Lambaların hiçbirinin çalışmadığı, binaların kentsel dönüşümü beklediği sokaklar bomboştu. Gecenin karanlığı çökmüşken etraf açık restoran ve kafelerin dışarıya verdiği cılız ışıkla pek aydınlanamıyordu. Milenyum Filo Kiralama’ya ait, siyah lüks arazi aracı Moda Caddesi’nde kırmızı ışık yokmuşçasına hızla ilerlerken, Ferit Tek Sokak’a saptı. Elli yıllık apartmanın önüne yanaşan araçtan boynunda altın zinciri, beyaz gömleğinin çoğu düğmesi açık, pantolonunun paçası daracık, yüksek tabanlı ayakkabılarıyla bir adam indi. Sol elindeki puroyu son bir nefes çekip yere attı. Apartmandan içeri girdiğinde vazodaki deve tabanının arkasında kalan düğmeye basarak asansörü çağırdı.
Ofiste zamanı yaklaşan işlerini bitirdikten sonra geç saatte kendisine uğramak isteyen yeni müvekkiliyle gece yarısına kadar görüşme yapmıştı Teoman. Haftanın iki günü yanına saat gözetmeksizin gelen Cenk’i nihayet gece yarısından sonra uğurladı. Mahallenin eski eczanesini kısa zaman önce devralan Eczacı Burcu Hanım’ın uykusuzluk için tavsiye ettiği bitki çaylarının evde olduğunu hatırladı. Telefonundaki Youtube uygulamasına “uyku getiren müzikler” yazdı, ilk çıkanı açtı. Yakındaki evine gitmeye üşendi, ofisteki üçlü koltuk rahattı nasıl olsa.
Adli tatile az kalsa da artık pek yoğunluğu yoktu. Son zamanlarda ağırlıklı kentsel dönüşüm işlerine bakıyordu. Kadıköy’de hızla ilerleyen kentsel dönüşüm projelerinde mağdurlar haklarını savunması için Teoman’ın kapısını mutlaka çalarlardı. Fakülteden mezun olduğunda aklına gelmiyordu semtlerin dokusunun böyle hızlı değişeceği, inşaatların da buna ister istemez çanak tutacağı. Kalantor bir müteahhit semtin en güzel yerlerindeki binalardan bir daire kapatarak orayı kârlı bir inşaat yatırımına dönüştürüyordu. Birbirine hiç benzemeyen beton yığınları, estetik açıdan berbattı.
Ofisinin olduğu binanın karşısındaki Park Apartmanı da zengin müteahhitlerin son gözdesiydi. Apartmandaki satılık üç daireyi yoğun bir çekişme sonunda Aydoğdu İnşaat’ın sahibi Vakkas Aydoğdu’yu alt eden Kahraman İnşaat’ın sahibi Tunç Kahraman satın almış, aldığı gibi de binayı dönüşüme sokmak için düğmeye basmıştı.
Bu dairelerden birinin önceki sahibi yakın zamanda vefat etmişti. Çocukları da yurtdışında yaşadıklarından, miras işlerini Teoman’ın yardımıyla zaman kaybetmeden bitirmişler, sonra da pazarlık yapmadan daireyi Tunç Kahraman’a satmışlardı.
Kalan iki daireden birisi iflas etmiş bir fabrikatöre aitken ihalede Vakkas Aydoğdu ile kıyasıya yarışan Tunç daireyi devralmıştı. Son daire ise birkaç yıl önce eşini kaybetmiş emekli bir banka müdürüne aitti, çocuğu da yoktu. Adamın tanı konmuş bir Alzheimer rahatsızlığı olmamasına rağmen açık biçimde aklı başında olmadığından, Tunç Kahraman bir yolunu bulup uygun fiyata daireyi kapatmıştı. Bu meydana çıktığında, adamın yeğeni ve tek mirasçısı Cenk amcasının nörolojik kontrollerini aksattığına pişman olmuştu. Teoman ile yolu kesiştiğinde Cenk’in az da olsa daireyi geri alma umudu yeşermişti.
Teoman kendisini ofisteki üçlü koltuğa bıraktığında dışarıdan gelen feryadı duydu. Pencereden baktı, etraf bir şey görülemeyecek kadar karanlıktı. Yalnızca yerde yatan birini ve bir karaltının sokağı paralel kesen diğer sokağa doğru gözden kaybolduğunu gördü. Koştu dışarı. Park Apartmanı’nın önündeki kaldırımda bir adam yüzükoyun yatıyordu. Boynundan oluk gibi kan akıyordu. Adamın nabzını kontrol etti, atmıyordu. Hemen ambulans çağırdı, kanama olan yerlere tişörtüyle turnike uyguladı. Kalp masajı yaptı fakat sonuç alamıyordu. O esnada etraftan birkaç kişi toplandı. On dakika sonra ambulans geldiğinde, doktor adamın ölmüş olduğunu söyledi. Başlarında Komiser Altuğ’un olduğu ekip ve Olay Yeri İnceleme gelir gelmez sarı siyah şeritlerle etrafı çevrelediler. Olay Yeri İnceleme ekibindeki adli tabip ceset üzerinde yaptığı ilk incelemede kesici aletin yol açtığı darbelerle ölümün gerçekleştiğini söyledi. Suç aleti olay yerinde değildi.
Komiser Altuğ olay yeri şeritlerinin dışına çıktı, maktulü ilk kimin gördüğünü sordu. Teoman kendisinin gördüğünü söyleyince Komiser ona doğru ilerledi.
“Neler oldu, anlatın.”
Teoman, “Komiserim, gece işim geç bittiğinden ofiste kalmaya karar verdim, evim çok yakında zaten. Tam uzanacaktım ki bağırma sesi duydum. Aşağı indim, adamı kanlar içinde yüzükoyun yatarken gördüm. Daha önce ne olduğunu görmedim,” dedi.
“Şüpheli herhangi bir şey gözüne çarptı mı?”
“Etraf karanlık, malum sokak lambaları da yanmıyor. Sesi duyup cama gittiğimde sadece bir karaltı gördüm. Birisi sokağı paralel kesen şu diğer sokağa doğru uzaklaştı. O kadar. Başka bir şey göremedim.”
“Nasıl biriydi?”
“Üstünde koyu renk tişört ya da kısa kollu gömlek vardı. Boyu kısaydı.”
“Kadın mı erkek miydi? Fark edebildin mi?”
Teoman gözlerini kısıp, “Hayır, ayırt edilebilecek gibi değildi, karanlıktı,” dedi.
“Sokağın tamamı kentsel dönüşüme girdiği için binalar boşaltılmış, zemin katlardaki kafelerin bazısında kamera vardı ama onlar da binaları tahliye ettiğinden kamera artık yok. Dönüşüme girmeyen iki binada da kafe, dükkân yok, tamamen konut. Onlarda da kamera yokmuş.”
“Hiç şaşırmadım.”
“Unuttuğunuz bir şey olabilir mi?”
“Hayır Komiserim.”
Komiser Altuğ, Teoman’a teşekkür etti ve ifade için merkeze gelmesini istedi. Teoman merkeze gidecek, resmi ifade için bunları tekrar orada anlatacaktı.
Maktulün üstünden çıkan kimlikten Kahraman İnşaat’ın sahibi Tunç Kahraman olduğu anlaşıldı. 1970 Trabzon doğumlu, Kadıköy bölgesinde aktif olarak kentsel dönüşüm projeleri yapan bir müteahhitti. Maktulün Park Apartmanı’ndaki üç dairesinden ikisi boştu, birini de ofis olarak kullanıyordu ve o akşam ofis olarak kullandığı daireye uğramıştı.
Yapılan araştırma sonucunda olay günü gündüz saatlerinde maktulün tartıştığı Aydoğdu İnşaat’ın sahibi Vakkas Aydoğdu ve maktulle arasında husumet olan Cenk Sırdar ifadelerinin alınması için Emniyet’e getirildi.
Bir numaralı ifade odasında Vakkas koltuğa sırtını yaslayıp başını dik tutarak ve gür bir sesle maktulle sıkı rakip olduklarını birçok ihale ve projede karşı karşıya geldiklerini, olay günü gündüz saatlerinde meydana gelen tartışmanın da büyütülmemesi gerektiğini, zaten haftada bir atıştıklarını anlattı.
Bunun üzerine Komiser Altuğ, “Maktulün öldürüldüğü saatlerde sen çok yakınındaymışsın, Koço Restoran’da. Neden o akşam oradaydın? Bir de üzerinde ne renk kıyafet vardı?” dedi.
“Bunda ne var ki? Arkadaşlarla yemek yiyorduk. Siyah gömlek vardı üzerimde.”
“Uzun kollu mu kısa kollu mu?”
“Kısa.”
“Yalnız restorandan bir ara çıkmışsın, on beş dakika kadar sonra geri gelmişsin. Restoranda görenler var. Daha da ilginci seni restoranın bahçesinden yukarıya doğru giderken görenler var. Buna ne diyeceksin?”
Alnında boncuk boncuk ter belirmeye başlayan Vakkas deminki kendinden emin tavrının aksine, “İçerisi gürültülüydü, telefonda konuşuyordum,” dedi cılız bir sesle.
“Bahçeye kadar gürültü geliyordu demek. Sen de on beş dakika Moda’da telefonla konuşup tur atayım dedin, değil mi Vakkas Bey?”
“Yok, yani başta öyleydi. Ama telefonu kapatınca bir işimi de hallettim, oradan restorana döndüm.”
“Nasıl bir iş?”
“Özel.”
“Tunç Kahraman’ı arkasından bıçaklayıp meyhaneye geri dönmek gibi bir iş mi?”
“Avukatımı istiyorum, o gelmeden tek kelime daha etmeyeceğim.”
“Ne değişecek ki? Hep aynı numarayı yaparsınız zaten. Tamam, çağırsınlar avukatını. Nereye gittiğini açıklayamıyorsun. Üzerindeki de siyah kısa kollu gömlekmiş. Boşuna uğraştıracaksın bizi.”
Komiser Altuğ bu sefer Cenk’in olduğu iki numaralı ifade odasına girdi.
“Evet Cenk Sırdar, Tunç Kahraman ile aranızdaki husumet nedir?”
“Ne olacak? Amcamın akli dengesi yerinde değil, ama bir doktor raporu yok bununla ilgili. Adamı tapuya götürüp, piyasa rayicinden düşük bir bedel ödeyerek Moda’daki dairesini satın almış.”
“Sonra?”
“Randevu istedim, sekreteri vermedi, çok yoğunmuş beyefendi. Geçenlerde şirket binasına gittim ve bekledim ısrarla. Sonunda yanına girdim bir şekilde, derdimi anlattım. Parayı aynen iade edelim, tapuyu geri ver, amcamın aklı başında değil dedim. Kovdu beni.”
“Bu kadar değil herhâlde, daha sonra?”
“Geçen hafta bir restoranda karşılaştım onunla. Yanımda misafirlerim vardı, tatsızlık çıksın istemedim insanların içinde. Bekledim, yemeğimi yerken bir de baktım tuvalete gidiyor. Ben de fırladım peşinden. Tuvaletin oraya giderken bir arkadaşımla karşılaştım, gereksiz lafa tuttu beni. Sohbeti kısa kesip tuvalet kapısının oraya geldim ki, bu çıktı tuvaletten. Kapının önünde ona dava açacağımı, doktor raporu alıp amcamın aklının başında olmadığını kanıtlayacağımı, daireyi geri alacağımı falan söyledim, rezil olacaksın dedim. O sırada garsonlar geldi, müdahale ettiler. Tatsızlık çıksın istemedim, masaya döndüm.”
“Restoranın kalabalığında öldüremezdin, dün ıssız sokakları seçtin değil mi?”
“Hayır. Ben dün gece bambaşka bir yerdeydim.
“Neredeydin?”
“Kilyos’taydım. Bu sabah döndüm.”
“Tanığın var mı?”
“Var. Neden ki?”
“Dün akşam Kilyos’ta olduğuna dair tanığın ifade vererek seni en azından şimdilik, temize çıkarır.”
“Kim olduğunu söyleyemem.”
“Bak Cenk, olay saatlerinde Moda’da değil Kilyos’ta olduğunu söylüyorsun. Kim olduğunu söyle, getirelim ona da soralım. Doğruysa salalım seni.”
“Söyleyemem, olmaz.”
“O zaman misafirimizsin bir süre.”
“Avukatımla görüşmek istiyorum.”
“Sen de görüş tabi avukatınla, hepiniz aynısınız ulan.”
“Nasıl?”
“Yok bir şey, görevli memur göndereceğim birazdan, avukatınla görüşmeni sağlar.”
Komiser Altuğ odasına çıktı. Sinirli ve yorgundu. Ayaklarını masaya uzattı, derin bir nefes aldı. İkisi de katil olabilir diye düşündü. Bir başkası da olabilirdi elbette. Vakkas olay anında yakınlardaydı ve açıklayamadığı bir on beş dakikası vardı. Cenk ise daha olay anında civarda olmadığını iddia ediyor ancak tanık gösteremiyordu. İkisinin de sakladığı bir şeyler olduğu muhakkaktı. Bu meslekte öğrendiği önemli kurallardan biri, saklanan şeylerden mutlaka pislik çıkacağıydı.
***
Teoman sabah yolunun üzerindeki Burcu Eczanesi’ni görünce, kronik migreni için ağrı kesici almak üzere içeri girdi. Her zamanki güler yüzüyle Burcu Hanım onu karşıladı.
“Günaydın Teoman Bey.”
“Günaydın Burcu Hanım, nasılsınız?”
“İyiyim, ama dün gece neler olmuş burada? Çok tadım kaçtı. Siz nasılsınız?”
“Valla sormayın. Benim de bir müvekkilim olayla ilgili gözaltına alınmış, şimdi yanına gidiyorum Emniyete. Gece de ben ifade verdim.
“Bir şey gördünüz mü?”
“Pek sayılmaz. Yalnızca karanlıkta uzaklaşan biri.”
“İnşallah olay aydınlanır. Aklım çıkıyor düşündükçe, ben gece olaydan bir iki saat öncesine kadar buradaydım, stok sayımımız vardı. O caniyle karşılaşabilirdim. Ayın sonunu zor getirirken bir de can güvenliği korkusu. Allah’ım sen koru ya rabbim.”
“Aman dikkatli olun.”
“Haklısınız. Ne istemiştiniz?”
“Her zamanki ağrı kesiciden.”
“Tabii. Bu arada durduk yere trafik cezası geldi benim külüstür için, aslında park yasağı olmayan bir yere park etmiştim. Hâlâ iyi park edemiyorum bu küçücük arabayı bile. Oraya girebilmiştim oysaki. Buna ne yapayım?”
“Ceza tutanağını bana verin, ben bir dilekçe yazarım size veririm, nöbetçi Sulh Ceza’ya itiraz olarak verirsiniz.”
“Harikasınız, çok teşekkür ederim.”
“Ne demek.”
Teoman meşe ağacından yapılmış masaya gözlerini kırpmadan baktı. Burcu ise camının altında bir sürü değişik kartvizitin olduğu bu masanın üzerinde gözleriyle aranıyordu. Masada gazete, kalemler, kağıtlar, telefon, kahve kupası ve iki bölmesinden birinin boş olduğu diğerinin içinde büyüteç olan ahşap bir kutu vardı. Gazetenin altına girmiş olan okuma gözlüğünü gözüne takarak masadaki kâğıdın trafik ceza tutanağı olup olmadığını kontrol etti ve gülümseyerek “Yaş kırkı geçince okuma gözlüğü şart oluyor,” dedi.
“Benim gözlükler tam zamanlı, miyop, astigmat. Lazer ameliyatı da oldum ama birkaç sene sonra gene bozuldu gözlerim.”
“Size çok yakışıyor.”
“Aman efendim, çok teşekkür ederim.”
Teoman eczaneden çıkınca doğrudan Emniyet’e geldi. Müvekkili Cenk Sırdar gözaltına alınmış ve kendisiyle görüşmek istemişti. Görevli memurlara kendini tanıtıp durumu anlattıktan sonra onu ifade odasına aldılar. Birkaç dakika sonra bir polis eşliğinde nezarethaneden Cenk getirildi, polis Cenk’in kelepçesini çözdü. Onları yalnız bıraktı. Cenk olay günü sabahtan itibaren Kilyos’ta olduğunu ama tanık göstermenin riskli olduğunu söyledi Teoman’a. Teoman bunun nedenini sorduğunda Cenk alnında biriken teri elinin tersiyle sildi, kapalı olan kapıya dikkatle baktı ve kısık bir sesle “Şeytana uydum,” dedi. İşin aslı Cenk o gece boşanmak üzere olduğu eşine Bodrum’da toplantısı olduğunu söylemişti ama Kilyos’ta bir otelde geçen hafta arkadaşının doğum günü partisinde tanıştığı Arzu’yla birlikteydi. Eğer birine ihanet ediyorsanız bunu polisten de saklama ihtiyacı duyarsınız. Hele evli ve çocuklu iseniz, hele de boşanmak üzere iseniz. Cenk eşini boşanmaya ikna etmişti ama bu işi yüksek nafaka ve tazminatla bitirmek istemiyordu. Bütün mesele buydu. Ama bazen böyle olurdu; iki ihtimal de sizi mutsuz ederdi ve daha az mutsuz edeni seçmeniz gerekirdi. Teoman bunun sorun olmayacağını, bu bilginin sadece adli evrak içinde olacağını, esas olay saati oralarda olmadığını ispatlayamazsa başının hem cinayetle ilgili ciddi şekilde derde gireceğini hem de ilerleyen zamanda Kilyos’ta kiminle olduğunun basına yansıyabileceğini ve bunun boşanma davasında sorun yaratacağını anlattı Cenk’e. Bu kadının tanıklık yapması hâlinde, olayın kendisi açısından büyümeden kapanacağına ikna etti.
Teoman ifade odasından doğruca Komiser Altuğ’un odasına çıktı. Soruşturmayla ilgili konuştular. Teoman bazı şüphelerinden bahsetti Komisere ve tanıkla ilgili gizlilik açısından hassasiyet rica etti.
Aynı saatlerde Vakkas Aydoğdu’nun avukatı Kemal Pars da Emniyet’e gelmişti. Dosyayı inceledi, müvekkiliyle görüşmek üzere ifade odasına alındı.
“Vakkas Bey, suçlama çok ciddi. Delil durumu da tatsız. Bana ne olduğunu eksiksiz anlatın ki, size yardım edebileyim.”
“Kemal, olay gecesi Koço’daydım, doğru. Bir süre dışarı çıktım telefonda konuştum. Evden aradılar. Benim büyük oğlanın her zamanki şımarıklıkları. Para istiyor gene. Ondan sonra içeri girecektim ki, benim hatun aradı. Filiz. Artık böyle devam etmek istemediğini, her şeyi yengene anlatacağını söyledi. Saçma sapan konuştu. Bu kadın diline hâkim olmasa itibarım biter. Aldığım işleri geri çekerler. Onu bir şekilde sakinleştirdim. Şimdi gel benim için şahitlik yap dersem, eline koz vermiş olacağım. Sana yemin ederim olay bundan ibaret. Tunç’u o akşam görmedim, buralarda olduğundan da haberim yok. Beni bilirsin, kadınlara dayanamam ama birini öldüremem. Ulan tek suçum uçkur, ondan da müebbet yemek istemiyorum.”
“Anlıyorum. Ben yine size bu kadının şahitlik yapmasını tavsiye edeceğim. Aksi hâlde ihale size kalabilir.”
“Başka bir yol olmalı. Hacı adama bak derler.”
Teoman maktulün arabasının plakasında yazan Milenyum Filo Kiralama Şirketi’ne gitti. Danışma bankosunda Operasyon Sorumlusu Erdem Kavak ile görüşmek istediğini iletti. Yarım saat kadar Erdem Bey’in çok yoğun olduğunu söylediler. Teoman, Erdem Bey ile çok kısa görüşmek istediğini, konunun son derece önemli olduğunu ısrarla tekrarlayınca beş dakikalığına aldılar onu Erdem Bey’in yanına.
Teoman içeride beş dakikadan daha uzun kaldı. Tam bir saat. Çıkarken gösterdiği nezaket ve yardımı için Erdem Bey’e teşekkür etti. Adam çok önemli bilgiler vermişti.
Edindiği bilgilere istinaden Bilge İlaç Firması’na gitti. Burada insan kaynakları ile görüştü. Önce onlar da bilgi vermek istemediler ama konunun cinayet vakası olduğunu vurguladığında çekindiler. Burada da yarım saat kadar hem müdürle hem de müdür yardımcısıyla görüşme yaptı. Çıktığında tüm taşlar yerine oturmuştu.
Ofise geçerken Vakkas Aydoğdu’nun avukatı Kemal Pars’ı aradı.
“Kemal Bey merhaba, müsait misiniz?”
“Merhaba Teoman Bey, tabii buyurun.”
“Acil görüşmemiz lazım ama telefonda olmaz. Soruşturmayla ilgili.”
“Ne oldu ki?”
“Telefonda olmaz.”
“Moda’daydı ofisiniz değil mi?”
“Evet. Konum atıyorum şimdi size.”
“Çok merak ettim. Yarım saate kadar oradayım. Bu arada benim de size anlatacaklarım var.”
Teoman ofise giderken önünden geçtiği Burcu Eczanesi’nden içeri girdi. Burcu’ya trafik cezasına itiraz dilekçesinin bir saate hazır olacağını söyledi. Eczaneden çıktığında binanın yan blokunun genelde açık kapısından bakındı, içeri girdi. Asansörün yanında vazonun içindeki deve tabanına baktı. Toprağı eşeledi, bir şey geldi eline. Çekti dışarı, siyah poşete sarılı sivri şeyi parmak izi bırakmamak için peçete yardımıyla açıp kontrol etti. Siyah poşeti ceketinin göğüs cebine sokup dışarı çıktı. Kaldırımda yürürken telefon çaldı. Ekranda “Komiser Altuğ” yazıyordu. Heyecanla telefonu açtı.
Avukat Kemal geldiğinde Teoman bilgisayarında trafik cezası itiraz dilekçesine son şeklini verdi, kaydedip yazıcıya gönderdikten sonra edindiği bilgileri anlattı meslektaşına. Artık meslektaşı da tüm ayrıntılara vâkıftı. Biraz sonra kapı çalındı, Burcu geldi.
Teoman onu toplantı masasına buyur etti.
“Ne içersiniz Burcu Hanım?” dedi.
“Bir acı kahvenizi alırım.”
“Tabii. Dilekçe hazır.”
“Eksik olmayın.”
“Bu arada Tunç Kahraman cinayetini çözdüm.”
“Öyle mi? İki gündür olayın etkisindeyim. Katil kesin maktulün kuyruğuna bastığı biridir,” dedi Burcu.
Avukat Kemal Pars kahvesini kibarca içiyor, sessizce dinliyordu.
“Muhakkak,” dedi Teoman.
“Aslında Vakkas Bey’in bilindiği üzere maktulle aralarında uzun zamandan beri anlaşmazlık var, medyaya da yansımıştı. Sık sık tartışmışlar. Öyle değil mi Kemal Bey?” diye sordu Burcu.
“Doğru.”
“Burcu Hanım, bakın sizdekinin aynısı” diyerek başıyla çalışma masasının üzerini işaret etti Teoman.
Burcu bakışlarını kaçırıp, gözlerini kırpıştırarak çalışma masasına baktı, yavaşça başını aşağı yukarı salladı.
“Sizin eczane apartmanın A-Blok girişindeydi, değil mi?
“Evet. Niye sordunuz ki?”
“B-Blok girişi sokağın içinde kalıyor ama her iki blok arasında kapıcı dairesinin oradan geçiş var. Yani sokağın içinden B-Blok’tan girip A-Blok’a geçiş yapılabiliyor, buradaki birçok apartmanda böyle,” dedi Teoman.
O esnada kapı çalındı. İçeri Cenk ve Komiser Altuğ birlikte girdiler.
“Aklanmana çok sevindim,” dedi Teoman tokalaştığı Cenk’e, Komiser Altuğ’un da elini sıktı. Cenk’in geçen geceyi Kilyos’ta birlikte geçirdiği Arzu çağrı üzerine gelmiş, ifade vermiş, bunun üzerine Cenk serbest bırakılmıştı.
Cenk, “Sayende Teoman, çok teşekkür ederim,” dedi.
Bu arada Avukat Kemal’in telefonu çaldı. Arayan Vakkas Bey’di. Filiz gelip ifade vermişti ve Vakkas Bey’i serbest bırakmışlardı.
Kemal durumu masadakilere anlatırken aklından geçirdi. “Bana da elli bin dolar verseler, ben de şahitlik yaparım.”
“Evet, gördüğünüz gibi iki şüpheli de temize çıktığına göre konuya dönelim. Nerede kalmıştım? Bloklar arası geçiş diyordum. Maktulün arabasını kiraladığı firma olan Milenyum Filo Kiralama’ya gittim. Orada Operasyon Sorumlusu Erdem Kavak ile görüştüm. Eczanenizde kartvizitini görmüştüm Burcu Hanım,” dedi Teoman.
Burcu önüne bakıyordu, yüzü kızarmıştı.
Buradan sizin 34 EML 4098 plakalı siyah dört çeker arazi aracını defalarca kiralamak istediğinizi ancak arabanın dolu olduğunu söylediklerini, araba boşa çıktığı anda size mutlaka haber verilmesini istediğinizi ilettiler. Aracı kiralamaktan ziyade, aracın kimde olduğunun teyit etmek istediniz. Aracın Tunç Kahraman’da olduğunun teyidini yapmak istediniz aslında.
“Niye ki? Çok saçma.”
“Saçma değil. Sabredin anlatayım. Milenyum’a son gittiğinizde agresif tavırlarınızdan dolayı güvenlikle dışarı çıkarıldığınızı da öğrendim ama sonra hiç gitmemişsiniz oraya. Arabanız küçük, eski model bir araba. İyi park edemediğinizi kendiniz söylemiştiniz. Kirası fazlasıyla yüksek olan kocaman bir arabayı, ay sonunu zor getirdiğini söyleyen hem de iyi park edemeyen birinin neden kiralamak isteyeceğini düşündüm. Kafamda hiç oturmadı. Milenyum’da doldurduğunuz araç rezerve formunda Bilge İlaç Firması’nda çalıştığınız yazıyordu. Oraya gittim, önemli bilgiler edindim.”
Masada sessizlik oldu, çıt çıkmıyordu.
“Orada çalıştığınız dönem direktörünüz Ali Serdengeçti’ye takıntı şeklinde âşıkmışsınız. Bu konu şirkette duyulmuş,” diye Teoman devam etti.
“Terbiyenizi takının, sizi ilgilendirmez! Özel şeyler bunlar, hem adam öldü, gitti. Günaha giriyorsunuz.”
“Ali Bey, Tunç Kahraman’ın kızının düğününün olduğu gün trafik kazası yapmış. Düğünün olduğu otele yakın bir yerde. Tunç Bey’in arabasının başta olduğu düğün konvoyu yolu saatlerce kapatmış. Ankara havası, düğün alayı, göbek atmalar falan. Ali Bey hastaneye çok geç varmış. Kan kaybından hastanede vefat etmiş. Siz bu olaydan sonra işten ayrıldınız. Ali Bey’in ailesi savcılık, mahkeme derken Tunç Kahraman nüfuzunu kullanarak olaydan sıyrılmış. Gazete ve sosyal medyadaki haberlerde bunlar çok yazılmış. Hukuki sürece siz dâhil olmadınız. Rahmetlinin ailesi adama karşı hislerinizi bildiği için size çok tepkiliymiş. Şirkette anlattılar. Hukuki sürece ailenin yanında ne sıfatla dahil olacaktınız? Baktınız ki dava, şikâyet ile Tunç cezasını bulmadı, onu kendiniz cezalandırmaya karar verdiniz. Olayla ilgili sizinle ilk konuştuğumuzda olay saatini bildiğinizi anladım, ama size olay saatini söylememiştim. Masamdaki tahta kutu bir settir, içinde mektup açacağı ve büyüteç var. Sizde de aynı markanın setinden var ama mektup açacağı olan taraf boş. Mektup açacağıyla Tunç’u öldürdünüz, sonra aşağıya doğru koştunuz, sokağın içinden B-Blok girişinden apartmana girdiniz, kapıcı dairesinin oradaki geçişten de A-Blok’ta olan eczanenize geçtiniz. B-blokun içindeki vazodaki devetabanının toprağına siyah poşet içindeki mektup açacağını üzerinizde kalmaması için gömdünüz. Sabaha kadar eczanede kaldınız. Gün içinde bina girişi yoğun olduğundan henüz geri alamadınız suç aletini.”
“Aynı setten bende de olması mı beni katil yapıyor? Saçma.”
“Mektup açacağının üzerindeki kan maktule, parmak izleri de size ait çıktı. Parmak izi normal de, kanın maktule ait çıkması kesin delil. Bence itiraf edin, sizi temin ederim bu lehinize olur.”
“Tamam, ben yaptım. Devlet ceza vermedi, cezasını benden buldu alçak.”
Teoman, “Burcu Hanım’ın itirafınıza herkes şahit,” dedi.
Burcu “Kanı ve parmak izini blöf olarak söyledin, Allah kahretsin!” dedi.
Komiser Altuğ, “Burcu Hanım, buyurun Emniyet’e gidelim,” dedi.
O sırada Teoman yazıcıdan dilekçeyi aldı, Burcu’ya uzattı.
“Unutmadan, altını imzalayın, sabah savcılığa sevk edildiğinizde bu itiraz dilekçesini de nöbetçi mahkemeye vermeyi unutmayın, yarın itirazın son günü.”


