YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

NİZAM

Diğer Yazılar

Sabahları gri sis şehri yutar. Alarm çalar. Yataktan kalkar. Ayakları soğuk betona basar. Terliklerini arar, bulamaz. Mutfak tezgâhına yönelir. Çaydanlığın altını yakar. Kibritin sülfür kokusu genzini yakar. Pencereden dışarıya, asfalta bakar. Sokak lambaları titrer, söner. Her şey sıradan görünür. Her şey kusursuz bir sessizlik içinde bekler. Tezgâhın üzerindeki kırmızı lekeye kayar gözleri. Sıradan bir vişne suyu lekesi sanırlar. Kimse sormaz. Kimse merak etmez.

Sünger alır. Suyu açar. Soğuk su ellerini dondurur. Lekeyi ovalar. Kırmızı renk açık bir pembeye döner, lavabo deliğinden akar, kaybolur. Temiz bir mutfak, masumiyetin en büyük kanıtı sayılır. Dünün çöpleri kapının kenarında durur. Siyah, kalın, ağır bir poşet. İnsanlar yanılırlar. Kötülüğü boynuzlu iblislerde, karanlık şatolarda ararlar. Gösterişli cinayetler, zengin malikâneler, şatafatlı zehirler beklerler. Gerçek dehşet buralarda barınmaz. Gerçek dehşet sıradan bir apartman dairesinin ucuz fayanslarında gizlenir. Bakkaldan alınan iki ekmek, bir kutu süt, biraz deterjan. Market fişleri suçun üzerini örter. Kredi kartı ekstreleri masumiyet beyanlarıdır. Hiç kimse faturalarını düzenli ödeyen birinden şüphelenmez. Vergilerini veren vatandaş asimetrik bir korku yaratmaz.

Kapıya doğru yürür. Siyah poşeti sapından tutar. Ağırlık parmaklarını keser. Poşetin içindeki et yığını sessiz durur. Kokusuz, sessiz, kimliksiz bir yığın. Kemiklerin kırılma sesi hâlâ kulaklarında çınlar. Bıçak bileme taşının ritmik sesi zihnini tırmalar. Buzdolabının alt çekmecesi tamamen boş bekler. Buzlukta sadece dondurulmuş bezelyeler, milföy hamurları kalır.

Ayakkabılarını giyer. Bağcıklarını sıkıca bağlar. Daire kapısını yavaşça çeker. Kilit iki kez tıkırdar. Merdivenleri ağır ağır iner. Üçüncü kattaki komşunun kapı deliği kararır. Biri oradan dışarıyı gözetler. Gülümser, başını hafifçe eğer, görünmez bir selam verir. Sıradanlık en iyi zırhtır. Binanın dış kapısını açar. Ankara’nın ayazı yüzüne çarpar.

Sokak köpekleri köşede kıvrılır, uyurlar. Simitçinin camekânından buhar tüter. Dolmuşlar korna çalar, hızla geçerler. İnsanlar işlerine, okullarına koşuştururlar. Kimse yanlarından geçen siyah poşetli adamı umursamaz. Göz temasından kaçınırlar. Herkes kendi küçük, yoksul hayatının derdine düşer. Sosyolojik bir körlük bütün sokakları ele geçirir. Kalabalık, suçu görünmez kılar. Belediyenin yeşil çöp konteyneri sokağın sonunda belirir. Kapağı paslı, tekerlekleri kırık bir metal yığını. Yaklaşır. Nefesini tutar. Etrafta kamera arar. Sadece kör bir sokak lambası bulunur. Poşeti var gücüyle kaldırır. Metal kapağı dirseğiyle iter. Ağır siyah naylon diğer atıkların üzerine tok bir sesle düşer. Çürük domateslerin, ıslak mendillerin, kullanılmış kâğıt havluların arasına karışır. İnsan bedeni birkaç saat içinde şehrin devasa sindirim sistemine dâhil olur.

Kapağı kapatır. Ellerini kabanının ceplerine sokar. Adımlarını hızlandırmaz. Aynı ritimde, aynı sakinlikle geri döner. Fırına uğrar. İki sıcak gevrek alır. Fırıncıya “hayırlı işler” diler. Fırıncı elini uzatır. Unlu elleri bozuk para üstünü tutar. Sıcak paralar avucunu ısıtır. Her şey tam da olması gerektiği gibi işler.

Evrendeki düzenin basitliği insanı ürkütür. Bir kalp, atmayı bırakır. Kan pıhtılaşır. Hücreler parçalanmaya başlar. Aynı anda alt katta bir televizyon dizisi başlar. Üst katta bir çocuk ağlar. Dünya, yok olan bir bilinci asla umursamaz. Sosyolojinin kuralları katıdır. Toplum sadece uyum sağlayanları kucaklar. Ölüler, uyumsuz sınıfına girer. Onları hızla toprağın altına, gözden uzağa saklarlar. Çöp konteynerleri modern mezarlıklara dönüşür. Naylon poşetler ucuz kefenler olur. Kırtasiyeden alınan bir falçata en kusursuz cinayet aletine evrilir.

Eline bulaşan kokuyu düşünür. Burnunu çeker. Sadece fırından yeni çıkmış susam kokusu gelir. Kan kokusu uçucu, inatçı, metalik bir sızıdır. O sızıyı bastırmak için ucuz kolonya kullanır. Limon çiçeği aroması ölümün keskinliğini maskeler. Banyodaki beyaz fayansların arasına sızan kırmızı ince çizgileri hatırlar. Diş fırçası o çizgileri saatlerce ovar, siler. Çamaşır suyu genzini tahriş eder. Gözleri yaşarır. Ağlamak sayılmaz bu. Sadece kimyasal bir reaksiyon. Duygular çoktan kurur, buharlaşır.

Kurbanın yüzü hafızasından silinir. Gözlerinin rengini unutur. Son sözlerini hatırlamaz. Belki sıradan bir itiraz, belki cılız bir yakarış. Hepsi önemini yitirir. Sıradan insanların ölümleri dramatik sahneler yaratmaz. Sadece nefes borusuna kaçan bir lokma, sıkılan bir boğaz, şahdamarına inen ani bir darbe yeter. Beden dediğimiz makine sandığımızdan çok daha kırılgandır. Birkaç dakikalık oksijensizlik bütün o hayalleri, planları, üniversite sınavlarını, bitirilememiş tezleri sıfırlar.

Anahtarını tekrar deliğe sokar. Kapı açılır. İçeride bayat bir hava onu karşılar. Paltosunu askıya asar. Mutfak masasına oturur. Kâğıt poşeti yırtar. Susamlar masaya dökülür. Çayını bardağa doldurur. Buharı izler. Gevrekten bir ısırık alır. Çiğner. Yutkunur. Sindirim sistemi kusursuz çalışır. Hayat devam eder.

Akşamları televizyon ekranının mavi ışığı odayı aydınlatır. Haber bültenleri cinayetleri sunar. Spikerler kaşlarını çatar, vahşet kelimesini telaffuz ederler. Kanlı bıçaklar, polis kordonları, siren sesleri ekranı doldurur. Güler bu duruma. Gerçek suç bu kadar gürültülü olmaz. Gerçek suç alt kat komşusu soğan kavururken sessizce işlenir. Radyoda çalan arabesk bir şarkının nakaratı esnasında boğuk bir hırıltı duyulur. Sonrası sadece temizliktir. Temizlik en ağır işçiliktir. Kaslar yorulur, bel ağrır, dizler uyuşur. Bir insanı parçalamak fizyolojik bir antrenmana benzer. Eklemleri bulmak zorunludur. Kemikleri kırmak enerji gerektirir. Testerenin dişleri arasına sıkışan kıkırdak dokularını temizlemek sabır ister. Sabır, bir katilin en büyük erdemi sayılır. Acele edenler hata yaparlar. Hata yapanlar hapishaneleri doldururlar. Sakin kalanlar sabah fırından gevrek alanlardır.

Duvarda asılı bir tablo ona bakar. Ucuz bir reprodüksiyon. Karanlık bir sokak tasviri. Sokak lambasının sarı ışığı parke taşlarına vurur. Tablodaki yalnız figür adımlarını hızlandırır. Ressamın fırça darbeleri şiddeti gizler. Sanat, gerçeği estetik bir örtü ardına saklar. Aynı evdeki cinayet gibi. Estetik, pürüzsüz bir yalan sunar. Bilinç, aynasında sadece görmek istediklerini yansıtır. Aynanın arkasındaki sırlar gümüş sırın altında çürür.

Cebeci sokakları öğrenci kalabalığıyla taşar. Gençler umut dolu kahkahalar atarlar. Sosyoloji notlarını, felsefe kitaplarını taşırlar kolları arasında. Toplumun nasıl işlemesi gerektiğine dair teoriler ezberlerler. Pratik tamamen farklı çalışır. Pratikte yanından geçen sıradan bir adamın cebinde bir falçata durur. O adam onların varlığını bir et yığını seviyesine indirger. Teoriler falçatanın keskin ucunda paramparça olur.

Günün ilerleyen saatleri sıkıcı bir rutine bürünür. Bulaşıkları yıkar. Suyun sıcaklığı parmak uçlarını kızartır. Süngerin pürüzlü yüzeyi tırnak aralarındaki görünmez kalıntıları temizler. Mikroskobik kan hücreleri kanalizasyona karışır. Şehrin yeraltı damarları bütün günahları yutar. Kimse lağımların içindeki sırları sorgulamaz. İnsanlar sadece yüzeyle ilgilenir. Temiz sokaklar, boyalı binalar, yıkanmış arabalar onlara güven verir. Kozmetik bir güvenlik algısı bütün zihinleri uyuşturur.

Öğleden sonra televizyonu açar. Gündüz kuşağı programları başlar. İnsanlar kayıp yakınlarını ararlar. Stüdyoda gözyaşları sel olur. Sahte ifadeler, abartılı çığlıklar, dramatik müzikler odayı doldurur. Ekrandaki acı o kadar yapay durur ki gülümsemesine engel olamaz. Gerçek acı tamamen sessizdir. Gerçek acı nefesi keser. Kelimeleri boğazda düğümler. Kurbanı son anlarında hiç çığlık atamaz. Sadece gözbebekleri büyür. Korku, irislerin içinde koca bir boşluk yaratır. O boşluğun içine bütün bir hayat sığar. Sonra ışık söner. Televizyondaki kadın ise avazı çıktığı kadar bağırır. Reytingler tavan yapar. Sosyolojik bir çürüme eğlence adı altında pazarlanır.

Kitaplığına yönelir. Raflar tozlanır. Kalın ciltli felsefe kitapları sıraya dizilir. Ahlak üzerine yazılmış binlerce sayfa durur. İyilik, kötülük, erdem, vicdan kelimeleri mürekkebe hapsolur. Sayfaları çevirir. Toz zerrecikleri havada uçuşur, pencereden sızan güneş ışığında dans ederler. Filozoflar yanılır. Vicdan doğuştan gelen bir organ sayılamaz. Vicdan, toplumun dayattığı bir korku mekanizmasıdır. Yakalanma korkusu vicdan kılığına girer. Korkuyu yenen biri vicdanı söker, atar. Cerrahi bir hassasiyet, ahlakı bünyesinden temizler.

Çamaşır makinesinin kapağını açar. Kırmızıya boyanmış beyaz gömleği makinenin içine fırlatır. Deterjan gözüne kimyasal tozu döker. Makineyi çalıştırır. Su sesi mutfağın sessizliğini böler. Kazan döner. Lekeler suya karışır. Cinayet aslında devasa bir lojistik problemidir. Kan sıçramalarını hesaplamak gerekir. Kemiklerin direncini ölçmek şarttır. Bedenin ağırlığını taşımak kas gücü ister. Geriye kalan her şey basit bir fiziktir. Yerçekimi kanı aşağı çeker. Sürtünme kuvveti bıçağın hızını yavaşlatır. Biyoloji ölüm anında iflas eder. Beden kasılır, gevşer, soğur.

Dondurucunun motoru aniden gürültüyle çalışmaya başlar. Mekanik bir homurtu mutfağı doldurur. Kapağı açar. Soğuk buhar yüzüne vurur. Sıradan plastik kaplar üst üste dizilir. Üzerlerinde tarih etiketleri bulunur. Kırmızı kalemle yazılmış sayılar. Etiketler içerik hakkında yalan söyler. Kıyma, kuşbaşı, antrikot kelimeleri kapağın ardındaki sırrı gizler. Akşam yemeği için bir kap seçer. Dışarıda çözülmeye bırakır. Sıradan bir insanın protein ihtiyacı süreklidir. Beslenme döngüsü durmaz. Kasların proteine ihtiyacı vardır. Avcı avını yer. Doğanın en temel, en vahşi kuralı modern mutfaklarda şekil değiştirir. Teflon tavalar, paslanmaz çelik bıçaklar, zeytinyağı, kaya tuzu vahşeti medenileştirir. Pişen etin kokusu bütün daireyi sarar.

Kapı zili çalar. Tiz, sinir bozucudur. Adımlarını yavaşlatır. Göz deliğinden bakar. Karşı dairenin kapısında bekleyen yaşlı kadın belirir. Elinde küçük bir tabak tutar. Kapıyı aralar. Kadın gülümser, kırışıklıkları derinleşir. “İyi akşamlar oğlum. Bu aşure senin payın,” der. Sesi şefkat doludur. Tabaktaki nar taneleri kan damlalarını andırır. Teşekkür eder, tabağı alır. Kadın içeriye doğru boynunu uzatır. “Ne güzel kokar bu mutfak. Et mi kavurursun?” diye sorar. Sakin bir ifade takınır. “Evet teyze, akşam yemeği hazırlığı.” Kadın memnuniyet beyan eder, kendi kapısına yönelir. Yalnızlık böylesi anlarda en büyük tehlikedir. İnsanlar yalnızların hayatlarını merak ederler. Gözetlerler, sorular sorarlar, aşure bahaneleri ardında sınırları ihlal ederler. Kapıyı kapatır, kilidi çevirir. Elindeki tabağa bakar. Aşurenin üzerindeki cevizleri, fındıkları, narları inceler. Toplumun karmaşık yapısı bu tatlıya benzer. Birbirine uymayan parçalar zorla bir araya getirilir. Şekerli bir sıvının içinde boğulurlar. Tabağı doğrudan çöp tenekesine boşaltır. Tatlı şeyler midesini bulandırır.

Gece çöker. Ankara bütünüyle karanlığa gömülür. Sokak lambaları şehri sarıya boyar. Uzaktan bir ambulans sireni duyulur. Siren sesi şehrin acı çeken ruhunun çığlığıdır. Hastanelerin acil servisleri dolar, taşar. Trafik kazaları, kalp krizleri, intihar girişimleri geceyi besler. Ölüm bu devasa metropolde sıradan bir istatistik hâlini alır. O istatistiğin küçük bir parçasını oluşturur sadece. Kendisini bir sanatçı gibi görür. Eserleri morglarda, mezarlıklarda, çöplüklerde sergilenir. İmzasını asla atmaz. Anonim kalmak en büyük şaheseridir.

Balkona çıkar. Soğuk hava yüzüne jilet gibi kesik atar. Aşağıdaki sokağı izler. Birkaç sarhoş sendeler, bağırır. Sokak kedileri çöp tenekelerini karıştırır. Şehrin döngüsü kusursuz işler. Çürüyenler toprağa karışır. Kalanlar yaşamaya devam eder. Sigara paketini cebinden çıkarır. Bir dal çeker. Çakmağı çakar. Alev karanlıkta küçük bir cehennem yaratır. Dumanı ciğerlerine çeker. Hücrelerine yayılan zehri hisseder. Kendi kendini yavaşça öldürmek serbesttir. Toplum yavaş intiharları alkışlar. Hızlı ölümleri ise cezalandırır. Bu ikiyüzlülük onu daima güldürür.

Uyku vakti yaklaşır. Göz kapakları ağırlaşır. Yatağına uzanır. Çarşaflar soğuktur. Vücut ısısı yatağı yavaşça ısıtır. Gözlerini tavana diker. Karanlıkta şekiller arar. Zihni kusursuz bir saat mekanizması gibi tıkırdar. Yarının menüsünü planlar. Buzluktaki etlerin miktarını hesaplar. Daha ne kadar dayanır? Yeni bir av ne zaman gerekir? Sıradanlık büyük bir çaba gerektirir. Normal görünmek devasa bir sahne performansı talep eder. Her sabah maskesini takar. Her sabah o sahte gülümsemeyi yüzüne yapıştırır. Komşulara selam verir. Fırıncıyla havadan sudan konuşur. Bakkalın çırağına bahşiş bırakır. Toplumun ondan beklediği bütün rolleri eksiksiz oynar. Kimse karanlık gerçeğe ulaşamaz. İnsanlar kördür. İnsanlar aptaldır.

Gözlerini kapatır. Nefes alışverişi yavaşlar. Kalp atışları düzene girer. Uyku, ölümün kısa bir provasıdır. Her gece ölür, her sabah yeniden dirilir. Rüyalarında kurbanlarını görmez. Kanlı sahneler, çığlıklar, kâbuslar uykusunu bölmez. Sadece karanlık, sonsuz bir boşluk onu sarmalar. Dinlenir. Hücreleri yenilenir. Ertesi günün rutinini kaldıracak gücü toplar.

Sabah olur. Alarm çalar. Yataktan kalkar. Döngü yeniden başlar. Cinayet sonsuz bir tekrardır.

En Son Yazılar