Hikaye: Bankacı ve Karamel

Diğer Yazılar

AÇLIK

BOŞ ÇERÇEVE

CAN ÇIKAR, HUY ÇIKMAZ

Reha Avkıran
Reha Avkıran
Reha Avkıran, GIRGIR dergisinde mizah öyküleri yazdı. Yine aynı dergide karikatürleri yayınlandı. Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan yazar, bir kamu kuruluşunda 25 yıl çalıştıktan sonra kendi deyimiyle özgürlüğüne kavuştu. Reha Avkıran 1962 doğumludur. Reha Avkıran'ın polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

“Mümkün değil,” dedi Adli Tabip. “Kafası, öldükten sonra küvetin kenarına vurulmuş olsaydı bu kadar kan olmazdı. Ölmeden önce almış darbeyi. Boğularak ölmüş.”

“Ölüm zamanını söyleyebilir misiniz?” diye sordu Amirim.

“Şimdilik kesin bir şey söyleyemem. Ama derideki buruşukluklara bakılacak olursa, en az üç ila altı saattir suyun içindeymiş.”

Apartman yöneticisi, İsmail İrtek’in bir bankada müdür yardımcısı olduğunu söyledi. Kapıcı Yılmaz, her cumartesi sabahı getirdiği ekmek ve gazetenin, öğlen olmasına karşın hâlâ kapıdan alınmadığını gördüğünde bir gariplik olduğundan şüphelenmiş ve kapıyı çalmış, yanıt alamayınca yöneticiye haber vermiş. Beraber aşağı inip zili tekrar tekrar çalmışlar, açan olmayınca da cep telefonundan İsmail Bey’i aramışlar. İçeride çalan telefonun sesini duymuşlar fakat kapıyı açan olmamış.

Yöneticinin çağırdığı karakol polisleri, kapıyı çilingire açtırıp içeri girdiklerinde İsmail İrtek’in küvetteki cansız bedeniyle karşılaşmışlar.

Küvetin yan tarafında duran viski şişesini işaret eden Oktay Komiser, “Kafayı çekmiş, banyoya girmiş,” dedi. “Küvette de devam etmiş… Ayağı kaymış… Kafasını vurup kendinden geçmiş…”

“Kapıda zorlama izi yok,” dedi Amirim. “Kavga, dövüş belirtisi de yok…”

“Masanın üzerinde pasaport bulduk,” dedi Oktay Komiser. “Bir de yarın tarihli uçak bileti. Azerbaycan’a.”

“Tatile filan mı çıkmak niyetindeydi acaba?” dedi Amirim.

“Herhalde,” dedi Oktay Komiser. “Çantasını da hazırlamış, giysiler filan.”

İsmail İrtek kırk iki yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Komşuları, kendi halinde bir adam olduğunu söylediler. Beş yıldır bu apartmanda oturuyordu. Her sabah yedide çıkar, akşam en geç dokuz gibi de evinde olurdu. Geleni gideni olduğunu gören olmamıştı.

“Pek arkadaşı yoktu,” dedi yönetici Hilmi Bey. “Apartmanda da kimseyle görüşmezdi. Yaz akşamları balkonunda kitap okurken görürdük ancak yüzünü.”

“Kimseyle bir sorunu yoktu diyorsunuz yani,” dedi Amirim.

“Yani,” dedi Hilmi Bey. “Birkaç gün önce karşı komşusuyla bir sorun yaşamıştı ama…”

“Ama…”

“Bedri Bey’le apartmanda sorun yaşamayan yoktur zaten.”

“Mesele neydi?”

“Valla bilmiyoruz… Apartmanın içinde birbirlerine girmiş bunlar.”

“Hem de ne girme!” diye araya girdi Yılmaz. “Tekme tokat!”

“Hiç sormayın. Küfrün, tehdidin bini bin paraydı,” dedi Hilmi Bey.

“Kim kimi tehdit etti?”

“İkisi de birbirlerini. Gebertirim seni! Burada yaşatmam! Daha neler neler…”

“Sonra?”

“Araya girip ayırdık bunları.”

“Ne iş yapar bu Bedri Bey?”

“Bir sürü işe girdi, hepsini batırdı,” dedi Hilmi Bey. “Şu sıralar ne yapıyor bilmiyorum.”

“Temizlik malzemeleri satan bir dükkanı var,” dedi Yılmaz. “Daha önce kafe açtı batırdı, tekel büfesi açtı batırdı.”

“Büfedeki bütün içkiyi kendisi içmiştir, o yüzden batmıştır,” dedi Hilmi Bey. “Her gece sarhoş gelir, ayık gezdiğini gören olmamıştır. Ama ne yaparsınız, mal sahibi olduğu için elden bir şey gelmiyor.”

“Bir iki daire daha var sorunlu ama diğerleri iyidir,” dedi Yılmaz.

Soruşturmanın apartman toplantısına dönüşmekte olduğunu fark eden Amirim müdahale etti hemen.

“İsmail Bey’in alkolle arası nasıldı?”

“Ev halini bilmem tabii ama ben hiç alkollü görmedim kendisini,” diye cevap verdi Hilmi Bey.

“Yukarıda Allah var,” diye lafa atladı Yılmaz. “İsmail ağabeyin çok siparişini getirdim marketten. Bir kere bile içki aldırmadı.”

“Evde mi şimdi bu Bedri Bey?”

“Değil,” dedi Yılmaz. “Dün akşam elinde çantayla çıkarken gördüm.”

“Dün akşam mı?”

“Evet,” dedi Yılmaz. “Arada bir böyle kaybolur birkaç gün.”

“Evli değil mi bu Bedri Bey?”

“Geçen seneye kadar evliydi,” dedi Hilmi Bey. “Sonunda karısı dayanamadı, çocukları aldı gitti.”

Hilmi Bey’den Bedri’nin telefonunu alıp aradık, ulaşılamıyordu.

***

Merkeze döndüğümüzde İsmail İrtek ve Bedri Karakul hakkında araştırma yaptım. Tahmin ettiğim gibi İsmail’in adı kayıtlarımızda mevcut değildi. Bedri’nin ise alkollü araç kullanma (ehliyetini kaptırmıştı), toplumun huzurunu bozma ve görevli polis memuruna mukavemet gibi suçlardan kaydı vardı.

İsmail İrtek’in, evinde bulduğumuz telefonunu inceledik. Arkadaş, sen niye bunca zaman boşuna hat parası verdin ki! İnsanın hiç mi arayanı soranı olmaz? Kısa mesaj kutusu da boştu. WhatsApp yüklü bile değildi. Böyle bir hayat yaşayan bir adam da okyanusta boğulacak değildi elbette!

***

Pazartesi sabahı, İsmail İrtek’in müdür yardımcısı olduğu banka şubesini aradık.

“Evet,” dedi banka müdürü. “Bir müdür yardımcımız ve iki milyon liramız kayıp.”

***

Banka bir hafta sonra teftiş geçireceğinden, son üç gündür fazla mesaiye kalınmıştı İsmail İrtek. Cumartesi günü de çalışacağını söylemişti. Müdürün odasında güvenlik kamerası kayıtlarını izledik. Bankaya öğleye doğru gelmişti. Saat altı gibi, boş bir spor çantasıyla kasa odasına girmiş, on dakika sonra da çanta dolu olarak bankadan ayrılmıştı.

“Her zaman en erken gelip en geç çıkanımızdı İsmail,” dedi banka müdürü. “Bekar olduğu, evde bekleyeni olmadığı için hafta sonları çalışmak onun için sorun olmazdı. Bugün iki kamu kuruluşunun maaş ödemesi vardı. Hepsini almış.”

“Bu sıralar tatile çıkmak gibi bir düşüncesi var mıydı?” diye sordu Amirim.

Müdür, bilgisayarında bir dosya açtı.

“Yıllık izin çizelgesine göre, izine çıkmasına daha iki ay varmış.”

***

Evde ne çanta ne de para bulunmuştu. Aklımıza önce en kötü ihtimal geldi. “İnşallah değildir,” dedi Amirim. “Bütün emniyet camiası zan altında kalır. Temizleyemeyiz bu pisliği.”

Olay yerine ilk giden karakol ekibiyle görüştük. Kapı açılmayınca kapıcıyı çilingir bulmaya gönderdiklerini söylediler. Sonra da yönetici ve kapıcıyla birlikte içeri girmişlerdi. Çanta filan görmemişlerdi.

Tekrar İsmail İrtek’in dairesine gittik. Yatak odasından banyoya, mutfaktan tuvalete kadar her yeri yeniden didik didik aradık. Ne çanta ne de paradan eser vardı.

Tam çıkmak üzereyken, merdivenlerden elinde küçük bir çantayla çıkmakta olan bir adamla karşılaştık. Biz İsmail’in kapısını kilitlerken, o da anahtarını karşı dairenin kapısına soktu.

“Hayırdır beyler?” dedi ters ters bakarak. “Bir durum mu var?”

“Hayır, hayır,” dedi Amirim.

***

Sorgu odasında kabadayılığından eser kalmamıştı Bedri’nin.

“Benim ne ilgim olabilir İsmail’in ölümüyle Amirim?” dedi. “Siz söyleyene kadar öldüğünden haberim bile yoktu.”

“Daha iki gün önce tehdit etmişsin adamı. ‘Öldüreceğim seni, yaşatmam buralarda’ demişsin.”

“Sinirden söylenmiş laflardı onlar Amirim. O da bana söyledi bu tür şeyler.”

“İsmail’in ölümünden birkaç saat sonra neden ortadan kayboldun?” diye sordu Amirim.

“Niye kaybolayım Amirim? Bir arkadaşla hafta sonu kaçamağı yapalım dedik. Kızılcahamam’da oteldeydim ben. Kontrol edin bana inanmıyorsanız.”

“Edeceğiz,” dedi Amirim. “Görüşür müydünüz siz bu İsmail’le?

“Ahbaplığımız yoktu, merhaba merhaba. O kadar.”

“Evine gitmedin mi hiç?”

“Yok valla. Hiç gitmedim.”

“O zaman neden evin her yerinde parmak izlerin var?”

Bedri’nin gözleri açıldı.

“Aman Amirim! O eve adımımı atmadım.”

“O zaman ne arıyor ulan parmak izlerin adamın evinde? İsmail’den dayağı yiyince gurur yaptın, intikam almak istedin. Aradan birkaç gün geçince de eline bir şişe içki alıp özür dileme ayağıyla adamın kapısını çaldın. Sonra da…”

Bedri ufak tefek suçlar konusunda tecrübeli olabilirdi ama cinayetle suçlanmak ayrı bir şeydi.

“Amirim, gerçekten… Hiç girmedim ben o eve.”

“İsmail’e neden bulaştın?” diye sordu Amirim.

“Ben neden bulaşayım Amirim? O geldi bana bulaştı.”

“Adam yıllardır aynı yerde oturuyor, kimseye sesini bile yükseltmemiş. Sana niye bulaşsın?”

“Hep o karının yüzünden Amirim. O dolduruşa getirmiş İsmail’i.”

“Hangi karı bu?”

” Üst katta oturan… Tülay.”

Önce kayıp iki milyon, şimdi de bir kadın… İsmail’in hayatı, komşularının sandığı kadar renksiz değildi anlaşılan.

“İsmail’le ne ilgisi var bu kadının?”

Bedri duraladı, derdini anlatmak için en doğru cümleyi arıyordu sanırım.

“İsmail, Tülay’a çakıyordu,” dedi. “Kocası haftanın iki üç günü evde olmazdı, Tülay da gizlice İsmail’in evine gelirdi.”

“Ee,” dedi Amirim. “Sana ne bundan?”

“Olur mu Amirim, kadın evli. Apartmanda herkesin ailesi, çoluğu çocuğu var…”

Amirim Bedri’ye bir solucana bakar gibi baktı.

“Bırak ulan bu ayakları! Apartmanın namus bekçiliğini yapmak sana mı düştü dallama!”

“Ama Amirim…”

Amirim gözlerini kısarak yüzünü masanın üzerinden ağır ağır Bedri’ye doğru yanaştırdı.

“Kadına asıldın değil mi? Madem İsmail’e veriyor, bana da versin diye düşündün.”

Bedri’nin burnunun ucunda bekleyen ter damlası, kendini yavaşça masanın üzerine bıraktı.

“Öyle olmadı mı?” diye üsteledi Amirim.

Bedri, gömleğinin koluyla yüzünde birikmiş ter damlacıklarını sildi.

“Bir gün,” dedi. “Merdivenlerde karşılaştım, eve çağırdım bir içki içmek için… O da gitmiş, İsmail’e anlatmış.”

Bedri’yi nezarethaneye attık. Büroya döndüğümüzde parmak izi sonuçları gelmişti. Evde İsmail’den başkasının parmak izine rastlanmamıştı.

Kızılcahamam’daki otel de Bedri’nin o gece tesislerinde kaldığını doğruladı.

“Bedri’yi bırakıyor muyuz Amirim?” diye sordum.

“Kalsın bu gece fırsatçı pezevenk!” dedi.

***

Aracımızı park ederken, “Bu Tülay’ın kocası öğrenmiş olabilir aralarındaki ilişkiyi,” dedi Amirim. “Umarım kadının cesediyle karşılaşmayız.”

Yukarı çıkıp çiftin dairesinin zilini çaldık. Açan olmadı. Yöneticiye uğrayıp Tülay Hanım’ın ya da kocasının telefonunun kendisinde olup olmadığını sorduk. Bir klasörden, apartman sakinleri tarafından doldurulması zorunlu olan formun kopyasını bulup söyledi. Alışık olduğumuz kadın sesi, abonelerine ulaşılamadığını, daha sonra tekrar aramamızı istedi.

Amirim, Savcı’yı arayarak durumu anlattı. Savcı, içeriye girebileceğimizi, arama iznini yetiştireceğini söyledi. Olay Yeri İnceleme Şubesi’ni aradık. Apartman görevlisini yine çilingire yolladık.

Hilmi Bey, “Ekrem Bey ve Tülay Hanım biraz sorunlu bir çifttir,” dedi. “Aralarında epey bir yaş farkı var. Bu kadar genç bir kadın alınca, haliyle kıskançlık durumları filan oluyor tabii. Tülay Hanım markete bile başı önünde gider gelirdi. Haftanın iki üç günü de döverdi kadını. Bütün apartman duyardı zavallının çığlıklarını.”

“Kadın dayak yerken siz de dinliyor muydunuz?” diye sordu Amirim. “Polis çağırmak aklınıza gelmedi mi hiç?”

“Aman Amirim, karı kocanın arasına girilir mi? Yarın barışırlar, kötü biz oluruz.”

“Ne iş yapar bu Ekrem?”

“Serbest çalışıyorum, ticaret yapıyorum filan demişti ilk taşındıklarında.”

İçeride ceset yoktu. Kimse yoktu. Doğru dürüst eşya bile yoktu. Birkaç yerinden yayları fırlamış bir üçlü kanepe, iki kıytırık koltuk, küçük bir portatif masa, üzerinde tüplü bir televizyonun durduğu bir sehpa. Salonun bütün eşyası bu kadardı. Odanın biri tamamen boştu. Yatak odasında da eski bir çift kişilik yatak ve fermuarlı, küçük bir gardırop vardı. Mutfaktan çıkan Amirim, “Doğru dürüst kabı kacağı da yokmuş bunların,” dedi.

“Parmak izleri bile yokmuş,” dedi Oktay Komiser.

“Nasıl?” diye sordu Amirim hayretle.

“Her yeri silmişler,” dedi Oktay Komiser. “Tek bir iz bile bulamadık. Kanepenin üzerinde bir sürü kıl var. Kedi kılı mı köpek kılı mı anlayamadım.”

***

Ekrem Özbaş (48) diye biri hiç var olmamıştı. Tülay Özbaş (26) da keza. Forma yazdıkları kimlik bilgileri gerçek değildi.

“Önce,” dedi Amirim, “İsmail’i küvette ölü bulduk. Alkollüydü ve kafasında darbe izi vardı. Otopsi raporu, darbenin ölüm meydana gelmeden önce olduğunu doğruladı.”

“Dengesini kaybetti, kafasını küvetin kenarına çarptı.  Ya da…” diye devam ettim.

“Ya da,” dedi Amirim, “birisi kafasını küvetin kenarına çarpmasına yardım etti.”

“Sonra, İsmail’in aynı gün, çalıştığı bankadan para çaldığını öğrendik.”

“Evde pasaport ve uçak bileti vardı. Abbas yolcuydu.”

“Bilet tek yönlüydü. Geri dönmeye niyeti yoktu.”

“Buraya kadar her şey tamam,” dedi Amirim. “Bu sefer de sahneye komşu kadın girdi. O efendi, kendi halinde İsmail’in gizli zampara olduğunu öğrendik. İsmail, Tülay’ın kocasından şiddet gördüğünü biliyordu. Tülay’la beraber kaçma planı yapmışlardı. Ekrem’den kurtulmanın tek yolu yurtdışına çıkmak ve orada yaşamaktı. Bunun için de bol paraya ihtiyaç vardı.”

“Kadına ait uçak bileti bulamadık.”

“Belki havaalanına ayrı ayrı gidip orada buluşacaklardı. O yüzden bileti kadına vermişti.”

“Son anda Ekrem, her nasılsa olaya uyandı… Peki Tülay’ı neden öldürmedi?”

“Öldürüp öldürmediğini bilmiyoruz… Belki başka bir yerde öldürdü… Belki de karısını affetti, İsmail’i cezalandırmakla yetindi.”

“Ne var ne yok? Var mı bir gelişme?” diyerek odaya girdi Oktay Komiser.

“Yok be Oktay,” dedi Amirim. “Tepinip duruyoruz. Sen de var mı bir şeyler?”

“Dediğim gibi,” diye karşılık verdi Oktay Komiser. “İşe yarar tek bir iz bile yok. Kanepenin üzerinde bulduklarımız da köpek kılıymış.”

***

Semtteki veteriner kliniklerini dolaştık. Bir tanesi hatırladı Tülay’ı. “Evet,” dedi, “Karamel’in sahibi.” Yorkshire Terrier cinsi bir köpekti Karamel. Bilgisayarından kayıtlara baktı. “Dört gün sonra iç ve dış parazit aşıları için gelecek Tülay Hanım, geçen ay kuduz aşısını yapmışız Karamel’in.”

“Hadi bakalım,” dedik. “İnşallah gelebilir.”

***

Sonraki üç günümüz çok yoğun geçti. Yüze yakın telefon görüşmesi yaptık.Bir sürü e-posta gönderdik. Morga getirilen her kimliği belirsiz cesedi kontrol ettik. Kayıp kişiler bülteninin en sadık okuru olduk. Ekrem ve Tülay’ın ne dirisinden ne de ölüsünden haber vardı.

***

Beş gün sonra, Tülay’ı, kucağında Karamel, Çankaya’da bir veteriner kliniğinin bekleme salonunda bulduk. Hayvanın gıdısını okşayan Amirim, “Çok şekermiş,” dedi. “Bakacak birileri var mı bari?”

Kadın, ürkerek baktı tepesinde dikilen Amirime.

“Pardon?”

“Siz diyorum, hapisteyken kim bakacak bu yavruya?”

Amirim bu cuk oturan final cümlesini önceden mi düşünmüştü yoksa doğaçlama mı yaptı, anlayamadım.

***

Ankara merkezde yüz yirmi üç, çevre ilçelerde ise otuz sekiz tane veteriner kliniği vardı. Eğer Ankara dışına kaçmadılarsa, Tülay’ın çok düşkün olduğu Karamel’i zamanında aşıya götüreceğini düşünmüştük. Veteriner Hekimleri Birliği’nden aldığımız listede bulunan bütün veterinerleri arayıp durumu anlattık, Tülay’ın eşkalini, köpeğin cinsini ve adını verdik. Çankaya’da yeni kiraladıkları eve yakın bir veterinere giden Tülay, kendi adını değiştirmiş fakat (belki de hayvanın kimlik bunalımı geçirmesinden korktuğu için) köpeğinin adını değiştirmeyi ihmal etmişti. Dikkatli veterinerin bizi aramasıyla yarım saat içinde kliniğe damlamıştık.

***

Evde viski eşliğinde maç keyfi yapan Ekrem’i de aldık. Paraları iki yüz elli bin lira eksiğiyle ele geçirdik. Lüks bir daire kiralamış, zengin bir gardırop düzmüş ve sıfır bir araba çekmişti altına asıl adı Ayhan olan sözde Ekrem. Asıl adı Deniz olan sözde Tülay’la birlikte ilk çevirdikleri dalavere değildi bu olay. Deniz’in, internet üzerinden olta atıp ilişkiye girdiği birkaç iş adamının uygunsuz durumlarda fotoğraf ve videolarını çekmişler, adamlara şantaj yapmışlardı. Sonuncu işlerinde, işin bokunu çıkarıp aynı adamdan üçüncü kez para sızdırmaya çalışınca adam polise başvurmuş, bunlar da ortadan kaybolmuşlardı.

Ayhan, susma hakkını kullandı, avukat istedi. Cinayetin üzerine kalacağından korkan Deniz’se bizi hiç zorlamadan iş birliği yaptı:

“Bankaya bir iş için gittiğimizde gözüne kestirmiş İsmail’i Ayhan. Adamın gözünü benden alamadığını söyledi. Birkaç kez daha bankaya gidip İsmail’le samimiyet kuracaktım. Sonra da ilişki sırasında fotoğraflarını çekip para isteyecektik. Evini öğrenmek için iş çıkışı adamı takip ettik. Oturduğu apartmanda kiralık daire olduğunu öğrenince hemen tuttuk. Sabahları İsmail’in işe gidiş saatinde Karamel’i dışarı çıkarmaya başladım. O sayede tanıştım kendisiyle. İçine kapanık ve çekingendi. Benden çok etkilenmişti. Benimle karşılaştığında heyecanlanıyor, eli ayağı birbirine karışıyordu. Bu yaşına kadar bir kadınla doğru dürüst bir ilişki yaşamadığı belli oluyordu. Ayhan beni dövüyormuş gibi bazı geceler dairede gürültü yapıyorduk. Mutsuz bir evliliğim olduğunu filan söylüyordum sürekli. Bir akşam, Ayhan yine bana saldırdı bahanesiyle İsmail’in evine sığındım. Güya beni gizledi, korudu. Erkeklik gururu okşanmıştı. O akşam onunla birlikte oldum. Birkaç hafta sonra, Ayhan’ı bırakmamı, kendisiyle evlenmemi istedi. Bunun mümkün olmadığını, Ayhan’ın nereye gidersek gidelim bizi bulacağını ve öldüreceğini söyledim. O da yurtdışına kaçarız dedi. Ne yaparız oralarda, nasıl geçiniriz diye sorduğumda, o işi bana bırak dedi. Bir hafta sonra da vakit tamam, bu hafta sonu yolculuk var, dedi.”

“Uçak biletlerinizi aldı. Bankayı soydu. Sonra?”

“Ertesi gün uçağa bineceğimizi söyledi. O hafta sonu Ayhan’ın şehir dışında olacağını sanıyordu. Dairesine gittim. Kutlamak bahanesiyle bir şişe de viski götürdüm. Alkole alışık olmadığı için hemen sarhoş oldu. Beraber banyo yapalım diye küveti doldurup kendisini banyoya soktum. O beni beklerken Ekrem’i içeri aldım.”

“Adamın kafasını küvete vurup sonra da boğdunuz.”

“Hayır, hayır! Ayhan bana İsmail’i bağlayacağını, paraları alıp gideceğimizi söylemişti. Öldüreceğinden haberim yoktu.”

“Senin için aldığı bileti yok ettiniz, evdeki izlerinizi de sildikten sonra ortadan kayboldunuz.”

Savcılığa sevk ederken, Ayhan’a istediği kadar susabileceğini, sevgilisinin her şeyi itiraf ettiğini söyledik. Susma hakkından vazgeçti: “Bu iti yanımızda gezdirip durma, bela olacak başımıza diye kaç kere söyledim o beyinsiz karıya!”

Facebook Yorumları
Ücretsiz! Okuyun!spot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar