DON ISIDRO PARODİ’YE ALTI BİLMECE- Jorge Luis Borges , Adolfo Bioy Casares
Dedektif Dergi yazarları olarak polisiye metinler üretmek için hem güncel hem de eski eserleri okumak kadar tartışmak gereğini hissetmiş ve kendi kitap kulübümüzü kurmuştuk. Kasım 2023 tarihinden itibaren iki ayda bir yaptığımız toplantılarımıza ait notlarımızı önceki sayılarımızda sizinle paylaştık. Okumayanlar veya tekrar okumak isteyenlere bir göz atmalarını salık veririz.
Bu sayı için büyük usta Jorge Luis Borges ve genç kalemdaşı Adolfo Bioy Casares’in H. Bustos Domecq mahlasıyla yazdığı Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece kitabını okuduk ve konuştuk.
Gencoy Sümer’in sunumunu yaptığı kulüp toplantımızın sadeleştirilmiş metnini sizlerle paylaşırken, kitabı okumak isteyen okurlar için sürpriz bozan uyarısı vererek başlayalım.
Keyifli okumalar.

Gencoy Sümer: Kitap hem edebi hem de bilmeceleriyle polisiye olarak oldukça ilginç ve keyifli. Zaten isminden polisiyeye yönelik bir parodi olduğunu anlıyoruz. İnanılmaz göndermeler, edebi numaralar, laf salatası satırlar aslında o klasik yapıyı kurmak için var. Okurun kafasını karıştırmak, dikkatini dağıtmak için yazılmış detaylar bunlar. Eleştirmenlere göre bu kitabın yazılma amacı; Arjantin edebiyat çevrelerini eleştirmek. Altı hikâyede de yazarlar, şairler, çizerler yani sanat çevreleri anılıyor.
Hikâye şöyle başlıyor, Don Isidro Parodi işlemediği bir cinayet yüzünden 21 yıl ceza almış bir kader mahkûmu. Sezgileri güçlü, zeki bir adam. İnsanlar onu ziyaret ederek bir takım polisiye muammaları danışıyorlar. Parodi, oturduğu yerden hiçbir delili incelemeden, tanıkları sorgulamadan, olay yerini görmeden, polis raporu okumadan, sadece anlatılanları dinleyerek muammaları çözüyor. İki yazar muammayı özellikle karıştırmışlar. Ancak tüm bu karmaşanın arasından Parodi çözüme ulaşabiliyor. Hikâyenin temeli bu.
Kitabın çok zengin bir karakter galerisi var. Aralarında edebiyatçılar, zengin, sosyete tipler var. Kibirli, kendini beğenmiş ve geveze tipler. Bunlar, ilk kısımda mahkûmun hücresine giderek sorunu anlatıyorlar. Bazen öyle çok gevezelik ediyorlar ki Parodi onları susturmak zorunda kalıyor. İkinci ziyaretleri birkaç zaman sonra oluyor. Parodi son ziyaretlerinde ulaştığı çözümü açıklıyor.
Hikâyeler boyunca çok komik espriler, inanılmaz hicivler var. Bu kitap bir Türk yazarın eseri olsaydı hikâyelerde eleştirilen edebiyatçıların, sanatçıların kimler olduğunu anlayabilirdik.
Kitabın önsözünü yazan kişi, aynı zamanda hikâyenin kahramanı. Tüm kitap boyunca karşımıza çıkıyor. Hikâyeler boyunca karakterlerin yaşamlarının değiştiğini de görebiliyoruz. Kahramanların evlendiğini, öldüğünü, hapse girdiğini öğreniyoruz. Sık sık adı geçen genç karakter Molinari bir gazeteci. İlk hikâye onunla ilgili. Diğer hikâyelerde de sık sık onun hakkında yorumlar okuyoruz. Hemen şunu belirteyim, bu kitabı iki yazar yazmış olsa da hikâyeler buram buram Borges kokuyor. Sayısız metafor, betimleme, zengin bir anlatım var. Özellikle metafor konusunda kendinizi geliştirmek isterseniz Borges okumanızı tavsiye ederim. Şimdi mümkün olduğunca kısa tutarak hikâyelere göz atalım;
1. ÖYKÜ: GÖKYÜZÜNDE ON İKİ BURÇ
Genç gazeteci Molinari, Dürzilerin gizli tapınma törenlerine büyük ilgi duymaktadır. Grubun lideri Doktor Abenhaldun onu villasına davet eder ve aralarına katılması için sınava tabi tutulacağını söyler. Gizemli bir evde 150 kişi kukuletalı kostümlerle ayin yapmaktadırlar. Abenhaldun, Molinari’ye 12 burcu 3 defa sayarak ayin yapanların etrafında dolaşmasını, sonra adını verdiği kişiyi yanına getirmesini söyler. Molinari, onu nasıl tanıyacağını sorar. Abenhaldun, 12 burcun yol göstereceğini söyler. Bu eylem dört kez tekrarlanacak, eğer adını verdiği müritleri bulup getirebilirse sınavı kazanmış olacaktır. Molinari ilk üç kişiyi doğru sırada getirir. Abenhaldun onun yorulduğunu görünce sonuncuyu kişiyi kendisi getirir. Arşiv odasında bekleyen bu dört kişi sınavı yeterli bulmaz ve ikinci bir sınav daha yapılmasını isterler. Molinari’nin gözleri bağlanacak, çalar saat çaldığı zaman elindeki asayla yolunu bularak evin çeşitli yerlerine saklanmış diğer dört kişiyi ve Abenhaldun’u bulacaktır. Saat çalar. Molinari aşağıya iner. Ev sessizdir. 150 kişilik mürit ordusu gitmiştir. Molinari, meşakkatli bir araştırmanın ardından Abenhaldun’u bulur. Onu yukarıya, arşiv odasına götürür. Tam aşağıya inerken bir çığlık duyar ve geri döner. Gözündeki bağı çözdüğünde Abenhaldun’un cesediyle karşılaşır. Hemen evi terk eder, uzaklaştığında evin yandığını görür.
PARODİ’NİN ÇÖZÜMÜ: Abenhaldun ve diğerleri Molinari’ye sihirbazların kart oyunlarını andıran bir oyun oynamışlardır. Muhasebeci, ev boşaldığında fırsattan istifade ederek Abenhaldun’u öldürür ve suistimal ettiği muhasebe kayıtlarını ortadan kaldırmak için evi yakar.
2. ÖYKÜ: GOLİADKİN’İN GECELERİ
Ünlü aktör Gervasio Montenegro, bir Bolivya yerlisi kılına girip hayranlarını atlatarak Panamerikan trenine biner. Tren hiç durmaksızın dört gün sürecek bir yolculuk sonunda Buenos Aires’e ulaşacaktır. Son anda yer ayırttığı için kompartımanı Goliadkin isimlibir Musevi’yle paylaşmak zorunda kalır. Kısa bir süre sonra onun elmas kaçakçısı olduğunu öğrenir. Vagonda onlardan başka dört yolcu daha vardır:
Barones Puffendorf Duvernios: Güzel, çekici ama bayağı bir kadın.
Yüzbaşı Harrap: Yaşlı ama güçlü, uzun boylu, sakallı bir adam.
Bibiloni: Katamarkalı bir şair.
Peder Brown: Rahip.
Montenegro ile Barones flörtleşirler. Ancak kadında bir bayağılık sezen Montenegro uzaklaşır, Musevi’yle flörtleşmesine izin verir. Montenegro çakırkeyif olunca dayanamaz ve gidip Barones’in kompartımanının anahtar deliğinden bakar. Onun Musevi’yle birlikte olduğunu düşünmektedir. Yüzbaşı Harrap onu yakalayınca korkusundan kendisini tuvalete kilitler ve iki saat dışarı çıkamaz.
Ertesi gece Bibiloni’yle edebiyat sohbeti yapmak için kompartımanına gider ama onu yerinde bulamaz. Onun da Barones’le birlikte olduğunu düşünür. Fakat koridora çıkınca Barones’in saçı başı dağınık bir halde Peder Brown’nın kompartımanından çıktığını görür. Barones’in günah çıkarttığını düşünse de makyajsız oluşu dikkatini çeker.
Yemekten sonra kompartımanına girince Barones’i görür. Goliadkin o sırada ceketini giymektedir. Kadın yanlışlıkla girdiğini söyleyip hemen çıkar.
O gece Goliadkin, Montenegro’ya geçmişini anlatır. Rusya’da, devrimden önce Prenses Claudio’nun önce arabacısı, sonra aşığı olmuş, hırsına mağlup olup Prenses’in eşsiz elmasını çalıp kaçmıştır. Vicdan azabıyla 20 yıl boyunca elması geri vermek için Prenses’i arar. Sonunda Prenses’in Buenos Aires’te namlı bir randevu evi işlettiğini öğrenmiş, oraya gitmektedir. Anlattığı bu hikâyeye inanması için, timsah derisi çantadaki kutulardan birini açarak içindeki elması Montenegro’ya gösterir. Montenegro da ona, bir macerasını anlatma ihtiyacı duyar. Bir polis baskınında nasıl yakalandığına ve adının kayıtlara geçtiğine dair bir masal uydurur.
Ertesi gece Bibiloni’nin trende olmadığı ortaya çıkar. Tren hiç durmaksızın gittiği için inmiş olması imkansızdır. Montenegro, onun öldürülmüş olabileceğini hisseder.
Tüm yolcular keyifsizdir, Goliadkin, Montenegro’ya poker oynama teklifinde bulunur. Israra dayanamayan Montenegro teklifi kabul eder. Goliadkin, oyunda tüm parasını kaybeder, elması ortaya koyar. Montenegro kazanır, zaferini kutlamak için herkese içki ısmarlar. İyice sarhoş olduktan sonra yatmaya gider ama yanlışlıkla başka bir kompartımana girer ve orada sızar.
Uyandığında başında polis dikilmektedir. Komiser neden bu kompartımanda kaldığını sorar, o zaman yanlış bölmeye girdiğini anlar. Kendi kompartımanına gider ve orayı karıştırılmış bir halde bulur. Komiser onu cinayetten tutuklar. Goliadkin pencereden aşağıya itilmiş, çığlığını duyan bir görevli alarm kolunu çekerek treni durdurmuştur.
PARODİ’NİN ÇÖZÜMÜ: Goliadkin Prenses’e ulaşmak için Panamerikan trenine binmiştir. Trendeki diğer dört kişi elmasın peşinde olan hırsız çetesidir. İlk günden Goliadkin’i öldürüp elması ele geçirmeyi planlamışlardır. Son anda Goladkin’in kompartımanına Montenegro’nun gelmesi planlarını alt üst eder ama vaz geçmezler. Ertesi gün Barones işi halledeceği sırada kompartımana giren Montenegro bir kez daha Goliakin’in hayatını kurtarır.
Üçüncü gece ise, Bibiloni harekete geçer. Ancak Goliadkin onu trenden aşağıya atmayı başarır.
Bu durum Goliadkin’i endişelendirir. Bir plan yapar. Eğer kendisine bir şey olursa ilk şüphe edilecek kişinin Montenegro olduğunu düşünür. Çünkü o, poliste kaydı olduğunu söylemiştir. Elması çeteden korumak için oyunda kaybetmeyi göze alır. Ancak hırsızlar, gerçek elması vermediğini düşünürler. Montenegro’nun şarabına uyku ilacı koyarak etkisiz hale gelmesini sağladıktan sonra Goliadkin’in yanına gidip sorgularlar. Ancak adam konuşmaz. Onlar da adamı öldürürler.
Montenegro tutuklanır, elmasa el konur. Ancak Parodi’nin çözümü polisi ikna eder ve çete üyeleri yakalanır.
3. ÖYKÜ: BOĞALARIN TANRISI:
Montenegro, başka bir prensesle evlenmiş, tiyatroyu bırakmış ve bir hayli kilo almıştır. Tarihsel roman yazmakta ve Parodi’yle polisiye araştırmalar yapmaktadır.
Carlos Anglada’ya, Parodi’yi öneren de odur. Anglada ve müridi şair Farmento, hapishanenin yolunu tutarlar.
Sorun şudur: Anglada’nın dağ evinden çok özel mektupları çalınmıştır. Mektupları yazan, Mariana adında zengin, tanınmış ve evli bir kadındır. Skandal duyulursa Anglada, Mariana’nın kocasıyla düello yapmak zorunda kalabilir. Ardından Montenegro, Parodi’yi ziyaret eder ve ortalığı yatıştırmak için Anglada ve öğrencisi Farmento’yu Mariana’nın kocasının çiftliğine davet ettiğini söyler.
Mektuplar 14 Ağustos’ta kaybolmuştur. Anglada ve müridi 16 Ağustos’ta Parodi’yi ziyaret ederler. 24 Ağustos’ta çiftliğe gidilir. 29 Ağustos gecesi cinayet işlenir. Anglada, cinayetten tutuklanır. 5 Eylül günü yas tutan Farmento, Parodiye gelir ve 24-29 Ağustos arasında olanları anlatır.
Öldürülen kişi Mariana’nın kocası Manuel’dir. Boğaların geçişini izlerken koltuğunda sekiz yaşındaki oğluna ait bir bıçakla öldürülmüştür. Manuel oğlunu bir gaucho (Güney Amerika kovboyu) gibi büyütmek ister. O yüzden ona gaucho kıyafeti giydirir ve bıçak verir. Fakat çocuk bundan hoşlanmaz ve bıçağı ortancaların içine atar. Katil, bıçağı oradan almış ve kullanmıştır. Evde, bütün bu sayılan kişilerden başka bir genç adam ve sarışın bir dadı vardır.
PARODİ’NİN ÇÖZÜMÜ: Mektupları çalan ve Manuel’i öldüren kişi Farmento’dur. Farmento, Mariana’ya âşıktır ve mektuplarda aşk namına bir şey olmadığını bilmektedir. Mariana’yla arasında hissi bir ilişki varmış izlenimi yaratan ve bunu tüm Arjantinlilere inandıran hocası Anglada’dan nefret etmektedir. Amacı, mektupları çalıp kitap olarak yayınlatmak, böylece Anglada’nın foyasını ortaya çıkarmaktır. Durumu Manuel’e açıklar, mektuplarda ciddi bir şey olmadığını gören Manuel rahatlar ancak yayımlanmasını istemez. Hocasını rezil etmeye kafasını takmış olan Farmento bunun üzerine adamı öldürür. Farmento tutuklanır, Mariana Anglada’yla evlenir.
4. ÖYKÜ: SANGİACOMO’NUN ÖNGÖRÜLERİ:
Anglada ve Mariana, Parodi’yi ziyaret ederler. Mariana’nın kız kardeşi, sosyetenin tanınmış simalarından, yakınlarının Pumita diye seslendiği Ruiz, siyanür içerek intihar etmiştir. Buenos Aires’in en zengin insanlarından birinin tek oğlu olan Ricardo Sangiacomo’yla nişanlıdır. Baba Sangiacomo İtalyan göçmenidir. Milyoner bir kont olan İtalyan konsolosunun himayesinde önce kumandanlık yapmış, sonra illegal yollardan para kazanarak gübre kralı olmuştur. Bütün yeni zenginler gibi sonradan görmedir. Ona herkes “kumandan” diye hitap eder. İtalya’dan gelen ve görücü usulü evlendiği karısı, doğumdan kısa bir süre sonra ölmüş, oğlunu tek başına büyütmek zorunda kalmıştır. Ona destek olan yol göstericisi Konsolos da hayatını kaybetmiştir. Kumandan bugünleri hayatının en feci dönemi olarak tanımlar.
Hikâyede bu kişiler dışında 3 önemli karakter daha var:
Eliso: Ricardo’nun süt kardeşi. Aslında Kumandan’ın gayrimeşru oğlu. Kendisini Ricardo’ya adamış. Onun yazdığı romanın düzeltmelerini yapıyor.
Giovanni: Kumandanın muhasebecisi. Karanlık bir karakter.
Doktor Mario: Kumandan’a bağlı bir İspanyolca uzmanı.
Cinayet Gecesi: Karakterlerin tümü hep birlikte sinema kulübüne giderler ve art arda 3 Emil Jennings filmi izlerler. Çok kıskanç olan Pumita’yla arası açılan Ricardo kadınla barışır. Sonra bir restoranda yemek yiyip Kumandan’ın malikânesine giderler. Orada Emil Jennings’in filmleri üzerine tartışırlar. Tartışma “kimse kaderinden kaçamaz” noktasına gelince Kumandan itiraz eder ve hayatta hiçbir şeyin rastlantı olmadığını iddia eder. Bu esnada Ricardo’nun romanını bitirmek üzere olduğu ortaya çıkar. Kumandan oğlunu tebrik eder. Pumita ise romanı hemen bastırmamasını en az dokuz yıl beklemesini, birçok yazarın, farkına varmadan intihal yaptığını, kitap yayınlandıktan sonra zor durumda kaldıklarını söyler. Bu sözler Kumandan’ı kızdırır. Pumita bunu fark eder ve “Bütün bunları defterinize yazacaksınız değil mi?” diye sorar. Kumandan gülerek ‘hayır’ cevabı verir ve konuyu değiştirip kendisine antika diye satılan ama aslında sahte olan bir puma heykelciğinden söz eder. Onu yazı masasının çekmecesinde saklamaktadır. Pumita, bunu duyunca şaşırır.
Daha sonra herkes odasına çekilir. Odalar yuvarlak bir hole açılmaktadır. Ertesi gün Mariana, kız kardeşinin odasına girdiğinde cesediyle karşılaşır. Pumita’nın sürekli uyku için kullandığı bir damla vardır. Zehir onun içine konmuştur.
Ricardo’nun Ziyareti: Birkaç gün sonra Ricardo, Parodi’ye gelir. Kendisinden ve başına gelen talihsizliklerden söz eder. Çapkın biridir, bir kadın ondan çocuğu olacağını iddia etmiş, meseleyi Kumandan çözmüştür. Bir süre önce kumarda para kaybetmiş, Buenos Aires’e dönecek parası kalmamıştır. Genzinden konuşan bir adam ona yüklüce bir para vermiş ve geri istememiştir. Ricardo, hiç çalışmadan avukatlık sınavlarında başarılı olacak kadar zekidir. İyi polocudur, atları vardır. Babası onu yakında parlamentoya sokacaktır. Nişanlısının intihar ettiğine inanmaz. Bunun bir cinayet olduğundan şüphelenmektedir.
Daha sonra ziyarete Dr. Mario gelir. Artık polis olayın bir cinayet olduğunu anlamıştır. Ricardo çok üzgündür. Babası kitabını bastırmış, kitap birçok övgü almıştır. Ama o mutsuzdur. Poloyu bırakmış, atlarını da satmıştır. Dr. Mario’nun önerisiyle eskiden düşüp kalktığı kadınlarla görüşmeye gider fakat her birinin yanından üzgün bir şekilde ayrılır. Maddi durumu da iyi değildir. Giovanni’yle bu konuyu görüşür. Babası bütün mirasını ona bırakacak bir vasiyetname hazırlamıştır ama bu Ricardo’yu daha da üzer. Mario onun moralini düzeltmeye çalışır ama başarılı olamaz. Ricardo intihar eder. Bıraktığı mektupta, “Babamın benim için yaptığını dünyadaki hiçbir baba yapmamıştır. Bunun bilinmesini istiyorum,” diye yazar.
Bir yıl sonra, Montenegro ve Dr. Mario, Parodi’yi ziyarete gelirler.
Kumandan sefil bir şekilde ölmüş, malları açık artırmayla satılmış, borçlarını ancak ödeyebilmiştir. Çekmecesindeki antika engerek yılanını Montenegro satın almıştır. Ricardo’nun romanının intihal olduğu ortaya çıkmıştır.
PARODİ’NİN ÇÖZÜMÜ:
Parodi, bir saatin mekanizmasından daha karmaşık ve gizemli bu hikâye için oldukça uzun bir açıklama yapar. Kumandan’ın karısı Kont’la ilişkiye girmiş, ondan bir oğlu olmuştur. Kumandan bunu anladığında intikam almak için artık çok geçtir. Çünkü iki suçlu da ölmüştür. Bunun üzerine kumandan kendi kültürüne özgü başka bir intikam planı yapar. İntikamını Ricardo’dan alacaktır. Bu sabır gerektiren uzun vadeli bir plandır. İlk yirmi yılda ona her türlü mutluğu verecek, ikinci yirmi yıldaysa ruhen ve madden iflas ettirecektir.
Pumita’yla Ricardo’nun tanışmaları, Kumandan tarafından hazırlanmıştır. Avukatlık sınavları da öyle. Ricardo yan gelip yatmış, başarılar üstüne yağmıştı. Hamile kadını susturan, kumarhanede ortaya çıkan adamı ayarlayan hep Kumandan’dı. Romanını yazan da Eliso’dur. Plan tıkır tıkır işlerken bir sorun çıkmış, Kumandan hasta olduğunu, bir senelik ömrü kaldığını öğrenmiştir.
O gece, Pumita, bu entrikayı keşfettiğini ima etmiş, Kumandan’ın anılarını yazdığı bir defterden bahsetmişti. Kumandan, tam olarak emin olmak için ona bir tuzak kurar. Çekmecesindeki heykelciğin puma olduğunu söyler. Heykelciğin yılan olduğunu bilen Pumita çok şaşırır, çünkü kıskanç Pumita, Ricardo’nun mektuplarını ararken Kumandan’ın çekmecelerini karıştırmış ve anı defterini bulmuş, okumuştur. Her şeyi Ricardo’ya anlatmasından korkan Kumandan onun uyku ilacına zehir koyarak genç kızı öldürür. Yasalar, Ricardo’yu mirasından mahrum etmeye izin vermediği için servetini kaybetmeye karar verir. Onun için ayırdığı payı riskli, tehlikeli tahvillere yatırır. Muhasebecinin kendisini soymasına izin verir.
Ricardo daha önce görüştüğü kadınlara gittiğinde onlar duygusal olarak bağlanmadıklarını, babasının kendilerine para verdiği için ona âşıkmış gibi davrandıklarını söylediler. Muhasebeciyle görüştüğünde babasının isteyerek kendisini iflasa sürüklediğini anladı. Hayatına başka bir gözle bakınca, aslında her şeyin yalan olduğunu gördü. Babasının bilmediği bir nedenden dolayı kendisine düşman olduğunu düşündü ve intihar etti.
Parodi, Kumandan’ın birkaç aylık ömrü kaldığı için gerçeği hemen açıklamaz. O öldükten sonra işin iç yüzünü anlatır.
5. ÖYKÜ: TADEO LİMARDO’NUN KURBANI
Hikaye, Nuveo Imperial otelinde işlenen bir cinayeti anlatıyor. Bence kitaptaki en trajik öykü bu. Başlıca karakterler şunlar:
Vincente Renovales: Otelin sahibi.
Claudio Zarlenga: 3 yıl önce otele ortak olan biri.
Juana Musante: Zarlenga’nın karısı.
Tadeo Limardo: Otelde kalan gizemli bir köylü.
Tulio Savastano: Otelde kalan bir işsiz.
Simon Fainberg: Savastano’nun Rus oda arkadaşı.
Josefa Mamberto: Tuhafiyecide çalışan genç bir kız.
Hikâyeyi, Parodi’yi ziyaret eden Savastano anlatıyor. Imperial oteli, genellikle ucuza oda kiralayan bir yerdir. Müşterileri belli bir seviyenin altında, genellikle dilencilik ve küçük çaplı illegal işler yapan insanlardır. Sahiplerinden Renovales yaşlı, diğer ortak Zarlenga ise ondan genç, güçlü ve kaba bir adamdır. Karısı Musante ise, otelin patroniçesidir. Son derece güzel ve alımlı bir kadındır. Otelde kalan bütün genç erkeklerin gözü üzerindedir.
Karnaval günü çok sarhoş olan Savastano, kalabalığın içinde elinde eski püskü bir bavulla perişan halde yürüyen bir köylü adamı fark eder. Daha sonra otele geldiğinde Limardo adlı bu adamın otelin pahalı odalarından birini tuttuğunu öğrenir. Limardo otelde 9 gün kalır ve odasından dışarıya pek çıkmaz. Savastano parası bitince onun otelden kovulacağını düşünür. Ancak, sert bir adam olan Zarlenga, umulanın aksine onu kovmaz. Dilenci ve hırsızların kaldığı bir koğuşa geçen Limardo, otelin mutfağında çalışmaya başlar. Bir süre sonra da muhasebe bölümüne geçer. Savastano çok şaşırmıştır. Adamın Zarlenga tarafından tutulmuş bir casus olduğunu düşünür.
Fainberg ve diğer işsiz güçsüz takımı içmeye ve başkalarına şaka yapmaya meraklıdırlar. Yandaki hırdavatçı dükkânında bazı şeyler çalınınca, dükkân sahibi bunlardan şüphelenir. Bu takım da intikam için, hırdavatçının tekir kedisini kırmızıya boyarlar. Bunu gören Limardo kediyi alır ve dükkâna fırlatır. Bunun üzerine takım, Limardo’yu döver.
Fainberg tuhafiyecide çalışan Josefa Mamberto’la ilişkiye girer. Bunu fark eden Savastano bir şaka yapmaya karar verir. Kalp şeklinde kesilmiş küçük kâğıtlara “Bomba haber. J.M. ile kim düşüp kalkıyor? Pansiyondan kısa kollu gömlek giyen biri,” diye yazar. Kâğıtları her yere dağıtır. Yemekhaneye indiğinde aşçı onu dövmeye ve kâğıtları buruşturup burnuna sokmaya çalışır. Çünkü Savastano o gün kısa kollu gömlek giymiştir.
Bir başka gün Zarlenga, meşhur bir dilenciyle oda pazarlığı yaparken, masasına konmuş bir puroyu ikram eder. Dilenci keyifle puroyu tüttürürken puro patlar. İyi bir müşteri kaybettiği için çok kızan Zarlenga “Bu puroyu masama koyan soytarı kim?” diye bağırır. Limardo, puroyu kendisinin koyduğunu söyler. Oysa puroyu masaya koyan Fainberg’dir. Herkes, artık Zarlenga’nın onu iyice bir benzetip sonra kovacağını düşünür. Fakat Zarlenga adama hiçbir şey yapmaz. Onu otelde tutmaya devam eder.
Ertesi gün Zarlenga ve Musante kavga ederler. Sesleri otelin her yerinden duyulur. Otelde kalan ayaktakımı Limardo’nun teşvikiyle Zarlenga’nın odasına girerler. Limardo, karı kocaya barışmalarını, ömür boyu ayrılmamak için yemin ettiklerini, öpüşmelerini söyler. Zarlenga donar kalır. Musante ise, başkalarının işine bir daha burnunu sokarsa canına okuyacaklarını söyler. Bunun üzerine Zarlenga onu kovar. Limardo bavulunu toplar, ancak kemik saplı çakısı ve yeleği kayıptır. Herkesle vedalaşıp otelden ayrılır. Ancak dışarda Zarlenga, Limardo’yu acımasızca döver ve tekrar otele alır.
Yeni odası, eskiden süpürgelerin konduğu bir dolaptır. Dolapla Zarlenga’nın odası arasında ince, ses geçiren bir duvar vardır. Savastano, onun Limardo’yu yakından gözlemek istediğini anlar. Limardo, Savastano’ya kendisinin bir köpek olduğunu söyler. Sarhoş olduğu bir sırada da yanında tabancası olduğunu, buraya birini öldürmeye geldiğini açıklar. Bunu öğrenen Musante, kocası ve diğer ortak bir toplantı yapıp Limardo’yu kesin biçimde kovma kararı alırlar. Zarlenga, silahın nerde olduğunu söylemesi için Limardo’yu döver. Limardo ona “Bana hiçbir şey yapamazsın,” der.
Savastano ile Fainberg, o gece tiyatroya giderler. Eve geldiklerinde Limardo’yu, Savastano’nun yatağında kanlar içinde ölü bulurlar. Kendi çakısıyla öldürülmüştür.
PARODİ’NİN ÇÖZÜMÜ: Limardo, postanede bir memurdu ve Musante’nin kocasıydı. Zarlenga’ya âşık olan Musante onunla birlikte kaçıp Buenos Aires’e geldi. Üç yıl acıyla kıvranan Limardo sonunda dayanamayıp perişan bir yolculuğun ardından hem sağlığını hem de parasını kaybetmeyi göze alarak karısını buldu. Otelin en pahalı odasında dokuz gün kaldıktan sonra parası tamamen bitmesine, Zarlenga’nın her türlü aşağılamasına, hatta kovmasına rağmen otelde kalmaya devam etti. Limardo’nun amacı zaten buydu; aşağılanmak ve işleyeceği cinayete bir gerekçe bulmak. En son, Musante ile Zarlenga’nın kavgası üzerine, herkesin önünde öpüşmelerini istemesi bardağı taşıran son damla oldu. Tabancası olduğunu öğrenen karı koca iyice paniklemişti.
Savastano’nun yaptığı kalpleri gören Musante, oradaki J.M. harfleriyle kastedilen kişinin kendisi olduğunu zannetmiş, kısa kollu gömlek giyen Savastano’yu aşçıya dövdürtmüştü. Hırsı geçmeyip tabanca olayını da duyunca, gerçek kocasının kendisini öldürmeye kararlı olduğundan emin olmuştu. Bavulundan çaldığı çakıyla onu öldürüp cesedini de o sırada tiyatroda olan Savastano’nun yatağına bıraktı.
Limardo sonunda amacına ulaşmıştır. Birini öldürmek için tabancasını getirdiği doğrudur. Fakat öldüreceği kişi kendisidir. Uzaklardan gelmiş, aylarca hakaretlere maruz kalmış, dayak yemiştir. Bütün bunlara katlanmasının sebebi intihar etmek için güç toplamaktır. Buenos Aires’e gelmedeki asıl amacı ise ölmeden önce karısını son bir kez daha görmektir.
6. ÖYKÜ: TAİ AN’IN UZUN ARAYIŞI
Olayı Parodi’ye anlatan Çin Büyükelçiliği’nde kültür müşaviri olan Dr. Shu Tung’dur. Hikâyede, Montenegro da anlatıcılardan biridir.
19 yıl önce Çin’deki bir tapınaktan tılsımlı bir taş çalınmıştır. Başrahip bu taşı bulması için genç müneccim Tai An’ı görevlendirir. Tai An zahmetli ve maceralı bir yolculuğun ardından Montevideo’ya gelir. Bir yıl sonra Buenos Aires’e geçer. Burada önce kömür ticareti yapar, daha sonra Namirovsky adlı bir marangozla ortaklık kurar. Kısa sürede zenginleşir ama tılsımlı mücevheri arama işinden de vaz geçmez. Her gün limana gelip giden gemilerin listesini kontrol eder. Hırsıza yaklaştığını hissetmektedir. Birkaç kez oturduğu semti ve adını değiştirir. Bir akşam, Fang She adında bir adamı zorbaların elinden kurtarır ve evine götürür. Marangozhanede çalışması karşılığında bahçedeki bir kulübede yaşamasına izin verir. Fang She, Buenos Aires’e Tai An’dan bir yıl önce gelmiştir. Bu gruba Madam Hsin adlı Çinli bir kadın katılır. Hem Tai An’la hem de Namirowsky’yle birlikte olan bu fettan kadın iki ortağın arasını açar. Bir gün, Fang She ortadan kaybolur. Çin’e gideceğini Dr. Shu Tung’a söylemiştir. O da Tai An’a söyler. Gemi durdurulur ama Fang She bulunamaz. Bu arada Tai An’ın evinde yangın çıkar. Namirowsky, eve geldiğinde kulübede Tai An’ın cesediyle karşılaşır. Ceset bir tabuta konarak, gemiyle Çin’deki tapınağa gönderilir.
PARODİ’NİN ÇÖZÜMÜ: Tai An aslında tılsımlı taşı çalan kişidir. Fang She ise onu arayan müneccimdir. Fang bir şekilde taşı bulur ve cesedin ağzına koyar. Böylece Tai An’ın cesedi tapınağa vardığında rahipler ağzındaki tılsımlı taşı bulacaklardır.
Evet, kitaptaki hikâyeler böyle, bakalım sizler neler düşünüyorsunuz?
Gamze Yayık: Kitap beni zorladı. İlk üç öykü bittiğinde kafam oldukça karışıktı. Dile, kültüre yabancı olmanın ve Borges’in katmanlı anlatım tarzının etkisiyle bu tip bir okumayla ilerleyemeyeceğimi anladım. O nedenle başa dönerek, hikâyelerin içindeki polisiye bilmecelere odaklandım, tekrar okudum. Elbette Borges ve Casares’in dönemin entelektüel çevrelerine nüktedan bir eleştiri yapabilmek için bu kitabı yazdığını hepimiz fark ettik. Eminim o dönemin yazarları kitapta kendilerine ne söylendiğini merak ederek hevesle okumuş, incelemişlerdir. Ancak kitapta geçen tüm isimler kurgu olduğu için benim kimleri kast ettiklerini anlamam mümkün olmadı. Ben de bilmece kısmının keyfini çıkardım.
Kitapta en hoşuma giden şey aklın, mantığın, bilimin temsilcisi Parodi karakteri oldu. Onu hapis hayatına mahkûm ederek dış dünyadan tamamen yalıtmış bir ortamda tutmak çok akıllıca ve özgün olmuş. Parodi dışarıdan gelen bilgiyi (ki bir sürü boş lafla beraber) sadece dinleyerek ve akıl yürüterek muammaları çözebiliyor. Oldukça dingin bir hayatı var ve ona ziyarete gelen karakterlerin tamamı, bu huzur ve dinginliğe gıpta ettiklerini belirtiyorlar.
Her hikâyede aynı desen var. Bir hikâyenin kahramanı diğer hikâyede Parodi’ye muammayı anlatmak için geliyor. Karakterlerin devamlılığı okumayı kolaylaştıran bir unsur olmuş. Her öyküde farklı bir cinayet şekli anlatılıyor. Sanırım tarikat, batıl inançlar vs. konularında yazmayı sevdiğim için ilk bilmece benim favorim oldu.
Borges’in polisiye kurguya hâkim olduğu açık, buna bir de katmanlı anlatımı ve kendine özgü edebi oyunları ekleyince ortaya ilk okumada nefret edilebilecek ancak tekrar tekrar okunduğunda değeri anlaşılabilecek bir eser çıkmış.

Gencoy Sümer: Evet, çok yoğun, zengin bir anlatı. Borges hakkında birkaç şey söyleyeyim sizlere. Arjantin doğumlu, küçük yaşta Avrupa’ya gitmiş. Sonra tekrar Buenos Aires’e dönmüş. 1950’lerde profesör oluyor. Kütüphaneci olarak görev yaparken 55 yaşında görme yetisini tamamen kaybediyor. Bazı edebiyat yorumcuları bu kadar zengin bir anlatı yeteneği olmasını bu bedensel engele bağlıyorlar. Altmışlı yıllarda dünyada tanınmaya başlıyor. Romanlarının İngilizceye çevrilmesiyle iyice tanınıyor. Güney Amerika’da büyülü gerçekçilik akımının ortaya çıkmasını sağlayan yazar olarak niteleniyor. Yüzyılın en büyük yazarlarından biri. Tüm edebiyat dünyası ondan bir şekilde etkilenmiştir.
Gamze Yayık: Borges’i Arjantin’in işkenceler döneminde suskun kalmakla suçlamışlar. Körlüğünün yanında sağır mıydı diyerek eleştirilmiş. Siyasal konularda ses çıkarmaması dönemin entelektüel çevrelerini oldukça rahatsız etmiş.
Gencoy Sümer: Ancak romanlarında Arjantin toplumunun iyi bir panoramasını çizmiş ve eleştirmiş.
Emel Aslan: Okurken zorlandım ben de. Özellikle isimleri ayırt etmek güçtü. İpuçlarını da yakalayamadım. Evet, çok başarıyla kafa karıştırmışlar ancak bilmecelerin çözümleri çok basit. Doğrusu Parodi’nin ipuçlarını nasıl yakaladığını anlayamadım.
Gencoy Sümer: Haklısın, bazı hikâyelerde ipuçları barizdi ancak bazılarında bütün olayı makul bir şekilde açıklayacak bir varsayım oluşturuyor Parodi. Muamma çözülünce başa dönüp okursanız ipuçlarının verildiğini göreceksiniz.
Mehtap Sezer: Başta zorlasa da yoğunlaşarak okuyabilirseniz keyifli bir kitap. İçinden polisiye kurguyu seçmek zor olsa da beğendim. Genelde polisiyeye edebiyat açısından çok ağır bir tür olarak bakılmaz. Burada ise betimlemeler, benzetmeler, göndermelerle inanılmaz bir edebi derinlik var. Bunların içine polisiye kurguyu da ince ince yedirmişler. O nedenle okumak çok keyifliydi. Okurken öykülerin felsefi yanına dikkat ettim. Karakterlerin öyküler boyunca devamlılığı hoşuma gitti. Bunu yapmak kolay değil. Öykü kitabı olarak okuduk ancak romandan kadar ağır bir metin olduğunu düşünüyorum. Borges’in kendi zihnindeki bilgeliği, yaşama dair fikirlerini öykülerdeki karakterlerde görebiliyorsunuz. İtalyan ve İspanyollara ciddi eleştiriler var kitapta. Araştırınca 1870 ile 1930 yılları arasında Arjantin yoğun göç almış olduğunu öğrendim. Şu an göçmenler nüfusun yüzde doksanını oluşturuyormuş.
Benim en sevdiğim öykü kayıp elmasla ilgili olandı. Agatha Christie kurgularını anımsattı bana.
Okumakta zorlandığım ama keyif aldığım bir kitap oldu.
Ramazan Atlen: Masum olduğu halde hapishaneye düşmüş bir dedektif karakteri çok hoşuma gitti. Üstelik olay yerine gitmiyor çünkü zaten gidemez, şüphelilerle görüşmüyor, istese de görüşemez ya da soruşturma dosyasını incelemiyor, bu da imkânsız değil ama zor, tek yaptığı kendisine başvuran kişileri dinleyip arada birkaç soru sormak. Bu bakımdan Don Isidro Parodi polisiye tarihindeki en ayrıksı dedektiflerden biri. Kitaba gelince ilk iki hikâye eğlenceli, sürprizli çözümler içeriyor, keyifle okudum. Ama sonrakilerde karakterler anlatacaklarını kısaca anlatacağım dese de anlatılanlar uzadıkça uzadı, dallanıp budaklandı. Hikâyeleri takip etmek, onca ismin kim olduğunu anlamak giderek zorlaştı benim için. Ama Gencoy Abi’nin sunumundan sonra kitabı tekrar okumaya yönelik bir istek duydum. Mutlaka okuyacağım.
Toplantımız günümüz polisiye edebiyatında katman ve derinlik yoksunluğunun nedenleri, yazarların okumaktan uzaklaşması gibi konularda dertleştiğimiz kısa bir sohbet sonrası tamamlandı.
Biz keyifle tartıştık, umarız siz de aynı keyifle okursunuz. Bir sonraki toplantıda görüşmek dileğiyle.


