1930 doğumlu Edward Dentinger Hoch, kariyerine 1950’lerin ortalarında Ellery Queen’s Mystery Magazine (EQMM) dergisinde yayımlanan öyküleriyle başladı. Kısa sürede derginin demirbaş yazarlarından biri haline geldi. 1962’den ölümüne kadar, yani tam 46 yıl boyunca, EQMM’in her sayısında en az bir öyküsü yayımlandı. Bu, edebiyat tarihinde neredeyse benzersiz bir rekordur. Düşünün: 46 yıl boyunca derginin her sayısında onun bir öyküsü yayımlandı. Aralıksız. Ne tatil, ne hastalık, ne yazar tıkanıklığı… Hoch, daktilosunun başına geçtiğinde her defasında yeni bir cinayet, yeni bir bilmece yaratmayı başardı.

Hoch’un EQMM’de yayınlanan öykü sayısı toplam 950’dir. Hoch bu yönüyle, bulmaca kurgulu gizemlerin en önde gelen çağdaş yazarıdır. Buna rağmen ülkemizde hiç bilinmemesi gerçekten anlaşılmaz bir durum. Türkçe’ye ilk defa çevirilen öyküsü Dedektif’te yayınlandı ve çevirisi bana ait. Bu sayıda da, ustası olduğu “imkânsız cinayet” türünde bir öyküsünü benim çevirimle keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum.
Hoch öykülerinin neredeyse tamamı seri şeklindedir. Dolayısıyla seri dedektif kahramanları vardır. Bu dedektiflerin her biri farklı polisiye alt-türlerini temsil ederler.
Örneğin; Dr. Sam Hawtorn imkânsız suçların ve dolayısıyla kilitli odaların dedektifi olarak karşımıza çıkar. Nick Velvet dedektiflik yapan bir hırsızdır. Jeffery Rand, casusluk öykülerinde; Ben Snow, tarihi gizemlerde görünürler. Kaptan Leopold’ün dedektif maceraları ise, bildiğimiz klasik polis soruşturmalarıdır.
Hoch, “imkansız cinayet” öykülerinin hiçbirinde tekrara düşmemiş, hepsinde farklı çözümler kullanarak olağanüstü bir yaratıcılık yeteneği sergilemiştir. Bütün öykülerinde kusursuz bir mantık zinciri, adil ipuçları ve finalde şaşırtıcı ama inandırıcı çözümler yer alır. Hoch’un öykülerinde her zaman zekice yazılmış bir gizemle karşılaşmanız garantidir.

Eserlerinin çoğu dergi koleksiyonlarında kalmış olsa da aralarından bazıları derlenerek kitap halinde yayınlanmıştır. Hoch’ün 1978-1983 yılları arasında yazdığı imkânsız suç öykülerinden oluşan Dr. Sam Hawthorne’un İkinci Vaka Kitabı: Daha Fazla İmkânsız, bunlar arasında en fazla dikkat çekenidir.
Hoch, Dr. Sam Hawthorne’un yer aldığı çok sayıda öykü yazdı. Bu öykülerin çoğunu başlığından tanıyabilirsiniz. Bu başlıklar genellikle “mesele” (sorun, problem) kelimesini içerir. Tekne Ev Meselesi, Kapalı Köprü Meselesi gibi…
Geçen yüzyılın sonuna kadar Kaptan Leopold ve Nick Velvet öyküleri, en tanınmış eserleri olarak görünüyordu. Bugün ise Dr. Sam Hawthorne öyküleri, Hoch’un serileri arasındaki popülerlik sıralamasında en başta yer alıyor. Bunun birkaç sebebi var.
1- Öncelikle, Dr. Sam’in 72 öyküsünün tamamı beş büyük ciltte toplanarak yayınlandı. Bu da günümüz okurlarının bu öykülere kolayca erişmesini sağladı.
2- Öykülerin neredeyse tamamı gizemli suç öykülerinin en muhteşem türü olan imkânsız suçlardan oluşmakta. Bunlar arasında kilitli oda öyküleri de hatırı sayılır bir yere sahip. Bu tür, polisiye okurlarının en sevdiği türlerin başında gelir.
3- Öykülerin 1922 ile 1944 yılları arasında geçmesi, tarihi kurgu öğelerini ustalıkla kullanması, Dr. Sam’ın maceralarını haliyle daha ilginç kılar.
4- Öyküler geniş bir zaman dilimini kapsadığından, Dr. Sam Hawthorne’un karakteri ve yaşamındaki gelişmeler hakkında çok şey öğreniriz. Zengin bir şekilde çizilmiş karakterin yer aldığı öyküler her zaman daha çok okunur ve ilgi çeker.
Dr. Sam Hawthorne sadece gizemli bir olayı anlatmakla kalmaz, aynı zamanda okuyucuya yaşadığı dünya hakkında da bir şeyler anlatır. Doktor, zeki bir dahi, amatör bir dedektiftir ve Şerif Lens’le yakın iş birliği içinde çalışır. Hoch, DR. Sam öykülerinde, SS Van Dine ve Ellery Queen gibi yazarların kullandığı paradigmayı takip etmiştir: Arkadaşlığa değer veren polislerle yakın iş birliği içinde çalışan, dahi amatör dedektifler tarafından çözülen gizemler. Dr. Sam’in öyküleri 1920’lerde başlar. Bu da SS Van Dine ve Ellery Queen’in romanlarının yayınlanmaya başladığı yıllardır.
Hoch‘un öyküleri ipuçlarıyla doludur. Bulmaca türündeki hikâyelerinin çoğu, gizem ve katilin kimliği hakkında birden fazla ipucu sunar. Ayrıca katili beklenmedik bir şüpheli gibi gösterme konusunda da ustadır. Hoch’ün öykülerinin Ellery Qeeen’i andıran bir diğer özelliği de, suçluyu okuyucunun hiç şüphelenmediği biri haline getirme becerisidir. Hoch, öyküde şüphe uyandırmayan biri olan katil konusunda okuyucularını daima şaşırtmayı becerir. Bunu kısa bir öyküde yapmanın çok zor olduğunu, bu türde kurgular yazmak için çaba harcayan biri olarak benden daha iyi kimse bilemez. Bir katili, 200 sayfalık bir romanda, rahatça okurdan saklayabilirsiniz. 20 sayfalık bir kısa öyküdeyse işiniz hiç kolay değildir.
Edward D. Hoch hiçbir zaman “ünlü roman yazarı” olma peşinde koşmadı. O, polisiye öyküyü bir tür zanaat, hatta laboratuvar olarak gördü. Her öyküde yeni bir fikir, yeni bir suç biçimi, yeni bir çözüm denedi. Onun için her öykü, okurla yapılan bir zeka yarışıydı.

Mystery Writers of America tarafından Grand Master (Büyük Usta) unvanına layık görülen Hoch, 2008’deki ölümüne dek durmaksızın yazdı. Arkasında çoğu hâlâ okunan, analiz edilen ve yeni kuşak polisiye yazarlarına ilham veren 900’ün üzerinde kısa öykü bıraktı.
Hoch, dedektif öyküsünü “entelektüel oyun” haline getiren yazarların son büyük temsilcilerindendi. O, cinayeti şiddetle değil, mantıkla çözdü. Bugün öyküsünü okuduğunuzda, sadece bir suçun değil, aynı zamanda bir düşünme biçiminin izini sürersiniz.
Onun eserleri, polisiye türünün en saf, en incelikli hâlini temsil eder. Edward D. Hoch’u okumak, polisiye türünün özüne, saf mantığa, adil oyuna ve edebi zarafete yeniden dokunmak demektir.


