Ben Ozan Ilgın, artık süper polis olmakla övünemezdim, çünkü artık süprüntü bir polistim. Memleketimin özgür sokakları ve caddelerinden geriye ne kaldıysa, oralarda dolaşıp düdük çalan bir kuklaydım. Artık benim anlatılacak bir hikâyem yoktu. Size anlatacağım hikâye, canım şehrimdeki kadınların hikâyesiydi. Tıpkı İkram Papazoğlu’nun bir zamanlar ağzına sakız ettiği gibi artık bir beka sorunumuz vardı. Ama bu, eyalet-şehrin beka sorunu değildi. Bu şehirde yaşayan gençlerin, çocukların özellikle de kadınların beka sorunuydu. Artık bu hikâyenin kahramanı ben değildim. Bu hikâyenin kahramanı, hayatta kalma şartları özellikle onlar için ağırlaşmış bu ülkede, ağırlaştırılmış müebbet yaşam cezasına çarptırılmış kadınlardı.
***
Nerede kalmıştık?
Bir insanı kanun namına, vatanı kurtarmak adına ya da nefsi müdafaa için değil sadece ben onun ölmesi gerektiğini düşündüğüm için öldürmek üzereydim. Topuklarına bir tekme savurdum ve yüz üstü yere yatırdım. O zaman cebinden cüzdanı ve içindeki kimliği fırladı.
Ortağım Folder Folder Hayriye’ye bağırdım: “Ohaaaa! Bu orospu çocuğunun asıl adı Maviş değilmiş ki! Bu karaktersizin Türkçe karaktersiz yazılı ismi Mavis’miş. Soyadı da Akel değil Akal’mış! Yani MAVİ SAKAL! Vay şerefsizin evladı! Demek meşhur kadın katili Mavi Sakal’ın torunusun sen! Demek kendine Maviş gibi tatlişko bir isim uydurdun ama genetiğinde dedenle aynı boktan DNA’yı taşıyorsun! Sen her türlü ölümü hak ediyorsun ulan!”
Hayriye kararımı düşünebilmem için beni durdurdu: “Dur Ozan! Yapma! Dur! Buradan geri dönüş yok biliyorsun!”
***
Mavi Sakal denen adamın karısı S3Z3N Hanım, kocasından en son yediği dayaklardan sonra iyileşip hastaneden çıktı. En büyük kızı Gülüm S.’nin babası Mavi Sakal tarafından iki yerinden kırılan bacağı iyileşti fakat babası ona ömür boyu bir topallama armağan etti. Babasının araba kapısına sıkıştırarak kopardığı dört parmağı yerine dikilemeyen Une Zile, sağ elini kullanarak yaptığı işleri artık sol eliyle yapmayı öğrenecekti.
Biz kadınlar kediler gibi dokuz canlı yaratıklardık. Bir erkek bizim canlarımızı tek tek almaya çalışmaya görsün, hacıyatmaz gibi yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkıyorduk. Keşke erkekler tarafından böyle kötü muameleye maruz kalmasaydık da içimizdeki güçlü kadın ortaya çıkmasaydı. Sıradan ev hanımları, sakin kız çocukları, ortalama öğrenciler veya sabah 9 akşam 5, evinden işine işinden evine gidip gelen çalışan normal kadınlar olarak hayatımızı sürdürebilseydik. Maalesef Tabiat Ana kendisi de bir kadın olmasına rağmen, biz kadınlara diğer yaratıklarına nazaran daha zalim davranıyordu. Neyse ki, bizi öldürmeyen darbeler bizi güçlendiriyordu.
***
Önce Sultanat’taki dost düşman tüm kadınlara gizli yollardan haber saldım: “Arkadaşlar S3Z3N Hanım ve kızlarını yeraltına indirmek zorundayız. Diğerlerimiz görevlerini sürdürmeye devam edecekler. Çünkü hepimiz ortadan kaybolursak dikkat çekeriz. Biz Sultanat Şehri Özel Kuvvetler-SSOK polisleri olarak zaten HAŞHAŞİ’lerin yanında önemsiz kaldık. Bize incir çekirdeğini doldurmayan görevler veriyorlar artık. Folder Folder Hayriye eyaletin ona verdiği görevleri yapmaya devam edecek. Fakat uyanık olacağız. Hayatımızı idame ettirmek hepimizin amacı. Artık kadınlar olarak birbirimizle savaşmayacağız. Bundan sonra aldığımız tüyoları, kulağımıza gelen duyumlarla dedikoduları ve tehlikeleri birbirimizle paylaşacağız.”
S3Z3N Hanım’ı hastaneden evine bırakırken konuyu açtım: “Seni o şerefsiz kocandan kurtaracağım. Ama senden ve kızlarından bir söz istiyorum.”
Kızlardan eğitim-öğretim çağındakiler artık örgün eğitime devam etmeyeceklerdi. Çünkü babaları ortadan kaybolduktan sonra birinci derecede şüpheli olacaklardı. Eyalet-şehrin sadece mazlumlar için işleyen çarkları onları öğütebilmek için sürekli peşlerinde gezecekti.
“O yüzden hepiniz yeraltına ineceksiniz. Gürbüz ve sağlıklı kızların var. Onlara savunma sanatlarını öğreteceğiz. Bundan böyle Hayriye’yle beraber kuracağımız yeni oluşumun kadın neferleri olacaklar. Şehirdeki yeteneklerine ve zekâlarına güvenebileceğim diğer kadınlara da haber saldım. Onlardan haber bekliyorum. Peki, sen dediklerimi kabul ediyor musun?”
“Tabii ki kabul ediyorum. Bütün ömürlerini korkudan tir tir titreyerek geçirecekleri yerde, senin gibi güçlü bir kadının yanında hayatta kalma sanatını öğrenecekler. Kabul etmez olur muyum hiç? Güle oynaya kabul ediyorum.”
Biz birlik olmazsak kimse bizi kendi eliyle yükseltmeyecekti. Artık bunu anlamıştım. Folder Folder Hayriye benimle aynı safta yer almayı zaten kabul etmişti. Diğer kadınlardan da birer ikişer cevaplar geldi. Bana bu kadın birliğinin nasıl işleyeceğini soran kadınlara açıklama yaptım: “Tehlikeli bulduğumuz kişileri beraber ortadan kaldıracağız. Aramızdan seçeceğimiz yedi kişiyle bir konsey kuracağız. Konuları bu konseyde oylamaya sunacağız. Bu oylamada dörtte üç çoğunluk sağlandığı zaman konseyden karar çıkacak. Yoksa başka türlü hayatta kalamayız.”
***
24 Kasım’da Vali-Başkan İkram Papazoğlu “Sokak hayvanlarını kontrolsüz beslemek doğanın dengesini bozuyor. Sultanat’ta kediler fare yakalamıyor. Kedilerle fareler birlikte mama yiyor. Bu sağlıklı değil.” dedi.
Hâlbuki Sultanat’ta kimse suçluları yakalamıyordu. Suçlularla, suçluları yakalayacak olanlar birlikte aynı çanaktan mama yiyordu. Bu da yeni bir şey değildi.
Aynı gün Sultanat Elitleri Eğiten Bakanı Jozef Haunted “Çocuğumu özel okula göndermem tercih özgürlüğüm.” dedi. Bu, tam da eyaletin çocukları ve gençlerini eyalet okullarında güvenli ve ücretsiz bir şekilde eğitmesi gereken insandan beklenebilecek bir açıklamaydı.
7 Aralık’ta Sultanat Erkek Lisesi kız öğrencileri “Kurumda tacizi normalleştiren zihniyet oldukça huzur yok. Bizler, öğrencilerin mahremiyetini ve güvenliğini ihlal eden bu davranışların ‘küçük bir anlaşmazlık’ gibi sunulmasına karşı çıkıyoruz.” diye açıklama yaptılar.
***
Sokaklarda yaşamalarına izin verilmeyerek barınaklara tıkılan köpeklere yapılan baskı, şimdi kadınlara yapılıyordu. Kadının giyim-kuşamı üzerinden yapılan politik saldırılar ben geliyorum diyordu. Bu şehirde kadınların da hayvanların da hiçbir değeri yoktu. Eyalet-şehrin genç yaşlı tüm kadınlara tacizi normalleştiren bu ikliminde başka türlü hayatta kalma şansımız gerçekten yoktu. Bu dünya, kurulalı beri fakirlerin hiçbir zaman hakları olmamıştı ama artık haklının değil güçlünün, mazlumun değil zalimin dünyası olmuştu. Günümüzdeyse fakirlikten zenginliğe zıplamak isteyenler ve bir zamanların orta direği denen insanlar, para kazanmanın her türlü dolambaçlı ve üçkâğıtçı kısayollarından geçmek için can atıyorlardı. Bu kısayolları kullanarak Instagram’da seyrettikleri zenginler sınıfına kapak atabilmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı. Tepeden tırnağa, sağcısından solcusuna, mütedeyyininden muhafazakârına kadar çürümüşlük yayılmıştı. Ahlaksız fikirlerini soğuk hava depolarında veya formaldehit kazanlarında saklayarak pis kokularının yayılmasına engel oluyorlardı. Ara sıra kokuşmuşluğu su yüzüne çıkarmak isteyen gazeteciler bu soğuk hava depolarının fişini çekse de polis tarafından hemen derdest edilip sesleri kesiliyordu. Böylece çirkefin ortaya dökülmesi engelleniyordu.
Gemisini yürüten kaptanlar bu geminin ileride çok büyük bir şelaleye doğru sürüklendiğinin farkında değillerdi. Neredeyse denizlere bile döşeyecekleri asfalt yollardan, onlara her türlü ayrıcalığı sağlayan çakarları ışıl ışıl parlayarak yol alıyorlar, vatandaş için konmuş hız sınırından muaf tutularak arkalarına bakmadan ilerliyorlardı. Önemli olan hızlı gidebilmek değil o hızla giderken durabilmekti. Tekerlerine fışkı bulaşmış o çakarlı siyah araçlar, paraya ve güce susamış halde son hız giderken, önlerine kocaman bir kamyon çıktığı anda fren yapınca Susurluk benzeri bir kazada tüm kirli çamaşırlarının ortaya yayılacağından bihaberlerdi.
Dandik bir çiftlik oyununda bile indirilen üçkâğıtçı kodlar sayesinde herkes alıp başını ilerleyebiliyordu. Oyunda herkes koca koca çiftlikler kuruyordu. Benimse üçkâğıtçı kodlardan haberim yoktu ve oyunun içinde traktörüme benzin alabilmek için canımı dişime takıp elma satıyordum. Bilgisayarın faresini kullanarak traktörü çiftliğin her yerinde gezdireceğim diye koluma ağrılar girmişti. Diğerleri oyunun kodlarını elde edip kocaman traktörlerle havadan yüklenen benzinlerle müthiş çiftlikler kurduklarında, hiç elma satmalarına gerek kalmadan oyunda nasıl bu kadar ilerlediler diye şaşakalmıştım.
Gerçek hayat da böyleydi işte. İnsanlar hayatın düzenbaz kodlarını yani bilgisayarcı deyimiyle ‘bug’ını bulmuşlardı. Onlar en pahalı BMW’ler ve Mercedes’lerle gezerken diğerleri lira lira, kuruş kuruş biriktirdikleri parayla aldıkları arabalara, boğazlarından artırdıklarıyla aldıkları benzinle biniyorlardı. Onlar hayat yazılımında buldukları açıklar sayesinde lüksler içinde yaşıyorlarken, hayatı sadece çalışıp çabalamaktan, eve ekmek getirmekten, biriyle evlenip yuva kurmaktan ve vatanına milletine faydalı çoluk çocuk yetiştirmekten ibaret böyle sade ve basit bir şey olarak algılayanlar kendi kendilerine soruyorlardı: “Kimdi acaba bu aşırı pahalı yatlarda aşırı pahalı mayoların üzerine taktıkları aşırı pahalı mücevherlerle aşırı pahalı içkileri yudumlayan insanlar?”
Onlar hayatın ‘bug’ını bulanlardı işte. Biz, Sultanat Eyalet-Şehri’nde yaşayan kadınlar da hayattan alacağımızı tahsil etmek için Lüzumsuz Erkekler ve Gereksiz İnsanları Ortadan Kaldırma Nosyonu- LEGION XIII’ü kurduk. Anneleri S3Z3N Hanım ve kızları Gülüm S., Une Zile, Senağ Lama, Fiğ Ruze, She Nanay, Begon Ville ve Serçe Minor LEGION XIII’e katıldılar. Diğer kadınlarla da aynı çatı altında toplaştık. Ahsen Lümpen, Güvercin Ana, Uçan Kaçan Rüçhan, Haypatya, Jewel Cevriye, 17 Megabit Şadiye, Haspa Hasibe, Kontak Kadriye ve Petrol Perihan da LEGİON XIII’e katıldılar.
“Hepinize LEGION XIII’e katıldığınız için çok teşekkür ediyorum.”
***
27 Kasım’da Pope XIV. Lion King Kaskatı Katolik din adamlarıyla görüşmek üzere Sultanat’a geldi. İlahilerle ağırlanan Pope, şehrin trafiğini de alt üst ederek geldiği gibi gitti.
9 Aralık’ta Habersult genel yayın yönetmeni Wehwet Wise Ancestry’nin uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alınması oldukça dikkat çekiciydi. Bağlantıları güçlü bir ismin bu şekilde alınması, Sultanat Başsıvacılığı’nın birçok kritik dosyada tek yetkili konumunda olduğunu yeniden ortaya koydu.
24 Aralık’ta Sultanbahçe kulüp başkanı Wadettin Wrapper uyuşturucu kullandığı iddiasıyla gözaltına alındı. Uyuşturucunun mekânlarda ve dahi lise bahçelerinde kol gezdiği Sultanat şehrim, bazı kirli çamaşırları ortaya saçarak birilerine gözdağı veriyordu.
***
Kızım Lilith, LEGION XIII’e katılmak üzere gizlendiği karanlıklarından çıktı, beni buldu.
“Artık çocuklar gibi Playstation oynamanın zamanı geçti anne. Herkes büyüsün ve elini taşın altına soksun.”
Birbirimize sarıldık. Ağlamadan bu sahneyi atlatmamız gerekiyordu. Tabii ki atlatamadık. Peşinden Siber Can’dan haber aldık. Dark Web’den mesaj atmıştı:
“Kadınlar topluluğunda bana da yer var mı?”
Yusuf Pulister de tam zamanında hapisten çıktı. Aramıza katılmak için iyi bir sebebi vardı. “Bir daha asla Cyvilry’ye dönmek istemiyorum Ozan.”
“Bizimle beraber olursan her an Cyvilry’nin yolları taştan şarkısını söylemeye hazır ol.”
“Zaten hep sen çıkarıyorsun beni baştan deli kadın!”
Böylece LEGION XIII kurulmuş oldu. En şaşırtıcı haber ise mafya babası Chedot Woodpecker’den geldi. “Ben ortaya çıkmam, görünmem, ismimi de kullanmayın ama sponsor olarak yanınızda yer alırım.”
Demek kurduğumuz kadın birliği onun bile kulağına gitmişti. Yeraltı dünyası böyle bir şeydi. Birbiriyle kıyasıya savaşıyor fakat birlik olmak gerektiği zaman tek yumruk olarak bir arada hareket edebiliyordu.
S3Z3N Hanım’ın aslında eskiden muhasebecinin yanında çalıştığı ve bu işlerden de çok iyi anladığı ortaya çıktı. Maalesef üçüncü çocuğunu doğurduktan sonra kocası tarafından işe gitmekten menedilmişti. Ondan sonra da hiç ara vermeden hamile kalıp dört çocuk daha doğurduğu için zaten bırak çalışmaya evden dışarı adımını atmaya bile mecali kalmamıştı. S3Z3N Hanım muhasebeyle ilgili kayıt ve evrak işlerimize bakacaktı.
“Yalnız bilgisayar, internetten para transferleri ve diğer teknolojik şeyler için yanıma genç ve bu işlere aklı saran birini vermeniz gerekiyor.”
Folder Folder Hayriye’nin, hacker işlemlerinin yanında LEGION XIII grubumuzun hesaplarını tutmaya zamanı olmayacaktı. O yüzden S3Z3N Hanım’ın liseye giden kızı Senağ Lama’yı yanına yardımcı tayin ettik.
“Ben anneme yardım ederim. Hem nasıl olsa artık örgün eğitime devam etmeyeceğim. Savunma sanatları derslerimin yanında grubumuzun bilgisayarla ilgili bütün işlerini halledebilirim.”
S3Z3N Hanım’a ait adresteki bütün elektrik-su-internet-doğalgaz faturalarını ödeyip bu abonelikleri kapattık. Çünkü kimsenin onları takip etmesini istemiyorduk.
***
Sonunda anneannem Cilmaya’ya durumu anlatmam gerekiyordu. “Kurtlarla sofraya oturan, kendisini konuk mu yoksa yemek mi saydıklarını asla bilemez. Trevanian, Şibumi romanında böyle diyor. Er geç bunun başımıza geleceğini biliyordum Ozan…”
“Madem biliyordun o zaman şaşırmamışsındır. Seni ve Çakır’ı aramıza alacağız. Eğer yalnız kalırsan benim yüzümden sana acı çektirirler anneanne.”
“Başka şansım varmış gibi konuşuyorsun.”
“Haklısın ama sen de biliyorsun ki bu ülke artık normal şartlar altında bize oksijen üretemez hale geldi. O yüzden kendi oksijenimizi, kendi özgürlük alanımızı kendimiz yaratmak zorundayız.”
Güzelim mavi gözlü köpeğim Çakır’ım gözlerimin içine gülümser gibi bakıyordu. İnsanlarla hayvanların arasındaki fark buydu. Biz konuşarak anlaşamadığımız halde onlar konuşmaya gerek duymadan bizimle anlaşabiliyorlardı.
***
10 Ocak’ta emekli maaşlarının yirmi bin lira olmasıyla ilgili açıklama yapan Sade Vatandaş Partisi-SEVAP eyalet meclisi üyesi Zainab Do Not Strike “Emekli maaşı düşük de olsa düzenli alıyor mu emeklimiz? Alıyor. Zamanında ve istikrarlı bir şekilde alıyor. Cumhuriyetçi Vatandaş Partisi-CEVAP’ın yönettiği dönemde emekliler maaşlarını dahi doğru düzgün alamıyor, aylarca beklemek zorunda kalıyordu,” diyerek yine şehirdeki tüm aksaklıkları CEVAP partisine yüklemeyi başardı.
***
Tek kolumla adamın boğazına sıkıca sarıldım. Boştaki elimde bir karambit vardı. O kadar keskindi ki ben aleti adamın boğazına değdirir değdirmez boynundan ince ince sızan kanın kokusunu aldım. Hayır, ellerim titremiyordu. Bir insanı kanun namına, vatanı kurtarmak adına ya da nefsi müdafaa için değil sadece ben onun ölmesi gerektiğini düşündüğüm için öldürmek üzereydim.
“Dur Ozan! Yapma! Dur! Buradan geri dönüş yok biliyorsun!”
Babası tarafından bacağı iki yerinden kırılmış Gülüm S. için, yine babası tarafından dört parmağı birden koparılmış ve yerine dikilememiş Une Zile için, sürekli dayak yemiş, tecavüze uğramış anneleri S3Z3N Hanım için ve büyüdüklerinde okula gitmeyi, güzel bir gelecek hayal etmeyi değil de ablaları gibi tacize uğramayı bekleyen diğer kız kardeşleri için bu adamın boğazını kesmeliydim. Yere yüz üstü düşürdüğüm adamı ters çevirdim. Gözleri fal taşı gibi açılmış olarak baktı bana.
“Kimliğin de açığa çıktığına göre bahanen kalmadı herhalde Mavi Sakal!”
“Veririm! Ne istersen veririm! Elini ayağını öpeyim! Kulun kölen olayım!”
“Benim kulum da kölem de olamazsın! Karına ve kızlarına hayatı zindan etmeden düşünecektin bunları!”
“Bak Ozan! Herkesi tanırım! Kimi sorsan tanırım ben! Dinero Negro’nun yanına destursuz girerim! İstersen sana onun yanında pozisyon ayarlarım! Ne olur bağışla canımı!”
Son cümleleri söylerken bir kendine güven gelmişti deyyusa. Hâlbuki elini ayağını öpeyim derken sesi titriyor, gözlerinden yaşlar akıyordu. O iki kuruşluk aklına Dinero Negro’nun ismi gelince gözleri parladı. “Hah!” dedi içinden. “Sonunda kimsenin karşı koyamayacağı bir isim buldum. Bu Ozan denen koduğumun orospusu da bunu duyunca ateş görmüş yağ gibi eriyecek. Hadi Mavi Sakal! Yine yırttın oğlum kefeni!”
Lakin kazın ağayı öyle değildi. Belki de şu koskoca eyalet-şehirde Dinero Negro’nun adını duyunca korkudan titremeyecek ve yerlere kadar eğilip secde etmeyecek iki kişinin huzurundaydı Mavi Sakal. Bunlardan biri ben, süper kadın polis Tangsuk Ozan Ilgın, diğeri de müthiş zeki hacker Folder Folder Hayriye idi. Parayla pulla, parayı aklamakla karalamakla ikimizin de işi olmazdı. Çünkü özgürlük ve bağımsızlık bizim karakterimizde doğuştan vardı.
“Baltayı taşa vurdun Mavi Sakal!”
“Yapma Ozan!”
“Bu insanlarla adil olmalarını bekleyerek savaşmayız Hayriye!”
“Adil olacak olan sensin!”
“Herkes bu kadar adiyken benim adil olmam neye yarar ki! Bu saatten sonra vigilante olacağım!”
“Elini bu pis herifin kanına bulama!”
“Onlar kadınlara hiç acımadan ellerini kana buluyorlar ama! Biz elimizi taşın altına koymadan özgür olamayacağız!”
“Özgürlüğün bedeli bu kadar ağır olmamalı Ozan!”
“Başka çaremiz yok Hayriye! Kurtuluş ya hep beraber ya da hiç!”
“Dur Ozan! Yapma! Dur! Buradan geri dönüş yok biliyorsun! Rubikon Nehri’ni bir kez geçtin mi geri dönüş yok!”
“Alea iacta est! Zarlar atıldı Hayriye!”
O anda karambiti tutan elim, yıllar önce vefat eden dedemin eliymiş de inandığı Tanrı uğruna kurban etmek için, o mazlum hayvanın boğazını keserken bilmediği bir dilde dua ederek bekliyormuş gibi geldi. İnsanların elleri, hayvanları tanrıları için kurban ederken titremiyordu. Benim elim de bu caniyi hayatını kararttığı kadınlar için öldürürken titremeyecekti. Boğazını sağdan sola doğru keserken bilmediğim bir dilden dua da etmedim. Filmlerde görmeye alıştığımız gibi üzerime sahte kırmızı kan da boşalmadı. Bana çok uzun gelen bir salise sonra bedenin hâlâ yaşadığını sanan kalbin kanı pompalamasıyla elim yüzüm kestiğim atardamardan sıçrayan kana bulandı. Kalpsiz adinin kalbi, vücuttaki tüm kanı nafile yere pompalamaya devam edecekti.
Maktulün boğazından tıpkı dedemim kestiği koyun gibi iki hıklama sesi geldi. Sonra gözleri açık, kafası yana düştü. Ben, yani katil, bu kansızın yüzümden damlayan pis kanını kollarıma silmeye çalışırken üzerimden bir yük kalktığını hissettim. Demek adam öldürmek böyle bir şeydi. Dünya bir pislikten daha kurtulmuştu ama ben de haklıyken haksız durumuna düşmüştüm. Kanunun öteki tarafına, karanlık tarafına geçmek, damarlarımda on tane shot bira içmiş etkisi yaratmıştı. Folder folder Hayriye beni içinde bulunduğum hezeyan halinden uyandırmasa Kozak Hayri’nin Her Emre Amade Şaşkın Hatta İşi Başından Aşkın Askerler İnisiyatifi-HAŞAŞİ ekiplerine oracıkta yakalanacaktım.
Beni kolumdan sürüye sürüye motoruma bindirdi. “Bir süre kaybol ortalardan Ozan. Ben de yeraltına ineceğim. Beni ararsan Dark Web’de nerede bulacağını biliyorsun.”
4 Ocak günü, biz olay yerinden hızla uzaklaşırken haber sitelerine KABD başkanı Donald McDuck’ın Vuvuzuella ülkesini işgal ettiği bilgisi düştü. Irkçı ve faşist Donald McDuck, Vuvuzuella devlet başkanı Nickname Hep Madur O ve karısını yatağından kaldırıp pijamalarıyla tutuklattı. İkili New York’ta uyuşturucu kaçakçılığı ve narkoterörizm suçlarından yargılanacaklardı.
Bundan 4 gün sonra 8 Ocak’ta, yıllardır şeriat denen bütün dişleri yerinde canavar tarafından yönetilen komşu eyaletimiz Ay-ren’de yaşayan kadınlar, erkekler ve dahi gençler, internet de ellerinden alınarak özgürlük namına hiçbir şeyi bırakılmayan şehirde, açlığın, sefaletin ve en önemlisi insanlığın en alt sınırında yaşadıkları için daha iyi bir dünyaya kavuşabilmek adına canları pahasına kendilerini sokaklara attılar.
13 Ocak’ta Bölge Atlı Mahkemesi’nde Sultanat Cumbalı Başsıvacılığı’nda görev yapan bir erkek Sıvacı, eski karısı olan bir kadın Kadı’yı silahla ateş ederek yaraladı. Apaçık Ceza İnfilak Kurumu’nda hükümlü olup Bölge Atlı Mahkemesi’nde çaycı görevi yapan bir kişi, erkek sıvacıyı ikinci kez ateş etmek üzereyken engelledi. Olayın kısa özeti şuydu: Kanun adamı kanun kadınını vurmuş ve bir hükümlü birbirlerini öldürmelerine engel olmuştu.
Görünen o ki, sadece Sultanat eyalet-şehrimin değil tüm dünyanın çivisi çıkmıştı. İsa’nın ellerinden çivilenmesinden 1992 yıl, Sezar’ın nehri geçişinden tam 2074 yıl sonra LEGION XIII kadınları ve ben, geri dönüşü olmayan Rubikon Nehri’ni geçmiştik. Bundan sonra tarihçiler ismimi Ozan -Occisor- Ilgın diye anacaklardı.
Yeni Maceralarla Devam Edecek…


