YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

DANYAL PEYGAMBER’İN ÇÖZDÜĞÜ İKİ POLİSİYE OLAY

Diğer Yazılar

Dinçer Batırbek
Dinçer Batırbek
1974 yılında Konya'da doğdu. Ankara Fen Lisesi ve ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Halen Ankara’da bir kamu kurumunda görev yapıyor. 2018 yılında Cemil Kavukçu ve Fadime Uslu ile Uygulamalı Öykü Atölyesi’ne katıldı. Öykü ve şiirleri, çeşitli edebiyat dergilerinde ve yarışma seçkilerinde yayınlandı. Fantazya ve Bilim Kurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından düzenlenen 2017 ve 2018 GİO Ödülleri’nde, öykü dalında iki kez başarı ödülüne değer görüldü. 2019 yılından bu yana Dedektif Dergi’nin yazarları arasında yer alıyor. Polisiye gizem edebiyatına ilgi duyuyor.


Danyal Peygamber

Eski Ahit’e göre Danyal, İsrailoğulları’nın Yahuda kabilesine mensup, kral soyundan gelen bir peygamberdir. M.Ö. 7. yüzyıl sonlarında Filistin’de doğmuştur. Genç yaşlardayken, Kudüs’ün (muhtemelen M.Ö. 597 yılında) Babil Kralı Nebukadnezar tarafından işgali ve yağmalanmasının ardından diğer Yahudi tutsaklarla birlikte Babil’e, sürgüne gönderilir. Burada bazı soylularla beraber yetiştirilmek üzere haremağası tarafından seçilir ve üç yıllık bir eğitimin ardından sarayda görevlendirilir.

Kendisine Tanrı tarafından rüyaları yorumlama yeteneği bahşedilen Danyal Peygamber, Nebukadnezar’ın gördüğü rüyaları doğru şekilde yorumlayarak kralı etkiler. Sonraki dönemde aklı, bilgeliği, adaleti ve geleceği görme becerisiyle herkesin saygısını kazanarak, Babil sarayında vezirliğe kadar yükselir.[1]

Kuran’da ve hadislerde adı zikredilmeyen[2] Danyal Peygamber’in, Eski Ahit kapsamında kendisine atfedilen toplam on iki kitabı yer alıyor. Buna ilave olarak, sadece Roma Katolik Kilisesince tanınan, Yahudi ve Protestanlar tarafından ise apokrif, yani kaynağı kuşkulu görüldüğü için resmî külliyata alınmayan iki kitabı daha bulunuyor.

Söz konusu kitaplarda, Babil sarayında yaşanan ve Danyal Peygamber tarafından çözülen iki adlî vakadan bahsediliyor. Çağdaş polisiye örgüsüne şaşırtıcı bir benzerlikle betimlenen vakalarda, Danyal Peygamber’in bir dedektif titizliğiyle yaptığı soruşturma sonucunda gerçek suçluları bulması ve adalete teslim etmesi, ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Şimdi bu olayları, özgün metinlerdeki dramatik anlatı özelliklerini koruyarak kısaca aktaralım:

Danyal Peygamber’in 13. Kitabı: Suzan[3]

Eskiden Babil’de Yehoyakim adlı bir Yahudi ile Suzan adlı eşi yaşarlardı. Musevi cemaati tarafından çok sevilen ve sayılan Yehoyakim, oldukça zengindi ve evinin yanında çok büyük bir bahçeye sahipti. Karısı Suzan ise hem çok güzel, hem de Tanrı korkusu olan, iffetli bir kadındı. Ailesi onu dürüst bir insan olarak ve Musa’nın emirlerine uygun şekilde yetiştirmişlerdi.

O sene Babil’e iki yaşlı yargıç atandı. Davaların çoğuna bakan bu iki adam, sık sık Yehoyakim’in evini ziyarete giderlerdi. Onlar evden ayrıldıktan sonra Suzan evin yanındaki bahçede uzun yürüyüşler yapardı. Yargıçlar yine bir ziyaretlerinin sonunda öğle vakti evden çıkarken, Suzan’ı bahçede yürürken gördüler ve ona çılgınca âşık oldular. İki adam önceleri Suzan’a olan aşklarını birbirlerine söylemeye çekindiler. Her ikisi de evden çıkınca kendi yollarına gidermiş gibi yapıyor, sonra geri dönerek bahçenin bir köşesine saklanıyor ve Suzan’ı gizli gizli izliyorlardı. Bir gün bahçede saklanırlarken aniden karşılaştılar ve Suzan’ı ne kadar arzuladıklarını birbirlerine itiraf etmek zorunda kaldılar. Ve sonunda, emellerini gerçekleştirmek amacıyla Suzan’ı yalnız yakalayacakları bir fırsatı birlikte kollamak üzere anlaştılar.

İki adam yine bir gün ağaçların arkasına saklanmış doğru anı beklerlerken, Suzan her zamanki gibi yanında iki hizmetçiyle bahçeye geldi ve sıcak havadan bunalarak banyo yapmak istedi. Hizmetçilerine, “Bana sabun ve yağ getirin,” dedi, “Sonra da bahçe kapılarını kapatıp dışarıya çıkın.”

Hizmetçiler istenenleri getirdiler, ardından da iki yaşlı yargıcın bahçede saklandığından habersiz, kapıları kapatıp dışarıya çıktılar.

Hizmetçiler ayrılınca, adamlar gizlendikleri yerden çıkıp kadına yaklaştılar. “Bak,” dediler, “Bu bahçede seninle yalnızız. Tüm kapılar kapalı ve burada kimse bizi göremez. Arzularımıza cevap ver ve bizimle birlikte ol. Eğer reddedersen, herkese bahçede yabancı bir gençle buluştuğunu ve o nedenle hizmetçileri dışarıya yolladığını söyleriz.”

“Beni kapana kıstırdınız,” diyerek inledi Suzan, “İstediğiniz şeyi yapmak benim için ölümden beter. Fakat yapmazsam, kaderim sizin insafınıza kalacak.” Kısa bir süre düşündü ve sonunda, “Ne olursa olsun, bunu yapmayacağım,” diye cevap verdi, “Tanrı huzurunda böyle büyük bir günah işlemektense, sizin elinize düşmeyi yeğlerim.” Bunun üzerine adamlar bağırmaya başladılar ve koşarak kapıları açtılar. Sesleri duyarak bahçeye doluşan hizmetçiler, yargıçların Suzan hakkındaki suçlamalarını duyunca çok üzüldüler; çünkü hanımlarından böyle bir davranışı asla beklemiyorlardı.

Ertesi sabah şehrin ileri gelenleri, yetkililer ve iki yaşlı yargıçtan oluşan kalabalık bir topluluk Yehoyakim’in evinin yolunu tuttular. Yargıçlar, kocasından Suzan’ı çağırtmasını istediler. Suzan, akrabaları ve çocuklarıyla birlikte odaya girdiğinde o zarif ve güzel yüzü bir peçeyle örtülmüştü. Ancak o iki şeytanî adam, kendi şehvetli duygularını tatmin için peçeyi açmasını, yüzünü herkese göstermesini istediler. Kalabalığın karşısında peçesini açmak zorunda kalan Suzan’ın gözlerinden iki damla yaş süzüldü.

Yargıçlar konuşmaya başladılar: “Dün bahçeye girdiğimizde, bu kadını orada tek başına yürürken gördük. Önce hizmetçi kızları gönderdi ve kapıları kapattırdı. Ardından bahçenin bir köşesine gizlenmiş genç bir adam aniden ortaya çıktı ve kadınla buluştular. İkisi bir ağacın altında zina yaptılar. Bu iğrenç günahı uzaktan görünce engellemek üzere hemen koştuk ve onları yakalamaya çalıştık. Ancak genç adam çok kuvvetliydi, elimizden kurtuldu ve kapıyı açıp dışarıya kaçtı. Biz de bu kadını yakalayarak kaçan adamın kim olduğunu sorduk, fakat âşığının kimliğini açıklamayı reddetti. İfademiz bu yöndedir.”

Evde bulunan yetkililer bu iki yaşlı ve saygın yargıcın söylediklerine dayanarak Suzan’ı ölüme mahkûm ettiler.

Suzan ümitsizlik içinde, yüksek sesle dua etti: “Ey Rab, sen her şeyin aslını bilirsin. Bu insanların benim aleyhime yalancı tanıklık ettiklerini de biliyorsun. Beni suçsuz yere ölüme gönderiyorlar. Söyledikleri günahı asla işlemedim…”

Tanrı, Suzan’ın duasını duydu ve o esnada orada bulunan genç Danyal’ın kalbine ilham verdi. Genç adam birden ortaya atılarak, “Ben bu kadının masum olduğuna inanıyorum,” dedi.

Diğerleri ona dönüp “Sen ne diyorsun?” dediler şaşkınlıkla.

Danyal onların karşılarına dikildi ve “Sizi ahmaklar,” diye bağırdı, “İyice soruşturmadan ve ortada apaçık bir delil yokken, İsrailoğulları’nın bu masum evladını nasıl böyle lânetlersiniz? Bu adamların yalancı tanıklığına nasıl inanırsınız?”

Topluluktaki ileri gelenler, “Gel otur yanımıza ve anlat,” dediler, “Çünkü Tanrı sana sadece en yaşlılarda olabilecek bilgeliği bahşetti.”

Danyal ise “Bu iki yaşlı yargıcı birbirinden ayırın,” dedi, “Onların ifadesini bir de ben alacağım.”

Yargıçları birbirinden ayırarak iki farklı odaya gönderdiler. Sonra Danyal adamlardan birini yanına çağırdı ve “Ey günahkâr kişi,” dedi, “Asıl en büyük günah, masum bir kadına iftira atarak onu ölüme göndermektir. Şimdi mademki olaya tanık oldun, söyle bakalım bu kadın ve adamın altında zina ettikleri ağaç, ne cins bir ağaçtı?”

Yaşlı yargıç, “Bodur bir sakız ağacıydı,” diye yanıt verdi.

Danyal adamı gönderip diğerini getirmelerini istedi. İkinci adama da aynı soruyu sordu. Yaşlı adam, “Dev bir meşe ağacıydı,” diye cevap verdi.

Yaşlı adamların verdikleri çelişkili ifadelerle yalan söyledikleri ortaya çıkınca, topluluk öfkeyle ayağa kalktı. Yargıçları suçsuz komşularına iftira attıkları için lânetlediler ve Musa’nın yasası gereği onları ölüme mahkûm ettiler.

O gün, Danyal sayesinde masum bir can kurtulmuş oldu.

Danyal Peygamber’in 14. Kitabı: Baal ve Ejderha[4]

Kral Astyages atalarının yanına göçüp de Babil tahtına Pers Kralı Kyros oturunca, Danyal yeni hükümdarın da dostluğunu kazandı. Öyle ki, sarayda kralın en yakınlarından bile daha çok saygı görüyordu.

O dönem Babilliler, Baal isimli bir tanrıya tapıyorlardı ve her gün Baal’in heykelinin önüne adak olarak altı kile un, kırk besili koyun ve altı fıçı şarap bırakıyorlardı. Kral da Baal’e inanıyor ve her gün tapınmak üzere heykelin önüne gidiyordu. Danyal ise sadece kendi tanrısına ibadet ediyordu.

Kral Danyal’a “Neden Baal’e tapınmıyorsun?” diye sordu.

“Ben insan yapımı putlara tapmam,” diye cevap verdi Danyal, “Cenneti ve yeryüzünü yaratan, her şeyin hâkimi, gerçekten var olan tek Tanrı’ya kulluk ederim.”

“Baal’in var olmadığını mı düşünüyorsun?” diye sordu Kral bu kez, “Her gün ne kadar çok şey yiyip içtiğini görmüyor musun?”

Danyal kahkahayla güldü, “Kendinizi aldatmayın ey Kralım!” dedi, “İçi kilden, dışı bronzdan yapılmış bir heykel bu, hiçbir şey yiyip içemez…”

Bu cevaba çok öfkelenen Kyros, rahiplerini çağırdı ve onlara, “Her gün konulan bu yiyecek ve içeceklerin nereye gittiğini bulamazsanız, hepinizin kellesini alacağım,” dedi ve ekledi, “Fakat onları yiyip içenin gerçekten Baal olduğunu kanıtlarsanız, bu durumda tanrımıza küfrettiği için Danyal ölüme gidecek.”

Danyal, “Öyle olsun,” dedi.

Baal tapınağında toplam yetmiş rahip, eşleri ve çocukları görev yapıyordu. Kral, yanında Danyal ile birlikte tapınağa geldiğinde rahipler, “Ey Kralım,” dediler, “Biz şimdi buradan ayrılıyoruz. Siz adak yiyecek ve içeceklerini heykelin önüne koydurtun ve çıkarken tapınağın kapısını yüzüğünüzle mühürleyin. Eğer yarın sabah geldiğinizde adakları burada bulursanız, Baal onları yiyip içmemiş demektir. Bu durumda biz ölmeyi kabul ediyoruz. Lâkin eğer adakları yerinde bulamazsanız, Baal onları yiyip içmiş demektir. Bu kez yalan söylediği için Danyal’ın ölmesi gerekir.”

Rahipler dışarı çıkıp da Kral ile Danyal’ı tapınakta yalnız bırakınca, Kral heykelin önüne aynı miktarda adak yiyecek ve içeceği koydurdu. Ardından Danyal yardımcılarından biraz kül getirmelerini istedi ve bu külü tapınağın taş zeminine ince bir tabaka halinde serdirdi. Kral’la birlikte dışarı çıkıp kapıyı kraliyet yüzüğü ile mühürleyerek kapattılar.

Ertesi sabah Kral Kyros ve Danyal erkenden tapınağa geldiler. Kral, “Kapıdaki mühür kırılmış mı, ey Danyal?” diye sordu

“Hayır kırılmamış, Kralım” diye yanıt verdi diğeri.

Kapıyı açıp içeriye bakınca, bırakılan bütün yiyecek ve içeceklerin gitmiş olduğunu gördüler. “Ey yüce Baal,” dedi Kral haykırarak, “Senden kuşkulandığım için bağışla beni.”

Danyal güldü ve Kral’a “Zemine bakın ve bu ayak izlerinin kimlere ait olduğunu tahmin edin,” dedi.

Kral küllerin üzerindeki izlere bakıp “Burada adamların, kadınların ve çocukların ayak izlerini görüyorum,” dedi.

Kral büyük bir hışımla rahipleri, eşlerini ve çocuklarını tutuklattırdı. Rahipler, her gece tapınağa girerek tüm adakları çalmak üzere kullandıkları gizli geçidi krala gösterdiler. Kral hepsini ölüme mahkûm etti ve Baal tapınağını Danyal’ın emrine verdi.

Danyal ise Baal’i ve tüm tapınağını yıktırarak yok etti.


[1] Kitabı Mukaddes Şirketi Eski Anlaşma, Daniel Kitabı 1,2

[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, Dânyâl Peygamber

[3] New American Bible Revised Edition (NABRE), Daniel’s Book Chapter 13

[4] New American Bible Revised Edition (NABRE), Daniel’s Book Chapter 14

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar