Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

Aile Cinayetleri’nin Karanlık Anatomisi

Diğer Yazılar

Gencoy Sümer
Gencoy Sümerhttps://gencoysumer.com/
Gencoy Sümer İTÜ İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Master ve Doktora yaptı. www.polisiyedurumlar.com sitesini kurdu ve internette pekçok öykü ve makaleleri yayınlandı. İlerleyen yıllarda Dedektif'in kurucuları arasında yer aldı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında, Göl Kıyısındaki Ev & Gizemli Öyküler ve Aile Sırrı & Bir Percule Hoirot macerası 2018 yılında yayınlandı. Gencoy Sümer'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.



Ayşe Erbulak’ın Aile Cinayetleri, aile kurumunun görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki çatışmayı ele alan bir roman. Eser, polisiye kurgusunu kullanarak insan psikolojisinin karanlık yönlerini, “iyi” ile “kötü” arasındaki sınırın bazen ne kadar ince olduğunu ve her ailenin kendi içinde “gizli bir cehennem” barındırabileceğini vurguluyor. Romanın ana teması, bir ailenin görünürde düzenli ve saygın olan yaşamının altında yatan karanlık sırların, bastırılmış duyguların ve yozlaşmış ilişkilerin cinayetlere kadar uzanan bir süreci nasıl hazırladığıyla ilgili. Aile Cinayetleri, toplumsal, psikolojik ve polisiye yönleriyle dikkat çeken çok katmanlı bir yapıya sahip.

Olay örgüsü, birbiriyle ilişkili üç ayrı aile (yapı) üzerine kurgulanmış. Bunlardan birincisi Tarsuslu zengin bir ailenin fertleri olan Şevket ve Şule kardeşler. İkincisi; yaşlılar için bir bakımevi işleten Dr. Aziz Büker ve eşi Berna’dan müteşekkil kriminal çekirdek aile. Üçüncüsü ve hikâyenin asıl odağında olan Dönmez ailesi.

Romanın merceğindeki Dönmez ailesi, baba Salim, anne Bilge ve oğulları Baykurt, Cankurt ve Vedat’tan oluşuyor. Daha ilk sayfalarda Salim, Cankurt ve Vedat’ın hayatta olmadıklarını öğreniyoruz. Çok kısa bir süre sonra, bakımevinde kalan anne Bilge ve büyük oğul Cankurt da hayatlarını kaybediyorlar. Son iki ölümde cinayet şüphesi olunca haliyle işler karışıyor ve geçmişin araştırılması süreci başlıyor. Tarsuslu kardeşlerin büyükbabalarının gayrimeşru bir ilişkisinin Dönmez ailesiyle bağlantılı olduğu anlaşılınca soruşturma genişletilip derinleştiriliyor. Böylece, karanlık sırlar bir bir su yüzüne çıkıyor.

Her üç aile de görünüşte sıradan olmasına rağmen yüzeyin altında hepsinin çirkin bir yüzü vardır. Tarsuslular, bunlar arasında en masumu sayılabilir ama onlar da gerçekte çürümüş ve bastırılmış bir yapının parçalarıdırlar. Aile erkeklerinin İstanbul seyahatlerinde yaşadığı gayriahlaki maceralar, eşleri ve diğer akrabaları tarafından bilinse bile sineye çekilmekte, birliğin ve dirliğin bozulmaması adına bu tür davranışlara göz yumulmaktadır. Erkeklerin, İstanbul’da ikinci bir eşlerinin hatta çocuklarının olmasına, yine aynı sebeplerden ötürü ses edilmemektedir.

Bakım evi sahipleriyse, tam anlamıyla kriminal bir organizasyondur. Aziz ve Berna’nın tüm hayat felsefeleri, daha çok para kazanmak üzerine kurulmuştur. Çift bu uğurda cinayet işlemeyi bile göze alırlar. Bu bağlamda, yaşlı anne ve babalarını kısa yoldan öteki tarafa göndermeye hevesli evlatlar da Aziz ve Berna gibi aynı çürümüşlüğün, acımasızlığın, kadir kıymet bilmezliğin sandalında kürek çekmektedirler.

Dönmez ailesi ise bunlardan farklıdır. Bir defa, kurgu açısından romanın motor gücüdür. Okur, temel olarak bu aileye odaklanır ve en ufak hücresine kadar onu tanımaya yönelir. Çünkü yazar, derin karakter analizlerini bu aile bireyleri üzerinde yapar.

Roman, sıradan ve düzenli görünen bu aileyi merkez alarak açılır. Ama daha ilk satırlardan itibaren yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlarız. Kısa sürede bu normalliğin aslında bir maske olduğu ortaya çıkar. Romanda gerilim, keskin dönemeçlerle değil, bu aile üzerinden katman katman çözülen bilgilerle yükselir. Okurun merak ettiği şey, ‘kim yaptı?’ değil, ‘neden yaptı?’ sorusunun cevabıdır. Bu nedenle final, klasik polisiyelerden farklı olarak bir kapanış değil çöküştür. Yani finalde bir suçun açıklaması yapılmaz. Final, psikolojik bir çözülme ve ailenin dağılma anı olarak kurgulanmıştır.

Asker kökenli Salim, tam anlamıyla bir otorite figürüdür. Dönmez ailesindeki baskının kaynağıdır. Berna, görünüşteki itaatkâr eş rolündedir. Sessizce direnir, duygularını bastırır. Çocuklarsa travmanın taşıyıcısı ve tetikleyicisidirler. Karakterler arasındaki güç dengesi bu şekilde kurulmuştur.

Bu aile yapısı, psikanalitik açıdan bastırmanın kurumsallaşmış hâlidir. Aile bireylerinin her biri, gerçek duygularını bastırır, çatışmalarını görünür kılmamak için kendini sansürler, aile içi şiddet, öfke, kızgınlık ve suçluluk duygularını “kabul edilemez” bulduğu için bilinçdışına iter. Bu bastırma sonucunda ruhsal çatışmalar semptom hâline dönüşür. Romandaki  Dönmez ailesinin yapısı psikanalitik açıdan ortak bir nevroz gibidir. Bu nedenle suç, sadece bireysel değil yapısal bir dışavurumdur.

Ailedeki otorite figürü, Lacancı anlamda bir “Baba Yasası”dır. Yasa, söylenmeyeni belirler, sırların saklanmasını zorunlu kılar, aile içi güç dengesini kurar, arzuları bastırır ve yönlendirir. Dolayısıyla ailedeki baskı, yalnızca kişinin değil ailenin tamamının bilinçdışı sisteminin ürünüdür.

Aile Cinayetleri, aynı zamanda iyi nesne-kötü nesne ayrımının bozulduğu bir aile anlatısıdır. Ebeveyn figürü “iyi nesne” olmak yerine korkulan nesne hâline gelir. Çocuklar, anne-babaya yönelik hem sevgi hem nefret duygularını ayrıştırmakta zorlanırlar. Aile ortamı “yeterince iyi” bir çevre oluşturmaz. Bu nedenle bireyler sevgi ve nefreti aynı kişide bir arada tutamazlar. Cinayet, bu bölünmenin dramatik sonucudur.

Roman klasik polisiyeye yakın bir çerçevede ilerlese de tam anlamıyla polisiye bir roman sayılmaz. Yazar, bu çerçeveyi polisiye bir merak yaratmak için değil, aile içi ilişkilerin çürümesini katmanlı bir biçimde açmak için kullanır. Yani olay örgüsü iki eksende ilerler: Dış eksende cinayet vardır. İç eksende ise ailenin psikolojik çözülmesi yer alır.

Yazar Ayşe Erbulak

Aile Cinayetleri bildiğimiz türden tam anlamıyla bir polisiye değil. Katilin önceden belli olduğu, cinayetlerin neden işlendiğinin merak edildiği farklı bir roman. Olay örgüsünde gizem var ama bu anlatının merkezinde yer almıyor. Merkezde yer alan öykü, daha önce nelerin olup bittiğiyle ilgili. Öte yandan kahramanların başına ne geleceği de ayrı bir merak konusu. Örneğin; Tarsuslu kardeşlerin roman boyunca bu cinayetlerle bir alakalarının olup olmadığı, dolayısıyla akıbetlerinin ne olacağı bilinmiyor.

Anlatı, kronolojik olarak ilerlese de arada sırada geri dönüşlerle kırılır. Bu teknik sayesinde yazar, hem ailenin gerçek yüzünün geçmişte saklı olduğunu bize gösterir hem de bilgi edinme hızımızı kontrol ederek gerilimi artırır.

Romanın ana mekânı evdir. Daha doğrusu aile evi. Kapalı bir mekân seçimi bilinçli bir tercihtir. Çünkü kapalı mekân öncelikle sırların saklandığı yer olarak öne çıkar. Kapalı mekân aynı zamanda psikolojik baskı ortamıdır. Suçun kaçınılmazlığını doğuran bir basınç odasına benzer. Yapısal açıdan Dönmez ailesinin evi, bir karakter kadar işlevseldir.

Dış mekanlarsa gerçek dünyanın sert yüzüdür. Bu mekanlarda okur olarak nefes almak en az evin içi kadar zordur. İç ve dış mekânlar roman boyunca, ailenin iç çürümesini dış dünyanın gerçekliğiyle yüzleştiren karşıt alanlar olarak kullanılmıştır.

Romanda anlatıcı bakış açısı olarak üçüncü tekil şahıs tercih edilmiştir. Bunun bilinçli bir tercih olması kuvvetle muhtemel. Böylece yazarın akıcı ve anlaşılır dili okura hem yakın hem mesafeli durarak aileyi dışarıdan analiz etme imkânı vermektedir. Ayrıca bu bakış açısının, polis soruşturmasının mantıksal yanını güçlendirici bir etkisi de vardır.

Ayşe Erbulak’ın Aile Cinayetleri, alt-türler arasında gezinen, polisiyenin sınırlarını zorlayan değerli bir çalışma. Akıcı diliyle rahat okunan, bir suçu çözmekten çok, suçun nasıl mayalandığını okura gösteren bir roman. Dışarıdan kusursuz görünen bir ailenin içindeki çatlakları, sırların ağır yükünü ve bastırılmış duyguların gölgesini ustalıkla anlatıyor. Erbulak, aile kurumunun karanlık yüzüne tuttuğu ışıkla okuru en yakınındaki evlerin sessizliğine şüpheyle bakmaya davet ediyor. Aile Cinayetleri bu yönüyle, yalnızca bir suç hikâyesi değil; suçun köklerine, insanların birbirine ve kendine karşı kurduğu yalanlara dair derin bir yüzleşme. Son sayfa kapandığında bile romanın bıraktığı tedirginlik ve hüzün uzun süre okurun zihninde yaşamaya devam ediyor.

Kitabın Künyesi

Yazar: Ayşe Erbulak
Editör: Nilgün Çelik
Yayınevi: Eksik Parça
Sayfa Sayısı: 208

En Son Yazılar