“Off harika bir polisiye roman, film olur mu acaba?”
“Bu hikayelerden dizi yapacaksın, bak nasıl seyrediliyor.”
“Kaleminize bayılıyorum, kitabınız film olsa keşke.”
“Soluksuz okudum. Senaryosunu yazmayı düşündünüz mü hiç?”
“Mutlaka siz yazmalısınız. Sizden başka hiç kimse seyirciye o duyguyu aktaramaz.”
Bu tarz talep ve serzenişlerin yanı sıra dergimiz Dedektif’in ve bazı yayın organlarının belki de özellikle üzerine basmasıyla son zamanlarda yayıncılıkta, bir uyarlama gazıdır gider oldu. Bu gaz yer yer başarılı olmuş gibi görünüyor zira özellikle polisiye roman ve hikaye yazarları arasında “Acaba senaryo yazsam mı?” şeklindeki düşünceleri sık sık duyuyorum.
Peki nedir senaryo?
Her roman ya da hikaye yazarı doğal birer senarist midir?
Tıpkı roman yazmak gibi, günün birinde aklına esip bilgisayarın karşısına küt diye oturarak senaryo yazılır mı?
Bu iş gerçekten böyle oluyorsa neden birinin adı ROMAN, diğerinin adı SENARYO?
O zaman gelin Dedektif Dergi’nin bu sayısında, romanla senaryo arasındaki benzerlikleri ve farkları, romandan senaryoya geçişteki sıkıntıları, nelerin olup nelerin olamayacağını, kısacası neden birinin adının ROMAN, diğerinin adının SENARYO olduğunu sizleri fazla sıkmadan konuşalım.

Değerli dostlar, her şeyden önce senaryo bir yol haritasıdır. Bu özelliğinden dolayı roman bir son durak yani hedef kitlesi okuyucu olan bir mamul ürünken senaryo, hedef kitlesi sadece prodüksiyon ekibi (yönetmenden set işçisine, yapımcıdan oyuncuya) olan bir “ilk adım”dır. Bir fabrika gibi örneklersek roman ambalajlanmış ve tüketiciye ulaşmaya hazır bir malzeme, senaryo ise hammaddedir. Bu nedenle roman edebi bir eserken senaryonun yapı itibarıyla edebiyatla ilgisi yoktur.
Şimdi gelin yukarıdaki tanım ve örneklemedeki kilit anlatımları açalım ve durumu daha anlaşılır kılalım;
Senaryo, sadece prodüksiyonda görevli ortalama 100 kişiye hitap eder. Set işçisinden ışıkçısına, oyuncusundan yönetmenine kadar o sette görevli her bireyin nasıl hazırlanması, nasıl çalışması ve nasıl uygulaması gerektiğini anlatır. Elemanların hepsi senaryoda nereye bakacaklarını bilir ve ona göre hareket ederler. Tabii bu da iyi bir senaristin set ortamını, en azından görev tanımlarını bilmesini ve o görevleri senaryoya nasıl yerleştireceğini öğrenmesini gerektirir. Yani senaryo her şeyden önce bir romanın veya hikayenin, yazıldığı haliyle uyarlanması değildir.
Keza senaryo, sadece içinde barındırdığı kurgusal yapı ve diyalogları bakımından edebi görünse de ekibe çizdiği yol haritası ve bir filmin oluşmasındaki temel kaynak olması nedeniyle, senaristin, aklındaki filmi kağıda döktüğü bir hammaddedir.
İçinizden bazıları senaryo gördülerse, bu malzemenin 3 farklı kısımdan oluştuğunu bilirler. Bu üç farlı kısımdan ilki olan sahne; o sahnenin çekileceği mekan, zaman ve karakterleri içerir. Mizansen; sahnedeki temel yapıyı, detayları, dekoru, oyuncu aksiyonlarını ve varsa özel ses, ışık, efekt taleplerini kapsar. Diyalog ise; sahnedeki oyuncuların konuşmalarını ifade eder. Bir roman/hikaye yazarı ya da senaryoya yeni başlayan biri için temel hata, tüm bu anlamları çözmeden bir romanı ya da hikayeyi bu formata, yazıldığı şekliyle aktarmakla başlar. Oysa defalarca tekrarlamakta yarar vardır ki, senaryo yapı itibarıyla bir hammaddedir, yazarın kendi eserini kağıda dökmesinden ibaret değildir. Bu kağıda dökme işlemi düşünüldüğü şekliyle yapılırsa o kocaman ekibi kilitlemekten başka bir işe yaramaz.
Gelelim uyarlamaya, kelime itibarıyla “bir malzemeyi başka bir formatta üretmek” anlamı taşıyan uyarlama, çoğunlukla roman ya da hikayenin bir bütün halinde senaryo formatına dönüştürülmesi şeklinde algılanır ki bu yanlıştır. Uyarlayan ile romanı ya da hikayeyi yazan aynı kişi de olsa, farklı da olsa yapılan işlem öncelikle okunmak için üretilen bir eserin görsel bir ürün haline dönüştürülmesidir. Yani burada temel kavram görüntüdür. Kendi eserinizi ya da başkasının eserini senaryolaştırırken sıfırdan, yepyeni bir dünya yaratmanız gerektiğini lütfen unutmayın. Görsel karşılığı olmayan hiçbir cümle ya da paragrafın senaryoda yeri yoktur. Eserinizi senaryo olarak yeniden yaratırken illa birebir olmasına çalışmayın. Uyarlama tüm eserden olabileceği gibi eserin bir bölümünden ya da sadece ana fikrinden de oluşabilir.
Bir senarist, kafasında oluşturduğu dünyayı bir ekiple paylaşsa da aslında yazdıklarının tüm hedefi tek kişi, yani yönetmendir. Film ya da dizi, yönetmenin ürünüdür. Yazılan senaryo, o film ya da dizide çalışan ekip, kullanılan ekipman ve oyuncular yönetmenin, o filmi ya da diziyi üretmek için kullandığı malzemelerdir. Senarist, kendi ürettiği ya da uyarladığı senaryoyla yönetmene sadece bir kapı açar. O kapıdan girmek, senaristin dünyasını kendi yorumuyla perdeye dökmek ve talep ettiği bu malzemeyi dilediği şekilde kullanmak yönetmenin işidir. Bu nedenle işin sadece senaryo yazmakla bitmediğini, senaryonun sadece bir arsa olduğunu, o arsanın üzerine yapılacak yapıya, kullanılacak malzemeye, kat sayısına, içinin şekline, hatta iç mimarisine dahi karar veren kişinin yönetmen olduğunu unutmamak gerekir.
Tabii bir de özgürlük durumu var. Roman sizi kısıtlamaz. Kafanızdaki dünyayı eksiksiz olarak kağıda dökme şansına sahipsiniz. Kitabınız 200, 300 hatta daha fazla sayfadan oluşabilir. Hikayeniz, kurgunuz ve karakterleriniz güçlü olduğu sürece kaç sayfa yazarsanız yazın, okunur. Oysa senaryo bir kapalı cezaevidir. Bir filmin ortalama 100 dakika olduğu düşünülürse bir senaryo da en fazla 90-100 sayfa olmak zorundadır. Bu durumda 400 sayfa bir kitabi 100 sayfa bir senaryoya uyarlamak için, hayranı olduğunuz satırlarınızın üzerini karalamaya hazır olun.
Son olarak söylemek isterim ki, senaryo denen hammaddeyle başlayan ve sonucunda bir dizi ya da film olarak tamamlanan bu eserin hitap ettiği kitle seyircidir. Bir filmi her yaştan, her cinsten ve her eğitim durumundan farklı kişilerin seyredeceğini göz önüne almak gerekir. Bir roman ya da hikaye, anlaşılmaması durumunda defalarca okunabilir. Bir sayfa geri dönüp üzerinde düşünülebilir ve hatta cümlelerin ya da paragrafların altı çizilmek suretiyle de beyne kazılabilir ama film akan bir üretimdir. Sinemada seyredilen bir film, siz yazarken anlıyorsunuz diye herkes tarafından anlaşılmak durumunda değildir. Senaryonuzun herkes tarafından anlaşılır olması filmin izlenebilmesi için önemli bir etkendir.
Değerli dostlar, çok ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığım gibi, her senarist doğal bir yazar olmadığı gibi her yazar da doğal bir senarist değildir. Kurgu, hikaye, karakter gibi unsurlar, nasıl yetenek ve çalışmanın ürünüyse senaryo yazmak da tüm o çalışmaların üzerine eklenmesi gereken başka bir yapıdır. Burada karar verilmesi gereken;
Yazar olarak kalmak ya da
Yazarlığa farklı bir meslek olan senaristliği eklemektir.
Sevgiyle kalın.


