YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

RAHAT POLİSİYE GERÇEKTEN “RAHAT” MI?

Diğer Yazılar

Gencoy Sümer
Gencoy Sümerhttps://gencoysumer.com/
Gencoy Sümer İTÜ İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Master ve Doktora yaptı. www.polisiyedurumlar.com sitesini kurdu ve internette pekçok öykü ve makaleleri yayınlandı. İlerleyen yıllarda Dedektif'in kurucuları arasında yer aldı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında, Göl Kıyısındaki Ev & Gizemli Öyküler ve Aile Sırrı & Bir Percule Hoirot macerası 2018 yılında yayınlandı. Gencoy Sümer'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

“Rahat polisiye” dendiğinde genellikle aynı imgeler akla gelir: Küçük kasabalar, çay saatleri, nazik dedektifler, sahne dışında işlenen cinayetler ve kan görünmeyen ölümler. Bu yüzden rahat polisiye çoğu zaman zararsız, yumuşak, konforlu diye tanımlanır.

Peki, bu tür gerçekten rahat mı, yoksa bize rahatmış gibi mi sunuluyor?

Önce şunu netleştirelim. Rahat polisiye, cinayeti ortadan kaldırmaz. Aksine, cinayeti merkeze alır. Yani ortada hâlâ bir ölüm vardır. Birisi öldürülmüştür ve bu ölüm genellikle okurun tanıdığı, gündelik bir çevrede gerçekleşir.

Bu başlı başına rahatsız edici bir durumdur. Rahat polisiyenin “rahat”lığı, suçun kendisinden değil, suçun anlatılış biçiminden gelir. Şiddet gösterilmez. Kan akmaz. Cinayet genellikle geçmişte kalmıştır. Okur, olayın fiziksel sonuçlarıyla değil, zihinsel sonuçlarıyla ilgilenir. Ama bu, ahlaki sonuçların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Tam tersine rahat polisiyede katil çoğu zaman yakın çevreden biri çıkar. Aile içinden, komşulardan, arkadaşlardan biri… Bu da şunu ima eder: Kötülük dışarıda değil, içeridedir.

Bu açıdan bakıldığında rahat polisiye, sert polisiyeden daha kişisel bir tehdit barındırır.

Bir diğer önemli nokta da şudur: Rahat polisiyede düzen yeniden kurulur evet; ama bu, masum bir düzen değildir.

Fail yakalandığında, okur o topluluktaki herkesin potansiyel olarak suçlu olduğunu anlar. Yani “rahat” olan şey, dünyanın güvenli hale gelmesi değil; dünyanın anlaşılır olmasıdır.

Bu çok kritik bir ayrım.

Rahat polisiye, okura şunu vaat eder: “Kaos var, ama çözülebilir.” Bu, psikolojik olarak güçlü bir vaattir. Ama bu vaat, suçun hafif olduğu anlamına gelmez. Sadece suç normalleştirilmiştir. Rahat polisiyede cinayet bağırmaz, şoke etmez ama sıradanlaşır. Ve belki de bu türün en rahatsız edici yanı budur.

Bir diğer yanlış algı da rahat polisiyenin “ahlaki olarak basit” olduğu fikridir. Oysa bu türde ahlaki seçimler çoğu zaman acımasızdır.

Fail bulunur. Ama fail genellikle tanınan, sevilen bir insandır. Topluluğun saygıdeğer bir üyesidir. Bu, sert polisiyedeki yabancı suçludan çok daha sarsıcı bir duygu durumu yaratır. Çünkü rahat polisiyede soru şudur: “Biz bunu nasıl fark etmedik?” Bu da türün ahlaki ağırlığını başka bir yere taşır.

Şimdi gelelim en önemli meseleye. Neden bu türe “rahat” diyoruz? Çünkü rahat polisiye, okuru dışlamaz, bilgi saklamaz ama manipüle de etmez. Çözümle birlikte zihinsel bir kapanış sunar. Yani rahatlık, içerikten değil, anlatı sözleşmesinden doğar. Okur bilir ki, suç çözülecek, fail bulunacak, hikâye tamamlanacak. Bu tamamlanmışlık hissi, rahatlık yaratır. Ama bu, anlatılan dünyanın masum olduğu anlamına gelmez.

Belki de rahat polisiye ile ilgili en büyük yanılgı budur.  Konfor, içerikle karıştırılır. Oysa rahat polisiye, cinayeti evcilleştirir ama kötülüğü ortadan kaldırmaz. Sadece onu sessizliğe büründürür.

Bu yüzden şu soruyu sormak gerekir: Rahat polisiye gerçekten rahat mı, yoksa sadece rahatsızlığı yönetilebilir hâle mi getiriyor? Belki de rahat polisiyenin başarısı tam olarak buradadır. Bize şunu söyler: “Evet, dünya karanlık olabilir. Ama anlamlandırmamız mümkündür.

Bu, bir teselli mi? Yoksa ustaca bir yanılsama mı?

Cevap, okurun ne aradığına bağlıdır.

Ama şurası kesin: Rahat polisiye, sanıldığı kadar masum değildir. Sadece kötülüğü bağırmadan, fısıldayarak anlatır.

Rahat polisiye, suçu yok etmez. Onu oturma odasına davet eder. Ve belki de bu yüzden, sandığımızdan çok daha fazla huzursuz edicidir.

En Son Yazılar