GENCOY SÜMER SEÇTİ: EN İYİ ON POLİSİYE FİLM

Diğer Yazılar

Gencoy Sümer
Gencoy Sümerhttps://gencoysumer.com/
Gencoy Sümer İTÜ İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Master ve Doktora yaptı. www.polisiyedurumlar.com sitesini kurdu ve internette pekçok öykü ve makaleleri yayınlandı. İlerleyen yıllarda Dedektif'in kurucuları arasında yer aldı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında, Göl Kıyısındaki Ev & Gizemli Öyküler ve Aile Sırrı & Bir Percule Hoirot macerası 2018 yılında yayınlandı. Gencoy Sümer'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

Yıllardır polisiyeyi hem yazarak hem de üzerine düşünerek yaşayan biri olarak, “en sevdiğin polisiye filmler hangileri” sorusuna hep temkinli yaklaşmışımdır. Çünkü bir filmi polisiye yapan şeyin, içindeki cinayet ya da dedektif değil, çözülmeyi bekleyen bir muamma olduğuna inanırım. Aşağıdaki on film, bu inancı en iyi karşılayan, üstelik bunu yaparken beni gerçekten sarsan yapımlar.


10. 12 Öfkeli Adam (12 Angry Men, 1957)
Yönetmen Sidney Lumet, senaryo Reginald Rose. Baş rolde Henry Fonda.

Tek bir jüri odasında, salt akıl yürütmeyle bir gerçeğin yeniden kurulması. Klasik anlamda bir cinayet soruşturması bile değil; ama özünde bir muamma var ve o muamma, ipuçlarının dürüstçe yeniden değerlendirilmesiyle çözülüyor. Listemin onuncu sırasındaki bu film, polisiyenin bir mekâna ya da bir dedektife değil, bir yapıya dayandığını en yalın haliyle göstermekte.


9. Malta Şahini (The Maltese Falcon, 1941)
Yönetmen John Huston; Dashiell Hammett’in aynı adlı romanından, başrolde Humphrey Bogart.

Sert polisiye (hard-boiled) geleneğinin kurucu filmi. Sam Spade’in kirli, güvenilmez dünyasında bile ortada çözülmeyi bekleyen bir muamma ve bir soruşturma vardır. Hem noir’ın atmosferini hem polisiyenin yapısını bir arada taşıdığı için Malta Şahini’ni severim.


8. Çin Mahallesi (Chinatown, 1974)
Yönetmen Roman Polanski, senaryo Robert Towne, başrollerde Jack Nicholson, Faye Dunaway.

Noir’ın doruğu. Muamma merkezdedir, geçmişin gizli gerçeği adım adım açığa çıkar; adil oyun belki zayıftır ama çözüm gerçektir ve insanın içini karartır. Karanlık bir dünyanın içinde çözülen bir muammanın en güçlü örneklerinden.


7. Gecenin Sıcağında (In the Heat of the Night, 1967)
Yönetmen Norman Jewison; John Ball’un romanından, başrolde Sidney Poitier.

Bu film bana, bir polisiyenin illa dâhi bir dedektif gerektirmediğini hatırlatır. Sabırlı bir soruşturma, ipuçları ve tanıklar da muammayı çözebilir. Üstelik toplumsal bir meseleyi işlerken bile muammayı merkezde tutmayı başarır; işte o denge beni etkiliyor.


6. Sonsuz Gece (Endless Night, 1972)
Yönetmen ve senarist Sidney Gilliat; Agatha Christie’nin aynı adlı romanından. Başrollerde Hayley Mills, Hywel Bennett, Britt Ekland

Christie’nin en atipik, en tekinsiz hikâyelerinden biri. Cozy bir salon bulmacası değil; soğuk, karanlık, güvenilmez bir anlatıcının kâbusu. Bittiğinde geriye dönüp baktığınızda bütün işaretlerin orada olduğunu görürsünüz. Türün sıcak yüzü kadar karanlık yüzünü de sevdiğim için o da listemde.


5. Parlak Göl (Shimmer Lake, 2017)
Yönetmen ve senarist Oren Uziel. Başrollerde Benjamin Walker, Rainn Wilson.

Az bilinen ama benim için çok kıymetli bir film. Bir soygun ve cinayet hikâyesini tersten, sondan başa doğru anlatarak, polisiyenin o “geçmişi geriye doğru kurma” hareketini doğrudan biçimin kendisi haline getiriyor. Muammayı kurmanın cesur bir yolunu gösterdiği için listemde.


4. Şark Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express, 1974)
Yönetmen Sidney Lumet; Agatha Christie’nin romanından, başrollerde Albert Finney, Sean Connery, Ingrıd Bergman.

Kapalı oda muammasının ve adil oyunun en zarif klasiklerinden. Karlar altında kalmış bir trende, herkesin şüpheli olduğu o meşhur kurgu, cesur çözümüyle beni hâlâ etkiliyor. Christie’nin dehasını perdeye taşıyan en olgun denemelerden biri.


3. Görünmeyen Misafir (Contratiempo, 2016)
Yönetmen ve senarist Oriol Paulo. Başrollerde Mario Casas, Ana Wagener, Jose Coronado.

Klasik geleneğin bugün hâlâ yaşadığının kanıtı. Kilitli oda muamması, güvenilmez bir anlatıcı ve ipuçlarından gelen dürüst bir çözüm. İspanyol sineması burada, neredeyse tek bir odada, adil oyunun en temiz çağdaş örneklerinden birini kuruyor. Beni kandırırken bile dürüst kalmayı başaran bir film.


2. Şeytan Çıkmazı (Angel Heart, 1987)
Yönetmen ve senarist Alan Parker; William Hjortsberg’in “Falling Angel” romanından, başrolde Mickey Rourke, Robert De Niro.

Korku kılığına bürünmüş, ama iskeleti tam bir polisiye olan bu film, muammayı karanlık bir kâbusun içine gömmeyi başarır. Bütün ipuçları filme serpiştirilmiştir, sadece biz onları yanlış okuruz. Bir polisiyenin, türünü gizleyerek bile adil oynayabileceğini kanıtlayan bir başyapıt. Atmosferi ve o sarsıcı çözümüyle, beni en çok etkileyen filmlerden.


1. Beklenmeyen Şahit (Witness for the Prosecution, 1957)
Yönetmen Billy Wilder; Agatha Christie’nin oyunundan, başrollerde Tyrone Power, Marlene Dietrich, Charles Laughton.

Benim için adil oyunun sinemadaki en kusursuz örneği. Bütün ipuçları önümüzdedir, hiçbir şey bizden saklanmaz; ama final öyle bir yere varır ki hem şaşırır hem de “her şey en başından beri gözümüzün önündeydi” deriz. Muammayı bir mahkeme salonuna sığdırıp oradan bir zekâ ziyafeti çıkarması, bu filmi listemin zirvesine taşıyor.


Bu on filmin ortak yanı şu: hepsi muammayı ciddiye alıyor. Kimi onu bir mahkeme salonuna, kimi bir kâbusa, kimi tersine akan bir zamana yerleştiriyor; ama hiçbiri izleyiciye numara yapmıyor. Beni bir polisiyeye bağlayan da tam bu: Karanlık ya da aydınlık, klasik ya da cesur; yeter ki sonunda o gizli gerçek, dürüstçe önümüze konsun.

Önceki İçerik

En Son Yazılar