YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

OTOPSİ MASASINDA DİRİLMEK MÜMKÜN MÜ?

Diğer Yazılar

Ramazan Atlen
Ramazan Atlen
1984 yılında Uşak’ta doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Doktorluğun yanı sıra İngilizceden polisiye roman çevirileri yapıyor. Türkiye’nin Polisiye Dergisi Dedektif Dergi’nin 2021 yılında düzenlediği 2. Zehirli Kalem Öykü Yarışması’nda birincilik ödülü aldı. Öykü, deneme ve incelemeleri Dedektif Dergi’de ve çeşitli öykü seçkilerinde yayınlanmaya devam ediyor. Evli ve iki çocuk babasıdır.


2021 yılında Hindistan’da trafik kazası geçirip ağır yaralanan 27 yaşındaki bir adam bölgedeki bir hastaneye kaldırıldı. Birkaç günlük tedavi sonrasında öldüğü kanaatine varılan adam otopsi yapılmak üzere morga götürüldü. Fakat otopsi hazırlıkları sürerken sedyede hareket ettiği fark edilince acilen tekrar hastaneye götürülerek tedaviye alındı. Buna benzer bir örnek 2018 yılında İspanya’da yaşandı. Hücresinde baygın halde bulunan ve doktorların öldüğüne kanaat getirdikleri Gonzalo Montoya isimli mahkûm otopsi için hastane morguna gönderildi. Neyse ki dört saat kadar sonra adli tıp doktorlarının otopsi masasındaki “cesetten” birtakım sesler geldiğini fark etmeleri sayesinde Montoya otopsi yapılmaktan kıl payı kurtuldu.

Otopsi masasında dirilmek, öldü sanılıp sonradan yaşadığı anlaşılan insanlara dair hikâyeler arasında “canlı canlı kesilip biçilme” ihtimali nedeniyle en dramatik olanlardan biri gibi görünüyor. Bu yazıda ölüme benzeyen bu gibi durumların altında yatan tıbbi gerçeklerin adli tıp uygulamalarına ve polisiye edebiyata bakan yönüne bakmaya çalışacağız.

Üç Tıbbi Terim

Önce bu ilginç vakaları açıklayabilecek üç tıbbi terime değinelim; yalancı ölüm (apparent death), Lazarus fenomeni (otoresüsitasyon) ve katalepsi.

Ölüm; kalp atışı, solunum ve beyin fonksiyonları gibi hayati işlevlerin geri döndürülemez şekilde sona ermesiyken yalancı ölüm, bu fonksiyonların dışarıdan fark edilemeyecek kadar zayıflaması sonucu kişinin yaşadığı halde ölü sanılmasıdır. Yalancı ölümün pek çok sebebi olabilir. Bunlardan biri vücudun kendini korumaya aldığı donma, elektrik çarpması veya yıldırım düşmesi gibi durumlardır. İkinci neden, suda boğulma, ağır iç ve dış kanamalar, kafa travmaları, ilaçlar ve uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde yaşanan derin baygınlık halidir. Yalancı ölümde nabız el ile hissedilemeyecek kadar zayıflar, tansiyon aşırı düşer. Solunum durmuş gibi görünecek kadar hafiftir. Deri soğuk ve soluk, kaslar gevşemiş haldedir. Kısacası yalancı ölüm, hayati fonksiyonların kısmen askıya alındığı, yaşamla ölüm arasındaki bir araf halidir.

Adını Hz. İsa tarafından ölümünden 4 gün sonra diriltildiğine inanılan Betanyalı Lazarus’tan alan Lazarus Fenomeni ise başarısızlıkla sonuçlanmış kalp masajı sonrası dolaşım sisteminin beklenmedik şekilde yeniden çalışmaya başlaması anlamına gelir. Genellikle kalp masajı sonlandırıldıktan sonraki 10-30 dakika içinde görülen Lazarus Fenomeni -sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte- kalp masajı sırasında verilen ilaçların geç etki göstermesi gibi faktörlerle açıklanır.

Katalepsiye gelince, kişinin dış uyaranlara tepki vermediği, kaslarının katılaştığı ve vücudunun sanki bir heykelmiş gibi verilen herhangi bir pozisyonda uzun süre kaldığı tıbbi durumdur. Kişi etrafında olup bitene ve ağrılı uyaranlara yanıt vermez, nabzı ve solunumu zaman zaman yavaşlayabilir. Katalepsi tek başına bir hastalık değil, genellikle başka bir durumun belirtisidir. En yaygın olarak şizofreni gibi psikiyatrik hastalıklarda hastanın zihinsel bir kilitlenme yaşayarak dış dünyaya tamamen kapanması ve bulunduğu pozisyonda donup kalması şeklinde görülür. Bunun dışında Parkinson ve epilepsi hastalıklarında ve bazı ilaçların yan etkisi olarak da görülebilir.

Bu üç durum, “ölü gibi görünme” veya “ölümden dönme” ortak paydasında buluşsa da tıbbi nedenleri ve süreçleri bakımından birbirinden farklıdır. Yalancı ölümde kişinin kalbi durmadığı için hâlâ yaşamaktadır ancak yaşam belirtileri maskelenmiştir. Katalepside de kişinin kalbi atmaya devam etmekte ancak yavaş ölümden farklı olarak kalp atışlarının dışarıdan fark edilmeyecek kadar yavaşlaması süreklilik arz etmemektedir. Lazarus Fenomeni’nde ise kalp durmuş, hatta yapılan kalp masajı başarısız olduğu için “ölüm” ilan edilmiştir. Ancak dakikalar sonra kalp hiçbir müdahale olmaksızın tekrar atmaya başlamıştır. Son olarak Lazarus Fenomeni’nde normale dönüş kendiliğinden gerçekleşirken yalancı ölüm ve katalepsinin sona erebilmesi için bu duruma sebep olan etkenin ortadan kalkması gerekmektedir.

Yeniden otopsi masasında dirilmeye dönersek, Lazarus Fenomeni’nde yeniden canlanma kalp masajından kısa süre sonra meydana geldiği için bu tür vakaların otopsi masasına kadar ulaşması zor görünmektedir. Yalancı ölüm ve katalepsi vakalarında ise insanların kendilerini otopsi masasında bulmaları, hatta diri diri gömülmeleri ihtimal dâhilindedir. Dolayısıyla geri dönüşü imkânsız sonuçlara yol açılmaması için bir insanın gerçekten ölüp ölmediği önem arz etmektedir. Bu açıdan adli tıp uygulamalarında kesin ölüm tanısı için sadece muayene ile yetinilmeyip EKG, EEG gibi testlerin kullanılması, ölüm lekeleri veya ölüm katılığı gibi kesin belirtiler oluşmadan kimsenin gömülmemesi gibi tedbirler önerilmektedir.

Polisiye Edebiyattaki Sahte Ölümler

Polisiye edebiyatta sahte ölüm, katilin kimliğini gizleyerek okuyucuyu ters köşe yapmak için kullanılan en eski yöntemlerden biridir. Agatha Christie’nin On Küçük Zenci romanında karakterlerden biri kendisini ölmüş gibi gösterir ve adadaki diğer kişileri tek tek öldürmeye devam eder. Lawrence Block’un Bir Dizi Ölü Adam romanında da öldüğü zannedilen bir karakterin romanın sonunda aslında cinayetleri işleyen kişi olduğu ortaya çıkar.

Edgar Allan Poe ise ölüm benzeri bayılma nöbetleri geçirdiği için diri diri gömülme korkusu yaşayan bir karakteri anlattığı The Premature Burial öyküsünde katalepsiyi edebi bir dehşet unsuru olarak kullanmıştır. 

Polisiye tarihinin en ünlü sahte ölümlerinden biri Sherlock Holmes’a aittir. Holmes, düşmanı Moriarty ile mücadele ederken uçurumdan düşerek ölür. Ancak okurlar bu ölüme razı olmayınca Arthur Conan Doyle, Holmes’un gizli bir görevi tamamlamak için yıllarca ölü taklidi yaptığı şeklinde bir açıklamayla karakterini hayata döndürür.

Kısacası yalancı ölüm, Lazarus Fenomeni ve katalepsi gibi ölümle karışan tıbbi durumlar, okurlarını şaşırtmak, sürprizli ve gerilimli kurgular hazırlamak isteyen polisiye yazarları için elverişli imkânlar sunmaktadır.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar