Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

CEYDA’NIN ERKEKLERİ

Diğer Yazılar

Kerem Kaş
Kerem Kaş
1978 yılının güzel bir Mayıs sabahı dünyaya gözlerini açan Kerem KAŞ İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunudur. 2019 Mayıs ayı sonunda ilk polisiye romanı "İNTİKAM" AZ Yayınevi tarafından basıldı. İlk hikayelerini 13 yaşından itibaren yazmaya başlayan yazar kendi branşı dışında çeşitli sinema filmlerinde yardımcı oyunculuk, özel bir radyoya skeç yazarlığı yaptı.

Kadın yavaş hareketlerle aynanın önünde makyajını sildi. İşlettiği güzellik salonundan geç ayrılmak zorunda kalmıştı. Hep o salak Tarık yüzünden. Sünepe herif! Kaç defa söylemişti peşini bırakmasını, anlamıyordu ki! Yine geç saatte kapısına dayanmış, yalvarıp durmuştu. Bir şans verseymiş ne olurmuş falan filan… Giyinirken, “Erkek de olsa insanda biraz gurur olur,” diye geçirdi içinden. Şu erkekler ne kadar aptal oluyorlardı? Biraz cilve, biraz kıvırtma yeterliydi onları kandırmak için. Yorucu bir gün olmuştu. Acele etmeden yatağına uzandı.

Zil çalınca doğruldu. Kimdi ki bu saatte? Yine o geri zekâlı Tarık’sa gelen var ya! Hışımla yatağından fırlayarak kapıyı açmaya gitti.

***

Cinayet masasına yeni atanmıştı Komiser Cihan Burkut. Daha önce hırsızlık masası ve İlçe Emniyette görev yapmış, oldukça tecrübeli bir polisti. Uzun boylu, kumral, beyaz tenli bir adamdı. Karadenizlilere özgü uzun burnunu saymazsak yakışıklı sayılırdı.

Olay yeri amiri Komiser arkadaşı Tekin, “Boğulmuş,” dedi kayıtsızca.

Cihan bakışlarını yerde cansız yatan kadından Tekin’e çevirdi. “Evet, öyle gözüküyor. Kapıda da zorlama yok. Katil tanıdığı biri olabilir.”

“Kimmiş?”

“Çocuklar baktılar. Ceyda Solak adında bir kadın. Yıllar önce boşanmış. Eski kocası Levent Seyrek, kayıtlarımıza göre İstanbul’da yaşıyor. Kadının bir de oğlu varmış Furkan adında. Aslında beraber yaşıyorlarmış ancak çocuk birkaç gündür babaannesinde kalıyormuş. Çocuğa ve eski kocaya haber verildi. Kadının bir güzellik salonu varmış.”

“Hali vakti yerindeymiş yani öyle mi?”

Cihan dudak büktü. “Olabilir şu viskiye baksana.”

Tekin komiser arkadaşının burnuyla gösterdiği yemek masasının üzerinde yarısı boş, şık bir viski şişesi gördü. “Pahalı bir şey miymiş? Hiç anlamam.”

“24 yıllık Glenfiddich. Gerçekten pahalıdır.”

“Şişeyi de alalım o zaman, belki parmak izi çıkar.”

Cihan gayet sade ancak pahalı eşyalarla döşenmiş salonun ortasında, hemen cam sehpanın yanında yerde yatan kadına baktı yine kayıtsızca. Kadının üzerinde basit bir tişört altında da bol bir eşofman altı vardı. Ayakları çıplaktı. Makyajlı olmamasına karşın yüzü gayet güzeldi. Biçimli bir burun, yaptırılmış dolgun dudaklar, boyalı sarı saçlar, buğday ten…

“Viski muhtemelen bir erkek tarafından hediye edilmiştir. Gördüğün üzere oldukça güzel bir kadın. Yani kadınmış…”

Tekin sırıtarak, “Güzellik de görecelidir Cihan,” dedi. “Kadının yarısı yapma.”

Cihan da sırıttı. “Yine de bence ölümüne neden olan şey kadının yapma da olsa güzelliği.”

“Tamam. Çocuklara tembih ettim. İyice araştıracaklar evi, ‘hiçbir şey atlamayın,’ dedim. Olay yeri evin salonu. Delillerin kaybolacağını sanmıyorum. Eminim hemen yakalayacağız katili.”

“İnşallah… Telefonunu inceleyebildiniz mi?”

“Şöyle üstünkörü baktım. Öyle ilginç bir detay yok. Sadece iki gün üst üste defalarca Tarık diye biri aramış ama Ceyda Hanım açmamış, cevapsız gözüküyor.”

“Belki özel biridir? Erkek arkadaşı olması gayet normal. Telefonda özel bir mesaja rastladın mı peki? Yani kadının erkek arkadaşı var mıymış?”

“Yok, rastlamadım, belki silmiştir.”

Cihan kafasını sallayarak “Eyvallah Tekin,” dedi. “Bir ipucuna ulaşırsan biliyorsun…”

Tekin Komiser sırıtarak Cihan’ın omzunu tuttu. “Merak etme, ilk senin haberin olur.”

***

Cihan Komiser ertesi gün sabah cinayetin işlendiği Ümraniye’deki apartmana gidip komşularla ve apartman görevlisiyle konuştu. Komşular arasında Ceyda Hanım’ı doğru dürüst tanıyan kimse çıkmamıştı.

Kavruk tenli, kısa boylu, seyrek saçlı bir adam olan apartman görevlisi Cezmi Yılmaz, Tarık diye birinden bahsedince Ceyda’nın telefonundaki cevapsız aramaları hatırladı Cihan. “Kim bu Tarık?” diye sorsa da kapıcı adamı pek tanımıyordu. Gördüğü kadarıyla en fazla kırkında gösteren yakışıklı sayılabilecek bir adamdı Tarık. Yüzündeki kirli sakala bakılırsa bu Tarık pek tekin bir adam değildi.

“Başka geleni gideni olmuyor muydu Ceyda Hanım’ın peki?”

“Son zamanlarda bir adam daha vardı amirim,” dedi apartman görevlisi. “Ama kim bilmiyorum. Uzunca boylu, şöyle yamuk burunlu, sert bakışlı bir adam. Zengin birine benziyor.”

“Ya eski kocası veya oğlu gelmiyor muydu?”

“Furkan Bey’i tanırım, oğlunu yani. Normalde burada kalır, ama birkaç gündür yok. Herhalde babasına gitti. Eski kocasını da bilirim ama o adam uzun zamandır gelmiyor. En son geldiğinde olanları düşünürsek normal tabii…”

“Ne olmuştu en son geldiğinde?”

“Ceyda Hanım polis çağırmıştı beni rahatsız ediyor diye. Sanırım evde bir başka adam varmış. Tam o sırada da Levent Bey gelince olay çıkmış. Adam çok kıskançmış, bana da laf arasında Ceyda Hanım bahsetmişti.”

Adama teşekkür ederek apartmandan ayrılan Cihan merkeze geçti. Yardımcısı Selim’i odasında buldu. Sabahtan beri Adli Tıp’taydı genç memur, sonuç bekliyordu.

“Var mı bir haber Selim?”

“Ön otopsi raporu çıktı komiserim. Kadın yastıkla boğulmuş.” Genç memur elindeki dosyayı Cihan’a uzatarak, “Ağız içinde beyaz iplik parçaları ve sim bulmuşlar,” diye devam etti. “Şu salondaki kanepenin üzerindeki yastıkla boğulmuş.”

“Hatırladığım kadarıyla iki yastık vardı.”

“Evet komiserim, aslında üçlü koltukta duruyordu yastıklar,  üç tane olmalıydı.”

Cihan elindeki dosyaya bakarken, “Yastıkla birini boğmak güç gerektirir,“ dedi. “Katil erkek olmalı.”

“Yani güç istiyor tabii ama katil kesinlikle bir erkek diyemeyiz bence komiserim. Güçlü kuvvetli bir kadın da yapmış olabilir. Yastık kocaman. Sıkıca tutup tüm gövdesiyle kadının üzerine abandıysa olabilir yani. Ama maktulün yakın çevresinde pek kadın yokmuş. Şimdilik şüphelilerimiz erkek.”

“Evet. Eski kocası kıskançmış. Birkaç hafta önce olay çıkarmış kadının evinde. Sonra şu Tarık denen adam da var, onunla da en kısa sürede konuşmalıyız. Bir de kapıcının bahsettiği şık giyimli biri var. Kim olduğunu bilmiyoruz henüz.”

“Kapı kilitleri zorlanmamış ayrıca evden de bir şey çalınmamış. Hırsızlık değil komiserim,” diyerek konunun yönünü değiştirdi Selim “Bence kadını tanıyan biri katil.”

“Bence de. Çünkü ev dağılmamıştı. Yabancı biri zorla girmiş olsa kadın en azından mücadele ederdi. Gece geç vakit kapıyı çalmış, kadın onu içeri almış. Belki de karşılıklı viski içtiler. Sonra ne olduysa katil yastığı aldı ve kadını boğdu. Belki de planlanmamış bir cinayetti. Yastıkta DNA bulundu mu?”

“Onun sonuçları henüz çıkmadı komiserim, ama evin değişik yerlerinde parmak izi bulmuşlar. Emin olmamakla beraber üç veya dört farklı iz varmış Tekin komiserimin dediğine göre. Şüphelilerle karşılaştıracağız. Bir de kadının tırnak diplerinde kırıntılar bulunmuş. İnsan derisi değil, siyah renkteymiş. Onlar da inceleniyor.”

“Bu önemli olabilir. Kadın katile direnirken kıyafetini tırmalamış olmalı…” Cihan parmaklarıyla masanın üzerinde tempo tutarak bir süre düşündü, sonra başka bir konuya atladı.

“Eski koca Levent ve oğlu Furkan ne oldu?”

“Biraz önce getirmiş bizim çocuklar. Aşağıda bekletiyoruz.”

“Tamam, gel konuşalım şunlarla.”

İki kat aşağıya inip sorgu odasına girdiklerinde bir çift korkmuş siyah gözün kendilerine baktığını hissettiler. Genç adamın yüzü tombul ve yuvarlaktı. Korkmuş suratını kaldırarak gelenlere baktı ancak hiç konuşmadı. Ellerini ovuşturup duruyordu.

Cihan Burkut elindeki dosyayı okurmuş gibi yaparak, “Evet Furkan,” dedi. “Öncelikle başın sağ olsun.”

Çocuk üzgün bir ifadeyle kafasını öne eğdi ancak konuşmadı.

Selim ve Cihan Komiser çocuğu sıkı bir sorguya aldılar. Aslında çok bir şey de öğrenemediler. Furkan 19 yaşındaydı, liseden mezun olmuş, üniversiteyi kazanamamıştı. Ara sıra annesinin işyerine uğrasa da boş gezenin boş kalfasıydı.

“Üç gündür babaannemde kalıyorum, Kartal’da oturuyor,” demişti. Annesini en son dün sabah işyerinde gördüğünü söylemişti.

“Peki annenin erkek arkadaşı var mıydı?” diye sorulunca genç adamın birden suratı değişti. “Ben pek bilmem,” demişti ama iki polis bunun yalan olduğunu anında anladılar.

Cihan çocuğun üzerine eğilerek, “Bak aslanım bizden bir şey saklamana gerek yok,” dedi. “Nasıl olsa bugün yarın öğreniriz. O yüzden konuşsan iyi olur.”

“Var biri… Arif Kaynakçı mıdır nedir! Kıronun teki!”

“Uzunca boylu, yamuk burunlu, iyi giyimli biri mi bu Arif?

“Evet, işte o.”

“Ne iş yapar bu adam?”

“Bilmiyorum ama çok zenginmiş. Görgüsüz ayı!”

“Hop, yavaş ol bakalım evlat! Tamam anladık annenle birlikte diye sevmiyorsun adamı ama belki de çok âşıktılar birbirlerine, ne biliyorsun?”

Furkan alaycı bir ifadeyle gülümseyince Cihan şaşırdı. Sanki çok komik bir şey söylemişti. Tam çocuğa neden güldüğünü soracaktı ki Furkan, “Ya abi boş versenize,” dedi. “Annem kim, aşk meşk kim… Adamı iyice yolacak sonra da başından atacaktı işte. Onun hayat anlayışı budur.”

Cihan şaşırmıştı ancak çocuğa başka bir şey sormadı.

Uzun süre bekletildiği için iyice huysuzlaşmış ve sinirlenmiş eski koca Levent Seyrek içeri giren biri sivil iki polisi görünce hemen haykırdı. “Ne diye beni burada tutuyorsunuz? Ne öğrenmek istiyorsunuz?”

“Eski karınızın karakterini,” dedi Cihan “Neticede onu en iyi siz tanıyorsunuzdur.”

Adam aynı oğlu gibi küçümseyici bir sırıtışla cevapladı bu soruyu. “Ceyda’nın nasıl birisi olduğunu mu öğrenmek istiyorsunuz yani? Dün gece bana nerede olduğumu sormayacak mısınız?”

“Onu da soracağız ama eski karınızın karakteri daha çok ilgimizi çekiyor.”

“Hayret! Türk polisi bayağı değişmiş desenize.”

“Daha önce karakola düşmüşsünüz anlaşılan.”

“Evet, maalesef bir gün nezarette kalmıştım. Hatta Ceyda’yla evli olduğum zamandı. Ufak bir tokat attım diye beni polise şikâyet etmişti.”

Nazik bir durumdan bahsettiğini anlayınca biraz heyecanlandı. “Dövmedim sakın yanlış anlamayın. Beni çok zorlamıştı, alkol de vardı bünyede… Ama vallahi de billahi de ufacık bir tokat… Aramızda bozuktu. Her neyse Ceyda’yı sordunuz madem, cevap vereyim. Geçimi zor, dediğim dedik ve acımasız biriydi. Tamam, ölünün arkasında kötü konuşmamak lazım ama öyleydi. Bir gözü hep dışardaydı. Zaten bu yüzden ayrıldık.”

“Gözü dışarıda derken? Sizi aldattı mı?”

“Bilmiyorum, bunu hiçbir zaman ispat edemedim ama kesin aldatmıştır. İstediğini almak için erkekleri kandırmak en önemli özelliğiydi maalesef.”

“İstanbul’da yaşıyorsunuz değil mi?”

“Evet. Oğlum annesinde kalıyor. Yarısı benim paramla alınmış bir dükkân var. Biz ayrılınca orayı bayan kuaförü gibi bir şey yaptı. İstesem mahkemeye verir alırdım dükkânı, en azından yarısını ama sesimi çıkartmadım. Uğraşmadım yani, kalsın sende dedim.”

“Anlıyorum… Kıskanç mısınız Levent Bey?”

“Pek değil… Ceyda için soruyorsanız onu kıskanacak değilim! İstediğiyle gezsin tozsun, istediğiyle yatsın kalksın umurumda bile değildi artık!”

“Peki dün gece neredeydiniz?”

“Annemdeydim. İsterseniz oğluma da sorabilirsiniz. Yemek yedik. Gerçi ben erken ayrıldım. Başım çatlıyordu, kendi evime gittim. Furkan babaannesinde kaldı.”

Cihan ayaklanarak, “Anlaşıldı,” diye mırıldandı. “Tükürük örneği ve parmak izi alınacak sizden, genel prosedürdür. İfadenizi imzaladıktan sonra gidebilirsiniz. Haa, bir de şehirden ayrılmamanız gerekiyor.”

***

Aynı gün dükkânda çalışanlarla kısa bir görüşme gerçekleştirdi Cihan. Üç kadın personeli vardı Ceyda Solak’ın. Üç kız da kurban hakkında kötü konuşmamaya dikkat ettiler ancak patronlarının davranışlarını pek onaylamadıkları belliydi. Özellikle kadınlar arasındaki o çekişme ve kıskançlık bu işyerine de bulaşmış gibi gözüküyordu. Kızlara göre Ceyda Hanım’ın işle ilgili takıştığı kimse yokmuş. Zaten salona çok fazla uğramazmış. Üç kadının da Tarık ve Arif Bey’den haberleri vardı.

Arif Kaynakçı birkaç defa işyerine gelmişti. Kızların dediğine göre sonradan görme, parasıyla her şeyi yapabileceğini zanneden ukala tiplerdendi. Kızlar, Ceyda Hanım’ın Arif’te ne bulduğunu anlayamıyorlardı. Cihan sözün burasında hafifçe gülümsedi. Ne bulduğu gayet açıktı. Ama kızların lafını kesmemek adına karışmadı söze.

Tarık’a ise sanki acıyorlardı. Onlara göre Ceyda Hanım aylardır Tarık’ı kullanmış hatta parasını almış sonra da kapının önüne koymuştu. Kızların ikisine göre zavallı adama çok umut vermişti. Tarık geçen gün gelmiş ofiste konuşmuşlardı. İçeriden bağırışlar yükselince kızlar müdahale etmek istemişler ancak Tarık sinirle çıkıp gitmişti.

“Ne zaman oldu bu olay?” diye araya girdi Cihan.

Kızlardan en kısa boylusu, “Dün işte,” dedi.

Sarışın olan onayladı arkadaşını. “Evet evet, dündü. Öğleden sonra. Ceyda Hanım yeni gelmişti. Tarık Bey çok sinirliydi. Hışımla çıktı gitti.”

Üçüncü kız, “Zaten ondan bir süre sonra da Ceyda Hanım elinde hediye viskiyle çıkmıştı,” diye araya girdi.

“Hediye viski mi?”

“Evet, Arif Bey’in hediyesiydi. Ceyda Hanım viski içmez aslında ama sonuçta hediye.”

“Akşama misafiri vardı herhalde. İçkiyi o yüzden almıştır yanına. Belki de Arif Bey’le evinde buluşacaklardı?”

Üçüncü kız karıştı lafa. “Yok sanmam. Arif Bey’in akşam işi varmış. Hatta Ceyda Hanım ‘Bu akşam ayaklarımı uzatıp keyif yapacağım,’ demişti bana.”

Cihan kızlara Tarık ile Ceyda’nın ofiste ne konuda tartıştıklarını duyup duymadıklarını da sordu ama duyamadıklarını söylediler. Cihan kızlara teşekkür ederek iş yerinden ayrıldı. Yolda Selim’le buluştular, bu kez de Arif Bey’in iş yerine gittiler.

Selim yolda, “Adamı kısaca araştırdım komiserim,” diyerek bilgi verdi Cihan’a. “Zengin bir iş insanı. Elli bir yaşında. İnşaat ve lojistik üzerine şirketleri var. Geçen seneye kadar evliymiş ancak boşanmış o da Ceyda gibi. Boyunca kızı var, yurt dışında okuyormuş.”

Cihan kafasını sallamakla yetindi.

Adam ofisindeydi, zorluk çıkartmadı. Çekik gözlerinin kenarlarındaki ve alnındaki kırışıklıklar adamın yaşını gösteriyordu. Elindeki dört köşe bardağın içindeki sıvıyı bir dikişte gırtlağından aşağıya gönderdikten sonra, “Bir şey içer misiniz?” diye sordu. Üzgün ve bitkin gözüküyordu.

Cihan masanın üzerindeki Glenfiddich şişesine bakarak kaşlarını çattı, “Teşekkürler almayalım.” Sakince, “Viski sevdiğiniz anlaşılıyor,” diye devam etti. “Sanırım Ceyda Hanım’a da bir şişe hediye etmişsiniz.”

Arif boş gözlerle bakarak, “Olabilir,” dedi. “Etmişsem ne olmuş?”

Aksiliği üzerinde olsa da Arif Kaynakçı, Ceyda’yla beraber olduklarını doğruladı. İlişkileri yeniydi. “Ceyda hayattan zevk almasını bilen, neşe dolu canlı enerjik bir kadındı. Onu kim neden öldürmek istesin aklım almıyor bir türlü?” dedi adam. Ceyda’nın daha çok oğlunun geleceği için endişeli olduğunu söyledi.

“Hatta benden yardım istemişti komiserim.”

“İşle ilgili bir yardım mı?”

“Evet… İş de buldum delikanlıya ama çocuk görüşmeye bile gitmemiş. Hâlbuki gitse yeri hazırdı, dolgun maaş da alacaktı. Ceyda çok kızdı oğluna.”

“Oğlan sizi onaylamıyordu sanırım, belki bundan gitmek istememiştir.”

Adam sırıtınca tipsiz suratı daha da çirkinleşti. “Bana göre Ceyda fazla yüz veriyordu ona. Genç tamam da biraz yola getirmek lazım bu yaşlarda. ‘Şimdi bir şey yapmazsan ileride çocuğu karakoldan toplarsın,’ demiştim.”

“Siz neden karıştınız anne oğul arasındaki meseleye?”

Arif biraz sinirlendi. “Elbette karışırım. Neden karışmayayım? Ceyda sıkılınca benden maddi manevi destek almayı biliyordu. Ben de karıştım tabii.”

Cihan derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. Az çok anlıyordu durumu. Anlaşılan Ceyda bu adamı da yolmuştu. Daha fazla kurcalamadı.

“Dün akşam işiniz varmış sanırım, Ceyda Hanım’la görüşmediniz mi?”

Adam biraz daha içerek, “Evet toplantım vardı ama iptal oldu,” dedi. “Evdeydim bütün gece ama maalesef ispat edemiyorum.”

“Tarık Bey’i ve Ceyda’nın eski eşi Levent Seyrek’i tanıyor musunuz?”

Adam bir süre düşündükten sonra, “Levent’i tanımam, “dedi. “Ceyda birkaç kez laf arasında bahsetmişti.”

“Ya Tarık Bey? Ceyda Hanım’ın peşindeymiş devamlı. Bunu biliyor muydunuz?”

“Evet, yeni öğrendim.”

“Kim söyledi Ceyda Hanım mı?”

“Yok. Yanındaki kızlardan biri bahsetmişti. Ceyda’ya da sordum ama önemsenecek biri olmadığını söyledi. Pek hoşlanmam böyle durumlardan. Ceyda’ya da söyledim.”

“Ne cevap verdi Ceyda Hanım?”

“Boş ver dedi. Ne yapabilir falan dedi işte. Ben de üstelemedim.”

Cihan durmadan içki içen bu adamdan pek haz etmemişti. Adama şehirden ayrılmamasını tembihledikten sonra ofisten ayrıldı.

***

Ertesi gün laboratuvardan gelen birkaç bilgi yollarını biraz daha aydınlattı. Kadının tırnak diplerindeki kalıntı, deri ceket veya eldiven yapımında kullanılan bir malzemeydi. Katilin deri ceketi olabilirdi. Yastıkta DNA bulunamamıştı. Katil eldiven kullanmış olmalıydı. Ayrıca evde Ceyda Hanım, Furkan ve gündelikçi kadından başka Arif’in de parmak izleri bulunmuştu.

Cihan’ın nedense önemsediği viski şişesinde ise hiçbir iz bulunamamıştı. Bu çok ilginçti, şişeyi evine kadar taşıyan Ceyda’nın parmak izleri olması gerekmez miydi? Üstelik içki neredeyse yarısına kadar içilmişti. Çalışanlarının dediğine göre Ceyda viski içmiyordu. Öyleyse kim içmiş olabilirdi? Viskiyi sevdiğini açıkça söyleyen Arif mi yoksa başka biri mi? Neden şişenin üzeri tertemizdi? Neden evde Tarık’ın parmak izi yoktu, adam ya hiç eve girmemişti ya da eldiven takmıştı.

Selim, kapıdan kafasını uzatarak, “Tarık Bey’i getirdik komiserim,” deyince Cihan düşüncelerinden sıyrıldı. Beraberce sorgu odasına girdiklerinde Tarık’ı gayet sakin ve uysal bir şekilde oturur buldular. Cihan daha farklı bir manzara bekliyordu doğrusu.

“Neden burada olduğunu biliyorsun değil mi Tarık?” diye sordu.

Adamın başı öndeydi. Üzgün olmaktan ziyade sinirli gibiydi. Cevap alamayınca Cihan devam etti. “Neden öldürdün kadını? Aşkına karşılık vermedi diye mi?”

Tarık kafasını kaldırıp Cihan’a baktı. “Ben öldürmedim!” Sesinde açık bir meydan okuma vardı. Ama Cihan yemezdi bu numaraları.

“Dün akşam neredeydin peki?”

“Dışarıdaydım. Canım sıkkındı. Orada burada dolandım işte…”

Komiser Cihan, Tarık’ı yarım saat terletti ancak bir sonuç alamadı. Tarık, Ceyda’yı öldürmediğini ısrarla yineliyordu. Evet, âşıktı kadına. Evet, kendisine yüz vermiyordu. Evet, bir milyona yakın parasını bile almıştı, geri vermiyordu ama yine de öldürmemişti. Seviyordu onu, nasıl kıyabilirdi?

Cihan adamın katil olduğuna pek ihtimal vermedi. Zaten evde parmak izi de çıkmamıştı. Savcı’ya verebilecekleri geçerli bir delil yoktu. Selim her ne kadar ek gözaltı süresi isteyelim diye ısrar etse de adamı bıraktılar. Çünkü Komiser’in başka bir planı vardı.

***

Cihan’a göre Tarık bir şey biliyor olabilirdi ancak bunu polisle paylaşmayacaktı. Biraz da bu sebeple bırakmıştı Tarık’ı. İzleyecekti…

Tarık, polis merkezinden çıkar çıkmaz kaldığı eve gitti. Cihan sabırla bekledi. Akşama doğru evinden çıktı, yoldan çevirdiği taksiye bindi. Cihan sabırla takibi sürdürdü. Ümraniye’de yaşayan Tarık bağlantı yolundan Libadiye caddesine oradan da E-5 karayoluna indi. Kartal tarafına doğru dönen taksinin arkasından takibi sürdüren Cihan kaşlarını çattı. Ne işi vardı bu adamın Kartal tarafında? Arif’in ofisi Cevizli’deydi. Eski koca Levent Kartal’da oturuyordu. Acaba adam onun yanına mı gidiyordu?

Taksi, Kartal’a gelmeden minibüs caddesine indi ve Cevizli tarafına saptı. Tarık, Arif Kaynakçı’nın ofisinin bulunduğu binanın önünde taksiden inince Cihan fazla yaklaşmamaya özen göstererek arabasını park etti.

Tarık yüksek binaya şöyle bir göz attıktan sonra hızlı adımlarla içeri girdi. Cihan da hemen arkasından. Nedense önsezileri acele etmesi gerektiğini söylüyordu. Adamın asansöre bindiğini görünce hemen merdivenlere koştu. Arif’in ofisi dördüncü kattaydı. Merdivenleri ikişer ikişer çıktı. Hızlı adımlarla ahşap kapının önüne geldi ancak kapı kapalıydı. İçeriden sinirli sesler geliyordu.

Aynı anda müthiş bir gümbürtü koridoru ve binayı sardı. İçeride birisi acıyla inledi. Cihan’ın gözleri büyüdü. “Tarık aç kapıyı! Polis! Sakın yanlış bir şey yapma! Aç kapıyı hemen! Tarık!”

Fazla beklemedi. Geri çekilerek ateş edince kilit parçalandı. Sağlam bir tekme atınca da kapı gürültüyle açıldı. Daireden bozma ofiste Tarık’ın elindeki silahı Arif’in kafasına dayamış olduğunu gördü.

“At o elindekini Tarık! Kaldır ellerini!” derken silahı iki eliyle tutmuş Tarık’a çevirmişti.

Tarık korkunç bir yüz ifadesiyle Cihan’a dönerek, “Sen karışma Komiser!” dedi. “Geberteceğim bu şerefsizi!”

Cihan masanın dibinde oturmuş kolunu tutan Arif’e bir göz attı. Adamın suratı korkudan bembeyaz olmuştu. Parmaklarının arasından kan sızıyordu. Az önce kapının önünde duyduğu silah sesinin marifetiydi bu yara.

Arif titrek bir sesle, “Allah kahretsin vurdu beni manyak! Kurtar beni Komiser!” diye inledi.

Cihan tekrar, “Sana silahını at dedim Tarık!” diye bağırdı. “Bak bu son uyarım!”

“Bu herifin yaptığı şeyi bilsen bana engel olmazdın Komiser!”

“Biliyorum Tarık! Her şeyi biliyorum! Ama o silahı bırakmazsan veya yanlış bir şey yaparsan senin için yapabileceğim bir şey kalmayacak!”

“Tek bir hareket komiser… Parmağımı hareket ettireceğim ve bumm! Her şey bitecek! Sonra bana ne yaparsan yap!”

Arif korkuyla gözlerini yumarak, “Allah’ın belası daha ne bekliyorsun be!” diye bağırdı. “Vursana şu herifi! Delirmiş görmüyor musun!”

“Kes lan sesini! Son duanı et!”

“Bak Tarık silahını yere bırak! Kaçamazsın artık!”

“Kaçmak isteyen kim Komiser! Her şeyi itiraf edeceğim ama önce bu şerefsizin beynini uçuracağım!”

“Hayır Tarık buna izin vermem!”

“Senden izin alan yok Komiser!”

Komiser Cihan Burkut yavaşca silahını indirdi. “Bak Tarık sakin ol… O tetiği çekersen katil olacaksın. Arif’i neden öldürmek istediğini biliyorum. Ceyda’yı o öldürdü, sen de intikam almak istiyorsun değil mi?”

Tarık kafasını sallayarak, “Evet…” dedi. “Ceyda’nın katili o!”

“Senin de katil olmana gerek yok Tarık… Arif’in cezasını bırak da Türk adaleti versin. Sana hayatında gram değer vermemiş bir kadın için katil olmaya değmez… Hadi bırak o silahı.”

Cihan bir adım daha yaklaştı. Tarık yutkunarak çevresine bakındı. Sanki neden burada olduğunu, ne yapmaya çalıştığını yeni idrak ediyor gibiydi.

Cihan bir adım daha attı. “Sen nasıl anladın bilmiyorum ama katilin Arif olduğunu viski şişesinden anladım. Ceyda kendi içmediği halde viskiyi evine götürmüştü. Muhtemelen Arif yaptığı işin korkunçluğuyla yüzleşince içkinin yarısını içti. Sonra parmak izlerini temizledi. Bu yaptığı tek hata oldu belki de. Çünkü şişede Ceyda’nın izleri olması gerekiyordu.”

Arif olanca gücüyle, “Yalan bu!” diye hırladı. “Görmüyor musun Komiser, katil bu herif! Önce Ceyda’yı öldürdü şimdi de sıra bende!”

“Konuşma lan pis katil!” diye bağırdı Tarık. “Seni gördüm ben o akşam! Ceyda’nın evinin çevresinde dolanıp duruyordum. Eve girdiğini gördüm, on dakika sonra koşarak çıktın. Ayrıca o akşam üzerindeki deri ceketin de bende. Çöp konteynırına attığını gördüm, hemen aldım. Kollarında yırtıklar var. Zavallı Ceyda, onu boğarken tırmaladı değil mi kollarını?”

Komiser “Tamam işte, ceket elindeyse her türlü ispat edebiliriz Arif’in öldürdüğünü. Gel vazgeç artık bırak silahını, bu herifin cezasını biz verelim.”

“Güçlü bu herif komiserim! Sen içeri tıkarsın, beş sene sonra çıkar! Geberteyim gitsin! Hak ancak böyle yerini bulur!”

“Ona biz karar veremeyiz Tarık. Her şeyden önce kendin için hayatını karatma!”

Tarık yutkundu, eli titredi. Cihan doğru yolda olduğunu düşünerek bir adım daha attı. “Sence neden öldürdü Arif Ceyda’yı? Hiç düşündün mü? Çünkü Ceyda onu da kandırdı. Arif bunu hazmedemedi…”

Arif dayanamayarak, “Allah kahretsin o kaltağı!” diye bağırdı. “Lanet olsun evet ben boğdum! Bana bir değerimin olmadığını söyledi! Hatta… Hatta erkekliğimle bile alay etti. Aldım kanepedeki yastığı geberttim kaltağı!”

“Yastığı yanında götürdün değil mi? O yastıklardan üç tane olmalıydı. Kadının ağzında sim izleri ve beyaz ipliklerden bulunca cinayet aletinin yastık olduğunu çözdük ama hangi yastık olduğunu anlayamadık.”

“Evet, yastıkta izim vardır diye yanımda götürdüm. Viski şişesini de götürüp yok edecektim ama Ceyda’nın şişeyi o akşam eve getirdiğini insanlar görmüştü. Evde bulunmazsa benden şüphe edebilirlerdi bu yüzden ben de şişeyi silip bıraktım. Ceketimi çöpe atarak kaçtım…”

“Duydun işte Tarık, her şeyi itiraf etti. Artık kurtulamaz, Ceyda’nın katilini buldun aslanım… Haydi, bırak artık şu silahı, her şey bitti…”

Tarık rüyada gibi sallanmaya başladı. Gözlerini yarı kapatmıştı. “Haklısın Komiser,” dedi. “Her şey bitti!” Gözlerini kocaman açarak kendisine korkuyla bakan Arif’e döndü. Silahını adamın şakağına dayayıp tetiğe bastı. Silah sesi adamın çığlığını bastırmıştı. Arif’in beyninden fışkıran kan ve doku, şok halindeki Cihan’ın üzerine sıçradı.

SON

En Son Yazılar