ÖDÜLLÜ BİR ROMANA DEDEKTİF’TEN SON OKUMA

Diğer Yazılar

Gamze Yayık
Gamze Yayık
Gamze Yayık. 1972 yılında doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle Türkiye’nin farklı şehir ve okullarında süren eğitimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden 1994 yılında mezuniyetiyle son buldu. İşsiz bir mühendis olarak başladığı yetişkinliğini Ying Yang mahlasıyla DivxPlanet sitesinde polisiye dizi ve filmlere gönüllü altyazı çevirmenliği, altyazı editörlüğü yaparak geçirdi. En büyük tutkusu olan kitaplardan ve okuyup öğrenmekten asla vazgeçmedi. İzmir’de yaşıyor. Halen Handan Gökçek’in “Yaratıcı Yazarlık” Atölyesi’nde polisiye okuma tutkusunu yazma uğraşına çevirmeye çabalayan bir öğrenci.

Çıktığı günden bu yana karşılıklı anlayış ve destek içinde olduğumuz SUÇÜSTÜ Dergisi’nin İlk Polisiye Roman Yarışması, okurları ikinci kez yeni bir yazarla tanıştırdı. 2025 yılının kazanan ismi, Şüphe romanıyla Nadide AcarYılmaz oldu. Şüphe, geçtiğimiz günlerde İzan yayıncılık etiketiyle satışa sunuldu. Bu yazı vesilesiyle Dedektif Dergi ekibi olarak yazarı tekrar tebrik ediyor, edebiyat yolculuğunda başarılar diliyoruz.

Günümüz edebiyat dünyasında yazarların sıkça yakındığı iki konu var; basım için yazardan para talep eden yayınevleri ve okura erişebilmenin zorluğu. Her iki konuda da kapitalist sistemin açgözlü çarkları acımasızca işliyor. Okur sayısının düştüğü, yazar sayısının arttığı yönündeki verileri doğru saysak bile, eser seçerken yazarın sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısını soruşturan, imza günlerine eşin, dostun, akraban gelirse kaç satarım diye parmak hesabı yapan ticarethaneler dışında edebiyata, yazara ve elbette okura saygısı olan az sayıda yayınevi kaldığını üzülerek gözlemliyoruz. Yapay Zekâ konusuna hiç girmiyorum ki konu uzamasın.

Bu nedenlerle pek çok yazar, özellikle de yazı dünyasına yeni adım atıyorsa, edebiyatın farklı dallarında açılan yarışmalara rağbet ediyor. Neyse ki bu yarışmaların ve ödüllerin büyük çoğunluğu taze kalemleri heveslendirmek ve okuru farklı ve yeni zihinlerle tanıştırmak niyetinde. Dedektif Dergi’yi yakından takip eden okurlarımız Zehirli Kalem Polisiye Öykü Ödülü’nden haberdardır mutlaka. Bu ödül vesilesiyle polisiye dünyasına nice kalemleri kazandırdığımızı da illaki bilirsiniz.

Şüphe, yukarıda anlattığım türde bir yarışmayla okur önüne çıkabilen bir ilk roman.

2025 yılı kazananı Nadide Acar Yılmaz, Ankara’da yaşayan bir kimya mühendisi. Uzun yıllar kendi mesleğini icra ettikten sonra edebiyata gönül vermiş bir emekçi. Yazdığı öyküleri farklı ödüllerle taçlanan yazar, cesaretini toplayarak ilk roman yarışmasına başvurmuş. Yarışmanın sonucunda da kısa ama derli toplu dosyasıyla birincilik ödülüne layık görülmüş.

Romanın ön sözünde Alper Kaya, hikâyedeki asıl sorunun “Kim yaptı?” olmadığını söylemiş. Tecrübeli bir polisiye okuru olarak buna katılmadığımı belirtmek isterim. Her ne kadar romana ismini veren ŞÜPHE hissi kurgu boyunca sürse de bir okur olarak ben her sayfayı katili arayarak çevirdim. En azından Mehtap Komiser’in eşi tarafından aldatılıp aldatılmadığını hiç dert edinmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Katilin okurdan ustaca gizlendiği, okurun satırlar arasında dikkatle ipucu aradığı tür, hiç şüphe götürmez ki polisiye kurgunun en sevilen metinleridir. Romanlarda cürmü kimin işlediğinin önemsenmesinin artık demode olduğunu iddia edenlerin evde gizli gizli çok satan, güncel Whodunit eserleri okuduğuna eminim ama ispat edemem. Bu bağlamda Şüphe’nin kurgu boyunca katili aradığımız bir polisiye olduğunu düşünüyorum.

Şüphe oldukça kısa bir roman. Bu konuda yazara müteşekkirim. Vakaya odaklanmış, gereksiz detaylardan arınmış, hedefine hızla koşan kurgular okurun romanı soluksuz okumasını sağlar. Olayın muammasını çözmekten hoşlanan, çözüm sürecinde yaşananları takip etmekten zevk alan okurlardansanız romanı uzun, upuzun tarihi mekân tasvirleriyle, yemek tarifleriyle, Yunan tanrılarının karmakarışık ilişkileriyle dolduran polisiye metinlerden nasıl yorulduğumuzu da bilirsiniz. Vakayı çözmeye kararlı zihinlerimizi bazen sırf bulandırmak için, bazense ‘bak polisiyeye katman katman yüksek(!) edebiyat katarak nasıl şaheserler yaratıyorum,’ demek adına bu eziyeti yapan yazarları fırsatını bulmuşken bir sefer daha esefle kınayalım.

Şüphe’nin ana karakteri bir kadın polis. Son dönemde rafa çıkan yerli romanlarda gerçek hayatın tersine Cinayet Büro’da çalışan kadın memurlara sıkça rastlıyoruz. Bu şimdilik sevindirici olsa da ileride klişe olma yolunda bir tehlike. Mehtap kusurlu bir karakter; mesleğinde henüz ehil değil, kendine güveni zayıf, duygusal olarak incinmeye müsait ve en kötüsü ailesine olan bağlılığı mesleğine olan sadakatinin önünde. Eğitimli bir polis olmasına rağmen daha ilk bölümde olay yerinden delil aşırıp saklıyor. Suçu çözmeden önce suça bulaşmakta sakınca görmüyor. Bu bakımdan hasarlı bir karakterden beklentimizi karşılıyor. Romanın zamanı tek bir gün olduğu için, yani cinayetin araştırılıp çözülmesi bir gün içinde gerçekleştiğinden, kahramanda çok büyük bir değişiklik beklentisine girmemek gerek.

Mehtap olay yerinde bir yakınına ait eşyayı bulunca mesleğini tehlikeye atarak kendi soruşturmasını yürütmeye karar veriyor. Soruşturma sürecinde umulmadık ilişkiler ve olaylar açığa çıkıyor. Her bulgu Mehtap’ı katile yaklaştırırken, mesleğinden ve ailesinden uzaklaştırıyor. Okuma keyfini bozmamak için romanın detaylarına girmeyeceğim.

Yazar, karakter sayısını makul tutarak romanın olay odaklı kalmasını başarmış. Başta kurban olmak üzere yan karakterlerin tasvirlerini gerçekçi, diyaloglarını doğal buldum.

Görsel tasarımın bu kadar kolaylaştığı bir dönemde kapağın tasarımını beğenmediğimi ve özensiz bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Yapay Zekâ belası yüzünden raflar yapay ve abartılı kapaklarla dolu. Bu nedenle bir çizerin emeği olan kapaklar raflarda daha kıymetli duruyor. En azından grafik tasarımı biraz daha çarpıcı bir kapak Şüphe için daha uygun olurdu. Yazı sanatının bir tamamlayıcısı olarak kapak ve arka kapak konusunda yayınevlerinin daha dikkatli ve seçici olmaları elzem.

Nadide Acar Yılmaz’ın yazı diline aşina değildim. Romanda kullandığı anlatımı yalın ve yeterli buldum. Şiirsel olduğu düşünülerek devrilen cümleler, hiç duyulmadık renklerle süslenmiş mekân tasvirleri falan arıyorsanız bu romanda onlara yer yok, biliniz. Yazar, anlatımında net ve romanın sonuna dek dizginleri akıl çelen gevezelik perilerine kaptırmıyor. Elbette genişletilebilir sahneler, eklenebilir karakterler, anlatılacak alt hikâyeler olabilirdi. Ancak bu bir yazar tercihi ve kesinlikle doğru verilmiş bir karar olmuş.

Romanın belki de tek eleştirebileceğim yönü, polisiyenin kurallarından en anlamlısı olduğunu düşündüğüm adil oyun kuralında mızıkçılık yapılması. Biz polisiye okurları bu türü –saklamakta sakınca görmüyorum– zekâmızla övündüğümüz için severiz. Her vaka, çözümü son sayfadan önce bulmaya çalıştığımız bir bulmacadır. İyi bir polisiye yazarı ipuçlarını satırlar arasına ustalıkla yerleştirmeyi bilir, okuruyla bile isteye bir akıl yarışına girer. Şüphe, sürpriz sonuyla beni oldukça şaşırtsa da çözüme giden yolda ana karakterle eşit şartlara sahip olmamamız, ne yalan söyleyeyim, hayal kırıklığına uğramama neden oldu.

Yazarın derdi konusunda da biraz düşündüm. Vaka odaklı, kısa, net polisiyeleri sevsek de derdi olmayan eserlerin gelip geçici olduğunu biliriz. Şüphe’nin ilk sayfalarında yazarın üst üste kentsel dönüşümden bahsetmesi bende ilerleyen sayfalarda büyük şehirlerin modernleşmek adı altında kötü mimari ve ranta teslim olmasının ele alınacağı beklentisini oluşturmuştu. Ancak bu gerçekleşmedi. Aile, aile bağları üzerine çok derin düşünmek de zaman aralığının kısalığı ve olayın çözümündeki hız nedeniyle mümkün olmadı. Ben beklentimi yüksek tutsam da son bağlamda bunlar ve belki buna benzer sayılabilecek pek çok toplumsal mesele okurun kendi beklentisidir ve yazar bir polisiye romanda elbette bunları karşılamak zorunda değildir.

Sonuç olarak; Şüphe bir ilk roman olarak başarılı bir eser. Polisiye okurunun beklentisini karşılayacağını ve ödülü hak ettiğini söyleyebilirim. Yazarın diğer anlatılarını ve gelecekte yazdıklarını takip edeceğim. Umarız bu başarısı yeni ve hevesli kalemlere ilham olsun, polisiye edebiyata verilen nitelikli eserler artsın.

Son olarak, Suçüstü İlk Polisiye Roman Yarışması’nın 2024 yılı kazananı sevgili Umut Kaygısız ile 60. sayımızda Ramazan Atlen röportaj yapmıştı, ben de İzmir’de düzenlenen 2. Polisiye Şenliği’nde yazarla romanı hakkında yüz yüze konuşma şansı bulmuştum. Röportajı okumak isterseniz buradan (Umut Kaygısız’la Söyleşi) ulaşabilirsiniz.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar