Sessiz Hasta, bir gerilim polisiyesi ama aynı zamanda türün sınırlarını zorlayan, türler arasında geçişler yapan bir roman. Postmodern polisiyenin yenilikçi romanlarından biri.

SESSİZ HASTA
Orijinal Adı: Silent Patient
Yazar: Alex Michaelides
Çeviri: Aslı Perker
Yayınevi: Domingo
Sayfa Sayısı: 309
Goodreads Yılın En İyi Gerilim Romanı ödülünü kazanan Alex Michaelides’in Sessiz Hasta romanı, ilginç bir polisiye. Kitabın arka kapağında “Hitchcock gerilimi, Agatha Christie kurgusu ve Yunan trajedisinin birleşimi” yazmasaydı, kesinlikle dikkatimi çekmezdi. Tabii burada beni kitabı okumaya yönelten kelimelerin “Agatha Christie kurgusu” olduğunu söylememe gerek yok.
Goodreads, kitabı en iyi gerilim romanı olarak seçmiş ama ben hikâyede, bir “gerilim romanında” olması gereken gerilimi bulamadım. Buna karşılık, Agatha Christie kurgusunu fazlasıyla buldum. Bence, romanı gerilim polisiyesi olarak tanımlamak daha doğru olurdu.
Neden böyle düşündüğümü açıklayayım: Bildiğiniz (veya bilmediğiniz) gibi, polisiye roman üç alt-türe ayrılır. Muamma polisiyesi, gerilim polisiyesi ve kara polisiye. (Sert ve rahat polisiye diye iki alt-türe ayrılmaz. Bunlar tür değil, tarzdır.)
Gerilim polisiyesi, muamma ve kara polisiyelerinin arasında yer alan bir alt-türdür. Yani hem geçmişteki gizemi hem de şimdiki zamanda geçen hikâyeyi temel alır. Ancak, şimdiki zamanda geçen hikâye, burada merkezi bir konuma sahiptir. Okur yalnızca daha önce nelerin olduğuyla değil, daha sonra nelerin olacağıyla da ilgilenir; geçmiş kadar geleceği de sorgular. Geçmişteki olayların nasıl açıklanacağını beklerken, kahramanların başlarına neler geleceğini de merak eder.
Sessiz Hasta, bir gerilim polisiyesi ama aynı zamanda türün sınırlarını zorlayan, türler arasında geçişler yapan bir roman. Postmodern polisiyenin yenilikçi romanlarından biri.
Olaylar, geçmişte işlenen bir cinayet üzerinde gelişiyor. Ünlü bir ressam, yine ünlü bir fotoğrafçı olan kocasını öldürmüş, yargılanmış ve akıl hastanesine kapatılmıştır. Katilin akıl hastanesine kapatılmasının sebebi, olay yerine polislerin geldiği andan itibaren hiç konuşmaması, dışarıyla tüm iletişimini kesmiş olmasıdır.
Kadının tablolarından etkilenen bir terapist, onu konuşturmak ve cinayetin gizemini çözmek ister. Bu amaçla hastanede çalışmaya başlar ve olaylar hiç umulmadık bir biçimde gelişir.
Roman, katil kim sorusuna cevap aramak yerine, cinayet neden işlendi sorusunun cevabını bulmaya odaklanmış. Bilindiği ve göründüğü kadarıyla mutlu bir evlilik bu. Karı koca birbirlerine aşıklar, işlerinde başarılılar, hiçbir maddi sorunları yok. Ancak roman ilerledikçe hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, geçmişin yalanlar ve sırlarla dolu olduğu ortaya çıkıyor.

Açıkçası, romanı elime aldığımda, hikâyenin psikolojik bir gerilimle beslenen klostrofobik hastane ortamında geçeceğinden, yer yer sıkıcı ve kasvetli bir terapist-hasta ilişkisini anlatan paragraflar okuyacağımdan endişeliydim. Bu tür film ve dizileri izlemekten usandığım için, romanın da aynı kulvarı paylaşmaması ümidiyle Sessiz Hasta’yı okumaya başladım.
İlk sayfada sizi etkisi altına alan romanlar vardır ya bu da öyle. Çok sevdiğim futbolun diliyle söylersem, daha birinci dakikada penaltı oldu ve ben golü yedim.
Sayfaları çevirdikçe endişelerimin ne kadar yersiz olduğunu gördüm. Kurguda hastane sahneleri var, ama olması gerektiği kadar. Hikâyenin büyük bölümü, suçla ilgili soruşturmaya ayrılmış. Romanın aynı zamanda anlatıcılarından biri olan terapist, bir süre sonra, tıpkı bir dedektif gibi tanıklarla görüşmeye, iz sürmeye ve konuşmamakta ısrar eden hastanın geçmişini, onu cinayete sürükleyen sebepleri bulmak için dışarıda araştırmalar yapmaya başlıyor. Sürekli şaşırtmacalar, bükülmeler ve ters köşelerle ilerleyen roman sonunda gerçekten şaşırtıcı ve yıkıcı bir finalle noktalanıyor.
Olayları iki ayrı anlatıcıdan takip ediyoruz. Kadının hatıra defteri bize geçmişi anlatıyor. Terapistin anlatımı ise şimdi olanları naklediyor. Böylece paralel bir kurguyla gerçeğin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz.
Sonlara doğru, nasıl olup da hatıra defterini bizim de okuyabildiğimiz anlaşılınca romanın anlatımında varmış gibi görünen yapaylık ortadan kalkıyor. Bütün taşlar yerine oturduğundaysa, şaşkınlık da büyük ölçüde geçmiş olduğu için, geriye sadece acı kalıyor.
Alt metinleriyle de romanın son derece dikkat çekici olduğunu söylemem gerekir. Özellikle gerçek ve kurgunun birbirine karışması oldukça postmodern bir yaklaşım ve polisiye romanlarda alışık olmadığımız bir yapısal özellik. Roman sürpriz bir sonla, okuyucunun algısını tersine çeviriyor. İnsan psikolojisinin karmaşıklığı ve önyargıların güvenilmezliği öne çıkıyor. Önceki bölümlerde okur tarafından yapılan yorumlar ve tahminler tamamen değişiyor. Buradaki alt metin, gerçeğin, kurgudan ve edinilen izlenimlerden farklı olabileceğini vurguluyor. Roman, sessiz hastanın suskunluğunun gerçek nedenini sonunda ortaya çıkararak, insan algısının tek bir perspektife dayandığında yanıltıcı olabileceğini okura hatırlatıyor.
Polisiye edebiyata yaptığı yenilikçi katkısı, şaşırtıcı çözümü, farklı anlatım tekniği ve özellikle finalde hayalle gerçeğin birleşmesine benzer bir kurgusal çakışmanın yarattığı etkileyici sahnesiyle, Sessiz Hasta’nın okunmaya değer bir roman olduğu kanısındayım.


