Ana SayfaDedektif Dergi 20. Sayıİnteraktif Hikaye: Oyuna Davet!

İnteraktif Hikaye: Oyuna Davet!

Yayın Tarihi:

spot_img

Oyuna var mısın?

Bu öyküyü birlikte yazmaya ne dersin?

Lütfen dikkatle oku ve ikinci bölümü sen yaz!

Detaylar bölümün sonunda!

 

1.BÖLÜM

Sabahın yedisinde, yine puslu ve karanlık bir Ankara sabahına gözlerini açtı Osman. Günlerden Çarşambaydı, ama Osman Pazartesi gibi hissediyordu. Aslında uzun zamandır her günü, her sabahı Pazartesi gibi hissediyordu. Elleriyle gözlerindeki çapakları ovuşturdu biraz. Yarım ağızla esnedi, hafif gerinir gibi yaptı yataktan kalkmadan önce. Üzerindeki kırışık, çubuklu pijamasıyla doğrulup yatağın kenarına oturdu. Gözlerini yere dikip yatağın kenarına birbirine paralel çıkardığı terliklerini izledi bir süre. Damat terlikleri. Serpil’in ailesinin nişan töreninde hediye getirdiği bohçadan çıkan damat terlikleri. On iki sene süren evliliklerinden elinde kalan yegâne şey buydu işte. Parlak, deri terlikleri çıplak ayaklarına geçirdi.

Pencereye gidip koyu kahverengi perdeleri çekti iki yana. Gönül isterdi ki içeri günışığı ve kuş cıvıltıları dolsun, günü bir nebze olsun aydınlansın, ama nerde o günler? Kasım ayının sonlarıydı. Ankara’da ilkbahar esintilerini solumaya aylar vardı daha. Üstelik Osman’ın evi eksi ikinci kotta, binanın en alt katındaydı. Penceresine parmaklıklar takılıydı ve evi neşeyle dolduracak günışıkları Osman için uzak bir hayalden ibaretti.

Terliklerini sürüyerek banyoya gitti, musluğu açıp soğuk suyu çarptı suratına birkaç defa. Islak suratına parmak uçlarını sürterek aynada dikkatle yüzünü inceledi bir müddet; kırk beş yılın izlerini taşıyan, yıllar geçtikçe çizgileri derinleşen, kırları yoğunlaşan, bakışları donuklaşan suretini. Sonra kendine geldi, işe geç kalmamak için her sabah yaptığı gibi tıraş takımını çıkarıp sabununu bolca köpürterek hızla tıraşını oldu. Odasına geri döndü, bir türlü tek çizgi ütülemeyi beceremediği pantolonunu ve gömleğini geçirdi üzerine, kravatını bağladı çabucak. Dış kapının önünde ayakkabılarını ve paltosunu giyindi, boy aynasında kendine şöyle bir baktı. Zayıflamış, sağlıksız görünen silueti, aşağı sarkmış dudak çizgileri, akı sararmış küskün gözleri, ne renk, ne şekil, ne beden giyerse giysin üzerinde emanetmiş gibi duran kıyafetleriyle her zamanki Osman’dı işte.

Oğlunun aynanın kenarına iliştirilmiş vesikalık resmine gözü takıldı sonra. İçi bir an sevgiyle titredi. O fotoğrafta yedi yaşındaydı daha… Beş sene önce Serpil’le boşandıklarından beri iki haftada bir hafta sonu çocuğunu görebiliyordu, onda da ekstradan bir kurs, eğitim, okul etkinliği gibi bir engel çıkmazsa. Başlarda fena değildi. Oğlan da babasını özlemiş oluyor, birlikte geçirecekleri hafta sonunu iple çekiyordu. Ama yıllar geçtikçe, büyüdükçe uzaklaşmaya başladı babasından. Sıkılıyordu çocuk. Bu evde zaman geçirmeyi sevmiyordu. Dışarıda gezmeye, AVM’lerde yemek yemeye, belki sinemaya gitmeye, dönüşte de oğlanın istediği bir oyuncak, kıyafet falan alıp dönmeye başladılar. Babasında kalmak istemiyordu gece, illaki eve dönmeye tutturur olmuştu.

Osman da isterdi daha aydınlık, ferah, zevkli döşenmiş bir evde oturmayı, imkânı olsa. Rahmetli anne-babasından kalmıştı bu iki artı bir ev. Boşanırken Serpil’e güzel bir tazminat, çocuğu için de her ay maaşının üçte birini nafaka olarak verince, yeni bir hayat kurma şansı kalmamıştı haliyle. Evdeki tüm eşyalar anne-babasından, hatta kendi çocukluğundan kalmaydı. Serpil’le oturdukları evden bir çöp bile almadan çıkmıştı. Hoş; hobileri, kişisel zevkleri, özel alanı ve eşyaları olan bir adam olmamıştı hiçbir zaman. Serpil ne alırsa onu giyer, ne pişirirse onu yer, televizyonda ne açarsa onu izlerdi. Tüm hayatlarını Serpil organize eder, Osman sessiz bir gölge gibi onu takip ederdi. Belki de bu yüzden bu kadar sıkılmış, daha fazla tahammül edememişti kadıncağız bu evliliğe. Kızamıyordu Osman, suçlayamıyordu Serpil’i. İyi bir eş, iyi bir anne olmuştu elinden geldiğince, daha ne yapsındı kadın? Onun hayatına ufacık bir renk dahi katamamak Osman’ın kabahati, hadi kabahati demeyelim de, yetersizliğiydi.

Her zamanki gibi evinin iki yüz metre ötesindeki otobüs durağına yürüdü, her zamanki kadar bekledi, her zamanki otobüse bindi işe gitmek için. Yaklaşık otuz dakika sonra uzun yıllardır neferlerinden biri olduğu kurumdan içeri adım attı. Her zamanki gibi kafasını hafif eğerek selamladı kapıdaki güvenliği. Yeni tadilattan geçmiş, ama yine de kasvetinden bir şey kaybetmemiş binanın dar koridorlarından geçerek iki kişiyle daha paylaştığı odasına girdi. Diğerleri gelmemişti daha. Osman onlar gibi rahat ve şamatacı değildi, dakik ve düzenliydi. Amirlerine itaat eder, göze batmamaya çalışırdı. İşten kovulmaktan ise ölesiye korkardı. Hayatında istikrarla devam eden tek şey, ruhunu emen şu boktan işti. Onu da kaybederse, ne yapardı?

Yeni birkaç dosyanın daha yığıldığı masasına oturdu. Bilgisayarını açtı. Çaycının kapıyı çalmadan girip sormadan masasına bıraktığı zehir gibi çayını aç karına yudumlarken e-maillerini kontrol etti. Günlük iş talimatlarını aldı. Odasını paylaştığı iş arkadaşlarının neşeyle girişlerini sade bir selamla karşıladı, eğlenceli muhabbetlerine kulaklarını tıkadı ve öğlene kadar bir asker disipliniyle çalıştı. Öğle yemeğine çıktı, geri döndü, yine çalıştı. Akşam 18.00’i geçerken işten çıkıp her zamanki otobüs durağına yürüdü, her zamankinden fazla bekledi, yine otobüsüne bindi, yoğun trafik nedeniyle elli dakika kadar sonra evine vardı.

Binanın dış kapısından girip posta kutusuna yöneldi. Kebapçı/pizzacı broşürleri ve ödenecek faturalar dışında bir şey gelmezdi, biliyordu, ama yine de iki güne bir posta kutusunu boşaltmazsa içi rahat etmezdi. Hiç hoşlanmazdı öyle kutudan dışarı taşmış broşür görüntüsünden. Hem, evde kimse yok zannedip hırsızlık yapmaya falan kalkabilirlerdi, çalacak ne bulacaklarsa Osman’ın evinde?

Posta kutusunda birikmiş kâğıt tomarını aldı, kutuyu tekrar kilitledi. Posta kutularının hemen yanına apartman yönetiminin koymuş olduğu çöp kutusunun başına gitti, elindeki kâğıtlara tek tek bakıp, çöpe atmaya koyuldu.

Pizzacı, kebapçı, börekçi, dürümcü, pizzacı, sulu yemekçi, OYUNA DAVET, kebapçı, pideci, pastane…

Bir an durdu ve çöpten geri aldı. OYUNA DAVET mi?

Sarı, ağzı kapalı bir zarfın üzerine her harf farklı bir yerden kesilmiş, yapıştırılmıştı: OYUNA DAVET.

Sağını, solunu çevirip baktı, kendine özel gönderildiğine dair bir iz göremedi. “Yeni nesil, değişik reklamlardan biri herhalde,” diye geçirdi aklından. Çöpe geri attı, diğer kâğıtları da gözden geçirdi hızlı hızlı, faturaları cebine soktu ve evine yöneldi.

Eve girince anahtarlarını ve cebine soktuğu faturaları girişteki portmantoya attı, üstünü başını çıkarıp pijamalarını giydi hemen. Banyoda elini, yüzünü ve ayaklarını yıkadı. Bu naylon çoraplar yine feci kokutmuştu ayaklarını. Serpil’in aldıkları hiç kokutmazdı halbuki. Nasıl anlıyordu acaba?

Mutfağa geçip bir çay koydu, ekmek, peynir çıkardı ve domatesli, biberli bir tost yapmaya karar verdi kendine. Tostunu evladiyelik makinede bastırırken, aklına buzdolabındaki fi tarihinden kalma yarım şişe rakı takıldı. ‘Hayırdır inşallah?’ diye geçirdi içinden. En son altı ay önce falan bir kadeh içmişti herhalde, efkâr basan bir gecede.

Açtı, rakı doldurdu bir çay bardağına. Tostu, rakısı ve çayıyla birlikte salona geçti. Televizyonun karşısında anlamadığı bir diziye bakıp tostunu dişlerken rakısından da, çayından da aldı yudum yudum. OYUNA DAVET mi? Ne reklamıydı acaba? Değişik bir şey gibiydi. Her harf tek tek yapıştırılmıştı. Eğer reklamsa, yüzlerce harfi o şekilde nasıl yapıştırmışlardı peki? İkinci bardak rakısını yudumlarken içinde bir şeylerin kıpır kıpır kaynamaya başladığını hissetti. Neden açıp bakmamıştı sanki? Ne salaklık…

Üçüncü bardağını içerken gidip zarfı çöpten almaya karar verdi. Çubuklu pijamasının üzerine rahmetli annesinin ördüğü yeleği geçirdi, evin anahtarlarını yeleğin cebine atıp kapıyı açtı, şöyle bir baktı apartmanın içine. Kimseler görünmüyordu bu saatte. Damat terlikleri ayağında, bina girişine doğru merdivenlere yöneldi. Girişteki çöp kutusunun başına gelince sağa sola bakınıp elini daldırdı kâğıt dolu kutuya. Biraz karıştırınca, kendini belli etti hemen sarı zarf, diğer rengârenk broşürlerin arasından. OYUNA DAVET. Oh be!

Tam o esnada apartman yöneticisi Selçuk Bey merdivenlerden zank diye iniverdi. O güne kadar sadece işe giderken ve işten gelirken gördüğü Osman’ı pijamalar içinde, çöp kutusunun başında görünce, epey şaşırdı haliyle. “Hayırdır Osman Bey, bir sorun mu var?” dedi, gerçekten ilgili bir ses tonuyla. Osman panikledi. “Yok yok, faturayı atmışım yanlışlıkla çöpe, onu almaya gelmiştim, iyi akşamlar!” deyip, şıpıdık şıpıdık kaçtı Selçuk Bey’in huzurundan. Kendini eve atıp kapıyı kilitledi hemen.

Soluk soluğa kalmıştı. İçi içine sığmıyordu. Tekrar salona geçip koltuğa oturdu. Rakısından irice bir yudum çekip nefesini sakinleştirmeye çalıştı. Zarfı evirip çevirdi biraz elinde. Normal, özelliksiz bir zarftı işte. Ama davetkârdı. Uzun zamandır başına gelen en heyecanlı şeydi.

Mutfaktan bir meyve bıçağı getirdi ve zarfı özenle yırttı. İçindeki dörde katlanmış sarı kâğıdı çıkarıp dikkatle açtı. Muntazam bir el yazısı ile kendi adını en tepede yazılmış görünce bir anda yüreği ağzına geldi:

Merhaba Osman!

Evet Osman Uzunkavak, senden bahsediyorum.

Hayatını değiştirmek ister misin?

Peki, buna gücün ve cesaretin var mı?

Cevabın evet ise bu Cumartesi saat 14.00’de aşağıda yazılı adreste ol.

Yalnız.

 

Hepsi bu kadardı.

Kalbi ağzından çıkacakmış gibi çarparken bardağında kalan son rakıyı kafasına dikti. Bu da neyin nesiydi böyle? Ne yapacaktı şimdi?

 

– 1. BÖLÜMÜN SONU –

2. Bölüm için okurlardan gelen seçenekleri aşağıda okuyabilirsin.

3. Bölümü sen yazmaya ne dersin? İnternaktif Hikaye: Oyuna Davet’in ilk bölümünü okumak istersen tıkla.

 

 

***

Bu oyuna var mısın? Öykünün ikinci bölümünü sen yazmak ister misin?

Cevabın evet ise tüm yaratıcılığını kullan ve öyküyü 700 kelimeden az olmayacak şekilde devam ettir! Kritik bir noktada bırakıp bir sonraki sayıda başka bir yazarın devam etmesini sağlayabilirsen, harika olur!

Öykünün devamı için önerilerini 5 Nisan 2020 tarihine kadar dedektifdergi@gmail.com adresine gönder! En uygun bulunan 2 metin 21. sayıda yayınlanacak ve her yazara birer kitap hediye edeceğiz. (Hediye kitaplar imzalı da olabilir!)

Haydi, bekliyoruz!

***

Yorum Bırakın:

yorum

EN SON YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...

2021 Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması Sonuçları

2021 yılında düzenlenen 2. Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Necati Göksel, Dr. Saniye...

BENZER YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...