Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

KIRMIZI EV

Diğer Yazılar

Musa Polat
Musa Polat
Musa Polat 1984 yılında Adana’nın Yüreğir ilçesinde doğdu. 2002 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nü kazandı. 2006 yılında ilk öğretmenlik görev yeri Diyarbakır’ın Kulp İlçesinin bir köyünde geçti. Sırasıyla, Bursa Yıldırım Zübeyde Hanım İlköğretim Okulu, Adıyaman Kâhta Vali Özbilgin İlkokulu ve Üstün Yetenekliler Adıyaman Bilim ve Sanat Merkezi okullarında görev yaptı. Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri “Eğitim Programları ve Öğretim” alanında tezli yüksek lisansını bitiren yazar, Hacettepe Üniversitesi’nde aynı bölümünde doktorasını sürdürmektedir. Halen Adıyaman Bilim ve Sanat Merkezi’nde sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Yayımlanmış Kitapları Kadınlar Mezarı Karakuş 2017 Sandıkçı 2018 Şeytanın Köprüsü 2019

BÖLÜM 1

“Buket, tatlım.”

“Neler oluyor?”

“Buket dinle…”

“Neden silahın var?”

“Beni dinler misin? Her şeyi anlatamam, dışarda birileri var.”

“Dışarda kim var?”

“Kim olduğu ne fark eder? Buradan hemen ayrılmalısın. Güvenli yerde olmalısın.”

“Anlamıyorum. Kimden kaçıyoruz?”

“Fazla vaktimiz yok. Daha fazla soru sorma lütfen. Bunu al, hemen yeni aldığımız eve git.”

“Bunlar ne anlama geliyor? Bu zarfta ne var?”

“İçinde her şey yazılı. Sakın kaybetme. Sadece sakin ol, panikleme ve dediğimi yap. Arka kapıdan çık. Ön kapıyı gözetliyorlar.”

“Anlamıyorum Onur.”

“Anlamana gerek yok. Sadece arkana bakmadan buradan kaç.”

“Peki ya sen, sen ne olacaksın?”

“Beni düşünme. Git hemen. Git!”

***

Gökyüzü, dolunayın aydınlattığı kasvetli gecede parıldayan yıldızlarla bezenmişti. Şehirde in cin top oynuyordu. Uzaktan gelen köpek sesleri dışında sokaklar sessizdi. Şehir, sırlarla dolu bir geceye hazırlanıyordu. Buket, arka kapıdan usulca çıktı. Elindeki zarfı sıkıca tuttu. Arkasına bakmadan yeni aldıkları eve koşmaya başladı. Karanlık sokaklarda hızla ilerlerken, elindeki zarfın içeriğini düşündü. Evin önüne geldiğinde anahtarı cebinden çıkardı. Titreyen elleriyle kapıyı açtı, içeri girdi. Hızlı adımlarla oturma odasına geçti. Zarfın içindekileri masaya gelişigüzel yaydı. Zarfın içinden belgeler, karmaşık finansal işlemler, haritalar ve eşinin elle yazdığı notlar çıktı. Onur’u düşündü. Bu evi onun için almış, en sevdiği renge boyatmıştı. Kırmızıya… 

Gözünden akan yaşları sildi. Belgeleri incelemeye başladı. Evrakta tekrarlayan bir isim dikkatini çekti ancak hiçbir şey anlamadı. Aklı Onur’daydı. Ölmüş müydü, yaşıyor muydu? Belgelerin arasında bir kartvizit fark etti. Üzerinde bir telefon numarası ve bir kod yazılıydı. Kırmızı Ev, Kuzgun…

Onur’un kaleme aldığı bir not buldu. Açıp hızla okudu. Notta kartvizitteki telefona şifreyi ve yazılanları mesajla iletmesi gerektiği yazılıydı. Zihni darmaduman olmuştu. Olanlar hakkında bir yargıya varmakta zorlanıyordu. Hızlı hareket etmeliydi. Şifreyi ve mesajı kartvizitin üstündeki numaraya attı. Kısa bir süre sessizlik oldu. Ardından telefona mesaj geldi.

Mesaj alındı. Bir yere ayrılma.”

***

Başkomiser Işıl, İstanbul’daki tarihi eser kaçakçılığı soruşturmasında gösterdiği başarıdan dolayı İstanbul Emniyeti’ndeki görevinden Tarsus’a atanalı neredeyse iki yıl olmuştu. Görev değişikliği, onun için bir tür sürgün gibiydi. İstanbul’un serin havasından sonra Akdeniz’in nemi altında boğuluyordu. Sıcak yatağına uzanmıştı, günün yorgunluğunu üzerinde hissediyordu. Perdeler hafifçe dalgalanıyor, odasına dolan ay ışığı yüzüne düşüyordu. Derin bir uykuya dalmak üzereyken, telefonun tiz ziliyle irkilerek doğruldu. Saat gece yarısını geçiyordu. Ekrandaki numara yüzünden kalbi hızla atmaya başladı; böyle bir saatte gelen özel çağrı, sıra dışıydı. Mesajı açtı. “Kırmızı Ev… Kuzgun

Mesaj, yıllardır birlikte çalıştığı “Kuzgun” kod adlı polis memuruna aitti. Adam Tarsus’ta yürütülen operasyonda tarihi eser kaçakçıları arasına sızdırılan gizli bir polisti. Başkomiser Işıl, Kuzgun’u bu işin içine sokarak çok büyük bir risk almıştı. Mesajda, kırmızı eve gelmesini istemişti. Buluşma yeri değiştirilmişti. Bu işte bir tuzak olabileceğini düşündü. Demek ki Kuzgun’un konumu ve sahip olduğu bilgiler tehlikeye girmişti ve hızlı harekete geçmesi gerekiyordu. “Mesaj alındı, bir yere ayrılma” mesajını attı. Ardından ilk kararlaştıkları adresi kontrol etmesi için Komiser Vedat’a mesaj gönderdi.

Vakit kaybetmeden kalktı. Üzerine koyu renkli, rahat hareket edebileceği bir kıyafet seçti. Siyah deri bir ceket, altına dar kesim koyu renk kot pantolon ve spor ayakkabısını giydi. Saçlarını sıkı bir atkuyruğu yaptı. Silahını kemerine yerleştirdi. Cep telefonunu ve kimliğini cebine koydu. Gizli operasyonların en zor tarafı, zamanın her an daralıyor olmasıydı. Zihninde binlerce soru yankılanırken, tek bir hedefi vardı: Değişen buluşma adresindeki Kuzgun’a ulaşmak.

***

Buket, şaşkınlık ve endişe içinde telefona baktı. Neler oluyordu, kim geliyordu? Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Kiminle görüşmüştü? Bu kişi yeni aldıkları evi nereden biliyordu? Öfkeyle Onur’un kendisini ne tür bir tehlikeye attığını düşündü. Geri dönemezdi. Beklemekten başka çaresi yoktu. Odanın ışıklarını kapattı. Her geçen dakika korku, etrafını saran karanlık gibi yoğunlaşmaya başladı. Evin içini dolduran eşyaların gölgesi daha uzun ve tehditkâr görünüyordu. Sanki eşyaların ardında gözle görülmeyen varlıklar kendisini izliyordu. Zaman geçtikçe, zihninde sorular ve endişeler çoğaldı. Pencereye gidip perdeyi hafifçe araladı. Dışarısı oldukça sessizdi. Ancak bu sessizlik huzur verici cinsten değildi fırtına öncesi olduğu gibi tehditkârdı. Ayın solgun ışığı, etrafı aydınlatmak yerine, dışarıyı daha korkunç bir hale getiriyordu. Her an birinin ya da bir şeyin karanlıktan çıkıp içeriye atlayacağını hissetti. Birilerinin kapıyı kırarak içeri gireceği korkusuyla bekledi. Camdan dışarı bakarak geçen dakikalar, saatler gibi gelmeye başladı. Pencereden uzaklaştı. Odada bir süre dolaştı. Bir çatırtı duydu. Kapının önünde bir hareketlilik hissetti. Karanlıkta bir şeyler seçmeye çalıştı, ama hiçbir şey göremedi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. İçindeki korkuya rağmen küçük pencereden dışarı baktı. Kapının önünde biri vardı. Kapı çalındı.

“Kim o?” dedi korkuyla.

“Kırmızı Ev, Kuzgun.”

Duyduğu ses bir kadına aitti. Kapıyı yavaşça açtı. Karşısındaki yüz, kendisi gibi şaşkınlıkla bakıyordu. “Güvende olmanız gerekiyor. Hemen gitmeliyiz.” “Kimsiniz?”

“İsmim Ayla.”

“Kocamı nerden tanıyorsun?”

“Sorularının cevabını alacaksın ancak burada değil.”

Buket, kadının ciddi tavrından etkilendi. Ona güvenmeye karar verdi. Hızla eşyalarını topladı ve kadının peşine düştü. Evin arka kapısından hızla çıktılar. Şehrin labirent gibi dar sokaklarında gözden kayboldular.

***

Bunaltıcı bir akşamdı. Sokak lambalarının ışıkları karanlığı yutmaya yetmiyordu. Komiser Vedat, arabasına bindi. Kontak anahtarını ilk çevirişinde çalışmasına şaşırdı. Akşam trafiği azalmıştı. Yol boyunca kırmızı ışığa yakalanmadan emniyetteki odasına tam vaktinde kavuştu. Bugün her şey istediği gibi geçmişti. Büyük bir keyifle çalışma masasına oturdu. Masasındaki dosyaları incelemeye başladı. Daha sonra hepsini bir kenara itti. Sırtını sandalyeye yaslayarak gerindi. Tam o esnada cep telefonuna Başkomiser Işıl’dan bir mesaj geldi. Belirtilen adreste olması isteniyordu. Suratı asıldı. Gözleri bir nemrut heykeli gibi donuklaştı. Sandalyeden sıkkınlıkla kalktı, hızla odadan ayrıldı.

Başkomiser Işıl’ın verdiği adrese giderken Komiser Vedat’ın zihni karmaşık düşüncelerle doluydu. Eve yaklaştığında derin bir nefes aldı ve karanlık sokağın sessizliğinde ilerledi. Kapının önünde durdu. Etrafını kolaçan etti. Her zaman olduğu gibi temkinliydi. İçeri girdi. Evde yerde hareketsiz yatan ceset dışında kimse yoktu.

Bir saat sonra olay yeri ve adli tıp ekipleri evin her yerine dağılmıştı. Etraftaki telaş ve koşuşturmaca, evin üstüne çöken gergin manzarayı daha da arttırıyordu. Başkomiser Işıl, üst kata çıktı. Kuzgun’un cesedi yerde boylu boyunca uzanıyordu. Başkomiser Işıl’ın yüzü gerildi. Omuzları çökmüştü. Komiser Vedat’ı görünce hızla toparlandı.

“Burada neler oluyor?” diye sordu Başkomiser Işıl.

“İsmi Onur. Buket adında bir eşi var. Çocukları yok.

“Cinayet mahallini detaylı bir şekilde incelediniz mi?”

“Evet. Kurbanın eşi evde yok.”

“Kayıp mı?”

“Öyle tahmin ediyoruz. Kadın şüpheli görünüyor. Bir aldatma meselesi söz konusu olabilir.”

“Aldatma mı? Nasıl bu sonuca vardın?”

“Kurbanın telefon kayıtlarını incelettik. Son birkaç haftadır aynı numarayla sürekli görüşmüş. Ayrıca, komşuların dediğine göre Onur’un bir ilişkisi olduğu dedikoduları var. Çiftin arasında büyük bir tartışma yaşanmış olabileceğini düşünüyorum.”

“Peki, o numaranın sahibini bulabildiniz mi?”

“Evet. Numara, Ayla Karahan adında birine ait.”

“Cinayet mahallinde başka ne buldun?”

“Onur’un Ayla’ya yazdığı bir mektup bulduk. İlişkilerinin ortaya çıkmasından korktuğunu, takip edildiğini ve bir çözüm bulmaları gerektiğini, bulamazsa bunun kendisinin sonu olacağını yazmış. Mektubu eşi görmüş olmalı.”

“Bu mektup işi daha da karıştırıyor. Yazının Onur’un el yazısı olup olmadığından emin olmalıyız. Tabi gerçek ismi Onur’sa.”

“Bu olay göründüğünden daha farklı.  Kadının mektup dışında önemli bir şeyleri alıp kaçmış olmasından şüpheleniyorum.”

“Ne gibi?”

“Etrafına bir baksana, her taraf darmadağınık.  Çekmeceler, dolaplar… İçeride fırtına kopmuş gibi. Sanki bir şey aranmış. Ayrıca ekiplere eşkâl verdim. Her yerde arıyorlar,” dedi.

Konuşma bittiğinde odada yalnızca gerilim hâkimdi. Birkaç saniye sonra, Başkomiser Işıl, derin bir nefes aldı. “Bu konuda daha fazla ilerlemek için derin bir soruşturma gerekecek. Burada kal ve ekiplere gerekli yönlendirmeleri yap,” diyerek olay yerini terk etti.

***

Dışarıdan bakılınca garajın içi Buket’e sıradan görünmüştü. Kendisini buraya getiren kadın saatler önce gitmişti. Burası bir nevi modern bir sığınaktı. Garaj, güvenlik kameraları, yiyecek ve su stoğu, birkaç bilgisayar ve iletişim cihazıyla donatılmıştı. Garajın kapısı yavaşça açıldı. Kadın elinde yiyeceklerle içeri girdi. Hafifçe gülümsedi.

“Umarım çok bekletmedim. Aç olmalısınız,” diyerek elindeki poşeti masaya bıraktı.

Buket temkinliydi. Gözlerini kadından ayırmadan sordu:

“Kimsiniz, burası neresi, Onur’u nereden tanıyorsunuz?”

“Ben Başkomiser Işıl. Kod adım Ayla. Korkma, burada güvende olacaksın.”

Buket’in kalbi hızla atmaya başladı, heyecanının tüm bedenini ele geçirmemesi için mücadele ederken bir yandan da sakince Işıl’ı dinlemeye çalışıyordu.

“Eşiniz Onur, kod adıyla Kuzgun, bize çok değerli bilgiler taşıyordu. Onur’un size verdiği belgeler çok önemli. Şimdi, güvende kalmanız ve bu belgeleri korumamız gerekiyor.”

Işıl elini uzattı. Buket’ten belgeleri aldı. Hepsini tek tek kontrol etti. Onur’un bıraktığı bu belgeler, kaçakçılık çetesinin faaliyetlerini detaylandıran kanıtlarla doluydu. İçinde emekli bürokratlar ile iş adamlarından emniyete kadar uzanan kişilerin olduğu bir tarihi eser kaçakçılığı şebekesinden bahsediliyordu. Bir isim gözbebeklerinin büyümesine neden oldu. “Hepsini okudunuz mu?” dedi.

Buket bir an duraksadı. Bu soruyu beklemiyordu.

“Okumaya fırsatım olmadı. Sadece şifreli mesajı okudum ve size ulaştım.”

Başkomiser Işıl, kapıya yöneldi. Buket hızla Işıl’a koştu, kollarından tutup kendine çevirdi.

“Mantıklı bir açıklama yapmadan öylece gidemezsin.”

“Burada kal ve dışarıyla iletişim kurma. Eğer bir şey olursa, şu butona bas.” dedi Işıl, duvardaki kırmızı butonu işaret ederek. “Hemen gelirim.”

“Bu belgeler ne anlama geliyor.”

Işıl “Bunu senin kadar ben de merak ediyorum,” dedikten sonra çıktı.

Yaklaşık bir saat sonra Başkomiser Işıl geri geldi. Gözleri kararlılıkla doluydu.

“Buket, sana bir şeyi söylemek zorundayım…” dedi, sesi öncekinden daha yumuşaktı.

Buket’in nefesi sıklaştı. “Ne oldu?”

Işıl derin bir iç çekti. “Onur… Dün gece öldürüldü.”

Garajın içi aniden buz gibi oldu. Buket’in yüzü kaskatı kesildi. Bir an hiçbir şey duymadı, sanki tüm dünya sessizliğe gömülmüştü.

“Hayır…” diye fısıldadı, başını iki yana sallayarak. “Bu mümkün değil… Hayır, hayır, hayır! Onur ölmez! O güçlüdür, bana döneceğini söyledi!”

Işıl, Buket’in bu tepkisini bekliyordu ama yine de kadının acısını görmek canını yaktı. Sessizce, onun yanında durmaya devam etti.

Buket bir anda ayağa kalktı, sendeledi. “Bana yalan söylüyorsun! O… O bir şekilde kaçmıştır, değil mi?”

Işıl, Buket’in kollarını nazikçe tuttu. “Keşke öyle olsaydı. Onur’un… bir tuzağa düştüğünü düşünüyoruz.”

“Kim… Kim yaptı?”

Işıl gözlerini kaçırmadan yanıt verdi.

“Onur, katilin kim olduğunu ve neden peşinde olduğunu belgelerde çeşitli kez yazmış. Bu belgeler… Onur’un hayatına mal olan bilgiler içeriyor.”

Buket yumruklarını sıktı, gözlerinden öfke ve acı fışkırıyordu. “O zaman ne yapmamız gerekiyor?”

“Onur’un başladığı işi bitireceğiz. Bu belgelerle Onur’un katilini yakalayabiliriz Buket,” dedi sakin ama otoriter bir sesle.

“Nasıl?”

“Bu işin sonunu getirmemiz için senin yardımına ihtiyacım var.”

Buket, Işıl’a güvenmekten başka çaresi olmadığını biliyordu.

“Ne yapmam gerekiyor?” diye sordu, sesinde hafif bir titreme vardı.

Işıl, Buket’in gözlerinin içine baktı.

“Bu bilgilerin elinde olduğunu bildiği için katil seni de hedef alabilir. Onun güvenini kazanmak zorundayız. Bir planım var. Ama önce bu belgelerde okumadığın ve bilmen gereken şeyler var.”

Işıl, Buket’e belgeleri uzattı.

“Onur’un katilini tuzağa çekeceğiz. Onu buluşmaya ikna etmelisin. Katil Onur’u tanımıyordu. Seni hiç tanımıyor. Ona, evrağı bulduğunu ve bunları teslim etmek istediğini söylemelisin. Elbette, ben her adımda seni izliyor olacağım.”

Buket, Işıl’ın planını dinlerken, içindeki korku ve intikam isteği karışık duygulara dönüştü. Şu an önceliği kocasını öldüren katili adalete teslim etmek olmalıydı. Işıl’ın verdiği telefona bir mesaj yolladı. Ardından gönderdiği mesajı telefondan hemen sildi.  Tam o sırada, Işıl’ın telefonu çalmaya başladı. Işıl, kısa bir tereddütten sonra önemli olduğunu söyleyerek özür diledi, dışarı çıktı. Şimdi telefon etmek için en doğru zamandı.

***

Komiser Vedat olay yerinden ayrılmış, uzun ve yorucu bir güne başlamıştı. Mola için kafeye gelmişti. Kahvesini yudumlarken telefonuna bir mesaj geldi. Mesajı okuyunca bir an duraksadı. İçindeki telaşı bastırmaya çalıştı. Gelen mesaj, durumu daha da karmaşık hale getirmişti ve bunu kimseyle paylaşmadan hemen harekete geçmeliydi. Emin olmak için mesajı tekrar okudu. Tam o esnada telefonu çaldı. Arayan mesajın sahibiydi. Derin bir nefes aldı, telefonu açtı. Arayan kişinin verdiği isimleri ve bilgileri dikkatlice dinledi. Ses bir kadına aitti. Duydukları karşısında göz bebekleri büyüdü. Öfkesi tüm vücuduna yayıldı. Karşısındaki kişi bir plan yapmış ve onu verdiği adreste buluşmaya davet ediyordu. Bu bir tuzak olabilirdi. Risk alması gerekiyordu. Ancak eline büyük bir şans geçmişti. ‘Son şans’dan daha cezbedici ve etkili bir söz olamazdı. Son şanslar risk taşırdı ama kaçırıldı mı bir ömür boyu insanın yakasını bırakmayacağını çok acı tecrübelerle deneyimlemişti. Başkomiser Işıl’dan önce bu olayı bitirmesi kariyeri ve hayal ettiği geleceği için önemliydi. Yüzündeki gerginlik daha da belirdi. Ahizenin diğer ucundan gelen bilgiler, çetenin sonunu getirebilecek güçteydi. Bu fırsatı değerlendirmek için hazırlıklıydı. Tuzak da olsa plana sadık kalmaya karar verdi. Kendini bir kadın karşısında her zaman avantajlı hissederdi.

İşler düşündüğünden daha gizemli bir hal alıyordu. Etrafta herhangi biri olup olmadığını kontrol ettikten sonra kafeden çıktı. Arabasına bindi. Bu olaya Işıl’dan önce son noktayı koyması mesleki kariyeri için önemliydi. Onun şehre gelmesiyle başkomiserlik hayali suya düşmüştü. Başkomiser Işıl’ın göz ardı edilebilecek bir kadın olmadığını emniyete başkomiser olarak atandığı gün anlamıştı. Aracını çalıştırdı. Bugün bu işi bitirmeliydi. Işıl gitmeliydi. Verdiği kararın etkisiyle gaz pedalına daha sert bastı. Hızla uzaklaştı.

***

Buket, Başkomiser Işıl’ın planını uygulamak için kafeye giderken, içinde taşıdığı korkuyu yenmeye çalışıyordu. Çantasında, Işıl’ın verdiği belgeler duruyordu. Buluşma yerine gitmeden önce belgedeki her satırı okumuş ve daha sonra katili aramıştı. Buluşma yerine geldiğinde, Komiser Vedat kendisini bekliyordu. Gözlerindeki soğuk bakış, Buket’in tüylerini diken diken etti ama korkusunu belli etmemeye çalıştı, elleri birbirine kenetlenmiş halde oturdu. Kafenin içindeki hava, tıpkı ruh hali gibi soğuktu. Kocası Onur’un ölümünden sonra hayatı alt üst olmuştu; ama şimdi, katilin kim olduğunu biliyordu. Pazarlık yapacaktı. Bu fikir, aklını zorluyordu. Nasıl olur da bir insan, sevdiği kişinin ardından pazarlık yapabilirdi? İçindeki öfke ve acı birbirine karışıyordu. Kalbi hızla çarpıyordu ama dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordu. Zayıf görülmeyi istemiyordu. Gözlerinin derinliklerinde, Onur’un kendisine bakan sevgi dolu son bakışları defalarca canlanıyordu. Olayın arkasındaki motivasyonu öğrenmek, gerçeği ortaya çıkarmak zorundaydı. Bu durum intikam duygularını daha da arttırıyordu. Böyle bir caniliği yapan kişinin hak ettiği yerde olmasını istiyordu. Katilin soğukkanlı yüzü aklına geldikçe içindeki nefret daha da alevleniyordu. Onur’un kendisine verdiği belgelerdeki her cümle bir bıçak gibi içine saplanmıştı. Komiser Vedat karşısında sakince oturuyor, Buket’in yüzüne bakıyordu.  Buket masanın kenarını sıkıca kavradı. Bir an bile olsa kontrolünü kaybetmekten korkuyordu. İçindeki sesler, birbirine karışıyordu. “Onu öldür. İntikamını al,” diyordu bir ses. Katil, kimsenin iyiliğini ve merhametini hak etmiyordu. Ama mantığı, bunu yapmanın daha büyük bir kayba yol açacağını söylüyordu. O masaya oturmasının tek nedeni vardı: Gerçekleri ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamak. Ama adalet, bu kadar karmaşık ve acımasız mı olmalıydı? Belki de katilin, bu pazarlık masasını planlaması bile onun zaferiydi. İçindeki öfke ile masadaki dengeyi korumaya çalışıyordu.

Pazarlık başlamıştı. Başkomiser Işıl’ın uzaktan kendisini izlediğini biliyordu. Ne kadar soğukkanlı konuşmaya çalışsa da söylediği her kelimenin altında bir tehditle karşı karşıya olduğu hissediliyordu. Komiser Vedat’ın gözleri, her şeyi biliyormuş ve her an her şeyi yapacakmış gibi sabitlenmişti. Vedat konuşmaya devam etti:

“Kimsin ve Onur’u nerden tanıyorsun?”

“O seni ilgilendirmez. İlgilenmen gereken daha önemli sorular var?”

“Elinde ne var?”

Buket çantasından belgeleri çıkardı. Her şeyi planladıkları gibi yürütüyordu.

“Onur’dan kalan belgeler bunlar.”

Komiser Vedat, belgeleri inceliyormuş gibi yaptı. Yüzü gerginleşti. Buket’le göz göze geldiler. Katil açığa çıkmıştı ve Buket, en baştan katilin gerçek kimliğini biliyordu. Tam o sırada Başkomiser Işıl elindeki silahla masaya yaklaştı. Ancak kafeye giren sivil polisler Işıl’ın dikkatini dağıttı.  Işıl, bir şeylerin ters gittiğini anladı ama tepki vermekte geç kalmıştı. Komiser Vedat elindeki silahı Işıl’a doğrulttu. Polis ekibi, gerçek katili kıskıvrak yakalamak için harekete geçmişti. Başkomiser Işıl, panik içinde koştu. Buket’i kollarından yakalayıp sol koluyla boğazını sardı. Silahını Buket’in başına dayadı.

“Kimse yaklaşmasın yoksa onu öldürürüm! En ufak bir hatada affetmem,” diye bağırdı.

Komiser Vedat, Işıl’ın bu hamlesine hazırlıklıydı ama Buket’in güvenliğini de düşünmek zorundaydı.

“Sakin ol Işıl, bunu yapmana gerek yok,” dedi, Işıl’ın dikkatini dağıtmaya çalışarak.

Tam o anda, Buket cesur bir hareketle Işıl’ın koluna vurup silahı yere düşürmeye çalıştı. Ancak bu hamle sırasında Işıl tetiği çekti ve kurşun Buket’in omzuna isabet etti. Buket, acı içinde yere yığılırken, Komiser Vedat ve ekibi hızlıca müdahale edip Işıl’ı etkisiz hale getirdi. Komiser Vedat Buket’i kucaklarken “Ambulans çağırın, hemen! diye talimat verdi.

Buket bilincini kaybetmeden önce Komiser Vedat’ın gözlerine baktı.

“Başardık mı?” diye fısıldadı.

“Evet Buket, başardık, şimdi dinlen, seni kurtaracağız,” dedi Komiser Vedat, sakin bir ses tonuyla.

Buket, ambulansla hastaneye kaldırıldı ve ameliyata alındı. Kurşun hayati bir noktaya isabet etmemişti, bu yüzden tedavi sonrasında hayatta kalmayı başardı. Ancak bu olay, onun hayatında derin izler bırakacaktı. Işıl’ın yakalanmasının ardından, çetenin diğer üyeleri de bir bir yakalandı ve tarihi eser kaçakçılığı çetesi tamamen çökertildi. Komiser Vedat, ekibiyle birlikte bu zorlu mücadeleden galip çıkmıştı., Vedat Buket’i hastanede ziyaret etti.

“Çok cesurdun, Buket. Telefonuma mesaj atman ve ardından bana anlattığın muhteşem plan olmasaydı bu işi başaramazdık. Katilin Işıl olduğunu nasıl anladın?”

“O kırmızı eve gelmeden tüm belgeleri okumuştum. Onur’un bana verdiği evraklarda Başkomiser Işıl’ın ismi geçiyordu. Bana evrakların tümünü okuyup okumadığını sordu. Tabi okumadığımı söyledim. Daha sonra sana vermem gereken belgeleri incelediğimde kendi isminin yazılı olduğu sayfaları değiştirip senin ismini yazdığını fark ettim.”

“İnan bana, Onur şu an seni ve yaptıklarını görüyordur. Eşinin intikamını aldık ve sayende birçok insan ve emniyet teşkilatı bu tehlikeli kişilerin elinden kurtuldu.”

Buket, Komiser Vedat’a minnetle baktı.

“Onur’un hatırası için yapmam gerekeni yaptım. Bu, onun için bir veda oldu.”

Buket, kocasının intikamını almış, Komiser Vedat ise suç dünyası karşısında galip gelmiş ve elde ettiği başarıdan dolayı başkomiser olmuştu.

En Son Yazılar