Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

BİR DOĞRUNUN ÖLÜMÜ

Diğer Yazılar

Rıdvan Adıyaman
Rıdvan Adıyaman
1990 yılının, mart ayında, Sapanca Sağlık Ocağı’nda yeryüzüne gelmiştir. Uzun yıllar amatör kümede futbol oynayıp biraz tiyatroyla ilgilenmiştir. Hip Hop kültürüyle içli dışlı bir coğrafya öğretmenidir. 2013 yılından beri yazmaya gönül vermiştir. 2023 yılında Myrina Yayınları ve Kibele Edebiyat Öykü yarışmalarına katılmış hikayeleri antoloji kitaplarında yayımlanmıştır. Dedektif Dergi 2024 Zehirli Kalem öykü yarışmasında finalist listesi içinde yer almıştır. Geçmişin İzleri, Feriştah, Gerçeğin Peşinde, Hiç, Şeytan’ın Oğlu adlı kitaplarını yayımlamıştır.

“Bütün tehlikeler, özellikle de en kötü olanları, tekrarlanır.”

THOMAS DE QUINCEY

Bozulan klima yüzünden evinin sıcaklığı dayanılmayacak raddeye gelmişti ve nem, tecavüz eder gibi tenine yapışmıştı. Bundan ötürü lacivert geceyi evinin terasında geçiriyordu.

Gölün karşısındaki ışıkları seyrederek bir sigara yaktı ve uyku problemini yazın halledemeyeceğini anladı. Bu sorunu çözmeyi sonbahara saklayacaktı. Çünkü bekleyen başka problemler vardı. Mesela üç gün önce sol göğsü ve karnı kesilmiş olarak buldukları, otuz yaşlarındaki maktulün katilini yakalamak.

Maktul, şehir merkezinden 15-20 km uzaklıktaki bir köyün yakınında, dere yatağında bulunmuştu. Kimliği tespit edilememişti ve adli tıp raporları henüz hazır değildi. Ön otopsiye göre kadının sırtında, yüz ve sırt çevresinde sürtünmeden kaynaklı izler vardı. Bu da maktulün sürüklenerek taşındığını gösteriyordu. Diğer bir olasılık, inanması zor da olsa, derenin akışıyla oraya sürüklenmiş olmasıydı. Ancak o mevsimde dere bir cesedi sürükleyecek kadar güçlü akmıyordu.

Maktulü düşünüyordu Şaziye Komiser. Balıketi bedeninin bakımlı oluşu dikkatini çekmişti. Tırnakları düzgün, makyajı ıslandığı hâlde bozulmamış, bedeni yaraları dışında temizdi.

Hayrandı kendine bakan kadınlara. Kendisini düşündü; böyle bakım, makyaj işlerini sevmezdi. Boşanınca tamamen uzaklaşmıştı. Allah var, eski eşi böyle şeyleri takmazdı, mutlu olmaları için elinden geleni yapmıştı. Nadiren sevişmelerini bile sorun etmemişti. Değerli bir madendi eski eşi. Hatta çocuklarının olmayacağını öğrendiklerinde bile sakin kalmış, anlayış göstermişti. Ancak Şaziye Komiser kocası dâhil her şeyden uzaklaşmıştı. Zaten evliliğinde yaptığı yanlışlar birçok doğrunun silinmesine sebep olmuştu. Sonuçlarına tek başına katlanmalıydı. Bu yüzden eski eşini çocuksuzluk müebbedine atmak istememiş, boşanmıştı.

Bir sigara daha yakıp dumanı manzaraya doğru üfledi. Telefonunun ekranına dokunup saate baktı.

Beş dakika sonra telefon can çekişmeye başladı. Ekranda yardımcısının adını görünce anladı ki bir cinayet var. Yoksa bu saatte mutlu haber verecek değil ya. Bu yazısız bir kural gibiydi. Mutlu haberler gündüzleri, kötü haberler geceleri verilirdi. Ne oldurdu sanki evlenme teklifi ettiğinin haberini verse?

Telefonu açmak için acele etmedi. Çünkü ölüler bir yere gidemezdi. Sigarasını söndürüp telefonunu eline almıştı ki sustu melodi. Tek dokunuşla aramaya geri dönüp hoparlöre aldı:

“Efendim, Selçuk?”

“Amirim, uyandırdım ama cinayet var.”

“Demedim mi bu saatte kötü haber verilir diye?”

“Efendim, Amirim?”

“Sana demedim Selçuk, sesli düşündüm. Geliyor musun almaya?”

“On dakikaya gelirim, Amirim.”

“Tamam, bekliyorum,” diyerek kapattı telefonu. Ayrıntı sormamıştı. Nasılsa olay mahallinde görecekti ne varsa.

***

Çırılçıplak, zayıf bir adamın bedeni dikenli çalıların arasına atılmıştı.

“Kim bulmuş?”

“Biri telefonla ihbar etmiş Amirim,” dedi Selçuk.

Olay Yeri İnceleme, çalışmasına itinayla devam ediyordu.

“Arayan kişiyi tespit ettik mi?”

“Naz Berre’ye söyledim, araştırıyor Amirim.”

Dikenlikten çıkarılan adamın sağ bileğinde ve erkeklik organında da kesikler vardı. Göz çevresinde oluşan morarmalar yüzüne darbe aldığını gösteriyordu.

Şaziye Komiser, maktule baktığında öfke cinayeti olduğunu düşündü. Biri bu şekilde öldürülmüşse, nedeni öfkeden başka ne olabilirdi ki? Öfke, insanoğlunu yoldan çıkaran en güçlü duyguydu. Atalar boşuna dememişti, “Öfkeyle kalkan zararla oturur,” diye.

“Şaziye, hoş geldin.”

“N’aber Güven? Nedir durum?”

Olay Yeri Amiri kafasındaki beyaz boneyi çıkarıp saçlarını düzeltti. “Öleli epey olmuş. Takribi 36 saat öncesine ait bulgular var. Yüzüne sert darbeler almış. Biri veya birileriyle kavga etmiş olabilir. Boyun çevresindeki morarmalara bakılırsa elle boğularak öldürülmüş olabilir. Bilek ölümden sonra kesilmiş gibi duruyor. Klişe lafı biliyorsun, net bilgileri birkaç güne veririm.”

Az ve öz konuşmayı sevdiğini bilenler lafı uzatmazdı. Öğrenmesi gerekenleri duyduğunu düşünen Şaziye Komiser bir sigara yaktı. Üç günlük ölü bedene eğilip bu muamelenin nedenlerini düşündü. Vücudundaki yaralara bakarak birkaç çıkarım yapılabilirdi. Mesela şeriat kanunları hükmünde hırsızlık yaptığı için el kesme cezası uygulanmış olabilirdi. Ancak görüntü şeriat için bile aşırıydı. Tecavüz cezası verilmiş olsaydı erkeklik organı yerinde olmazdı. Çünkü onun da raconu organını kesmekti. Sigarasının dumanını üfleyip ayağa kalktı.

“Ne düşünüyorsun?”

“Üç gün uzun bir süre. Bedenin kokmaması ve çürümemesi için soğuk bir yerde muhafaza edilmesi gerekmez mi” diyerek sigarasını tüttürmeye devam etti.

“Haklısın.”

“Önceki maktulün sonuçlarını yazdın mı?”

“İki, üç saate elinde olur.”

“Farklı bir şey var mı?”

“Daha önceki konuştuklarımızın dışında, başka bir yerde öldürüldüğü kesin. Çünkü sırtındaki kesiklerden aldığım örnekler, maktulün bulunduğu yerin toprağıyla eşleşmedi. Ayrıca o kesiklerde ağaç kıymıkları vardı. Yani kömürlük benzeri bir yerde öldürülmüş olabilir. Son olarak kadın ölmeden önce veya öldükten sonra cinsel ilişki yaşamış. Genital bölgesinde erkek kılları ve sperm kalıntıları vardı.”

“Tecavüzcü bir katil olabilir mi?”

“Öyle olsa, tek göğsünü ve karnını neden kessin?”

“Ne bileyim Güven! Memlekette manyak mı yok? Damacananın rızası var deyip tecavüze yeltenen insanla dolu ortalık,” dedi ve sigarasının son dumanını üfledi. İzmariti olay yerine atamayacağından külü silkeleyip izmariti arka cebine tıktı.

Şaziye Komiser, Selçuk’un arabasına yaslandı ve sağda solda koşuşturan Olay Yeri İnceleme ekibini izleyerek ölen kadını düşündü. Binlerce kadın gibi tecavüze kurban gitmiş, kocası veya sevgilisi tarafından arzularını karşılamadığı için kafasına vura vura öldürülmüş olabilirdi. Gerçekler gün yüzüne çıkana kadar “olabilir” varsayımında yüzmeye devam edeceklerdi. Şu gerçekti: Bu olay duyulduğunda televizyon kanallarının ve sosyal medyanın ekmeğine yağ sürülecekti. Kadın cinayetlerinin magazinleşmesi midesini bulandırıyordu. Nefret ediyordu sahte feminizmden. Ölümler üzerinden prim yapan bütün ideoloji ve siyasetçilerden tiksiniyordu. Ne diyordu şair: Her ölüm erken ölümdür,” sonuçta ölüm, tek yön bilet.

Şaziye Komiser, kendi kendine kurdukça kurdu. Bu durumlara sinirlenip sigara yakarak yerde yatan mevtayı siyah torbaya koymalarını izledi.

***

Şaziye ve yardımcısı Selçuk’u, Naz Berre karşıladı. Olay yerinden ayrıldıktan sonra çorbacıya gidip karınlarını doyurmuşlardı. İşi işte, aşı aşta seven Şaziye Komiser büroya girince, “N’aber Nazo? Nedir durum?” diyerek seslendi.

“Amirim, otopsi sonuçları geldi. Ölüm nedeni: Künt kafa travması.”

Şaziye Komiser uzun uzun sonuçları okumak istemediğinden dosyayı Selçuk’a uzatıp, Naz Berre’nin sözünü kesti: “Güven cinsel ilişkiye girdiğini söyledi. Onlardan bir şey çıkmadı mı? Bu kadar gaddarca bir ölüm için ne yaptı? Karşılık veremeyecek kadar ne olmuş olabilir? Peşinden gidebileceğimiz ipuçları verin bana. Yormayın beni, yaşım ilerledi,” diyerek gerdiği ortamı biraz yumuşattı.

Vücudundaki değişimlerin etkisiyle son birkaç yıldır gergindi. Psikolog arkadaşının tavsiyelerine uymayı denese de mesleğinin getirdiği stresten kaçamıyordu. Allah’tan çalıştığı kişilerin eski kuşağa saygısı vardı.

“Kıllar ve sperm kalıntılarındaki DNA’dan sonuç olumsuz Amirim. Ancak kadın geçmişte kürtaj yaptırmış. Rapora göre ameliyat zor geçmiş. Yırtık oluşumu meydana gelmiş. Eğer maktul buralıysa illegal yollardan kürtaj bile olsa belirli ilaçları kullanması gerekiyordur diye doktor arkadaşımı aradım. O da kürtajda olabilecek ters durumları ve bu durumlar sonucunda kullanabilecek ilaçların listesini gönderdi. İsterseniz son bir yıl içerisinde bu ilaçları almış kişileri araştırabilirim.”

“Ah Nazo ah! Güzelliğini ve zekânı bu mesleğe harcaman ne kadar kötü. Tamam, bir yerlerden başlamak gerek, sen bu durumu araştırmaya başla. Şu telefon eden kişiyi ne yaptınız?”

“Amirim, adamı bulup getirdiler. Saatlerdir sorgu odasında bekliyor,’’ dedi Naz Berre.

“Güzel. Uzun süre beklemesi bir suçu varsa gerginlik ve korkudan dolayı ötmeye başlamasını sağlar. Selçuk, bir kahve al gel odaya,” deyip sorgu odasının yolunu tuttu.

İçeri girdiğinde saçı sakalına karışmış, kırklarında, kilolu, orta boylu bir adamla karşılaştı. Adam, Şaziye Komiser’i görünce aniden ayağa dikildi. Şaziye, adamı baştan aşağıya süzdü. Rengi solmaya başlamış kot pantolonuna, göbeğini belli eden beyaz tişörtüne ve en son korkmuş gözlerine baktı. Eliyle otur işareti yaptı adama ve boş sandalyelerden birine yorgun şekilde çöktü.

“Anlat, Cemalettin.”

“Amirim, vallahi de billahi de ben öldürmedim. Karıncayı bile incitemem. Adam öldürmek neyime.”

“Adam olduğunu nereden biliyorsun?”

“…”

“Sakin ol. Ne işin vardı o saatte orada?”

“Şey, avdan dönüyordum da kestirme diye oradan geçiyordum.”

“Avdan mı? Ne vurdun?”

“Tavşan.”

“Tavşan? Zifiri karanlıkta mı? Bak Cemalettin, eğer gerçeği anlatmaya başlamazsan cinayet üstüne kalacak. Hadi diyelim üstüne kalmadı. Ancak senin yapmadığın anlaşılana, deliller ortaya çıkana kadar içerde yatarsın. Çıktığında da katil damgasıyla hayatına devam edersin.”

“Aman diyeyim Amirim, ne katili. Ben kimseyi öldürmedim.”

“Neden oradaydın o zaman?”

“Şey Amirim,” oturduğu sandalyede kıpırdadı Cemalettin. Bir itiraf geleceğini sezmişti Şaziye Komiser, bundan dolayı bekliyordu. Birkaç saniye geçtikten sonra sessizlik bozuldu. “Amirim, patikanın yukarısındaki kulübeden dönüyordum. Allah çarpsın ki ben yapmadım. Kimseyi öldürmedim. O gece bir şey olacağı belliydi. Kulübeye hiç gitmek istemedim. Ama n’aparsın Amirim, aşk bu. Dayanamadım gittim. Birbirimizi seviyoruz Amirim. Vallahi bak! Eşlerimizden boşanınca evleneceğiz.”

“Dur dur! Ne anlatıyorsun? Kimin kulübesi?”

“Anlatıyorum ya Amirim. Birbirimizi…”

“Cemalettin! Kısa kes oyun havası olsun.”

“Muhtarın karısıyla beraberim. Gece muhtarın kulübesindeydik. O yol kestirme, kimseye görünmeden gidebiliyorum. Yoldan inerken ışığı fark ettim. Önce muhtar sandım. Aha, dedim, boku yedik. Çünkü şüpheleniyormuş karısından. Gül gibi karısı varken o da âlemlere akıyor.”

“Cemalettin!”

“Tamam, Amirim. Işığı görünce sotaya sindim. Uzakta olduğum için kim olduğunu bilemedim, bekledim. Bir şeyi oraya doğru atıldığını duydum. Işık kaybolana kadar kımıldamadım. Sonra koşar adım gittim. Telefon ışığıyla baktım ki çıplak biri. Çok korktum Amirim, koşarak eve gittim. Yatağa yattım ancak yatakta döndüm durdum. Belki dedim ölmemiştir yaşıyordur. Dayanamadım aradım sizleri. Vallahi de durum bu Amirim. Ben masumum.”

“Çok masum sayılmazsın Cemalettin. Selçuk, gidin bakın öyle bir kulübe var mı? Bir de muhtarın karısını alın gelin. Bakalım doğru mu söyledikleri.”

“Aman Amirim, gözünün yağını yiyeyim yapma! Rezil rüsva oluruz.”

“Masumiyetini kanıtlayacaksan feda etmen gereken şeyler var Cemalettin. Madem seviyorsunuz birbirinizi, âşıksınız bunları aşarsınız merak etme,” dedi ve ardından yalvaran bağırışları ardında bırakarak odadan çıktı.

***

Şaziye Komiser, camın diğer tarafındaki kadını inceliyordu. Sorulara verdiği cevaplara, mimiklerine, tavırlarına, yaptığı ve yaşadığı şeyin ortaya çıkmasından dolayı yaşadığı mahcupluğa… Kadının ve adamın cinayetle ilgisi olmadığı belliydi. Daha sonra gözlerini Naz Berre ve Selçuk’a çevirdi. Son üç yıldır birlikteydiler. Naz Berre’nin aklı ve Selçuk’un iş bitiriciliği, kendi ruhunun hareketli olmasına neden olan dinamolardı. Onların istekleri, şevkleri Şaziye Komiser’i mutlu ediyordu.

Selçuk’un polis olmasının nedeni rahmetli babasıydı. Naz Berre’nin neden polis olmayı tercih ettiğini bilmiyordu fakat öğretmen ablası Adapazarı’nda olduğu için buraya tayin istemişti.

Hoş, kendisi de bu mesleği ne zaman yapmaya karar verdi, sebebi neydi anımsamıyordu. Biraz düşündü, iki sebebi olabilirdi. Babası öldükten sonra annesi dul kaldı diye köy halkı tarafından zorbalıklara uğramışlardı. Evlerine devamlı hayırlı kısmet diyerek geliyorlardı. Annesi bu kısmetleri geri çevirdikçe dedikodu kazanının ateşini harlıyordu. Gel zaman git zaman okulda arkadaşları tarafından dışlanmaya, ağza alınmaz laflar duymaya başlamıştı. Annesi kadın başına çalışıp kızına bakmaya çabalasa da bu dedikodular onları geriyordu. Hatta Şaziye bir gün annesine kızdığı için kendine okulda sarf edilen sözlerin ve arkadaşlarının onu istememesinin nedeninin o olduğunu söylediğinde kadının ağladığını görmüştü. Atılan iftiralar ve bu olay köyden, tası tarağı toplayarak şehre gelmelerinin sebebi olmuştu.

Zamanla şehir hayatına alışmış ve Anadolu lisesini kazanmıştı. Okulda arkadaşı yoktu. Yalnızlığı tercih etmiş, etliye sütlüye dokunmamıştı. Ta ki proje ödevi sayesinde Öznur’la tanışana kadar. Gün geçtikçe aralarındaki bağ kuvvetlenmiş, etle tırnak gibi olmuşlardı.

Bu arkadaşlık, üniversite sınavlarına hazırlanırken elim bir kaza sonucu bitmişti. Sinema çıkışında alkollü bir sürücü Öznur’a çarparak öldürmüş ve cezasını çekmeden hayatına devam etmişti. Belki de bu adaletsizlikten ötürü, suç ve suçluyla savaşmak için polis olmuştu. İşte, bu idealizmle teşkilatta yirmi küsur yıldır görev yapıyordu. Yirmi küsur yıl boyunca pek çok cinayet görmüş, bir sürü dosyayı çözmüştü; gecesini gündüzünü suçluların peşinde harcamıştı. Hatalarıyla doğrularıyla bu zamana gelmişti.

“Amirim, kadının anlattıkları, Cemalettin’in anlattıklarıyla örtüşüyor. Kulübeden bir şey çıkmadı. Ancak ayrıntılı inceleme isterseniz hemen gidebiliriz,” diyen Selçuk’un sesiyle daldığı düşüncelerden sıyrıldı Şaziye Komiser.

Zihnini toparladıktan sonra konuştu: “Kulübeyi incelemeye şimdilik gerek yok. İkisinin de ifadelerini imzalatıp gönderin,” dedikten sonra sigara içmek için dışarıya çıktı.

On beş dakika geçmişti ki dışarıda yaygara koptu. Kadının kocasıydı bağıran. O esnada Cemalettin de dışarı çıkınca, adam Cemalettin’in üstüne yürüdü ve suratına bir yumruk attı. Şaziye Komiser ve orada bulunan polisler kavgayı ayırdı.

Evlenmenin kolay, boşanmanın zor olduğu bir memlekette bir kadın daha var olan ailesini yıkmamak adına bütün sıkıntıları çekmeye razıydı. Şaziye Komiser kadınla bir şeyler konuşmak için ağzını açacakken telefonu çaldı. Arayan Güven’di.

“N’aber Güven? Nedir durum?”

“İki kurbanda da bulunan yaraların bazılarında aynı özelliklere sahip tortullar var. Yani aynı yerde öldürülmüşler. Kesiklere neden olan alet de aynı cins. Teferruatlar dosyada yazıyor.”

Telefonu kapadı. Naz Berre’yi aradı.

“Nazo, bahsettiğin durumu ne yaptın?”

“Amirim, ben de sizi arayacaktım. Ona gerek kalmadı çünkü internette maktulle ilgili birkaç bilgiye ulaştık. Daha doğrusu sosyal medyada Sevgi Detoksu adıyla tanınan, gerçek adı Gül Bahçe isimli kadın, yaklaşık bir haftadır hesabında video paylaşmayınca takipçileri gündem yapmış. Sonrasında kayıp başvurusu var mı diye baktım, dün akşam Hatice Şahiner diye biri başvurmuş.”

“Adresi alın, hemen gidelim.”

***

Gittikleri adres bir güzellik merkeziydi. İçeride müşteriler vardı.

“Yalnız, erkeklerin dükkânda bulunmasını istemiyoruz. Az ileride kafe var. İsterseniz orada bekleyebilirsiniz,” diyen saçları röfleli, makyajlı, dar mini etekli ve ağır parfümlü bir kadın karşıladı Şaziye Komiser ve ekibini.

Selçuk, Şaziye Komiser’e baktı ve onayını alıp dışarı çıktı.

“Kusura bakmayın! Politikamız gereği böyle olmak zorunda. Randevunuz kiminleydi?”

“Randevumuz yok. Biz…”

“Aaa, maalesef randevusuz alamıyoruz. İsterseniz…”

“Hanımefendi biz polisiz! Susarsanız birkaç şey soracağız,” diye payladı Şaziye Komiser.

Kadın, polis lafını duyunca kendine çekidüzen verdi.

“Gül için mi geldiniz?”

“Evet, siz de Hatice Şahiner olmalısınız?”

“Evet benim. Şöyle geçelim mi? Malum, dükkân kalabalık,” diyerek eliyle ofisini gösterdi.

“Gül Bahçe’yi nereden tanıyorsunuz? Ayrıca neden kayıp başvurusu yaptınız?”

Kadın cevap vermeden önce ofisin kapısını kapattı ve yerine geçip konuşmaya başladı: “Gül, beş yıldan beri burada çalışıyor. Öncesinde müşterimdi. Gel zaman git zaman çalışmaya ihtiyacı olduğunu söyleyince ben de ona iş verdim. İşe başladığı günden beri habersiz işe gelmemezlik yapmazdı. Telefonla aradım, evine gittim ancak ulaşamadım. Kendisi iki yıldır sosyal medyada üreticisi. Sosyal medyasına baktım, orada da hareketlilik olmayınca sayfasına sordum. Gül’ü takip edenlerden de olumsuz cevaplar gelince kayıp başvurusunda bulundum.”

“Akrabası, kocası ya da sevgilisi yok mu?”

“Gül’ün bir kuzeni dışında kimsesini bilmiyorum. Fakat bir yıldır birlikte olduğu Kıvanç diye bir adam vardı. Son zamanlarda ondan korkuyordu. Ayrılmak istemiş, adam Gül’ü tehdit falan etmiş. Takıntı hâline getirmiş kızı. Hatta bir hafta izin istedi benden. İzne çıktıktan birkaç gün sonra Kıvanç geldi dükkâna. Gül’ü sordu. Elbette adresini söylemedim. Bana karşı sakindi fakat gözleri kan çanağıydı. Teşekkür ederek gergin şekilde gitti. Adam gidince Gül’ü aradım. Telefonu kapalıydı.”

“Kuzeni var dediniz. Adını biliyor musunuz?”

“Adını bilmiyorum. Aaa, bir dakika,” dedi ve telefonu eline aldı.

Birkaç dakika boyunca telefona bakınca Şaziye Komiser’in sabrı taştı. “Gül’ün adresini verirseniz biz hallederiz,” diyerek ayaklandı.

Kadın telefondan başını kaldırmadan, “Bir keresinde banka hesabımdan kuzenine para göndermişti. Onu bulmaya çalışıyorum. Hah, buldum! Adı Cengiz Ali Kıran,” diyerek oturduğu yerden kalktı.

Kalkınca küçük bir kâğıda Gül’ün adresini yazıp Şaziye Komiser’e uzattı. Komiser ve ekibi dükkândan çıktılar.

***

Şaziye Komiser ve ekibi ertesi gün ilk iş Cengiz Ali Kıran’ın evine gittiler. Ancak kapı duvardı. Apartmandaki diğer sakinlerden düzgün bilgi alamadılar. Yalnız, üç dört gün önce apartmanda kavga sesleri yükselmiş. İkinci adresleri ise Cengiz Ali’nin çalıştığı hastaneydi. İş arkadaşlarıyla konuştuklarında bir haftadır işe gelmediğini öğrendiler.

“Nazo, şu sosyal medyaya bak bakalım Gül, Cengiz Ali ile ilgili bir şey paylaşmış mı? bunların kuzen olmadıkları açık. Bir de Gül’ün adresine gidelim bakalım,” dedi Şaziye Komiser.

Selçuk, Naz Berre’nin söylediği adrese gitmek için arabayı çalıştırdı. Naz Berre, tabletten Sevgi Detoksu sayfasını dolaşmaya başladı. Takribi yarım saat sonra Gül Bahçe’nin adresine gelmişlerdi. Arabadan inerken Naz Berre konuştu:

“Amirim, o kadının bahsettiği Kıvanç Ekşili bu adam olsa gerek. Çünkü sayfasında beraber çekildikleri fotoğraflar ve videolar var. Bakın,” diyerek tableti Selçuk ve Şaziye Komiser’in görebileceği şekilde tuttu.

Gül, lüks bir evin bahçesinde gerçekleşen davetin videosunu çekerken organizasyon şirketinin adını söylüyordu. Naz Berre, benzeri videoları ve resimleri gösterdi.

“Etiketlediği kişi Kıvanç Ekşili, Amirim,” diyerek adamın resmini gösterdi.

Kırk beşlerinde, yaşına göre atletik, bakımlı bir adamın tebessüm eden fotoğrafına bakıyordu Şaziye Komiser. Naz Berre, tableti önüne alıp birkaç dakika sonra adamla ilgili bilgileri okudu.

“Siz eve çıkın, ben de şu markettekilere sorayım,” dedi Şaziye Komiser ve arabadan indiler.

Şaziye Komiser, tabletten Kıvanç ve Gül’ün fotoğraflarını market çalışanlarına gösterdiğinde kadını tanıdıklarını, adamı da birkaç gün önce marketin önünde çok öfkeli bir durumda gördüklerini söylediler.

Arabaya bindiklerinde Şaziye Komiser arabaya binince bir sigara yaktı. Gül Bahçe’nin de evde olmaması Şaziye komiserin aklında yapbozu tamamlıyordu. Sigarasının yarısını tüttürdükten sonra konuştu:

“Önce şubeye gidelim. Diğer maktulümüzün kim olduğu da belli oldu. Cengiz Ali Kıran. Katilimiz Kıvanç Ekşili. Nazo, Selçuk, bu Kıvanç ile ilgili her şeyi bulacaksınız. Şirketinden tutun da nerede kaldığına dair bütün kayıtları bulun!’’ diyerek sigarasını camdan attı.

***

Şaziye Komiser ve ekibi, Kıvanç Ekşili’yi didik didik ederek saklanabileceği adresleri bulmuşlardı. Yurt dışına kaçma ihtimalini göz önünde bulundurarak havalimanlarındaki polislere eşkali gönderilmişti.

Bir grup Kıvanç Ekşili’nin organizasyon bürosuna giderek çalışanlarından ifade almışlardı. Başka bir grup evine gitmişti ancak diğer şahıslarda olduğu gibi kapı duvardı. Şaziye Komiser ve ekibi ise Kıvanç Ekşili’nin babasına ait ev adresine gitmişlerdi.

Gittikleri ev müstakil bir bahçe içindeydi. Şaziye Komiser’in ilk gördüğü şey evin çaprazında bulunan kömürlük oldu. Naz Berre ve Selçuk’u ana kapıya yönlendirirken, kendisi kömürlüğe doğru gitti. Elinde silahla kömürlüğün kapısını açtı. Biraz bekleyip içeriye girdi. Kömürlük düzenliydi. Her şeyin yerli yerinde olması Şaziye Komiser’i işkillendirmişti. İçeriyi kolaçan ederken Selçuk’un “Dur, polis!” diye bağırmasıyla kulübeden çıktı.

Ne olduğunu anlamayan Şaziye Komiser, çitlere koşan adamın peşinden refleks olarak koştu. Adamın panik hâli çitlerden atlamasını geciktirince Şaziye komiser adamı pantolonunun belinden tuttu. Adam, debelenerek kaçmaya çalışsa da diğerlerinin de gelmesiyle kıskıvrak yakalandı.

Şubeye gittiklerinde maktullerin otopsi sonuçlarını okuduktan sonra Şaziye Komiser sorgu odasına girdi: “Anlat bakalım Kıvanç?”

Adamın pes etmiş, bezgin hâli Şaziye Komiser’i geriyordu. Çünkü katil olan birinin pişmanlığını samimi bulmuyordu.

“Hadi Kıvanç hadi! Bırak pişmanlık ayaklarını. Neden yaptın anlat? Sen de kurtul biz de kurtulalım.”

“Gül ile bir ilişkimiz vardı. Bir organizasyonda tanıştık. Kendisini sosyal medya üreticisi olarak tanıtmıştı. Hatta organizasyonu çok beğendiğini, iznim olursa sayfasında paylaşmak istediğini söyledi. Açıkçası Gül’den o anda etkilenmiştim. Bakımlı hâli, cilveli konuşması, çocuk ruhlu olması ilk görüştü âşık olmamı sağlamıştı. Zamanla ilişkimiz ciddileşti ve evlenme teklifi ettim. Fakat tekliften sonra benden uzaklaşmaya başladı. Bu durumu sorduğumda beni geçiştiriyordu. Bir gün aramalarıma ve mesajlarıma geri dönüş yapmadığı için dayanamadım evine gittim. Kapıyı bir adam açınca şaşırdım. Adam beni içeriye alınca Gül’ün hasta olduğunu gördüm. Gül’ü o hâlde görünce telaşlandım. Durumunu öğrenmeye çalışırken adam kendini Gül’ün kuzeni ve doktor olduğunu söyledi. Beni mutfağa götürdü ve Gül’ün kadınlara özgü bir hastalığı olduğunu en kısa sürede ameliyat olmazsa ölme tehlikesi olduğunu söyledi. Bende haklı olarak neden ameliyat olmadığı sordum. O da ameliyat parasını karşılayamadığı için olamadığını söyledi. Parayı bulursa her şeyin hazır olduğunu vurgulayınca ben parayı bulabileceğimi söyledim. Bana ameliyat tarihini ve meblağı söyledi. Ameliyat gününden iki gün önce parayı bulduğumu söyledim. Adam da Gül’ün evinde olduğunu ve bana parayı elden vermemin gerekli olduğunu söyledi. Ben de gittim parayı verdim. Söylediği tarih gelince hastaneye gittim. Ancak ne ameliyat vardı ne de Cengiz diye bir doktor. Beynimden vurulmuşa döndüm. Her ikisini de telefonla ulaşamadım. Gül’ü evde bulamayınca çalıştığı yere gittim. Orada bir kadınla konuştum fakat bana nerede olabileceğini bilmediğini söyledi. Sonra kendini kuzeni ve doktor olarak tanıtan adamın adresini buldum. Şansıma adamı eve girerken yakaladım ve evinde kavga ettik. Adamı bayılttım. Sanki sarhoşmuş gibi apartmanından indirdim. Arabayla beni bulduğunuz adrese getirdim. Adamın telefonundan da Gül’e, ‘Acilen göndereceğim adrese gelmelisin,’ diye yazdım. Adamı kömürlüğe bağladım. Gül, adrese gelince onu da kömürlüğe götürüp her şeyi öğrendim. Hamileliği, kürtajı, o adamın kuzeni değil sevgilisi olduğunu, planlarını… Hamilelik ve kürtaj olayından sonra çığırımdan çıktım. Neyi, nasıl yaptığımı hatırlamıyorum. Bilincimi yitirmiştim. Kendime geldiğimde ölü bedenlerden kurtulup, yurt dışına çıkmam gerektiğini düşündüm. Bu nedenle bedenlere birtakım bazı şeyler yaptım. Cesetleri başka başka yerlere bıraktım. Amacım yurt dışına çıkana kadar zaman kazanmaktı. Fakat beceremedim,” dedi ve sustu.

Şaziye Komiser istediğini almıştı. Almasa bile dosyadaki deliller adamın katil olduğunu kanıtlıyordu. Bir cinayetin hikâyesi daha son bulmuştu. Hayat buydu işte. Yalanlar ve yanılmacalarla çevrilmiş dünyada tek gerçek ölümdü. Yazarını ve kitabının adını anımsamıyordu ancak o kitapta aklına kazınan şu söz geldi: Dünyanın, baylar, eli kanlıdır. Cinayetten beklenen ise bol miktarda kan dökülmesidir.

En Son Yazılar