Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

DEDEKTİF DERGİ 2025 YAZAR SORUŞTURMASI

Diğer Yazılar

Dedektif Dergi
Dedektif Dergihttps://dedektifdergi.com/
En çok aldığımız sorulardan biri, Dedektif’e yazı gönderebilir miyiz? Evet, elbette bize konusu polisiye olan öykülerinizi ve gene polisiye üzerine yazılmış denemelerinizi, incelemelerinizi, kitap/film eleştirilerinizi ve makalelerinizi gönderebilirsiniz. Öykü ve yazılarınız yayın kurulumuz tarafından değerlendirildikten sonra dergimizde yayınlanacaktır.

Polisiye edebiyat dünyasından yazar dostlarımıza geçtiğimiz yılın polisiye olayları ve eserleri hakkında sorular sorduk. Onlar da zaman ayırıp yanıtladılar. Keyifle okuyun.

1. 2025’te okuduğunuz ve sizi en çok etkileyen üç polisiye kitap hangileriydi? Neden?

2. Sizce 2025’te polisiye edebiyatımızda yaşanan en önemli gelişme veya olay neydi?

3. Türk polisiye edebiyatının bugün karşı karşıya olduğu temel sorunlar sizce neler?

AYŞE ERBULAK

1. Jo Nesbø’nün Minnesota kitabını Norveçce okuyup çok beğendim. Henüz ülkemizde yayınlanmadı. Doğan Kitap dünyaca ünlü yazarı kendi dilinden çevirtmek yerine İngilizceden çevrilmesini yeğliyor. Ayrıca Krallık kitabının devamı olarak yılın sonuna doğru çıkan Kan Bağı’nı çok sevdim. Her daim dediğim gibi keşke kendi dilinden çevrilse. Bu yıl tanıştığım yeni bir yazar var; Donato Carrisi. Tüm kitaplarını çok severek okudum. Ayrım yapamayacağım.

2. Bu yılın en sevdiğim kitaplarından biri de; Kilitli Odaların Esrarı oldu. Çünkü polisiyede en sevdiğim tür kilitli oda cinayetleridir ve Dedektif Dergi yazarlarının elinden çok iyi bir iş çıkmış.

3. Birlik olamıyoruz, birlik olanlar da 5-6 kişi bir araya gelmiş ne yazık ki “klan” oluşturmuş. Kitabı az satan bir yazar çok satan bir yazarın yanında oturup imza atıyor, sonra “Kitabım çok sattı,” diyor. Verilen ödüller de keza klan içindeki 3-5 yazara veriliyor. Bence en acısı birbirimizi sevmiyor ve desteklemiyoruz. Bizler birbirimizi sevmez ve kollamazsak kimse bizi sevmez.

Önemli bulduğum diğer bir sorun da ‘çok kötü yazılan polisiye kitaplar’. Bu romanlar okurun polisiyeye olan ilgi ve sevgisini azaltıyor. Çünkü gerçekten çok kötü ve baştan savma yazılmışlar.

ALPER KAYA

1. Gencoy Sümer’in derlediği Kilitli Odaların Esrarı kitabı; Can Çocuk’tan çıkan, Jean Claude Mourlevat’ın yazıp Mehmet Erkurt’un dilimize kazandırdığı Jefferson ve Gizemli Soruşturma ve Lee Child’ın Koridor Yayıncılık tarafından özenli bir çeviriyle (Çev. Belgin Selen Haktanır) dilimize kazandırılan Jack Reacher’ın ilk macerası Mezbaha bu yıl en çok beğendiğim kitaplar oldu.

İlkini bizde az sayıda örneği olan kilitli oda muammalarına bir antolojiyle ciddi katkı sunduğu için, ikincisini bir kirpinin cinayet çözdüğü çocuk / ilk gençlik romanıyla bizde çok yaygın olan “çocuk polisiyeleri suya sabuna dokunmamalı” algısını yerle yeksan ettiği için, üçüncüsünü ise kıymeti bizde pek bilinmeyen Lee Child gibi bir yazara hak ettiği özen gösterildiği için beğendim.

2. Bu soruya biraz duygusal bir cevap vereceğim. 2025 yılının Aralık ayında bir önceki yıl dijital olarak yayınladığımız SUÇÜSTÜ sayılarını tıpkıbasım yöntemiyle, İzan Yayıncılık çatısı altında yayımladık. Ülkemizde bu alanda yapılan bir ilk oldu. Polisiye edebiyatı da kapsayan, suç kültürü üzerine gerçekleştirilen bu çalışma bence yılın en önemli olayıydı. 2025 yılının sayılarını da bir aksilik olmazsa 2026 yılının Şubat ayında basılı bir ciltte toplayacağız.

3. Türk polisiye edebiyatı bugün, seçkinci bir zümrenin kendisine zimmetlemeye çalıştığı bir network ağına hapsolmuş durumda. Kendilerinden başka kimsenin tanımadığı, sokaktaki okuyucu nezdinde herhangi bir karşılıkları olmayan ama ambalajları oldukça güzel, yöntemleri oldukça çarpıcı, yeni hiçbir ismin ön plana çıkmasına izin vermeyen ve aynı kişiler etrafında ‘dön baba dönelim’ taktiği ile oynayan bu klancı yaklaşım Türk polisiyesini kendi kuyruğunu yiyen bir yılana dönüştürmüş. Fakat Ouroboros’un aksine ortaya yenilik çıkmıyor; aynı şeyler aynı yerde, ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürülüyor. Yiyene afiyet olsun.

AYLA KOCA

1. En sevdiğim İngiliz yazar J. K. Rowling’in Robert Galbraith takma ismiyle yazdığı Guguk Kuşu,

Wulf Dorn’un Psikiyatrist romanı ve Donato Carrisi’den Sisteki Kız. Üç roman da aksiyon ve enerjisi yüksek, merakı hiç azalmayan sürek kitaplarıydı. Çoğu geceler uykudan uyanıp okudum, bitmelerini istemedim ama merakımı da dizginleyemedim.

2. Bana göre 2025’in en önemli polisiye edebiyat olayı 6. romanımın zorlu bir süreç sonrasında nihayet piyasaya çıkmasıydı.

3. Çok zor bir kulvarda, herkesin birbirine çelme taktığı ve üst perdeden baktığı bir yarışta kimsenin kazanamayacağını düşünüyorum. Edebiyata gönül vermiş bir avuç insan birbirini destekleyerek şahlandıracağına edebiyat türünü örseleyip duruyoruz. Şahsım adına çıkan her romana ve emek veren her yazara saygı duyup destek oluyorum. Paylaşıyorum, okuyor, yorumluyorum ama aynı karşılığı onlardan göremiyorum. Karşılık beklediğimden değil, sadece polisiye edebiyata emek vermenin yalnız bir eylem olmadığını bildiğimden böyle konuşuyorum. Herkesin bir okuyucu profili var. Övsen ve onurlandırıp paylaşsan birileri duysa sana ne zararı var…

Kendimize zarar veriyoruz. Çok üzücü…

CAN SERTAÇ SAATÇİOĞLU

1. Kuzey Edebiyatını, özellikle de polisiyesini çok severim.  Kristal Kilise, Asa Larsson (Pegasus Yayınları)güçlü dili ve kuzey coğrafyasının soğuk, kasvetli ruhunu derinlikli karakterlerle birleştirmesi nedeniyle, türün çok beğendim bir örneği oldu. Yazarı Britanya’nın önde gelen adli psikiyatrlarından olan Tanıdık Şeytan: Bir Adli Psikiyatrın Notları, Dr. Gwen Adshead ve Eileen Horne (Domingo Yayınları) gerçek olaylar ve insanlardan yola çıkıyor. Suçluları ötekileştirmek yerine onları anlamaya çalışan bir bilim adamını yansıtması ve sakin, derinlikli anlatımıyla beğenimi kazandı. Ayrıca bir yazar olarak çok da faydalandığımı söyleyebilirim. Etkilendiğim bir diğer eser, Japon polisiyesinin kurucusu kabul edilen ve yeni tanıştığım Edogawa Rompo’nunİthaki Yayınları’nca basılanAynalar Cehennemi ve Diğer Öyküler’ioldu. Yer yer sezgiyi önceleyen, gündelik olana derinden bakan ve Japon “Kusurlu Estetik” tarzını çok iyi yansıttığını düşündüğüm bu inanılmaz yaratıcı yazar beni büyüledi diyebilirim.

2. “Sizce” diye sorduğunuz için, bu soruya biraz özel bir yanıt vermeme müsaade edin lütfen. Bence 2025 yılının en önemli olayı; KİTAP Kültür Yaşam Dergisi tarafından belirlenen “2024’ün En İyileri Ödülleri” kapsamında Buğu, Bir Başkomiser Zeki adlı romanımla Yılın Polisiye İlk Romanı ödülünü almam oldu. Seçici jüriye bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum, unutulmaz bir gurur ve deneyimdi benim için.

3. Bana göre polisiyemizde uzak ara en önemli sorun, genç yazarlarımızın yayın piyasasında kendilerine çok zor yer bulabilmeleri. Bunun çeşitli nedenleri var ama bence ana neden, büyük yayınevlerinin “yabancı” yazarlara ve onların eserlerine yönelmesi. Bu konuda onları tek suçlu ilan etmenin de haksız olacağı kanaatindeyim, çünkü okurumuz da maalesef adını bilmediği yerli bir yazarımızın telif eserini, nispeten yüksek bir fiyata almak yerine; dünya çapında bir yazarın uygun fiyata satılan çoksatarını almayı tercih ediyor. Arz-talep dengesi denilebilir buna ama yayınevlerimiz bu kadar önemli bir konuda biraz daha az şirket gibi davranarak yazarlarımızın önünü açabilir ve açmalı. Çünkü fırsat verilirse dünyayı sarsabilecek yetenekte yazarlarımız var…

2026 yılının, dileklerin gerçek olduğu, ilham verici bir yıl olması dileklerimle.

ÇAĞATAY YAŞMUT

1. Petros Markaris’in Emek, Eğitim, Özgürlük romanı. Akdeniz polisiyeleri şemsiyesi altında üretilen yapıtların çoğunda yazarlar siyasi düzenle hesaplaşır. Başka bir deyişle, Akdeniz polisiyeleri politiktir. Petros Markaris de bu geleneği sürdürerek ülkesinin yakın geçmişindeki siyasi ve ekonomik yozlaşmaya tanıklık ettiren bir yazar. Roman bir seri katilin cinayetlerini anlatan suç romanının ötesinde, ekonomik krizin pençesinde kıvranan bir ulusun trajedisini tıpkı diğer romanlarında olduğu gibi korkusuzca gözler önüne seriyor.

Beğendiğim ikinci kitap Andrea Camilleri’nin Ağustos Sıcağı romanı. Bu kuşaktaki İtalyan polisiyeleri de siyasi atmosfer altında ciddi bir yerellik gösterir. Özellikle mafya ve Güney sorunu, yozlaşmış politikacılar ve din ön plandadır.  Komiser Montolbano’nun ilgilendiği suçlar bu organize suçların dışında kalan; para, aşk, çıkar hırsı, tutku ve şahsi intikama dayanır.

Üçüncü roman, Dimitris Mamaloukas’ın Stephen King Gibi Öldürmek. Koleksiyoncu dört yakın arkadaş Stephan King evreninde yaşıyor. Yazarın külliyatının bütün baskılarını topluyorlar. Aralarından biri bu uğurda cinayet işleyebilecek kadar ileri gidiyor. Koleksiyoncuların hayatlarını ve Stephen King külliyatını öğreniyorsunuz.

2. Kendi adıma; Oğlak Yayınlarından basılan Galip serisinin Ölüm Fırsat Kollar romanım benim için 2025’in en önemli olayıydı. Polisiye edebiyatın gelişmesinde önemli bir rol üstlenen Dedektif Dergi’nin Zehirli Kalem Öykü yarışmasında jüri üyesiydim. Ayrıca davet edildiğim üniversitelerde ve kitabevlerinde polisiye söyleşilerine katıldım. Polisiyenin tanınması ve sevilmesi için çok çabaladığım bir yıl oldu 2025.

3. Okurların yerli polisiye yazarlarına mesafeli durması büyük sorun. Ayrıca ücret karşılığı basılan roman sayısının artması ve bu romanların çoğunun nitelikli polisiyeden uzak olması yerli polisiyemizin sorunları arasında sayılabilir.

DİNÇER BATIRBEK

1. Bu yılın Kristal Kelepçe Roman Ödülünü de kazanan Talihsiz Bir Hadise– Burak Akgüç, 2025’te okuduklarım arasında en beğendiğim kitaplardan biri oldu.

Ellis Peters’ın Cadfael Birader 3 – Kurtboğanromanını öncekiler gibi büyük bir keyifle okudum. Dilerim ki Ayrıksı Kitap diğer on sekiz Cadfael Birader romanını da dilimizde bizimle buluşturur. Otto Penzler’ın derlediğiKilitli Oda Muammaları’nın kapalı oda polisiyelerinin gelişimini gözlemleme fırsatı sunan kıymetli bir seçki olduğunu düşünüyorum.

2. 2025’te polisiye edebiyatımızda önceki yıllardan farklı, özel bir anlam taşıdığına inandığım iki önemli gelişmenin yaşandığını düşünüyorum:  Bunların birincisi, 23 Nisan ve 19 Mayıs bayramları vesilesiyle POYABİR tarafından farklı yaş gruplarındaki çocuklar ve gençler arasında düzenlenen polisiye öykü yarışmaları idi.

2025 yılının polisiye edebiyatımız açısından önemli gördüğüm ikinci olayı ise, Herdem Kitap’ın Kilitli Odaların Esrarı adlı öykü seçkisini okurlarla buluşturması oldu. Kitabı Türk polisiye edebiyatının ulaştığı derinliği gösteren, son derece heyecan verici bir girişim olarak görüyorum.

3. Bana göre günümüzde Türk polisiye edebiyatının temel sorunu, yerli polisiye okurunun hâlâ yeterli nicelik ve niteliğe ulaşmamış olması. Son dönemde gözle görülür bir artış yaşansa da, Türk polisiye edebiyatını yakından takip eden okur sayısı potansiyelinin oldukça altında. Polisiye yazarlarımızın bilinirliğinin, sosyal medyanın da katkısıyla önceki yıllara göre yükseldiğini gözlemliyorum. Kültürel ve ekonomik nedenler kitap edinmeyi olumsuz etkiliyor olsa da, ülkemiz nüfusu göz önüne alındığında, düzenli olarak yerli polisiye okuyanların sayısının en az birkaç yüz bin olması gerektiğini düşünüyorum.

Kişisel okuma deneyimlerime dayanarak gözlemlediğim bir diğer aksaklık, yeni polisiye yazarlarının ilk kitaplarında kalitenin düşük olması.  Yeni isimlerin polisiye edebiyata girmesi elbette ümit verici bir gelişme ve bu kitaplarda bazı acemiliklerin, eksikliklerin, gözden kaçan hataların bulunması doğal. Ancak yine de okur olarak -ilk kitabın günahı olmazmış diye- çalakalem yazılmış, anlatım bozuklukları ve yazım yanlışlarıyla dolu, bir türlü akmayan, üstelik de bazıları beş-altı yüz sayfadan oluşan sıkıcı bir kitabı okumaya çalışmakta zorlanıyorum. Bu nitelikteki ilk kitapları sıkı bir editörlük sürecinden geçirmeden piyasaya sunan yayınevlerinin, neden onca maliyete katlanıp bu riski göze aldıkları da çözemediğim bir gizem. Kuşkusuz, bu değerlendirmenin dışında kalan, özenle yazılmış ilk kitaplar da var ancak sayısı ne yazık ki az.

EMEL ASLAN

1. Hikmet Hükümenoğlu’nun yazdığı 47 Numaralı Kamara: Gerçekle kurgunun, geçmişle bugünün ustalıkla iç içe geçtiği, postmodernizme göz kırpan akıcı ve tatmin edici bir kurgu. Gencoy Sümer’in kaleminden Polisiye Roman Nasıl Yazılır?: Polisiye edebiyatımızdaki önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Polisiye kurgu yazmak isteyen herkesin kütüphanesinde yer alması gereken faydalı bir kaynak kitap. Bir Katilin Güncesi (Kim Young-Ha): Tedirgin edici, merak uyandırıcı ve şaşırtıcı.

2. Gencoy Sümer’in yayına hazırladığı ilk kez tamamı Türk yazarların kaleminden çıkan ve polisiyenin en zor alt türü olarak bilinen kilitli oda ekseninde kurgulanmış özgün öykülerden oluşan bir antoloji raflarda yerini aldı: Kilitli Odaların Esrarı. Bu eseri polisiyemiz adına sevindirici ve kıymetli buluyorum.

3. Her zaman üzerine konuştuğumuz, değişmeyen sorun: Görünmezlik. Yayıncılık sektöründe genel olarak yaşanan kriz ortamı polisiye gibi türleri ne yazık ki daha çok vuruyor. Yazar kendisi için uygun yayınevine, okur ise tarzına hitap eden yazara ulaşamıyor. Her ne kadar eskiye göre daha çok kabul görse de polisiye halen pek çok yayınevinin gözünde “ikinci sınıf edebiyat”. Hâl böyle olunca risk almıyor, yatırım yapmıyor, yeterli tanıtıma gitmiyor; polisiye kitaplar raflara çıkamıyor, duyulmuyor, bilinen üç beş isim haricinde çok satanlara giremiyor. Yazar üretmeye odaklanmaktan ziyade kendisine yayınevi bulmak, kendi tanıtımını kendi yapmak, ismini duyurmak için çabalıyor ama karşılığını alamıyor. Tam bir kısırdöngü.

ERCAN AKBAY

1. Jean-Christophe Grangé ile ilk tanıştığım romanı Kurtlar İmparatorluğu’ydu. Çözülemeyen seri cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, Fransa’daki küçük Türkiye, tıbbın karanlık amaçları alet edilmesi gibi karmaşık suç odaklı bir dizi gizemli olayı anlatıyordu. Sonrasında Koloni, Taş Meclisi ve Ölü Ruhlar Ormanı olmak üzere bir dizi romanını daha okudum.

Kendini tekrar ettiği romanları nedeniyle uzun bir süre Grangé boykotu yaptıktan sonra 2025’te okuduğum Gölgelerin Kralı’nı çok beğendim. Yine ürkütücü bir seri katil hikâyesi; çözülmüş bir vakanın gölgesinde, sönmüş sanılan kor yanmaya devam ederken işler karışıyor. Bence son yılların en etkileyici polisiye-gerilim romanlarından biri.

Kurgu dışı kitaplar (özellikle de tarih, biyografi, anı, psikoloji) okumayı her zaman kurguya tercih ederim. Prof. Dr. Oğuz Polat Klinik Adli Tıp: Bu kitabın içeriğini çok beğendim ve türle ilgilenen yazarlara okumalarını tavsiye ediyorum. Adli Tıp ile ilgili doğru ve tam bilgiler işin uzmanından veriliyor. Polisiye yazarının başucu kitaplarından biri olabilir.

Okumaya ve izlemeye doyamadığım Akdeniz tarzı polisiye romanlar hep başucumda ve kitaplığımın başköşesindedir. Sicilya’nın arka planda olduğu Andrea Camilleri / Komiser Montalbano –Ağustos Sıcağı serinin en güzel polisiyelerinden biri.

2. Benim için 2025’teki en heyecan verici proje, İstanbul Devlet Opera ve Balesi için librettosunu yazdığım ve Türkiye’de (muhtemelen dünyada da) ilk kez sahneye konacak olan ‘polisiye opera’ eseri oldu. Projeye bu yıl başladık ama besteler ve orkestra partisyonlarının yazımı ancak 2026’da bitecek.

3. Yalnızca Türk polisiye edebiyat dünyasında değil, bence dünya yazarlarında bir kısırlık ve yetersizlik söz konusu. Kendini tekrar ve orijinal hikâye-karakter bulamama sıkıntısı mı desem, yoksa kendini tekrar ede ede artık işin cılkı çıktı, kabızlık mı oluştu desem bilmiyorum. Orijinal, farklı işlere hasret kaldık. Türkiye’de taklitçilik ve ifade gücü yetersizliği yaygın. Neyse, çok da olumsuz konuşmayayım, arada güzel kitaplar da çıkıyor. Zaten belki de okurun genel beklentisi alıştığı benzer dedektif hikâyelerin sürekli tekrarlanmasıdır. Nabza göre şerbet veriliyordur belki, ne bileyim, bunlar satın alındığına göre…

Bu vesileyle sizlerin ve tüm Dedektif Dergi ekibinin yeni yılını kutlar, 2026 yılının sorunsuz, dertsiz ve mutluluk-neşe-sağlıkla geçmesini dilerim. Sağlıcakla kalın.

GENCOY SÜMER

1. Oldukça özgün konusu ve anlatım biçimiyle Alex Michaelides’in yazdığı Sessiz Hasta beni etkiledi. Yazar, okuru ustalıkla manipüle ediyor; her şeyi bildiğinizi sandığınız anda aslında hiçbir şey bilmediğinizi fark ediyorsunuz. Klasik polisiye geleneğinden kopmadan yazılmış, postmodern bir polisiye örneği. Benim için gecikmiş bir okumada Sokratis ve Sis’teki Gölgeler oldu. Suphi Varım macera ile gizemi başarıyla harmanlamış. Sıkı bir dedektif romanı. Yazarın dönem tasvirleri ve tarihi olaylarla kurduğu ilişki son derece etkileyici. Bana Osmanlı’nın en buhranlı günlerinde yaşamışım hissini verdi. Edward D. Hoch ‘un More Things Impossible’ı uzun yıllardır okuduğum en iyi polisiye kitap. İmkânsız suç öykülerinin büyük ustası Hoch’un Dr. Sam Hawthorne vakalarından derlenmiş kilitli oda ve imkânsız suç hikâyelerini hayranlık ve büyük bir keyifle okudum.

2. 2025’te Türk polisiye edebiyatı açısından üç önemli olay yaşandığını düşünüyorum. Her biri, önümüzdeki yıllarda türün gidişatını ve ortamını etkileyecek nitelikte.

Birincisi; Türk polisiye yazarlarının birliği olma iddiasıyla kurulan POYABİR’in yol açtığı onur ödülü skandalı. Aralarında benim de bulunduğum bir grup yazarın birlikten ayrılmasına neden olan bu olay, söz konusu yapının aslında bir “birlik”ten ziyade kapalı bir klan olduğunu açık biçimde ortaya koydu. Bu yönüyle yılın en çarpıcı olayıydı.

İkincisi; Türkiye’de ilk kez yalnızca kilitli oda ve imkânsız suç hikâyelerinden oluşan bir kitabın yayımlanması. Dedektif Dergi yazarları tarafından kaleme alınan bu derlemenin, yazarlarımıza cesaret ve ilham vereceğine inanıyorum.

Üçüncüsü ise, geçtiğimiz yaz yayımlanan Polisiye Roman Nasıl Yazılır? adlı kitabım. Türkçe literatürde önemli bir boşluğu doldurduğunu düşündüğüm için, bunu da 2025’in kayda değer gelişmelerinden biri olarak görüyorum.

3. Bence Türk polisiye edebiyatının en temel sorunu, yazarlarımızın önemli bir bölümünün polisiyenin ne olduğunu bilmemesi; bilenlerin önemli bir kısmının ise ne yazık ki kötü romanlar yazmasıdır.

HÜSEYİN BUL

1. Türkiye’de polisiye edebiyatın her yıl daha iyiye gittiğini, nitelikli eserler yayınlandığını okuyan, bu işin meraklısı, takipçisi emekçisi farkındadır, bilir. Yayınevleri de bunun için kendilerine alan açıyorlar; yarışma vs. çalışmalarla. Gün geçtikçe daha da iyi olacağına eminim.

Bu yıl içinde okuyup da etkilendiğim veya beğendiğim polisiye eserleri ayıklamam çok kolay olacaktır zira açıkçası çok polisiye okuduğumu söyleyemem. Örümcek Burgacı – Alper Canıgüz (Everest Yayınları): Yazarın alaycı bakış açısı ve zarif nüktedanlığı sayesinde polisiyeyi sevdirdiği için beğendim.

İnci Küpeli Kadınlar – Armağan Tunaboylu (Macareperest Yayınları): Kitap 2024 yılının son aylarında yayımlandığı için soruşturmaya dâhil etmekte sakınca görmedim. Ben yazarın hayal dünyasını ve kurgu tekniğini çok seviyorum. Gerçek hayattan kesitleri metne dâhil etme mahareti oldukça başarılı ve renkli.

Ölüm Fırsat Kollar – Çağatay Yaşmut (Maceraperest Yayınları): Tempo metnin su gibi akıp bir lokmada tüketilmesine vesile oluyor. Ayarında; yerinde ve zamanında verilen bu koşuşturma ve hız eserin güçlenmesini sağlıyor. Ayrıca kusurlu karakterler yaratması sahicilik yönünü artırıyor.

Son olarak ilk romanı olması vesilesiyle Selin Bak’ın Sonsuzluk Kapanı’nı ve farklı polisiye ve gizem öykülerini bir arada barındırması sebebiyle Garip Çok Garip öykü seçkisini de anmadan geçmeyeyim.

2. Her yıl İstanbul’da yapılan Polisiye Edebiyat Festivali’nin bir ayağının İzmir’e kaydırılması oldukça sevindiriciydi. 

3. Bana göre en önemli sorun yayınevlerindeki polisiye edebiyatını tanımayan editörlerin dosyaları değerlendirmeleri. Hal böyle olunca birçok eser gün yüzü görmeden, okuyucuya ulaşmadan kaybolup gidiyor.

Soruşturmaya beni de davet ettiğiniz, ifadeye çağırdığınız için teşekkür ederim.

MURAT YÜKSEL

1. Tuna Kiremitçi’nin Kumarbaz’ı, Elçin Poyrazlar’ın Gölgenin Eli ve ustamız Gencoy Sümer’in son romanı Lanetli Evin Katili bu sene okuduğum ve çok sevdiğim üç yerli polisiye roman. Gencoy hocamın romanı diğer iki kitaptan tür yönüyle ayrıldığı için hala okumayanlara ısrarla tavsiye ediyorum.

2. Bence Dedektif Dergi yazarlarının Polisiye Yazarları Birliği’nden istifaları önemli bir olaydı. Zira kuruluş amacı ve manifestosu polisiye yazarları arasında birlik oluşturmak iddiasındaki oluşumun, bu camia içinde tarafsız ve ilkeli bir duruş sergilemek yerine belli kesimlere hizmet gayesi taşıdığı çoktandır dillendiriliyordu. Kişisel ayrılıklar ilk defa bu şekilde toplu bir eyleme dönüştü.

Dedektif Dergi’nin geleneksel Zehirli Kalem Öykü Ödülü de bu yıl ses getiren olaylarından biriydi. Her yıl polisiye edebiyatımıza yeni bir yazar kazandıran bu yarışmanın kıymeti çok büyük. Bu vesileyle bu yılın kazananı Burak Uyak’ı tebrik ediyorum.

Önemli olduğunu düşündüğüm diğer olay (her ne kadar içerisinde yer alamamış olsam ve kitap henüz elime geçmemiş olsa da) Türk polisiyesi için bir dönüm noktası niteliğindeki, imkânsız suçları ve çözümünü merkezine alan, kilitli oda kurgusu çerçevesinde Dedektif Dergi yazar arkadaşlarımın kaleminden çıkan Kilitli Odanın Esrarı’nın yayımlanması. Çok okunsun isterim.

3. Türk polisiyesinin karşı karşıya olduğu temel sorun bilinçli örgütlenememek. Bu mecradaki yazarların birbirine destek olması, yan yana durması gerekirken tam aksine yol kesici, engelleyici davranışlar ve tutumlar gözlemliyorum. Gelişmekte olan bir türün kendi yazarları tarafından ayağına sıkılması sonucunu doğuruyor bu. İlkeli, tarafsız ve kapsayıcı bir örgütlenme ihtiyacındayız. Bütün mecralarda sesimiz olacak, bizi temsil edecek, her konuda bize yardımcı ve destek olacak bir örgütlenme olmadığı sürece acıdır ki Türk polisiyesinde Ahmet Ümit dışında öyle kocaman okur rakamlarına ulaşabilen başka bir isim olmayacak. Burada Tuna Kiremitçi demiyorum çünkü kendisi zaten hem müzisyen hem de yazar olarak daha önce yeterince şöhrete ulaşmış bir isim. Bu nedenle polisiye türünde yazdığı kitapların da çoksatar olmasını doğal karşılıyorum. Yarattığı komiser Perihan karakterini ve hikâyelerini keyifle okuyorum. Bu iki ismin dışında yayınevi tarafından ikinci plana itilmeyen aksine özellikle arkasında sağlam bir duruş sergilenen ve güvenilen, bu itibarla da yazdığı nitelikli eserlere öncelikle yayıncısı tarafından inanıldığı için gölgede kalmayıp çok kişiye ulaşarak ses getiren tek isim, sevgili Elçin Poyrazlar ve karakteri komiser Suat. Bu üç isim dışında onlarca değerli isim daha sayabilirim ama şu acı gerçek değişmiyor: Başta yayıncılarımız olmak üzere ne yazar arkadaşlarımız ne de yazar dernekleri – oluşumları tarafından hiç bir mecrada yeterince -hatta sanki ısrarla- tanıtılmıyoruz, sahip çıkılmıyoruz. Ne demek istiyorum? Yayıncıları ele alalım. Ne yapıyorlar tanıtım adına? Bir basın duyurusu hazırla, yayınla geç. Bitti. Bu kadar. Sonrası yazarın kişisel çabasına kalmış. Bu kadar basit olmamalı. Bu tavır hiç adil değil. Tüm bu sebeplerden çıkan sonuçla da yeterince okunmuyoruz. 

Dedektif dergi okurlarının yeni yılını kutluyorum. Bol dedektifli bir 2026 yılı geçirmelerini diliyorum.

ÖNAY YILMAZ

1. Jean-Christophe Grange’ın Güneşsiz 1 – Cehennem Diskosu, Güneşsiz 2 – Gölgelerin Kralı adlı iki ciltlik serisini, Dan Brown’ın Sırların Sırrı, Agatha Christie’nin On Kişiydiler kitaplarını okudum. Grange ile Brown, ilginç konular seçerek beni yine etkiledi. Grange AIDS hastalığı, Brown da insan bilincinin doğasıyla ilgili bilimsel bir konuyu gerilim ve polisiyeyle harmanlamış. Christie’nin kitabını çok eskiden okumuştum, bir polisiye yazarı gözüyle tekrar okudum, oldukça keyif aldım. Maalesef bu yıl yerli polisiye okuyamadım. Çünkü bir yerli polisiyeci olarak zamanımı okumak yerine yazmakla geçirdim.

2. 2025 yılının önemli diye niteleyebileceğim olayı, Dedektif Dergi yazarlarının kilitli oda öyküleri içeren kolektif bir eser ortaya koymaları. Bunu polisiye edebiyatımız açısından önemsiyorum ve bir kilometre taşı olarak görüyorum. Bunun yanı sıra polisiye edebiyatın nitelik olarak olmasa da nicelik olarak geliştiğini, her geçen gün yeni yazarların ortaya çıkmasını da önemli gelişmeler arasında sayabilirim. Ayrıca polisiye dergilerinin yeni yazarlara kapılarını açması, yarışmalar düzenlemesi de teşvik açısından oldukça kayda değer. Bu konuda çalışmalar yapan gerek Dedektif Dergi olsun gerekse SUÇÜSTÜ dergisi olsun katkıda bulunan tüm arkadaşları kutluyorum. 

3. Tabii genel anlamda yerli edebiyatı polisiye edebiyattan ayrı tutmamak lazım. Şöyle de diyebiliriz; polisiye edebiyatın temel sorunları belki de tüm edebiyat dallarının temel sorunlarını teşkil ediyor. Sıralayacak olursam, ilk aklıma gelenler yazara telif haklarının hala verilemiyor olması, yayınevlerinin yerli polisiyeye gereken önemi ve desteği vermemesi, kitapların dış piyasalara açılamaması, pazarlama ve satıştaki sıkıntılar, Avrupa ve ABD’deki gibi menajer-yazar ilişkisinin kurulamaması yani sistemsel ve hukuksal aksaklıklar, dernekleşememe, polisiye konusunda yetkin editörlerin yetişmemesi, birkaç kişiyle sınırlı kalmış eleştiri yazılarının yetersizliği, mantar gibi türeyen kalitesiz yayıncılar, ücretli kitap basan bu yayıncıların niteliksiz kitapları piyasaya sürmeleri ve yazarları acımasızca istismar etmeleri vs. 

Bu listeyi daha da uzatmak mümkün.

RAMAZAN ATLEN

2025’te okuduğum ve beni en çok etkileyen üç polisiye kitaptan ilki, Ruth Rendell’in Taştan Hüküm romanıydıRomanın ilk cümlesi bir meydan okuma adeta; “Eunice Parchman, okuma yazma bilmediği için öldürmüştü Coverdale ailesini.” Hem katil hem de cinayet gerekçesi en başta açıklanmasına rağmen bütün roman soluksuz okunuyor ve bittiğinde insanın yüreğine bir taş oturuyor. Theodore Dreiserin Ayrıksı Kitap’tan üç cilt halinde yayınlanan İnsanlık Suçu sıradan bir insanı cinayet işlemeye götüren nedenleri hem kişisel hem de toplumsal yönleriyle ele alışıyla çok etkileyici bir suç romanıydı benim için. Son olarak Anthony Horowitz’in İpek Evi’ni beğendim. Çünkü iyi bir polisiye olmasının yanı sıra bir Sherlock Holmes pastişinden beklediğim şekilde A. Conan Doyle yazmış gibi hissettirmeyi başarıyordu.

2. 2025’te polisiye edebiyatımızda yaşanan en önemli gelişme Türk polisiyesinin ilk kilitli oda öyküleri antolojisi olan Kilitli Odaların Esrarı’nın yayınlanmasıydı. Bu seçkinin başka yazarlara da cesaret vereceğini ve kilitli oda muammalarının daha fazla yazılacağını ümit ediyorum.

SELİN BAK

1. 2025 yılında POYABİR Kristal Kelepçe Ödülleri jürisindeydim. Bu nedenle aday eserler dışında çok fazla roman okuyamadım. Aklımda yer edenleri zevkle söyleyeyim.

Liz Moore – Ormanın Tanrısı; Bu kitap sadece bir kayıp çocuk hikâyesi değil, aynı zamanda sınıf farklarını ve aile sırlarını irdeleyen muazzam bir edebi polisiye.

Richard Osman – Perşembe Günü Cinayet Kulübü’nü beğendim. Bu kitap, polisiyenin sadece karanlık değil, aynı zamanda ne kadar sıcak ve zeki olabileceğini bir kez daha kanıtlıyor bence. Okurken hem güldüm hem de bulmacanın parçalarını birleştirmeye çalışırken çok keyif aldım.

S.A. Cosby – Ustura Gözyaşları. Yazar bence polisiyenin en sert ve en gerçekçi seslerinden biri. Bu kitapta suçun sadece bir olay değil, sosyal bir sonuç olduğunu hissediyorsunuz. Amerikan rüyasının karanlık tarafını, hızla ilerleyen ve temposu bir an bile düşmeyen bir kurguyla anlatıyor. Karakterlerin ahlaki ikilemleri ve yazarın o tozlu, terli ve tehlikeli anlatım tarzı, kitabı bitirdikten sonra bile uzun süre etkisinden çıkamamama neden oldu.

2. Aslında bu soruya edebiyat dünyasından daha genel bir cevap vermem beklenebilir ama eğri oturup doğru konuşalım; benim için 2025’in en büyük, en heyecanlı ve en olay gelişmesi, kendi kitabımın raflardaki yerini almasıydı.

Bir polisiye okuru olarak, yıllarca başkalarının hikâyelerini okumaktan, kendi hikâyeni yazmaya geçmek müthiş bir serüven. Elbette tür adına çok kıymetli eserler basıldı, türün ustaları harika işler çıkardı ama insanın kendi kurguladığı o çıkmaz sokağın, yarattığı o karakterlerin okurla buluşmasına şahit olması, 2025’in benim adıma en büyük edebi devrimiydi. Kendi kitabımın heyecanı o kadar büyüktü ki, bir noktada kitap karakterlerimin bile ‘Tamam, anladık en çok sen heyecanlısın, şimdi şu dosyayı çözmemize izin ver,’ dediğini duyar gibi oldum. Şaka bir yana, bir yazarın ilk kitabını elinde tutması, benim için yılın tartışmasız manşetidir.

3. Bence en temel sorunumuz, polisiyenin hâlâ edebi türler arasında üvey evlat muamelesi görmesi ya da sadece eğlence kategorisine hapsedilmek istenmesi. Oysa iyi bir polisiye toplumu, adaleti, insan psikolojisini ve bir şehri anlatmanın en güçlü yolu. Polisiye hâlâ bazı çevrelerce edebiyatın dışında tutulmaya çalışılıyor. Oysa iyi bir polisiye, aynı zamanda iyi bir toplumsal eleştiri ve psikolojik tahlil imkânıdır. Bu önyargı, türün hak ettiği akademik ve eleştirel ilgiyi görmesini engelliyor.

Bunun yanında birkaç kronik meselemiz daha var. Bunlardan biri, suçun yerelleşmesi konusundaki çekingenliğimiz. Polisiye dendiğinde akla hâlâ ya karanlık İskandinav ormanları ya da New York’un dumanlı sokakları geliyor. Oysa bizim coğrafyamızın kendine has bir cinneti, bir suç motifi ve çok daha karmaşık insan ilişkileri ağı var. Kendi gerçekliğimizden kaçıp ithal şablonlara sığınmak, hikâyenin ruhunu biraz zayıflatıyor.

Diğer taraftan, okur çok zeki. İnternet sayesinde adli tıp prosedürlerine, siber suçlara ya da kriminolojiye dair bilgiye ulaşabiliyor. Yazarın, okurdan bir adım önde olması için ciddi bir teknik araştırma yapması şart artık. ‘Katili en sona sakladım, oldu bitti’ mantığı da artık 2025 okurunu tatmin etmiyor.

Yine de umutluyum. Çünkü 2025 gösterdi ki, artık çok daha katmanlı, yerel kodları olan ve ezber bozan hikâyeler yazmaya başladık. Belki de en büyük sorunumuz olan önyargıyı, kaliteli eserlerle kırmaya başladığımız bir dönüm noktasındayızdır.

 YEŞİM YÖRÜK

1. 2025’te en beğendiğim kitap KİLİTLİ ODALARIN ESRARI oldu. Bu değerli seçkide, hayran olduğum kalemlerle birlikte adımın anılması çok gurur verici. 2025’in keyif alarak okuduğum ikinci kitabı Elçin Poyrazlar’ın Gölgenin Eli romanı oldu. Suat Zamir maceralarını keyifle okuyorum ve yazarın akıcı üslubunu çok severim. Son olarak, kitaplığımın başköşesinde yerini alan, her polisiye yazarının başucu kitabı olması gereken, Gencoy Sümer’in Polisiye Roman Nasıl Yazılır? adlı rehber kitabı.

2. 2025’e damga vuran polisiye olayı KİLİTLİ ODALARIN ESRARI antolojisinin yayımlanmasıydı. Yıllardır Türk polisiyesinde hissedilen bir boşluğu doldurmuş olması esere değer katıyor.
Kelime Sahaf‘ın 2025 yılında ilkini düzenlediği, Dedektif Dergi‘nin ve İzmir Dayanışma Akademisi’nin katkı sunduğu İzmir Polisiye Şenliği etkinliği de camiamız adına önemliydi.

3. Türk polisiye edebiyatı son yıllarda yükselişte olsa da çözülmesi gereken sorunlar hâlâ çok fazla. Yazarların çoğunun hak ettikleri ilgiyi göremedikleri, hak etmeyen bazı yazarların sosyal çevrelerindeki bağlantıları aracılıyla parlatıldığı görüşündeyim. Kaliteli edebiyat çok kolay yerilebilirken, parlatılan, popüler olduğu için listelerde başı zorlayan yazarlar ve eserleri raflara çıkabiliyor. Yayınevleri risk almamak için eserlerin kalitesine bakmak yerine hali hazırda okur kitlesi hazır yazarları tercih ediyorlar.
Gerçek yorumlar sadece okurlardan ve sınırlı sayıda alabiliyoruz. Ayrıca yayınevlerinin yabancı eserlerin satışına garanti gözüyle bakması yerli yazarların işini bir kat daha zorlaştırıyor. Eleştirmenlerden, araştırmacılardan ya da basından kısıtlı bir grup yazar yararlanabiliyor. Zaten polisiye üzerine derinlemesine analiz yapabilen, türü iyi tanıyan eleştirmen sayımız az. Bu durum ülkemizde polisiye türünün genişlemesini etkileyen, gelişmesini engelleyen bir durum. Polisiye türünde bile olmayan kitaplara verilen ödüller, eleştirmenler veya gerçek okurlar tarafından değil, taraflar ve klanlar tarafından belirleniyor maalesef.
Sanırım pohpohlanan yazarlarla, içi boş kitaplarla mücadele etmenin bir yolu yok. Bu düzeni kıracak bir güç de yok. Biraz karamsar bakıyor olabilirim olaya fakat bu yaşananlar yeni değil, eminim ki yüz yıl önce de edebiyat camiası kendi içinde oluşturduğu klanlar etrafında dönüp duruyordu. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil üstelik. Dünyada da edebiyata verilen önem yazarın popülerliğiyle aynı yönde ilerliyor. Kitapları okunan, filme, diziye uyarlanan öyle yazarlar var ki okuyunca, bu muymuş, diyorsunuz. Bu roman bu ilgiyi, övgüyü nasıl görüyor, şaşıyorsunuz. Gel gelelim düzen o şekilde kurulmuş, vasat bir romana tanınmış bir yazarın yaptığı olumlu bir yorum, hak etse de etmese de o ismi öne çıkarıyor.
Bunlar yazar gözüyle yaptığım tespitler. Polisiye okuru gözüyle şunu diyebilirim, Türk polisiye edebiyatının acilen taze kana ihtiyacı var. Klişelerle dolu kitaplar birbiri ardına çıkıyor. Bazıları affedilemez kurgu, mantık hataları ve rastlantılarla dolu. Oysa hukuk, polis prosedürü, kriminoloji, adli tıp veya dedektiflik konularında bilgiye erişmek artık çok kolay. Bunlardan yoksun romanlar/ öyküler haliyle eksik kalıyor, okuru türden soğutuyor, yerli yazarların bu işi beceremediği algısı oluşuyor. Olan nitelikli fakat kendini gösterme fırsatı bulamamış yazarlar ve eserlerine oluyor. Maalesef toplumu ele geçiren popüler kültür nitelikten ve derinlikten beslenmiyor. Bu yerleşmiş baskı okura da yansıyor.

YASEMİN CANDEMİR

1.  Yılın en iyi kitaplarını belirlemek her zaman zorlu bir iştir. Kitapları sıralamak ve derecelendirmek fikri bana pek doğru gelmiyor, çünkü her şey bireysel zevke ve hatta kitabı okurken içinde bulunduğunuz ruh haline bağlı. Ayrıca, sadece tanıdık olanlara bağlı kalma ve türün keyifli emektarlarının en yeni romanlarının ötesine bakmama riski de var. Sonra, kalabalığı takip etme ve en yeni parlak şeye, güncel trende veya ‘eleştirmen seçimine’ olan coşkuya katılma baskısı ve listenizin dengeli ve türü yansıttığından emin olma ihtiyacı var. Bu yüzden bu soruya cevaben hiç tanımadığım, tanışmadığım bir yazarı Burcu B. Bilgin’i ve kitabı Beni Kim Öldürdü?’yü söylemek istiyorum.

2. Sorunuz polisiye ve gerilim türünde ise Jean-Christophe Grangé’ın “Güneşsiz” serisi ve Ahmet Ümit’in “Yırtıcı Kuşlar Zamanı” adlı eserinin yayımlanması bu yılın en güzel hadisesiydi.

3. En sevdiğim polisiye yazarlarından Adrian McKinty yakın zamanda şöyle yazmıştı: “Yazar olarak toplumu yansıtmak, okuyucularınızın zihnini geliştirmek veya dünyayı değiştirmek zorunda değilsiniz…” Aslında hiçbir yazar bunu yapmak zorunda değil, ancak hayran olduğum yazarların birçoğu güncel konulara tutkuyla bağlı ve bunları genellikle polisiye romanlarının arka planı olarak kullanıyorlar. Bunlar polisiye kurguda ele alınabilecek mükemmel sorunlar. Yazarın suç konularına odaklanırken, bu sorunları karakterlerin yaşamlarının merceğinden süzmesi gerekiyor.

Bu kitapların temelini oluşturan konular ne kadar güncel olursa olsun, sonuçta bu romanlarda insanlık tarihi kadar eski konuları ele alınır: açgözlülük, kıskançlık, sırlar, hile, onur ihtiyacı ve toplumda statü arzusu. Gerçekçi insanları gerçekçi durumlarda, verdikleri kararların sağlam temelleriyle tasvir ederek, elimizden geldiğince eğlendirmeye çalışıyoruz – kararlar onları suç işlemeye yönlendirse bile. Yazarlar bu süreçte güncel sorunlara ışık tutarlarsa bu bir bonus olur. Güncel sorunların arka planı, hikâyelerimizi zenginleştirebilir ve okuyucuları aydınlatabilir. Temel sorun mu dediniz? Bizim sorunumuz tek aslında. Okurlarla daha çok bir araya gelişler yaşamamız ve özellikle gençlerle daha çok tartışabiliyor olmamız gerek.

En Son Yazılar