesleri, dışarıdan gelen kornalar, gülüşmeler, yüksek sesli sohbetler beni yazmanın melankolisinden koruyor. Yoksa depresif oluyorum.

Bence polisiye yazarken en kritik teknik meselegizemi kaybettirmeden ve mantık hatası yapmadan olayların neden sonuç bütünlüğü içinde ilerlemesi ve katilin romanın sonuna kadar saklanması.

Yeni yazmaya başlayanlaraçok okusunlar demeyeceğim. Çünkü çok okumanın yazmaya fazla bir katkısının olduğunu düşünmüyorum. Nokta atışı okumaların daha verimli olacağına inanıyorum. Kendilerine bir rol model yazar seçerek o yazarın bütün eserlerini üzerinden ilerlemelerini öneririm. Bu yöntem iyi çalışıyor. Ben de aynı yöntemi uyguladım. Sevgili hocam Celil Oker’in bütün romanlarını defalarca okuyarak üslubumu geliştirdim. İlk romanlarda bir benzerlik olabilir, bu kötü bir şey değil, yazdıkça kendi üslubunuz ortaya çıkacaktır. Her gün en az bir sayfa yazmak gerekiyor. Ne yazdığınızın önemi yok. Her gün en az bir sayfa.

En Son Yazılar