Sevgili Aytaç, röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Dedektif sayfalarına bir de bu şekilde konuk olmanı istedik, hoş geldin.
Öncelikle bu röportaj daveti için, dahası derginin sayfalarını bana da açıp bir yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim.
Dizi ve film dendiğinde aklıma gelen birkaç isimden birisin. Bunun ilk nedeni seni ismen bir zamanların efsane altyazı paylaşım platformu DivxPlanet’ten tanıyor olmam. Benim de çevirmen ve altyazı kontrol ekibinde yer aldığım ve forumunda gayet kaliteli paylaşımlar yapılan unutulmaz bir siteydi. Dergimize dizi ve film tanıtımları yapmanı teklif ettiğimde kırmadın bizi ve tam 15 sayıdır önerdiğin yapımları hevesle takip ediyoruz. Bize biraz kendinden bahseder misin? Aytaç Kara kimdir, dizi izlemediğinde neler yapar?
Çocukluk, okul ve iş dâhil hayatının çoğu Ankara’da geçen biriyim. Sanırım biraz da bunun etkisiyle kültür ve eğlence sektörünün içinde olduğu kadar dışında birisiyim. Eğitimim finans ve matematik üzerine mesela, hatta kamuda bu alanda çalışıyorum bir süredir ve dizi-film ya da edebi alanındaki uğraşlarım ikinci bir dünya gibi duruyor bazen.
Ciddi anlamda dizi-film izlemeye üniversitede başladım ve altyazı çevirilerine de tamamen “Bu iş nasıl yapılıyor acaba?” diyerek bir merakla atıldım. Yolum da DivxPlanet’e düştü tabii. Hobiye dönüşen bir merak ilk profesyonel çeviri teklifini (hem de sosyal medyadan) alınca bir anda ciddiye bindi. O dönem izlediklerimle ilgili amatörce bir şeyler karalıyordum, altyazı uğraşım gibi yazılar/eleştiriler de sadece bir hobi olarak kalmadı. Halen tümü iç içe geçmiş bir şekilde yaşıyorum ve kendimce bu durumdan gayet memnunum diyebilirim.
Çoğu izleyici film ve dizi izlerken tür seçimi yapar. Ancak senin beğeni yelpazenin gayet geniş olduğunu gözledim. Yerli yabancı ayırt etmeksizin neredeyse her tür yapımı takip ediyor hatta bazılarını tekrar izliyorsun. Ayrıca izlediklerin hakkında farklı platformlarda yazılar yazıyor, yorum yapıyorsun. Bu anlamda bunca zaman ve enerjiyi nasıl bulduğunu merak ediyorum. Bize bir Aytaç Kara günü nasıl geçiyor anlat lütfen.
Aslında epey planlı yaşayan, gününü olmasa da gün içinde ne izleyeceğini programlayan birisiyim. İş ve/veya okulun koşuşturmasının yanında; toplu taşımayı, kahvaltıyı, fırsat olursa öğle arasını falan da ilgi alanlarımı takip etmek için değerlendiriyorum. Ayrıca “Türk dizilerini izlerken çok güzel iş yapılıyor,” gibi bir lafım da vardır. Aşırı dikkat istemeyen yapımlar bir köşede akarken çalışmayı seviyorum açıkçası. Sanırım bir noktadan sonra alışkanlık ya da rahatlık yarattı bünyemde. Sürekli bir şeyler izlemenin yoğun ve ‘çok’ gibi durduğu dönemler oluyor elbette. O yüzden tükenmişlik, ödev veya sorumluluk duygusu çökmesin, maksat zevk almak ve sevmek olsun diye dikkat etmeye çalışıyorum. Şu noktada artık neyi beğeneceğimi az çok tahmin ettiğim için neyi ne zaman izleyeceğimi belirlemek ve bir denge kurmak zor gelmiyor. Seçtiğim yapımlar da okul/ders ya da (artık) iş hayatı içindeki boşlukları güzel dolduruyor, genelde günün ağırlığını hafifletiyor ya da güzelleştiriyor. Böylece günlük düzenim genelde bozulmadan devam edebiliyorum.
Her ne kadar her şeyi izliyor olsan da Agatha Christie sevdandan haberdarız. Ne zaman başladı bu aşk? Polisiyede sevdiğin yapımların yanı sıra bunca işin arasında okumaya fırsat buluyorsan kitap ve yazar tavsiyelerini de duymak isteriz.
Ortaokul zamanıydı, okumaya daha fazla merak duymaya başlamıştım. Eski bir tanıdık sayesinde yazarın adını duydum, merak ettim ve bir kitapçıdan “Şampanyadaki Zehir” romanını seçerek başladım. Ardından “On Küçük Zenci” (ismi “On Kişiydiler” oldu) geldi ve benim için her şey değişti diyebilirim…
Sonraki ve ondan sonraki derken her sene birkaç kez görüştüğüm bir arkadaşım oldu Christie kitapları. Dolayısıyla son 20 yıldır Christie maceralarının peşine takılarak bugünlere kadar geldim. Tommy ve Tuppence serisinin Suç Ortakları ve Gizli Düşman romanlarıyla birlikte yazarın tüm kitaplarını okumuş oldum.
Yılda 10-15 arası kitap okuyabiliyorum. Yine de okumaya istediğim ölçüde vakit ayırabiliyorum gibi gelmiyor bana. Bir süredir Stefan Zweig ve Annie Ernaux’a sarmış durumdayım. Novella şeklinde, sürükleyici bir dille yazılmış, kolay okunan kitapları var ikisinin de. Çeşitlilik ve değişiklik olması adına aynı türde ve yazarda uzun süre kalmak yerine başkalarını okuyup arada tekrar dönmeye çalışıyorum. Sanırım A. Christie romanları yıllar içinde bunun tek istisnası oldu.
Yakın geçmişte okuduğum polisiye romanlardan 56 Gün (Catherine Ryan Howard) ve Davetli Listesi (Lucy Foley) ikilisinden memnun kaldım. Eğer bir aksilik çıkmazsa ikisinin de dizi uyarlamaları ekranla buluşacak.
Genç kitleye daha fazla hitap edebileceğini düşündüğüm Karen M. McManus’un üç kitaplık, bizde Yabancı Yayınları’nın bastığı “Birimiz Yalan Söylüyor” serisini tavsiye edebilirim, bağımsız romanları da dâhil olmak üzere tarzını koruyan ve sürükleyen, sevdiğim bir yazar McManus.
Yerli diziler içinde polisiye türünün yaygın olmamasının nedeni nedir sence? Bu türde çekilmiş yerli yapımları başarılı buluyor musun?
Yerli polisiye, iyi örneklerini halen çıkarabildiğimiz bir tür bence, tabiri caizse yapan yapıyor. Masum, Bozkır, Şahsiyet, Alef ya da Mezarlık gibi yapımlar son yıllarda dijitalin beğenilen/sevilen dizileri olarak kendilerini diğerlerinden ayırdılar mesela. Yargı TV’de kendini gösteren bir örnek oldu. Gördüğüm kadarıyla yabancı polisiye dizilerin ülkemizde halen ciddi bir müşterisi var, ama evet genel çerçevede değerlendirdiğimizde yerli yapımlar için yaygın da denmez. Gittikçe koklayarak bulmamız gereken bir hale büründüler.
Bunda ekonomik kaygıların ya da toplumsal ve sektörel dönüşümün/alışkanlıkların payı var. TV dizileri reklam geliri yetmediğinden, yurt dışı satışı da olmadıkça ayakta kalamaz haldeler. Süreler 140-150 dakikaya kadar uzadı. Bu yüzden bölümleri bölüp satıyorlar ve diğer ülkelerde ancak hafta içi her gün yayınlanan pembe diziler olarak ekrana geliyorlar. Böyle olunca da romantizm ve entrika damarı daha ağır basan işlere yatırım yapılıyor, polisiye geri planda kalıyor. Polisiye ögeler bazen dizilerin içine entegre ediliyor bir şekilde… Üstelik yakın gelecekte daha iyi bir noktaya geleceğimizi de pek zannetmiyorum, ağam-paşam devrine dönme yolundayız hatta. Dolayısıyla imkân ve biraz da şansla karşımıza gelenlerle yuvarlanmaya devam edecek gibiyiz.
İnternet üzerinden izlenebilen abonelik tabanlı yayın hizmetlerinin ortaya çıkışı ve artışıyla çoğumuz televizyondan koptuk. Bu hizmetlerin dizi ve film sektörüne olumlu/olumsuz etkileri neler oldu, fikirlerini duymak isteriz.
İzleyici için seçenek sayısının arttığı doğru. Üstelik TV’deki uzun süreli yapımlara bir alternatif oluşturdular. Sektör açısından yeni bir alan ve daha fazla imkân oluşturduklarını da (teoride) söyleyebiliriz. Ancak aynanın diğer yüzünü göz ardı etmemek gerek, zira niceliği ve niteliği tartıştığımızda tablo biraz karışıyor.
Dijital tarafta da, yine TV’nin ağır toplarını görüyoruz. Yukarıda örneğini polisiyeden verdiğimiz bazı iyi denebilecek yapımlar olsa dahi genel olarak baktığımızda benzer isimlerle ve benzer projelerle çark dönüyor resmen. Bu konuya dair bir tartışma yakın zaman önce başlamıştı, ancak işin içine siyasi bazı mevzular karışınca sektör sorunları yine geri planda kaldı. Yakın gelecekte pek bir şey değişecekmiş gibi durmuyor.
Dijitalde de TV’de olduğu gibi ‘daha kolay tüketilir içerikler’ ön planda. Dolayısıyla makul uzunlukta diziler izliyor olsak bile dijital (en azından bizde) TV’den kaçmak isteyenler için yeterli nefes olmuş değil. Yine de izleyici ‘önüne koyulanı izleyen’ pozisyonundan uzaklaştı. Ancak ekonomik sebeplerin etkisiyle herkes her platforma üye olamadığından korsan tüketim arttı. Dijitale olan ilgi de bunlarla birlikte doyuma ulaştı ya da o yöne ilerliyor.
Nihayetinde bu platformların olumlu etkisinin olduğunu ancak bu etkinin beklentinin altında kaldığını düşünüyorum. Yine de ülkemizde ertesi günün ne getireceği belli olmadığından çıkmadık candan ümit kesmiş olmayalım.
Seni daha yakından tanıdığımız için mutluyuz. Sorularımıza verdiğin yanıtlar için teşekkür ediyor, tanıtımlarını daha uzun seneler okumayı diliyoruz.



Thanks for sharing. I read many of your blog posts, cool, your blog is very good. https://accounts.binance.com/en/register-person?ref=JHQQKNKN
Can you be more specific about the content of your article? After reading it, I still have some doubts. Hope you can help me. https://accounts.binance.com/it/register-person?ref=P9L9FQKY